Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
Manisa Milletvekili · Yeni Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 2.267 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu (Yeni Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 2.267 kelime.
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu (Yeni Parti, Manisa). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-vehbi-bakirlioglu-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 27 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90862
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa)Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, bu tartışmakta olduğumuz 2027 bütçe kanununda öncelikle tartışılması gereken konulardan bir tanesi, bu bütçenin hangi toplumsal, hangi siyasal ve ekonomik koşullarda hazırlandığı. Şimdi, bu bütçe 6 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna paylaştığınız Orta Vadeli Plan doğrultusunda hazırlandı. Yani, Orta Vadeli Plan'daki işsizlik öngörüleriniz, tahminleriniz, döviz öngörüleriniz, enflasyon öngörüleri doğrultusunda bir metin karşımızda, onu tartışıyoruz. Şimdi, siz bu Orta Vadeli Plan'ı hazırladıktan sonra, burada herkesin konuştuğu, günlerdir tartıştığımız bir fon krizi patladı. Toplamda 455 bin kişiyi mağdur eden ve maliyeti, sadece fon maliyetinin 20 milyar dolar olduğu, borsadaki kayıpla beraber bunun 120 milyar dolara kadar çıktığı bir manzarayla karşı karşıyayız. İşte, daha önce de mesela 11 ili etkileyen asrın felaketi dediğimiz deprem felaketinde 55 bin kişiyi kaybetmiştik ve o facianın ekonomimize maliyetinin 100 milyar dolar olduğunu siz söylemiştiniz. 100 milyar dolarlık bir maliyet vardı ve biz ek bütçe yapmak durumunda kalmıştık ve şu anda da 120 milyar dolarlık bir enkaz söz konusu, yatırımcıların kaybı söz konusu; sanki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi, normal şartlardaymış gibi oluşturulmuş bir metni tartışıyoruz. Bunu öncelikle belirtmek istedim.
Şimdi, bu yapılan, bu hırsızlık, vurgun sonrasında atmış olduğunuz, gerçi daha doğrusu atamadığınız adımlar, mesela Meclis araştırma önergeleri verildi, mutlaka Meclis araştırma komisyonun kurulması gerekiyordu. Bu fon skandalında adı geçen imzalar, insanlar. Yani bakıldığı zaman, bana kalırsa, buradaki ekonomik kayıptan daha büyük bir yıkımla karşı karşıyayız. Bence öncelikle güven kaybedildi ve özellikle bu SPK, bu fonla ilgili yapmış olduğumuz kanuni düzenlemede şahit olduk ki bu ülkedeki kurumların çok ciddi şekilde erozyona uğradığı, yıkıldığı ve kuralların artık ortadan kalktığını da görmekteyiz. Benim gördüğüm şey o, vatandaşın gördüğü de bu. En önemli kayıplar bence bunlar; güven kaybedildi, kurumlarımız kaybedilmiş ve kurallar ortadan çıkmış.
Şimdi, geçen sene, esasında, burada, hatırlarsanız, bütçe konuşulurken bizim arkadaşlarımız da diğer muhalefetteki arkadaşlar da esasında bu manipülasyonları dile getirmişlerdi. "Bakın, bir balon şişiyor ve bu balon patlayacak ve çok insan mağdur olacak." diye burada arkadaşlarımız gelecek günleri esasında öncesinden size söylemişlerdi ve Hazine Bakanı on bir ay önce ne demişti? "Fonlarda manipülasyon var. Biz biliyoruz. Düzenlemeye ihtiyaç var." demişti ve düzenleme ancak ve ancak işte MSCI'nin ikazı üzerine aylar sonra, balon çok şiştikten sonra geldi ve balon patladı. Çok ciddi bir enkazla karşı karşıyayız, milyonlarca insanın birikimi bir anda yok oldu ve başka bir şey, bütün halkımız, özellikle, bahsettiğim gibi, bu fon yasası görüşmelerinde, artık ortada kuralların ve kurumların olmadığını görmüş olduk.
Şimdi, çok fazla uzatmaya da gerek yok, bu işin tek bir sorumlusu var, o da eğer bunun adı, bu sistemin adı, işte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ise ve bu sistem bize kısaca "Biz bir kişi seçeceksiniz, o herkesi seçecek." diye özetlendiyse, hepsinin altında bir kişinin imzası varsa -bütün atamaların- bu işin sorumlusu da Cumhurbaşkanıdır ve gördük ki hiçbir kurum görevini yapmamış, göz yummuş, görmezden gelmiş, hatta ve hatta suça ortak olmuş. Ancak ne yazık ki bakıyorsunuz ki herkes koltuğunda oturmaya devam ediyor. Yani ciddi bir çürümeyle karşı karşıyayız.
Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, şimdi elimde tuttuğum 200 liralık bir banknot, 200 lira bu. Neyi ifade etmekte bu banknot? Bir vatandaş 200 liralık bir bantnotu aldığında, sahibi olduğunda, bu banknotun üzerindeki rakamın ekonomik hayatta karşılığının olacağına inanır. Burada imzalar var, buradaki imzalar teknik olarak atılması gereken imzalar değildir esasına bakılırsa, buradaki imzalar teminattır, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının teminatıdır, güvencesidir. Şimdi, bu banknotların üzerinde imzası olan 3 Merkez Bankası Başkan Yardımcısı şu an tutuklu, 2'si de bu fon krizinden dolayı. Bakıyorsunuz, birisi Erkan Kilimci, Tera Holdingde yöneticilik yapıyor. Suçlama şu: Nitelikli dolandırıcılıkla suç işlemek amacıyla örgüt kurmakla suçlanıyor. İddialar çok fazla. Bir diğeri Taha Çakmak, Türkiye Sigorta Genel Müdürü, bundan önce de Merkez Bankası Yardımcısıydı; tutuklu. Neden? Türkiye Sigorta, Türkiye Varlık Fonu'na ait Türkiye'nin en büyük sigorta şirketi. Türkiye Sigortaya ait yüksek tutarlı mevduatları Tera fonlarına aktardığı, bunun karşılığında da 1 milyon dolar rüşvet aldığı iddia edilmekte. Rezillik gerçekten de büyük. Başka bir şey iddia ediliyor: Elinde bulunan Grainturk adındaki hisse senetlerine Teranın yatırım yapmasını ve hisse senetlerinin şişmesini sağlamakla itham ediliyor ve bu söz konusu şirketin de Yönetim Kurulunda olan birisi de eski BDDK Başkanının oğlu. Yani dediğim gibi, bu banknot üzerindeki imzalar sadece teknik bir ayrıntı değil Türkiye Cumhuriyeti'nin teminatıdır, güvencesidir; siz bu güveni ne yazık ki yerle yeksan ettiniz. Ekonomik boyuttan daha büyük bir kayıptır bu. O kadar büyük bir kötülük yaptınız ki ve yapmaya devam ediyorsunuz ki en son kanun düzenlemesine baktığınız zaman, burada PBLK mağdurları ne olacak diye sorduk yani fonlar temerrüde düşmeden önce satış talimatı veren ancak paralarını alamayanlar ne olacak diye sorduk. Ondan önce, zaten SPK'nin bir bülteni vardı, o bültene göre diyordu ki "Bu insanlar öncelikli alacaklı pozisyonda olacak." Daha sonra, bir gece yarısı önergesiyle bu insanlar, 200 bin kişi alacaklı hissedar hâline geldi. Üstelik SPK Kanunu'nun açık hükümlerine rağmen bunu yaptınız. Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu, anasının ak sütü gibi helal olan, alın teriyle almış olduğu, emek verdiği diploması gasbedilirken şunu söylemişti: "Bugün benim diplomamı gasbedenler yarın sizin tapunuza, paranıza çöker." demişti. Haksız çıkmadığı ortaya çıktı; önce diplomaya çöktünüz, televizyon kanallarına çöküldü, Tele1'e çöküldü, Halk TV'ye çöküldü ki İmamoğlu'nun savunmasının yapılacağı gün bunlar oldu. Acele kamulaştırma kararlarıyla milletin malına çöküyorsunuz, tarlalarına çöküyorsunuz, şimdi de insanların parasına çöküyorsunuz. Bu durumda size kim güvenir?
NİLGÜN ÖK (Denizli)Kim çöküyor ya! Devletten bahsediyorsunuz, devlet çökmez.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa)Şimdi, mesela, 100 bin kişi tasarruf sahibi borsa hesaplarını kapatmış, özel sektörün borçlanma tahvillerine güven ortadan kalkmış; daha yeni 4 tane firma, şirket ne itfa ödemesine de kupon ödemesi yapabiliriz diye açıklamada bulundular. Vestel 500 milyon dolarlık borcunun vadesini uzatmaya çalışıyor "Ödeyemeyeceğim." diyor. Manisa'da, Vestelde 6 bin kişi işten çıkarılmış, işsiz kalmış. İşte, biz bu ortamda 2027 bütçesini görüşmeye çalışıyoruz.
