Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)
Diyarbakır Milletvekili ·
Genel Kurul, 67. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Şubat 2008 · 909 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Akın Birdal, 20 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 909 kelime.
Akın Birdal (Diyarbakır). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2008-02-20-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır)Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, 98 sıra sayılı Yasa’nın 68’inci maddesi üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Aslında, bu Yasa’ya bizim itirazımız yok. Bizim itirazımız, bu Yasa’nın geç ve eksik getirilmiş olmasındadır. Bu Yasa’yı demokrasi açısından, insan hakları açısından, hukuk açısından, uluslararası ilişkiler açısından ele almak gerekir, en önemlisi de vicdan olarak ele almak gerekir. Demokrasi açısından ele aldığımız zaman demokrasi, en yalın tanımıyla, çoğunluğa karşı azınlığın hak ve özgürlüklerinin savunulmasıdır. Bunun için de çok ayrıntılı demokrasi kültürünün falan olmasına gerek de kalmaz ve yoktur, demokrat olmak yeterlidir.
İkincisi, insan hakları açısından ele almak gerekir. İnsan haklarının, bilindiği gibi, ne dili ne dini ne cinsiyeti ne ırkı ne ulusal, siyasal, etnik statüsü ve kimliği dikkate alınmaksızın insan olmaktan kaynaklanan, herkesin hak ve özgürlüklerden eşit ve özgür yararlanmasını güvenceye alan hukuk anlayışının bir gereğidir.
Üçüncüsü: Empati yapmak gerekir insan haklarındaki doğru o çıkışı bulabilmek için.
Geçtiğimiz günlerde yine söylemiştim, kendinizi gayrimüslim yerine koyarsınız ve gerçekten neye maruz kaldığınızı bir sorgularsınız, ondan sonra da bu Yasa’nın buraya neden getirilip getirilmediği konusuna doğru yanıt verirsiniz ve çekilmesini değil, bu eksikliklerin giderilmesini talep edersiniz yüce Meclisten.
Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde biz İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak -geçen hafta- Almanya’daydık ve Federal Almanya’nın güneyinden kuzeyine kadar gezdik ve Göç Yasası’nın yurttaşlarımıza insan hakları açısından getirdiği sonuçları yerinde izlemek, ilgilileri uyarmak, bu yasanın gözden geçirilmesini ve düzeltilmesini istemek ve cezaevlerindeki yine yurttaşlarımızın insan haklarına dayalı düzenlemelerden yararlanıp yararlanamadıklarını incelemek için gittik ve kimse bize Almanya’da demedi ki bu bizim iç işimizdir, siz niye Türkiye’den geldiniz de bunlara şimdi karışıyorsunuz demediler. İnsan haklarının artık evrensel olduğunu, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, Avrupa Konseyi ve AGİT çerçevesinde bir hukuka bağlı olduğumuzu neden unutuyoruz? Bizim için yol gösterici budur. Eğer bir yerde de tıkanırsak, gerçekten insan olmaktan ve bir vicdanımızın olduğunu anımsayarak ne yapmamız gerektiğinin sonucuna ulaşabiliriz.
Sayın Başbakan, haklı olarak geçtiğimiz günlerde Avrupa’da –ki, burada da gerekli yansımasını bulmuş ama Federal Almanya siyasetçilerinden ve başka Avrupalılardan da çok yankılar buldu- gerçekten Federal Almanya’daki Türkiyeli yurttaşlarımızın eğitim-öğretim olanaklarından yararlanması gerektiğini ve yüksekokulların açılması gerektiğini söylediği zaman büyük bir tepki gösterildi Sayın Başbakana. Çünkü, yani asimilasyon gerçekten insanlığa karşı bir suçtur. Nerede olursa olsun, ister Federal Almanya’da, ister Avustralya’da, ister Afrika’da, ister coğrafyamızda, ister ülkemizde, herkesin dilinin, dininin, inancının, kimliğinin kabul edilmesi ve insanların, nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamasını kabul etmek ve bunun bir hukuka bağlanmasını da sağlamak yine yüzyılımızın gereğidir. Ama bunları söylerken, tabii, bizde de, sizde de var şeklinde bize karşı bir argüman kullandılar. İşte, bizde de var olan, gerçekten, hem bu tartışılan konu açısından hem insan hakları açısından hem çoğulculuk açısından eksikleri düzeltmeye çalışalım ki başkalarının da insan hakları konusunda ihlallerine müdahale gücümüzü artırabilmiş olalım.
