Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Mayıs 2008 · 1.694 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akif Akkuş (MHP), 21 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 1.694 kelime.
Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2008-05-21-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 226 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, şimdi 9 tane devlet üniversitesi, 2 tane de vakıf üniversitesi olmak üzere bu yasa ile 11 tane yeni üniversite kuruluyor. Elbette ki üniversiteye girmek isteyen öğrencilerin sayısına, miktarına baktığımız zaman bunların 1,5 milyon civarında olduğunu görüyoruz. Üniversitelerimize, özellikle devlet üniversitelerine girebilen öğrenci sayısı ise 125 bin civarında. Tabii, bu açık öğretimi ayrı tutuyorum bundan. Dolayısıyla üniversiteye girmek için büyük gayretler sarf eden, üniversiteye girmek arzusunda olan Türkiye’nin genç nüfusuna bu yeni açılan üniversiteler bir imkân sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Bu yeni üniversiteler kurulurken, biz üniversite eğitimi için sadece üniversite açmanın yeterli olmadığını biliyoruz. 1993 yılında açılan, böyle küçük illerimizden birine açılan bir üniversite, on beş sene geçmiş olmasına rağmen hâlâ bocalama döneminde, bocalama dönemini yaşıyor. Bu da şunu gösteriyor: Üniversitelerin sayısını açarken bazı konuları dikkate almamız gerektiğini gösteriyor.
Tabii, genellikle bu açılan yeni üniversiteler, bütün illere üniversite açmış olmanın yahut açmış olma düşüncesinin bir sonucu gibi gözüküyor. Belki bundan rant elde etmek de isteniyor olabilir ama bizim temennimiz, bu ranttan çok üniversiteye ihtiyacı olan gençlerimizin buralarda eğitim göreceğini düşünerek, bunu olumlu bir gelişme olarak gördüğümüzü belirtiyorum. Ama dediğim gibi araç gerecin hazırlanması, üniversitelerimizin karşısına çıkacak en önemli sorunlardan birisidir. Yine öğretim üyesi sayısı yahut öğretim üyesinin yetiştirilmesi önemli sıkıntılardan birisi olacaktır çünkü o üniversitelerde ders verecek öğretim elemanlarının bulunması, oralara onların gitmesi kolay olmayacaktır.
Benden önce konuşan bazı vekil arkadaşlarımız belirtti. Mesela, Bingöl Üniversitesine öğretim elemanı bulmanın güç olduğunu, kurulmuş olan Bingöl Üniversitesinde mevcut öğretim üyesinin yok denecek kadar az olduğunu belirtti ki doğru söylüyor. Yarın, biz, Şırnak’a, Hakkâri’ye, Ardahan’a, buralara öğretim üyesini kolay bir şekilde getiremeyeceğiz çünkü onları cezbedecek, onların oraya gitmesini arzu edecek birtakım imkânları sunmamız söz konusu olmayacaktır. Ancak her şeye rağmen bu üniversitelerin kuruldukları merkezlere ekonomik ve sosyal katkılar sağlayacağı ümidiyle yine belirtiyorum, hayırlı olsun diyorum.
Değerli milletvekilleri, üniversite, bilim ve öğretim fakültelerinden oluşan, öğrencilerine ihtisas kazandıran, yükseköğretim ve bilim kuruluşlarıdır. Üniversitelerin temelinin Roma İmparatorluğu döneminde atıldığı kabul edilir.
Başlangıçta üniversiteler, daha çok hukuk alanında çalışmalar yapmakta ve bu konularda bilgi vermekteydi. Günümüzde ise üniversiteler, insanoğlunun bütün uğraşlarını içine alan bilim kurumları hâlinde gelişmişlerdir.
2’nci ve 3’üncü yüzyıllarda Roma hukukunun öğretildiği ilk fakülteler ortaya çıkmıştır. Bugün üniversitelerimizde hukuk fakültelerinde hâlâ Roma hukuku diye bir dersin olduğunu da hatırlatırım.
İlk gerçek üniversite Roma İmparatorluğu’nun ikinci merkezi olan İstanbul’da kurulmuştur. Dikkatinizi çekiyorum, 425 yılında kurulmuş bu üniversite.
11’inci yüzyılda daha çok hukuk konularına dayanmak üzere bunu takiben Bologna, Pavia, Ravenna ve Paris üniversitelerinin kurulduğunu görüyoruz.
Üniversiteler bu aşamada ilahiyat, kilise hukuku, tıp ve genel meslekler olmak üzere dört fakülteden meydana gelmekte idi. Bugün de çok fazla değiştiğini söyleyemeyiz üniversal anlayışın çünkü üniversitelerimizde diyoruz ki bir fen-edebiyat fakültesi mutlaka bulunmalı ki burada temel bilimler veriliyor. Bu dönemde üniversiteler piskoposluğa bağlı, kançılar denilen yöneticilere sahipti yani kilisenin etkisi altında faaliyet göstermekte idiler. 1245’ten sonra her fakülteyi temsil eden 4 dekan 1 rektörün başkanlığını kabul etti ve üniversiteler piskoposluktan koparak özerk kurumlar hâline geldi.
Değerli milletvekilleri, üniversiteler gelişmenin, değişmenin ve ilerlemenin kaynağı olan yerlerdir. Bu açıdan baktığımız zaman ilk üniversitelerin Rönesans çağının gelişmesinde büyük bir rol oynadığını görüyoruz. Millî devletlerin doğması ve Latince yerine millî dillerin kullanılmasında önemli etkileri olmuştur. Bu da bu kurumların millî eğitim veren yüksek eğitim kurumları hâline gelmesini sağlamıştır.
18’inci yüzyıl sonunda ve 19’uncu yüzyılda üniversiteler gittikçe gelişti ve devlete bağlı millî kuruluşlar hâline geldiler. Bugün çağın gerçeklerine uygun eğitim ve öğretim veren aynı zamanda birer araştırma kurumlarıdır.
Ülkemiz üniversitelerinin kuruluş ve gelişmesine de kısaca bakacak olursak, değerlendirecek olursak: Türkiye’de üniversite eğitimi darülfünunla başlar. Bu eğitim kurumu Darülfünun-u Osmani, Sultani, Şahane ve İstanbulluların Darülfünunu adlarıyla dört aşama geçiren bir eğitim kurumudur. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti 21 Nisan 1924 tarih ve 493 sayılı Kanun’la bu eğitim kurumunun tüzel kişiliğini kabul etmiştir. 7 Ekim 1925’te ise bilimsel ve idari özerklik tanındı. 15 Mart 1933 tarihli toplantıda Hükûmet, Millet Meclisine arz edilen bir kanunla darülfünunu kaldırma kararını onayladı. Böylece 31 Mayıs 1933 tarih ve 2252 Sayılı Kanun ile darülfünun tarihe karışmış oldu.
Değerli milletvekilleri, bunları şunun için belirtmek istedim: Yani bu tarihî sürece girişimin sebebi, üniversitelerin Orta Çağlardan günümüze kadar basamak basamak bir gelişmenin sonucu olarak ortaya çıktığını göstermekti.
Biz şimdi ne yaptık? Biz, dokuz tane devlet üniversitesini bir çırpıda kuruveriyoruz. Bunun ne gibi eksikleri olacak? Hangi aksaklıklarla karşılaşacağız? Herhâlde bunları bu kuruluş aşaması gerçekleştikten ve uygulama başladıktan sonra göreceğiz diye düşünüyorum.
Türkiye'nin ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi, ülkemizin bugün de en büyük üniversitelerinden birisidir. Üniversiteye bilimsel ve idari özerklik 13 Haziran 1946 tarih ve 4913 sayılı Kanun’la tanındı. Bu Kanun, 1960 ve 1963 yıllarında 115 ve 345 sayılı Kanunlarla değiştirildi.
