İzmir mv. ahmet ersin ve 22 milletvekilinin, güneydoğu asya ve çin'den gelen ürünler karşısında yerli sanayinin durumu hk.
Bursa Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 72. Birleşim · 2. yasama yılı · 13 Nisan 2004 · 1.590 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Küçükaşık (CHP), 13 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİR MV. AHMET ERSİN VE 22 MİLLETVEKİLİNİN, GÜNEYDOĞU ASYA VE ÇİN'DEN GELEN ÜRÜNLER KARŞISINDA YERLİ SANAYİNİN DURUMU HK.); konuşma 1.590 kelime.
Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “İzmir mv. ahmet ersin ve 22 milletvekilinin, güneydoğu asya ve çin'den gelen ürünler karşısında yerli sanayinin durumu hk”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2004-04-13-izmir-mv-ahmet-ersin-ve-22-milletvekilinin-guneydogu-asya-ve-cin-den (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
18 Şubat 2004 tarihinde, gerek ben gerekse Sayın Resul Tosun, Uzakdoğu'dan ve Çin'den gelen mallar üzerinde burada gündemdışı söz almış ve birer konuşma yapmıştık. Bu konuşmadan sonra da Sayın Bakanımız Kürşad Tüzmen, yaklaşık yarım saate varan bir süre boyunca bizim Uzakdoğu'dan ve Çin'den gelen mallar üzerindeki gündemdışı konuşmalarımızı cevaplamıştı ve orada birtakım önermelerde bulunmuştu; şimdi, yine, Sayın CHP Milletvekili Ahmet Ersin tarafından verilen araştırma önergesinde, yirmi dakika boyunca, alınması gereken önlemleri konuştu; Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşımız da aynı şeyleri söyledi. Biz, milletvekilleri olarak, bilebildiğimiz kadar, dilimizin döndüğü kadar, edindiğimiz bilgiler kadar, hakikaten, Çin malları ve 2005 yılı sendromu hakkında konuşmalar yaptık.
Şimdi, ben size, Bursa Sanayici ve İşadamları Derneğinin 2005'le ilgili görüşleri, yine aynı şekilde Uludağ İhracatçılar Birliğinin -ki, 18 000 kayıtlı üyesi var- 2005 yılı sendromuyla ilgili önerilerinden ve görüşlerinden biraz bahsetmek istiyorum. Konuşmamın bütünü bittiğinde de sayın arkadaşımın dediği gibi, gerçekten de istihdam oranında artış olup olmayacağını, 2004 yılı verilerinin ne kadar gerçekçi olduğunu, hep birlikte görelim istiyorum.
Aynen şöyle diyor BUSİAD: "Çin'in dünya ekonomisi içindeki kural dışı önlenemez yükselişinin nedenlerini, para birimi manipülasyonu, akıl almaz devlet teşvikleri, çok düşük faizli kredi uygulamaları gibi gayri ticarî faktörler sağlamakta ve bütün bunlar, Çin'in tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin fiyatlarında yüzde 75'e varan oranlarda düşüşlere imkân vermekte ve bu ülkeye, dünya tekstil ve konfeksiyon pazarlarında haksız bir avantaj sağlamaktadır. Nitekim, Çin'in önlenemez yükselişi, rakamlara bakıldığında da kendini açıkça göstermektedir. 1994-2001 yılları arasında, dünyada tekstil ve hazır giyim sektörü yüzde 12,9 büyürken, Çin'de bu oran, tekstilde yüzde 42,4'e, hazır giyimde ise yüzde 54,4'e yükselmiştir. 2002 yılında ise, yüzde 8'lik bir büyüme gerçekleştiren Çin, 55 milyar dolarlık ihracatıyla dünyanın en büyük tekstil ihracatçısı haline gelmiştir.
2005 yılında Dünya Ticaret Örgütü kararı gereği kotaların kalkması halinde ise, felaketin boyutları ölçülemeyecek düzeye çıkacaktır. Kotaların kalkması halinde, 2005 yılından sonra dünya tekstil sektöründe 30 000 000 kişinin işsiz kalacağı tahmin edilmektedir.