2027 bütçesinde ne görüyoruz? Artık faiz giderlerinin kalıcı hâle geldiğini görüyoruz. Faiz harcamalarının toplam harcamalar içindeki payı 2018'de yüzde 8,9'ken 2027'de yüzde 17,6'ya çıkmış. 2027 rakamlarıyla bakarsak bu dönemde toplam harcamalar 1,7 kat artmış olmasına rağmen faiz harcamaları 2,7 kat artmış. Başka... Borçlanmanın tamamının faiz ödemeleri için yapıldığını görüyoruz. Açık 3,9 trilyon, faiz harcaması 4 trilyon lira. Geçen sene de benzer manzara vardı; 2,7 trilyon lira açık; 2,7 trilyon lira faiz harcaması. Yani artık yatırım için borçlanmıyoruz, faiz ödemek için borçlanma durumundayız. Kamu yatırımlarının gün geçtikçe gerilediğini görüyoruz. Sermaye giderlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2026 yılında yüzde 2,1'den 2027 bütçesinde yüzde 1,7'ye düştüğünü görüyoruz yani yaklaşık yüzde 16'lık bir düşüş söz konusu. Vergi yükünün tüketim ve ücret üzerinden yoğunlaştığını görmekteyiz yani gelir vergisi, kurumlar vergisinden bahsediyorum. Sunumunuzda doğrudan vergilerin yani kazançtan alınan vergilerin arttığından bahsettiniz, olması gereken de bu. 2002-2024 yılları arasında ortalama yüzde 34'müş, 2027 yılında bu oran yüzde 39,9'a yani yüzde 40'a çıkmış. Ancak bunun yapısına bakmakta fayda var. Mesela, kurumlar vergisi; 2,3 trilyon liralık bir kurumlar vergisi toplanacağı öngörülmekte bu bütçede. Yani baktığımız zaman, deprem zamanında kurumlar vergisi oranlarını artırdık, asgari kurumlar vergisi getirdik ama buna rağmen yıllar içerisinde kurumlar vergisinin toplam gelir içindeki payının azaldığını görmekteyiz. 2023 yılında yüzde 17,5 olan pay, 2026'da yüzde 11,3'e düşmüş, 2027 yılında ise yüzde 10,7'ye düşüyor yani kurumlar vergisinin oranı düşüyor. Şimdi, kurumlar vergisinin toplam gelir içerisindeki payı azalıyorsa şayet ve buna rağmen doğrudan vergilerin oranı artıyorsa demek ki gelir vergisinde artış vardır. Gerçekten de öyle olmuş; 2018 yılında 100 liralık kurumlar vergisi tahsil edildiyse buna karşılık gelir vergisi 177 liraymış, 2027 yılında bu rakam 100 lira kurumlar vergisine karşı 249 lira gelir vergisi toplamayı hedefliyorsunuz ve 2027 bütçesine bakıldığı zaman, kaynağından stopaj yoluyla tahsil edilmesi planlanan gelir vergisi oranı toplam gelirler içerisinde yüzde 23,4 yani 5,1 trilyon lira. Şimdi burada sormak lazım: Gelir vergisi kimden alınıyor peki? Stopaj yoluyla tahsil edilen gelir vergisinin yaklaşık yüzde 55'i ücretlilerden tahsil edilmekte, yüzde 25'i ise mevduat gelirinden stopaj kesilerek elde edilmekte. Buna göre, 2027 yılında yaklaşık 2,6 trilyon lira ücretlilerden gelir vergisi olarak stopaj yoluyla vergi alınacak. Kurumlar vergisi ne kadar? 2,3 trilyon lira. Yani şimdi şöyle bir çelişki değil midir, sormak isterim size: Bir memleket düşünün. Ücretliler 2,6 trilyon lira vergi verecekler; sermaye, holdingler, patronlar 2,3 trilyon lira vergi verecekler. Şimdi, buradan verginin önemli bir kısmının çalışanların üzerinde olduğunu görmekteyiz ve her sene dile getirdiğimiz bu vergi dilimleri var, biliyorsunuz, yüzde 15 ila yüzde 40 arasında vergiye tabi çalışanlar, yüzde 15 ila yüzde 40 arasında. Peki, bakıyorsunuz, mevduat geliri olanlar, temerrüt geliri olanlar, kira geliri olanlar, bunlar sabit ve düşük oranda vergiyle mükellefler. Servet vergisinden, servetten alınan vergiden hiç bahsetmiyoruz bile; yüzde 1'lerde ne yazık ki. Harcamalardan alınan vergilere baktığımız zaman yani dolaylı vergilere, dâhilde alınan KDV yüzde 21'ini oluşturuyor -4,7 trilyon- ÖTV yüzde 15'ini oluşturuyor -3,3 trilyon- yani özetle, vergiyi bu ülkenin çalışanları, emekçileri, sabit gelirlileri vermekte ve bu kesimin vergi yükü her geçen gün daha da fazla artmakta.
