İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)

Ahmet Münir Erkal

Malatya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 74. Birleşim · 1. yasama yılı · 1 Mayıs 2003 · 936 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Münir Erkal (AK Parti), 1 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEVRE VE ORMAN BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİ HK. (S.SAYI:127)); konuşma 936 kelime.

Ahmet Münir Erkal (AK Parti, Malatya). “Cevre ve orman bakanlıklarının birleştirilmesi hk. (s.sayı:127)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 1 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-munir-erkal-22-2003-05-01-cevre-ve-orman-bakanliklarinin-birlestirilmesi-hk-s-sayi-127 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu 2 nci madde üzerindeki önerge hakkında söz almış bulunuyorum; ama, bundan önce, bugün Bingöl'de hayatlarını kaybeden değerli insanlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum ve bütün ülke insanlarımıza geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum ve tabiî, bu hususta -mesleğim olduğu için- çok ciddî bir planlama, uygulama, kontrol ve denetim mekanizmaları bir bütün olarak ele alındığı takdirde, ülkemizde, bir daha böyle acıların yaşanmayacağının da altını çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu getirdiğimiz önerge fevkalade önemli bir önergedir. Biraz önce, değerli CHP sözcülerinin, milletvekillerinin yaptıkları konuşmalarda, genelde şöyle bir ana yaklaşım ortaya konuldu: Çevre ve Orman Bakanlığının birleştirilmesi demek, çevreyi bir nevi yok etmek demek, çevrenin potansiyelini, etkinliğini azaltmak demek şeklinde yorumlandı.

Ben, şimdi kendilerine kısa bir gerçeği hatırlatmak istiyorum: 1991 yılında bakanlık kurulmuş, şimdiye kadar oniki yıl geçmiş. Ben, şimdi soruyorum -ve bu yetkiler o bakanlıkta da vardı- geçen süreç içerisinde, Çevre Bakanlığı, aslî fonksiyonunu yapmış mıdır; yapmamıştır. Peki, bu işle ilgili sivil toplum kuruluşları, örgütler, bu yetkiyi, bakanlığın bu uygulamasını sorgulamışlar mıdır; hayır, sorgulamamışlardır. Türkiye'de bir önemli sıkıntı da, maalesef, sivil toplum örgütlerinin bir otokontrol sistemini hayata geçirememiş olmasıdır. Yeni Çevre Kanunu bizim komisyonumuzun gündemindedir; bu vesileyle, bütün toplumla, iş dünyasıyla, reel sektörle, mühendis odalarıyla çok yakın diyaloglar kurduk, onlara "görüşlerinizi istiyoruz" diye haber gönderdik. Ortaya çıkan gerçek, maalesef, bu arzu edilen denetim mekanizmasının, otokontrol sisteminin, sorgulama mantığının Türkiye'de yeterince oluşmamış olmasıdır. Böyle bir sistemin oluşmadığı bir ülkede, benim, sosyal hayatın da, demokratik hayatın da, ekonomik hayatın da temel hak ve özgürlüklerin bulunduğu alanın da yeterince, arzu edilen seviyeye geleceğini söylemem mümkün değildir.

Dikkat ederseniz, mesela, Çevre Bakanlığı, geçmiş dönemde kamyon, traktör dağıtan bir bakanlık haline getirilmiş, siyasî popülizmin uygulandığı bir bakanlık olarak kullanılmıştır. Çevre Bakanlığının asıl fonksiyonu bu mudur? Çevrenin tarifini değerli vekillerimiz ifade ettiler "canlıların yaşamlarını sürdürdükleri, her türlü fiziksel, biyolojik, kimyasal, sosyal ve kültürel ortamı ifade eder" dediler. Peki, bunların hangisi ifade edilmiştir, hangisi hayata geçirilmiştir, hangisi uygulanmıştır? Bu husustaki hangi endişe Türkiye gündemine ve insanlarımızın önüne taşınmıştır? Buna, maalesef, kocaman bir "hayır" demek mümkündür. Neden; çünkü, değerli arkadaşlar, bir konunun altını çiziyorum, çevre problemi, dikkat ediniz, sadece hükümetlerin problemi, devletin problemi değildir; topyekûn, bir seferberlik anlayışıyla çözülebilecek bir problemdir. Anayasanın 56 ncı maddesinde bu çok açık ifade edilmiştir "vatandaşların ödevidir" denilmiştir; sadece devletin değil, tüm vatandaşların ödevidir. Yani, bir kere, çıkış noktasının ana temellerini ortaya iyi koymak lazım. Bu, böyle bir seferberlik anlayışıyla, yani, ciddî bir çevre bilinci ve şuuruyla çözülecek bir yaklaşımdır.