Bütün dünyayı bu kadar yakından etkileyen bu tehdit, diğer ülkesel ve bölgesel ekonomik sorunlarla birlikte, ülkemizde tekstil sektörünün merkezi konumundaki şehrimizi de çok olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Çin tehdidinin yanı sıra -yüksek girdi maliyetleri- son onsekiz ay içerisinde, otomobil ve tekstil başta olmak üzere, sanayideki girdi maliyetleri yüzde 40 ila 45 oranında artmış olmasına rağmen, fiyatlar onsekiz ay önceki seviyelerdedir. Bu birbuçuk yıllık sürede asgarî ücret yüzde 38,5 oranında yükseltilmiş, SSK primleri ve yüksek vergi oranları sanayiciyi nefes alamaz konuma getirmiştir. Türkiye'de ücretler üzerinden alınan Gelir Vergisi ve sosyal güvenlik primlerinin toplam işçilik maliyeti içindeki payı 2003 yılı için ortalama yüzde 42,1'dir.
Bursa İşkur verilerine göre, 2004 yılının ilk üç ayında, şehrimizde 5 403 kişi işten çıkarılmıştır."
Yani, Bursa'da, son üç ay içerisinde tekstil sektöründe 5 403 kişi işten çıkarıldı.
"Sadece 2004 Mart ayı içerisinde 1 905 işçinin işine son verilmiştir."
Yine, sadece Bursa'dan bahsediyorum, Türkiye'nin diğer illerinden değil.
"Rakamlar durumun vahametini açıklıkla ortaya koymaktadır.
Sanayicinin, bırakın yeni yatırımlara yönelmesini, mevcut işinin devamını sağlamasını bile güçleştirmiştir. Dünya piyasalarında yaşanan bu öldüresiye rekabet ortamına döviz kurlarındaki bu anlamsız seyir de eklenince, ihracat yapan sanayici zararına satar hale gelmiştir."
Yine, Uludağ İhracatçılar Birliği de aynen şu görüşleri savunuyor: "Çin, bugüne kadar makine parkına yaptığı yatırım, eğitim-öğretimde açtığı üniversite, yüksekokul ve teknik okul miktarları, dünyanın çeşitli moda ve alım merkezlerinde kurduğu ticaret merkezleri ve organizasyonlarıyla dünyanın en büyük tekstil ve konfeksiyon üreticisi ve diğer dünya ülkeleri içinde en büyük tedarikçi ülke durumuna gelmiş bulunmaktadır.
Türkiye, gerek ABD pazarında ve bilhassa Avrupa Birliği ülkelerinde Çin'den sonra ikinci büyük tedarikçi ülkedir.
ABD, Avrupa Birliği, Kanada gibi gelişmiş ülkeler Çin'den ucuz tekstil ve konfeksiyon ürünü temin etmekten memnundurlar; çünkü, senede ortalama 50 milyar dolar ve bugüne kadar ortalama 500 milyar dolar yabancı sermaye yatırımı çekmiş olan Çin'de büyük markaların ve mağaza zincirlerinin yatırımları vardır ve bu tutum menfaatlarına uygundur.
2003 ve müteakiben 2004 yılında, ABD ve AB ülkelerinde, tekstil ve konfeksiyonun ortalama 20 kategorisinde Çin'e karşı kotalar geçici olarak kaldırılmış ve müteakiben, kısa bir zamanda, yüzde 75'e varan fiyat indirimiyle bütün miktar Çin tarafından yüzde 100 doldurulmuştur; yani, mutlak piyasa hakimiyetini kurmuştur.
Dünya Bankası destekli uluslararası müşavirlik kuruluşlarınca hazırlanan bir raporda, 2005 yılından itibaren, Türkiye dahil, 25 + 1 AB ülkelerinde 4 500 000 insanın Çin yüzünden işsiz kalacağı ve bu rakamın 2 000 000 kişisinin Türkiye'de olacağı şeklindedir. Bu rakam, tekstil ve hazır giyim sektörüyle beraber, otomotiv yan sanayii, makine ve sair bütün sektörler için geçerli olup, bunun çok büyük payının tekstil ve hazır giyim sektörü için geçerli olacağı aşikârdır.