Sunumunuzda "Hane halkı borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 10,1; düşük." demiştiniz, doğru ve şuna da dikkat çektiniz: Banka ve finansman kuruluşlarının tüketicilerden zamanında tahsil edemediği oranlarının arttığından da bahsetmiştiniz, gerçekten de doğru. 9 Ekim tarihi itibarıyla tüketiciler 387 milyar lira ama tüketici kredisi ama bireysel kredi kartı borcunu ödeyememişler. Kredi kartını ödeyemeyenlerdeki artış yüzde 67. Bunlar gerçekten de çok ciddi oranlardır. Toplam kredi içerisinde batık oranı yüzde 5,3'e çıkmış, yılbaşında bu rakam yüzde 4,1'di yani bireysel iflaslarla karşı karşıyayız. Benim bu rakamlardan gördüğüm, yüz binlerce yurttaşımız bireysel iflasın eşiğine gelmiş durumda. Peki, bu bütçeye baktığımız zaman, bütçe rakamlarına baktığımız zaman, böylesine sorunlu bir alanda en ufak bir düzenleme olacağına dair hiçbir ipucu yok, varsa sizler de söylerseniz seviniriz yani borçların ötelenmesi veyahut da hafifletilmesi konusunda. Yani hane halkı borçlarının millî gelire oranı düşük olabilir ancak sorun, artık insanların bu borçlarını ödeyemeyecek hâle gelmesi, yüksek faiz oranları; yüzde 70'ler, yüzde 80'lerle insanlar bu borçlarını ödeyemiyorlar.
Hiç değinmediniz başka bir borç türü var: Tarım sektörünün borçları. Tarım sektörünün borçları bir yıl içerisinde yüzde 40 artmış. Bu olabilir, normaldir, daha fazla artmasını beklerdik biz çünkü çok fazla talep var fakat ne yazık ki Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri kredi vermiyor bu insanlara. Burada esas problem, takipteki borçlular. Ağustos 2025'te 9 milyar liraymış -bu rakamlar ufak gelebilir ama artışa dikkat çekmek istiyorum- Ağustos 2026'da 27 milyar liraya çıkmış, 3 katına çıkmış Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım. Biz koca yaz boyunca tarlaların içerisindeydik, bağların içerisindeydik, domatesi gördük, pamuk, üzüm, zeytin... Zeytin dalda kaldı, şu an bizim Manisa'ya gelirseniz Manisa'da üzümcüler bağları yere kesiyorlar efendim. Yere kesiyorlar, yere, toprağa atıyorlar, alan yok, fiyat yok, 10 lira, 5 lira, rezillik. Zeytin de aynı şekilde, geçen sene 75 liraya sattığımız zeytini şu an 25 liraya, 20 liraya satmak durumundayız, toplama maliyeti 20 lira. Yani söylemek istediğim -Tarım Bakanlığında uzun uzun konuşacağız bunları da- şey şu: Bu borçlar ödenmez, ödeyemeyiz. Ödenmeyecek göreceksiniz, bu borçları ödeyemez. Ödeme kabiliyetini yitirdi tarım sektörü. Bakıyoruz bununla alakalı herhangi bir şey var mı? İşte, 2026 yılı bütçesinde tarımsal kredi, sübvansiyon, faiz desteğiniz 270 milyar liraymış, bu sene yüzde 20'lik artışla 325 milyarlara çıkarmışsınız. Bu bütçede bununla alakalı herhangi bir önlem yok yani umarım farkındasınızdır Türkiye'de tarım sektörünün yaşamış olduğu sıkıntıları ama bu metne baktığımız zaman, kanun teklifine baktığımız zaman bunu göremiyoruz.