Ankara’da 1935 yılında Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi kuruldu. Daha sonra, sırasıyla Hukuk, Fen Fakültesi, Tıp Fakültesi, Ziraat ve Veteriner Fakülteleri ile İlahiyat Fakültesi kurulmuştur. 1950’den önce kurulan bu fakülteleri Siyasal Bilgiler Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Eğitim Fakültesi ve Diş Hekimliği Fakültesinin kuruluşu takip ederek, Ankara Üniversitesi tamamlanmış oldu.
Bunlara daha sonra, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi gibi yeni üniversiteler eklendi ve üniversitelerimiz tüm ülke sathına yayıldı. Bugün görüşmekte olduğumuz bu yasayla üniversitelerimizin sayısı 33’ü vakıf olmak üzere 127’ye ulaşacaktır.
Değerli milletvekilleri, üniversiteler evrensel kurumlar olup geçmişten günümüze otoriteden bağımsız olarak bilgi üretmek ve yaymak konusunda sabırlı ve kararlı bir mücadeleden geçerek, hâlen de bunun içinde olarak bugünlere kadar geldiler. Üniversiteler, karşılıklı tartışma ortamında herkesin kendisini ifade edebilme şansını bulmasının arzulandığı bir irade ve fikir ortamı olmalıdır.
Tabii, bunların bugün bu şekilde olduğunu kabul etmemiz yahut da bunlara “Doğrudur, evet öyledir.” dememiz çok da söz konusu değil. Çünkü üniversitelerimizde maalesef YÖK Kanunu ile, her yerde olmasa bile, her üniversitede olmasa bile, oldukça despotik birtakım tutumlar hâlâ sergilenmektedir ve buna da maalesef hiç kimse mâni olmak gibi bir tutum içerisinde bulunmamaktadır.
Türk üniversitelerinden istenen ve beklenen “Türk milletinin bütün fertlerini Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmektir.” diye belirtiyoruz.
Böylece, bir yandan, Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak, öte yandan, millî birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir örneği yapmak ve dünya medeniyetine katkılar sağlayacak şekilde gençlerimizi yetiştirmeye yönelik üniversiteler kurmak mecburiyetindeyiz.
Anayasa’mızın yükseköğretimle ilgili 130’uncu maddesinde “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur.” hükmü bulunmaktadır ancak daha sonra bunlara vakıfların da üniversite kurabileceği ilavesi yapılmış bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, üniversitelerimizin sayısını yüz yirmi yedi olarak belirttik. Bunlar yeterli mi? Hızla artan nüfusumuzun üniversite okuma, üniversite eğitimi alma ihtiyacını henüz karşılamaktan uzak ve bakıyoruz, ortaöğretimi bitiren her 100 öğrenciden ancak yüzde 15’i üniversitelere girebilmektedir.
Üniversitelerimizde eğitim öğretim için gerekli olan araç gereç, laboratuvar, hatta derslikler bile hâlâ yetersizdir. Eğitim ve öğretimin temelini oluşturan öğretim elemanlarının sayısı plansız programsız üniversite açılmasından dolayı yine yetersiz. Mesela bakıyoruz, OECD ülkelerinde öğretim üyeleri başına düşen öğrenci sayısı 14,8; ülkemizde ise bu rakam 23’tür.
Hâl böyle iken yeni üniversiteler sadece kurulduğu yörenin veya şehrin ekonomisine katkıda bulunsun diye kurulmamalı, ülkeye ve bilime katkısı ön plana alınmalıdır. Tabii, başta belirttim yani bu üniversitelerin kurulması buralara mutlaka ekonomik ve sosyal katkılar sağlayacak, bu da o şehirlerimiz için, o yörelerimiz için faydalı olacaktır, bunu bir kenara koyuyorum. Ama bu, sadece kurulsun diye üniversite kurulmaması gerektiğini belirtiyorum. Maalesef bugünkü görüntü bunu gösteriyor ve bunu, önümüzdeki yıllarda göreceğiz, önümüzdeki yıllarda hep birlikte yaşayacağız. Buralara öğretim elemanı bulma sıkıntısı olacak, bina sıkıntısı olacak, maddi kaynak aktarma sıkıntısı olacak ve buralar, maalesef, gereken derecede bir yükseliş trendini yakalayamayacaklar diye belirtiyorum.