Türkiye'de çevre konusuna baktığınız zaman, bazı değerli vekillerimiz çevreyi sadece iki noktaya indirgedi: Kentsel çevredeki atıkları temizlemek ve sanayi atıklarını temizlemek. Böyle bir çevre anlayışı, fevkalade yanlış bir anlayıştır; doğal çevre vardır, tarihî ve kültürel çevre vardır, kentsel çevre vardır, görsel çevre vardır. Bunları birbirinden soyutladığınız zaman, siz, kendi değerlerinize ters düşmüş oluyorsunuz. Onun için, bütün bu çevre anlayışı, ciddî bir anlayışla planlandığı takdirde, Türkiye'de, çevre süreci, politika belirleme etkinliği, mevzuattaki dağınıklık çözülebilir.

Değerli arkadaşlar, sonra, çevre sorunları, sadece topyekûn seferberliğin dışında, küreselleşen dünyada, artık, ulusal parametreleri bir tarafa bırakarak, uluslararası parametreleri de sistemin içine dahil ederek çözülmesi gereken bir problemdir. Çernobil'deki patlama Karadeniz'deki çay üreticimizi ve insanımızı etkiliyorsa, bu çevre, artık, uluslararası boyutta ele alınması gereken bir konudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Erkal.

AHMET MÜNİR ERKAL (Devamla)Demin, değerli bir vekilimiz söyledi, Tuna Nehri'nin kirlenmesi bizim Karadeniz'i de ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, küreselleşen dünyadaki bu karmaşık problemlerin çözümü, çok ciddî bir yaklaşımla, makro düzeyde, bütüncül bir yaklaşımla ele alınması lazım. İşte, 1/25 000 ölçekli veya daha üst ölçekli olabilir, bir çevre düzeni planı yapmak, bu dediğimiz başlangıcın, önemli başlangıcın ilk adımıdır. Eğer, biz, 1/25 000 çevre düzeni planında, Türkiye'nin, ülke ve bölge planlamasından sonraki üçüncü ayağı olan çevre düzeni planını, demin dediğim endişeleri, demin dediğim parametreleri sistemin içine alarak, değerlendirerek, bu veri tabanını doğru ortaya koyarak yapabilirsek, bir kere, kademeler halinde, hiyerarşik olarak önemli bir adım atmış olacağız.

Ben kanunu hazırlarken ortaya bir gerçek çıktı, gelen sanayiciler bana diyor ki: "Bu ÇED raporu bizim için bir beladır, sıkıntıdır." Neden; çünkü, Türkiye'de bölgesel ÇED yoktur, ülke bölgelerinde bir çevre düzeni planı da yoktur. Çevre düzeni planının olmadığı, bölgesel bir planlamanın olmadığı, çevre planının yapılmadığı bir yerde, nasıl bir bölgeye noktasal ÇED raporu vereceksiniz?.. Tabiî, bu, beraberinde bir sürü bürokrasi de getirmektedir.

Türkiye'nin temel plan kararlarında ciddî sıkıntılar vardır ve Türkiye'de, şimdiye kadar, bu dediğim anlamda bir çevre düzeni planı yapılmamıştır. Bakın, bunun altını çiziyorum, böyle bir plan yok. Yani, Türkiye, hangi çevre kriterlerine ve parametrelerine göre, acaba, Türkiye'yi planlayacaktır? Antalya turizm kenti mi olacaktır, sanayi kenti mi olacaktır? Ağrı hangi ekonomik sektöre bağlı olarak planlanacaktır? Malatya nasıl planlanacaktır? Karadeniz kentlerinin ve sahillerinin, kıyı şeridinin turistik amaçlı mı, kültürel amaçlı mı, gezi amaçlı mı, sanayileşme amaçlı mı, yapılaşma amaçlı mı, konut amaçlı mı, hangi amaçla planlanacağının temel plan kararları olmadığı için, Türkiye, maalesef, şu anda, başıboş, esen rüzgâra göre yönü değişen bir planlama anlayışıyla yönetilmektedir.

İşte, bizim bu önergeyle ortaya koymak istediğimiz... Bu görev, şimdiye kadar Çevre Bakanlığı tarafından yapılmamıştır. Bu hususta, Bayındırlık ve İskân Bakanlığıyla bir çatışma oluşmuş, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı da bunu yapmamıştır; çünkü, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının altyapısında bir çevre yönetim birimi olmadığı için, bu endişe olmadığı için, maalesef, ulaşım planlamasının yapıldığı ve sadece emsal değerlerin ve yapı kat sayısının verildiği ruhsuz, kuru bir plan anlayışı Türkiye'nin gündemine getirilmiştir.

Onun için, değerli milletvekilleri, bizim bu çevre düzeni planıyla ilgili ortaya koyduğumuz endişeler bunlardır. Onun için, biz, bunu, yetki olarak, Çevre ve Orman Bakanlığının uhdesine vererek, böyle bir planlama anlayışını, makro anlamda, bütüncül anlamda, Türkiye'nin, demin dediğim bu çevre parametrelerini ciddiyetle içine sindiren, hazmeden bir anlayışla planlandığı takdirde, işin en önemli adımı atılmış olacaktır. Göreceksiniz, bundan sonra, hiyerarşik olarak bu yaklaşım sürecek ve devam edecektir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 1 Mayıs 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook