Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)
Çanakkale Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 74. Birleşim · 1. yasama yılı · 1 Mayıs 2003 · 1.057 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Küçük (CHP), 1 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)); konuşma 1.057 kelime.
Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)- Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de, öncelikle, bugün Bingöl'de olan depremde yaşamını kaybeden tüm hemşehrilerimize, tüm yurttaşlarımıza, ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Yine, bugün, 1 Mayıs İşçi Bayramı. Tüm dünya ve Türkiye emekçilerinin 1 Mayıs bayramını kutluyorum ve Türkiye'nin, bundan sonra da, barış ve huzur içinde 1 Mayısların kutlandığı bir ülke olarak yaşamına devam etmesini diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çevre ve Orman bakanlıklarının birleştirilmesiyle ilgili yasa tasarısının 11 inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, tekrar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına, tüm Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 11 inci madde, tabiî, bu tasarının en önemli maddelerinden biri; Ağaçlandırma ve Erozyonu Kontrol Genel Müdürlüğü. Yani, bu maddede toprağı konuşacağız. Toprak, ülkemizin en büyük zenginliği, dünyanın en büyük zenginliği. Dünyanın, en zor meydana getirdiği değer toprak, dünyadaki tüm varlıkların sebebi. Dolayısıyla, toprağı iyi konuşup, bu yasanın içerisinde ve Anayasanın içerisinde çok doğru bir yerde değerlendirip, çok doğru bir şekilde değerlendirip, gerçekten korumalıyız ve toprağımızı, topraklarımızı, sınırlarımızı koruduğumuz kadar inançla ve inatla korumalıyız. Toprağı konuşmalıyız; paylaşımını, verimliliğini, işletmesini, mülkiyetini, erozyonu, ormanları, ovaları, dağları, yaylaları, meraları, yani, coğrafyamızı konuşmalıyız. Yasal boşlukları gidermeliyiz. Coğrafyamızı, sadece sınırları itibariyle değil, içindeki en büyük zenginlik olan başta toprakla birlikte korumalıyız. Doğanın en zor oluşturduğu varlık toprak. Bugün, en büyük varlığımız olan bu toprak, milyonlarca yılda oluşmuş ve yaşamın kaynağı.
Ülkemiz zor bir coğrafya. Her bakımdan zor. Siyasal açıdan zor, ekonomik açıdan zor, jeopolitik açıdan zor, siyasal açıdan zor bir coğrafya Türkiye coğrafyası. Yani, bakın, siyasal açıdan idare edilmesi, sınırları etrafındaki gelişmeler nedeniyle kontrol edilmesi zor bir coğrafya; ama, güzel bir coğrafya. Coğrafyamız, toprağını korumak açısından da zor bir coğrafya; çünkü, ortalama yüksekliği Avrupa'nın yaklaşık 2 katı, 800 metrelik bir coğrafyaya sahibiz. Yani, vadileri, dağları çok bol olan ve rüzgârın, yağmurun etkisinde kolayca akıp denizlere, baraj göllerine, nehirlere karışabilecek zor bir coğrafyadayız. Dolayısıyla, bu toprağı korumak için daha kararlı, inatçı, doğru politikalar üretmek ve kararlı bir duruş sergilemek durumundayız; ama, maalesef, ülkemizde yılda 500 milyon ton tarım toprağını ve toplam 1 400 000 000 ton toprağı denizlere terk ediyoruz. Bu, neredeyse, hemen hemen Kıbrıs büyüklüğüne yakın bir coğrafyayı kapsıyor değerli arkadaşlarım.
Bakın, bir karış toprak vermemek için binlerce şehit verdiğimiz bu topraklardan, maalesef, doğaya karşı doğru politikalar üretip gerekli direnç noktaları, savunma mekanizmaları oluşturamadığımızdan, her sene, çok büyük bir bölümünü yavaş yavaş kaybediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, toprak, her açıdan çok önemli. Büyük dinlerin hepsinin kutsal saydığı bir olay toprak, yaşamın ortaya çıktığı varsayılan bir yapı. Bütün dinlerde yaşamın topraktan çıktığı kabul edilir, kutsal bir yapı; ama, bu kutsallıkla değerlendirip, bu kutsallık anlayışı içerisinde çok dirençli siyasî politikalar üretmek lazım. Beşbin yıldır insanlara vatan olan bu coğrafya, Anadolu coğrafyası, maalesef, bir göç yolu ve gelip geçenlerin ayakları altında sürekli hırpalanan bir coğrafyadır ve yüzyıllardır, doğanın ve insanların ağır tahribine uğramıştır. Esas olarak, zaten, biz, çevreyle ilgili, doğanın varlığının yaşatılmasıyla ilgili bütün tedbirleri insanlara karşı almıyor muyuz; dünyanın en canavar varlığı insanlara karşı; çünkü, insanların tahrip edici özellikleri olmasa zaten, doğa kendi dengelerini kuruyor; tükettiklerini bir taraftan tamamlıyor; ama, insanın olumsuz etkileri, insanların coğrafya üzerindeki tahribatlarını dengelemek, bugün, yaşamın en önemli, politikanın en önemli sorunu.