Kotaların kaldırılması Türk tekstil ve hazır giyim sektörünü iki cepheden vuracaktır:
İçpiyasa: İstanbul pazarlarında 2,5 dolara anorak, 1 dolara kazak satıldığı tespit edilmiştir. Bu fiyatlarla sektörün başa çıkması kesinlikle mümkün değildir; çünkü, Çin'de maliyet mantığı diye bir şey yoktur. Pazara girmek için her yol mubahtır; dampingli fiyat olabilir, taklit mal olabilir, taklit marka olabilir; önemli olan, pazarı ele geçirmektir. Gümrüklerde ve ithal rejiminde getirilecek tedbirlerle içpiyasanın korunması için, muhakkak, çok enerjik davranmak ve gereğini yapmak icap edecektir.
Dışpiyasa: Esas sorun dışpiyasalarımızdadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, elbirliğiyle işi takip ederek içpiyasalarımızın Çin tarafından işgalini önleme şansımız vardır. Ancak, sektörün üretiminin -yani, arz- içpiyasa tarafından talep edilmesine imkân yoktur. Üretimin en az yüzde 50'si dışarıya satılmak mecburiyetindedir. Dışpiyasalarda Çin'le nasıl rekabet edeceğiz?" Bununla ilgili birtakım önerilerde de bulunuyorlar.
Şimdi, 18 Şubattaki benim konuşmamdan sonra, Sayın Bakan, şu şu şu önlemleri alacağız diye bize cevap vermişti. Şu anda, gerçekten de, 2005 krizinden ve Çin mallarından en fazla zarar gören il konumunda Bursa var ve Bursa sanayicisi sadece bugün bağırmıyor bunu, bu konuda önlemler alınması için sekiz aydan beri bağırıyor. Sağ olsun, hükümet, seçim öncesi, Bursa'nın bu duyarlılığına ses verdi, dayanışma gösterdi, Bursa'da değişik toplantılar yapıldı, sektörel bazda alınması gereken önlemler konusunda konuşmalar yapıldı; fakat, yine, 18 Şubattaki konuşmada Sayın Bakanın bize söylemiş olduğu en önemli sorunlardan biri gümrüklerdi, gümrüklerdeki kaçakların önlenmesiydi. Şimdiye kadar, bakıyoruz ki, gümrüklerden yine kaçak mal girişi var. Devletin değişik kademelerinde, değişik bakanlıklarda... Çin'den malı Sağlık Bakanlığı ithal ederken, ithal belgesini Sağlık Bakanlığı veriyor; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı değişik mal ithal ediyor, ithal belgesini o veriyor. Öyle bir çelişki var ki, devletin, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, tek elden, herhangi bir koordinasyonu söz konusu değil. Örneğin, elektrik fiyatlarının ucuzlatılmasından bahsediyoruz, girdi maliyetlerinin ucuzlatılmasından bahsediyoruz; Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı başka türlü konuşuyor, BOTAŞ başka türlü konuşuyor. Türkiye'de, önemli olan, sadece "evet, sorunu biliyorum" demek değil -o yüzden, biz, Meclis araştırması önergesinin kabul edilmesini istiyoruz- önemli olan, sorunları bilmek, derdi bilmek de değil; gerekli çözümü bulmak, gerekli girişimleri yapmak. Bizde eksik kalan nokta bu.
Evet, Sayın Bakan, her iki konuşmasında da "şu şu önlemleri aldık" dedi; ama, tam bir koordinasyon var mı; yok. Örneğin, bugün, yine -geçen hafta- biz, ihracattan bahsediyoruz, ihracatımız arttı... Şunu söylemek mümkün mü; evet, ihracatımız, gerçekten de, geçen yıla göre yüzde 32 oranında arttı; ama, bunun ne kadarı ithalden artış; yani, Çin malının, Türkiye'den, yeniden ihracat gibi, dışarıdan alınan malların Türk malı gibi ihraç edilmesinin oranı nedir?