Başka bir şey: Şimdi, bütçe yüzde 38,7 nominal artmış, deflatör yüzde 25 yani reel olarak yüzde 11'lik bir artış var. Harcama kalemlerine baktığımız zaman personel giderlerinde yüzde 0,7 gerileme var. Şimdi, personel giderleri reel olarak yüzde 0,7, yüzde 1 düşüyor yani personel sayısı artıyor. Bakın, 2018 yılında personel sayısı kamuda 3 milyon 321 binken bugün bu rakam 4 milyon 118 bine çıkmış yani ciddi bir artış var ancak millî gelirden aldıkları pay azalıyor, bütçeden aldıkları pay değişmiyor. Yani buradan ne anlıyoruz? Bizi izleyenler olacak -bu konuşma tutanaklarına bakanlar olursa- yani derse ki memurlarımız, kamu personelleri: "2027 yılında ne olacak?" Diyeceğiz ki: 2026'da ne yaşadıysanız 2027 yılında da aynı şeyleri yaşayacaksınız.
Dediniz ki: "OECD'nin en az borçlu ülkesiyiz." Doğrudur, yüzde 22,3 millî gelire oranı. Mesela, öyle ülkeler var. Neresi? Mesela, Fransa yüzde 116 yani çok ciddi rakam, İtalya yüzde 137 fakat burada bir şeye de bakmak gerekli değil mi? Evet, doğru ama faiz ödemelerine bakalım. Yani Türkiye'deki faiz ödemesini, bu bütçede faiz ödemesini yüzde 3,7 olarak öngörüyorsunuz, yüzde 116 borcu olan Fransa'nın 2026 bütçesindeki veya 2027 bütçesindeki faiz ödemesinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 2. Burada problem borcun büyüklüğünden ziyade maliyeti yani Türkiye'nin şu anda ne yazık ki en ağır faiz yüküyle karşı karşıya olan ülke olduğunu görmekteyiz.
Diyorsunuz ki: "2027'de yüzde 4,2; 2028'de 4,6; 2029'da 5 büyüme olacak." Dünyada bu arada düşecek, 3,4, 3,3, 3,2 yani dünyada büyümede bir yavaşlama varken siz diyorsunuz ki: "Türkiye dünyadan ayrışacak, yüzde 5 büyümeye ulaşacak 2029 yılında." Geçmişe baktığımız zaman 2025'te dünya 3,5 büyümüş, biz 3,7 büyümüşüz; 2026'da dünya 3,1 büyümüş, biz 3,3 büyümüşüz yani dünya ne kadar büyüdüyse kabaca o kadar büyümüşüz ama siz şimdi önümüzdeki süreçte bunun tam tersi olacağını söylüyorsunuz.
"Kişi başına millî gelir AB ortalamasına yakınsıyor." dediniz. 2002 yılında yüzde 38'miş, 2027'de bu yüzde 70'e çıkmış. Şimdi, 2002 yılında 15 tane falan ülke vardı bildiğim kadarıyla Avrupa Birliğinde. O 15 ülkenin bugünkü millî gelirine baktığımız zaman 65 bin dolar oluyor, bizim millî gelirimiz 18 bin dolar yani baktığınız zaman değişen bir şey yok. Ya, sonradan bu AB'ye Bulgaristan, Romanya, Polonya gibi ülkeler geldi -ki onlar da bizi neredeyse millî gelirde yakalamış durumdalar- pek fazla değişen bir şey yok.
Emekliler ve asgari ücretler; benim bu rakamlara bakarak bulduğum şeyler: SGK'ye baktığım zaman prim tahsilatında 2026 yılında yüzde 40 artış olmuş. En önemli nedenlerinden bir tanesi asgari ücrete gelen yüzde 27'lik artış ama bunun yanında tahsilatta da artış olmuş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa)2027 yılında bu artış yüzde 24 olacak yani asgari ücretlerde çok fazla bir değişiklik olmayacağı anlamına geliyor.
OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEMTeşekkür ederiz Sayın Bakırlıoğlu.
AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa)Sigorta ödemelerine baktığımız zaman 2026'da bir önceki yıla göre yüzde 36 genişleme var, 2027 yılında yüzde 38 öngörüyorsunuz. Yani hem asgari ücretlilerin ücretlerinde hem de emeklilerin cephesinde çok fazla bir değişiklik olmayacağını görmekteyiz.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
36 konuşma daha · 27 Ekim 2026