Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 114. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Haziran 2010 · 520 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akif Akkuş (MHP), 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.503)); konuşma 520 kelime.
Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Maden kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.503)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2010-06-09-maden-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-503-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AKİF AKKUŞ (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 503 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin çerçeve 18’inci maddesine eklenen geçici 14’üncü maddede verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, geçici 14’üncü maddeyle daha önceki maddelerde altı grup hâlinde kategorize edilen madenlerin arama, ön işletme ruhsatları; işletme projesi verilen maden gruplarında maden, mermer, iki, üç ve dördüncü grup işletme ruhsatları ise işletme izninin bulunduğu grupta ruhsatlandırılmaktadır. İşletme ruhsatlarına sahip olanlar altı ay içinde hak sağladığı diğer grup madenler için işletme izni talebinde bulunabilmelerini amir olan bir hüküm getirilmek isteniyor. Bu maddede önemli bir değişiklik olmadığı anlaşılıyor ve son derece karmaşık bir ifade arz ediyor. Bu yüzden, bu maddenin farklı gruplarda yer alan bazı madenlerde kargaşalara sebep olmasından dolayı tümüyle çıkartılması uygun olacaktır diyoruz.
Değerli milletvekilleri, Maden Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılması kaçınılmazdır, yani bunu yadırgamak mümkün değil günümüzde. Çünkü madenlerin kullanıldığı alanlar ve değeri, onların çıkartılma teknikleri, kullanılma şekilleri günümüzde hızla değişmektedir. Ayrıca, madenler bir defa kullanılır ve her kullanım onun azalmasına sebep olur.
Bakıyoruz şimdi, bu şekilde bir defa kullanılıp yerine tekrar konulamayan bu madenler çıkartılırken, ruhsatlandırılırken çevrenin hiç dikkate alınmadığını görüyoruz. Yani, ormanlık alanlarda ise ormanlar tahrip ediliyor, ormanlık olmayan yerlerde özellikle su yataklarında ise buradaki eski yerleşmeler, kalıntılar, onlar göz ardı ediliyor. Dolayısıyla bu kanun biraz aceleye gelmiş gibi gözüküyor bu bakımdan ele alındığında.
Tabii, dün kıymetsiz olan ve ihracata konu olmayan birçok maden bugün ihracat şampiyonu hâline gelmiştir. Mesela, mermer bunlardan birisidir. Yirmi otuz yıl önce mermer bazı binalarda, bazı sanat yapılarında kullanılan bir maden olmasına rağmen, bugün artık birçok sahada kullanılan bir maden hâline gelmiştir.
Ülkemiz madenciliği uzun yıllar değişik mevzuatlarla yürütülmüştür. Bugün önemli bir madencilik kolu olan taş ocağı işletmeciliği “Taşocakları Nizamnamesi” adı altında il özel idareleri tarafından idare edilmiştir 1985 yılına gelinceye kadar. 1985 yılından itibaren 3213 sayılı Maden Kanunu ülke madenlerinin işletilmesinde esas olmuş olmasına rağmen, Taşocakları Nizamnamesi’yle arasında kesin bir çizgi oluşturulamamıştır. Mesela kil, alüminyum oksit oranına bağlı olarak ruhsatlandırılmıştır. Alüminyum oksit oranının yüzde 30’dan az olması durumunda Taşocakları Nizamnamesi’yle, yüksek olması durumunda ise Maden Kanunu kapsamında ruhsatlandırılmıştır. Bu da işletme sahibi ile ruhsat mercisi arasında bazı olumsuzlukların yaşanmasına, hatta birtakım kirli ilişkilerin meydana gelmesine sebep olmuştur diye belirtebiliriz.
Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi ülkemiz kalker kaynakları bakımından yani mermer, oniks ve traverten gibi yataklar bakımından oldukça zengindir ancak bunlar da sonsuz değildir. Bunların bir başka özelliği de su rezervuarları olmasıdır. Özellikle çevresinde az miktarda kalker alanları olan iç bölgelerimizi…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.
AKİF AKKUŞ (Devamla)...özellikle Konya’yı ele aldığımızda Konya’nın çevresinde fazla miktarda olmayan kalkerler var ancak bunlar, Ankara’dan Konya’ya doğru yahut Konya’dan Ankara’ya doğru gelip giderken görmüşsünüzdür, koskocaman bir dağ kütlesi bitmek üzere! Keza, İzmir’den Ankara’ya gelirken yine görürsünüz, Kemalpaşa’ya doğru gelindiğinde orada koskocaman bir dağ, aşağı yukarı 1970’lerden günümüze hemen hemen yok oldu. Bütün bunların sebepleri maalesef taş ocaklarıdır. Bunları gelişigüzel bir şekilde ve sorumsuzca tüketiyoruz. Bunlar bir gün bize o kadar lazım olacak ki, biz temiz, taze su kaynağı olarak istifade ettiğimiz bu yerlerden artık istifade edemez olacağız. Bu yüzden diyorum ki madenciliğimizin gelişmesi yanında çevreye de duyarlı olmamız gerekiyor.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
106 konuşma daha · 9 Haziran 2010