Değerli arkadaşlarım, bu coğrafyaya, Anadolu coğrafyasına yeterli dikkati gösterebildik mi, ona sahip çıkabiliyor muyuz, onu ne kadar zor elde ettik, onu ne kadar zor elde tutuyoruz; fakat, onu korumakta, ona sahip çıkmakta aynı kararlılığı gösteriyor muyuz?! Bakın, bu coğrafyanın hâlâ yüzde 18'inin, biz, kadastrosunu yapamamışız, kadastrosunu. Kadastrosu yok; yani, sizin çocuğunuza isim koyamamanızdan ne farkı var bunun arkadaşlar?! Biz, daha coğrafyamızı tarif edemiyoruz, nirengi noktaları yok. Ormanların sadece yüzde 65'inin kadastrosunu yapmışız. 1937 yılında kanun çıkarmışız 5 yılda bitecek diye, ne 5 yıl, bitmez. Hâlâ, biz, maalesef, orman kadastrosunun yüzde 65'ini tamamlamışız; böyle bir gayriciddilik olur mu? Bu vatanı, bu coğrafyayı biz yolda mı bulduk?
Değerli arkadaşlarım, bakın, bu coğrafyada, bu vatanda orman ve çevreyi bir araya getirme anlayışı şu açıdan da çok doğru değil. Çevreyle sadece orman beraber değil, orman tabiî ki çok önemli. Ormanlarımız bitki örtülerimizin temeli, esası; ormanlar erozyona karşı en büyük direnç noktalarımız; ama, meralar az mı önemli?! Bu ülke, 1950 yılından 1998 yılına kadar bir mera kanununu çıkaramamış ve 23 000 000 hektar arazisini, yasal olarak tarif edemez bir halde tutmuş maalesef ve 1998'de, benim de içinde bulunduğum Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Mera Kanununu çıkardı; ama, nerede?! Önce meralarımızı tespit edecektik, ondan sonra tahsis edecektik, ondan sonra da ıslah edecektik. Biz, daha kadastromuzu tespit edememişiz.
Değerli arkadaşlarım, onun için, meralarıyla, ormanlarıyla, tarım alanlarıyla, bataklıklarıyla, her şeyiyle, bu coğrafyada gerçekten, gerekli tedbirleri alma ve kendimize vatan yaptığımız bu coğrafyayı, erozyonun acımasız tahribatına karşı mutlaka çok doğru bir şekilde savunma anlayışı içerisinde olmalıyız.
Değerli arkadaşlarım, biz, yasa çıkarırken, bir yönetim oluştururken ve bu coğrafyada belli düzenlemeleri yaparken, orada, bu coğrafyanın içerisinde, bu düzenlemenin içerisinde insan ile doğayı kaynaştıracak, kardeş yapacak, barıştıracak, insana doğanın önemini anlatacak mekanizmaları kuramıyorsak, ona, doğaya sahip olması gerektiğini, doğayı geçmiş nesillerden kendisine kalmış bir miras değil, gelecek nesillere bir borç olduğu gerekliliğini anlatamazsak, çıkardığımız yasaların, yaptığımız düzenlemelerin hiçbir anlamı olmaz; dolayısıyla, bu, komplike bir bütündür. Orman Bakanlığı ile Çevre Bakanlığını birleştirmek demek, orman ile çevreyi sadece özdeşleştirmek anlamına gelebilir ki, bu da, kesinlikle, çevreye olan duyarlılığı ve insanların çevreye olan ilgisini sınırlandırır. Merayı, meraları kimin kontrolünde tutacağız? Mera ile erozyonun ilişkisini nasıl düzenleyeceğiz? Tarım alanlarıyla, doğru tarım yapılmasıyla, doğru tarım yapmakla ilgili bilginin tarıma doğru şekilde aktarılmasıyla ilgili mekanizmaları kurmazsak, tarımı örgütlemezsek, meseleyi çözebilir miyiz?!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Küçük.
AHMET KÜÇÜK (Devamla)Değerli arkadaşlarım, kısacası, erozyon, en büyük çevre felaketi. Ben, bu vesileyle, bu konuda, yıllardır en önemli sivil toplum örgütü olan ve kahramanca mücadele eden TEMA'yı, kurucusu Hayrettin Karaca'nın ismiyle birlikte şimdiki çalışanları ve emek verenleriyle kutluyorum ve kendini bilen, doğaya sahip çıkmak gerekliliği konusunda kararlı olan herkesin bu mücadelenin yanında olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, erozyon, doğamız, topraklarımız için elbette çok büyük bir faciadır; ama, erozyon yaşamın her alanında önemlidir. Bu coğrafya bizim vatanımız; bunu, kıskançlıkla korumalı ve bir bütünsellik içerisinde, tam bir bütünsellik içerisinde, kozmik bir bütünlük içerisinde gelecek nesillere devretmeliyiz.
Bu coğrafyada 1923 yılında bir cumhuriyet kurduk ve zor kurduk bu cumhuriyeti; Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük bir imparatorluğun küllerinden oluşturduk. Bu cumhuriyet, bu kadar süre içerisinde, kendi kültürünü, birikimini, değerlerini yarattı. Topraklarımıza sahip çıktığımız gibi, çıkacağımız gibi, cumhuriyetin değerlerine, kültürüne, kuruluş referanslarına aynı inançla sahip çıkmalıyız; cumhuriyetin değerlerini de erozyona uğratmaktan herkes ama herkes kaçınmalıdır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 1 Mayıs 2003