Bir cadde ve birkaç sokaktan mürekkep şehirlerimize üniversite kurulurken o şehre gelecek gence bir şeyler verecek ancak il olamamış fakat birçok ilden daha fazla ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliği olan ilçelere de üniversite kurulması gereği dikkate alınmalıdır diyorum. Buralara kurulacak üniversiteler daha hızlı gelişecek ve Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve bilimsel seviyesine daha fazla katkıda bulunacaktır diye belirtiyorum.
Tabii, bir de şu açıdan olayı ele alıyorum: Bakıyoruz, niçin (A) şehrimizde nüfus toplanmamış da (B) şehrimizde nüfus toplanmış? Ama bu nüfusun toplanmadığı şehrimiz il olmuş, nüfusun toplandığı şehrimiz ise maalesef ilçe olarak kalmış. Burada, elbette ki insanların kolay yaşaması, karnının kolay doyması, iklimin müsait olması gibi birçok faktör etkili olmaktadır. Ee, şimdi biz, gençlerimizi, çocuklarımızı “bu ilçe” diye, üniversite açmayarak bu imkânlardan neden uzak tutuyoruz, niçin uzak tutuyoruz? Bereketli, insanların daha kolay yaşayabileceği çevre şartlarına, çevre özelliklerine, sosyal özelliklere ve de ekonomik faktörleri yeterli olan buralara da mutlaka birer üniversite düşünülmeli diye bakıyorum.
Evet, değerli milletvekilleri, buralara akademik personel bulmakta zorlanacağımızı belirttim. Akademik personelin en önemli sıkıntılarının başında kadro yetersizliği ve bu kadroların, yöneticilerinin himmetine bırakılmış olması da etkilidir diyorum.
Rektörlerin üç aşamalı olarak atanmalarına rağmen, özellikle öğretim üyeleri üzerinde rektör seçimleri son derece büyük olumsuzluklar içermektedir. Rektör, kadroları seçimde bana oy verip vermeyecek anlayışına göre kullanmaya çalışıyor. Bu, hak edenin her zaman hakkını almasına mâni olduğu gibi, geleneksiz, bilimsel seviye ve anlayıştan uzak kişilerin kadrolara daha kolay atanmasını sağlıyor. Bunun da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Bu bakımdan diyorum ki: Mutlaka çok zor şartlarda bulacağız, belki bulamayacağız ama bulursak da ufku geniş, gönlü bol hocalarımızı bu yeni kurulan üniversitelerin başına getirerek bu sıkıntılara buralara gitmek isteyenlerin düşmemesini sağlamalıyız diye belirtiyorum.
Değerli milletvekilleri, şimdi, tabii, burada bu yeni kurulacak üniversite şehirlerimizin insanlarının affına sığınarak ve de onların buradaki temsilcileri sayın milletvekillerimizin affına sığınarak şunları belirtmek istiyorum: Yeni üniversite kurulacak il merkezlerinin nüfusları ile ilçelerin nüfuslarını karşılaştırmanızı istirham ediyorum ve bunu burada veriyorum. Mesela bakıyoruz: Ardahan 17 bin nüfusu var, Şırnak 54 bin nüfusu var, Artvin 24 bin, Gümüşhane 28 bin, Sinop 34 bin, Iğdır 75 bin, Hakkâri 57 bin, Bartın 47 bin, Bayburt 32 bin. Geliyoruz şimdi ilçe diye üniversite kurulmayan, bu haktan mahrum edilen yerlere: Tarsus 229 bin, İskenderun 177 bin, Söke 115 bin, Bandırma 110 bin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
94 konuşma daha · 21 Mayıs 2008