Halit Narin, bizzat, tekstil sektöründe, bunu bağırıyor 19 Şubatta; diyor ki: "Biz, sadece, ihracat rakamlarını artırdığımızdan bahsediyoruz; ama, dışarıya Türk malı ihraç etmiyoruz ki. Eğer, ihracat rakamlarının artmasından bahsediyorsak, Türk malının dışarıya ihracatında artış var diyebilmemiz gerekir. Gerek otomotiv sektöründe gerekse tekstil sektöründe ihracat rakamı artıyor; fakat, satılan mal, ihraç edilen mal, ne yazık ki, Türk malı değil; kendi şirketimiz, yine, Çin malını ihraç ediyor. Öncelikle, bunların önlenmesi gerekir."
Evet, bunu ben söylemiyorum, bunu Halit Narin söylüyor. Tekstil Dergisi, 19 Şubat 2004. Tarihini de tam olarak vereyim. Bunun önlemini almamız lazım.
Yine, bugün, biraz önce, Sayın Mehmet Emin Tutan, Bursa'daki don ve kar nedeniyle bir konuşma yaptı; Bursa'da, yaş sebze ve meyve üreticilerinin zor durumda kaldığını belirtti. Şimdi, bakınız, bu konuşmasında birtakım önerilerde bulundu Bursa Milletvekili arkadaşımız. Ben de aynı konuda gündemdışı söz almak istemiştim. Orada da bir sorunumuz var; yine, koordinasyonsuzluk. Bursa'daki ziraat odaları şunu istiyor:
1- Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarımız ertelensin.
Ben, Tarım ve Köyişleri Bakanlığını aradım; bana verilen cevap: "Kusura bakmayın, bu yetki bizde değil." Nerede?.. "Hazinede. O yüzden, biz, bu konuda bir şey yapamayız."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)- Bitiriyorum Sayın Başkanım.
2- 2003 yılı doğrudan gelir desteğinin ödenmeyen ikinci taksiti ödensin. Bu konuda ne yapacaksınız dedim. Tarım Bakanlığında Müsteşar Yardımcısıyla görüşüyoruz. Yine "bizde değil yetki..." Nerede?.. "Hazinede. Hazine para verirse, biz köylüye ödeyeceğiz." Ucuz mazotu ödeyin; geçen sene yüzde 50'si ödenmişti, bu yıl da gerisini ödeyin. Galiba 20-25 Nisanda Hazine tarafından para bulunursa ödenecek. Bakıyoruz, ürün sigortası lazım, tarım sigortası çıkması lazım. Hazinede bu yasa taslağı yedi aydan beri duruyor. Ben, taslağın bir örneğini bana verin bari dedim. "Hayır, veremeyiz" dediler. Neden?.. "Efendim, biz Maliye Bakanlığından görüş istedik. Maliye Bakanlığı o konuda bize herhangi bir görüş verirse, biz size taslağı gönderebiliriz." Böyle komedi olur mu?!
Bakınız, şu anda Bursa'daki yaş sebze ve meyve ağaçları, zeytin ağaçları yüzde 75'e varan bir oranda zarar gördü; hem dondan hem de kardan. Diyoruz ki, Bursa'yı afet bölgesi ilan edin. Bakanlıktan cevap: "Ben edemem." Neden?.. "Onu Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yapıyor." Yahu, allahaşkına, tek parti iktidarısınız siz, koalisyon hükümeti değilsiniz; her bakan ayrı kafadan mı konuşuyor?! Türkiye'nin en büyük sorunu bu. Türkiye'de tarım şu anda zor durumdaysa, şu anda bütün Türkiye'deki, Malatya'dan tutun Manisa'ya kadar, Adana'ya kadar, Antalya'ya kadar, Bursa'ya kadar bütün yaş sebze ve meyve ürünleri zarar görmüş ise, bunun telafisini biz yapacağız, başkası yapmayacak. Türk toplumu, ne yazık ki, yılkı atı gibi, sanayiiyle, köylüsüyle ortada bırakılmaması gerekir. Tek başına iktidarın gerçek anlamının da bu olduğuna inanıyorum.
O yüzden, gerçekten de, araştırma önergemize destek verilerek, 2005 yılında Türkiye'yi bekleyen bir felaketin ve sadece tekstil sektöründe 2 000 000'a yakın insanımızın işten olmasını önleyecek tedbirlerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılarak görüşülmesini istiyoruz.
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 13 Nisan 2004