Değerli arkadaşlar, aslında, bizim, azınlıklar konusunda tarihimizin biraz sorgulanması gerekiyor. Bakın şimdi, varlık vergisini şöyle bir anımsayalım, hepinizin bildiği gibi, ne trajediler yaşanmıştır, gidenler dönememiş, dönenler bıraktıklarını bulamamışlardır. 1955 6-7 Eylül trajedilerini yine bir anımsayalım. O nedenle, bu yasa, aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce iradesiyle tarihiyle yüzleşmesine ve azınlıklardan da yapılanlardan ötürü özür dilemesine fırsat yaratıp bunun düzeltilmesine de olanak sağlamaktadır. İşte bunu değerlendirelim. Yoksa birbirimize karşı argümanlarla itiraz ederek işin özünü de yitirmeyelim.
Biliyorsunuz, şimdi, artık, Ege’den geliyorlar Muğla’ya, Ege’nin köylerine, babasının, annesinin diktiği nar çiçeklerini alıp yüreklerinde, yine kendi ülkelerine dönüyorlar. Bu hasretleri artık yaşatmayalım ve bu acıları da yaşatmayalım.
Bizim dört itirazımız var bu konuda:
Birincisi: Gerçekten, 60’lardan bu yana el konulan mallar üzerinde bir değişiklik yapılmıyor. 2003 yılı Avrupa Birliği uyum yasasına kadar, devletçe el konulanların hiçbiri bunların geri verilmesi ya da üzerindeki hukuksuzluğun giderilmesini sağlamıyor.
İkincisi: Devletçe el konulan malların el değiştirmesi, örneğin üçüncü şahıslara satılması. Bakın, Hrant Dink’i daha… Umuyorum önümüzdeki hafta ya da günlerde bu 301’inci maddeyi de Türkiye Büyük Millet Meclisine Sayın Bakanlar Kurulu, Hükûmet getirir de, bu ayıptan da hepimiz birlikte kurtuluruz. Şimdi, Hrant Dink’in eşinin ve çocukların, Ermeni yetim çocuklarının yetimhanede yaptığı… Tuzla’daki yetimhane el değiştirdi biliyorsunuz. Devletçe el konuldu ve satıldı. Şu anda Tuzla’daki yetimhane, yetimler vakfı dördüncü el değiştirdi ve geçtiğimiz günlerde Ermeni cemaatinden bu vakfı almak isteyenlere “hayır” dediler ve satmak istemediler. En azından kendi emeklerinin, kendi kültürlerinin, çabalarının inşasını korumak açısından. Belki de Hrant’ın ve de birlikte çalıştıkları arkadaşların anısını orada yaşatmak açısından. Ama ne yazık ki verilmedi çünkü değerinin daha da artırılacağı düşünülüyor.
Şimdi, üçüncü: Mazbutaya alınan vakıflar, yani Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönetimine el koyduğu vakıflar. Bakın, bunun da iki açıdan önemli bir yanı var: Birincisi, bu vakıfların tescili için tapuya başvurmak gerekiyor ama tapu müdürü mahkeme kararı olmadığı gerekçesiyle bunların tescilini yapmıyor. Ardından birtakım hukuk kanallarıyla Danıştay, Danıştay muhatap kabul etmiyor Yargıtaya, Yargıtay bilmem… Ve sonunda iç hukuk yolları tüketilemediği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kullanılma kanalları da kapatılmış oluyor. Burada da bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalıyoruz. Başka bir şey de: Hem yönetim kurulu seçimleri engelleniyor hem de yönetim kurulu yok gerekçesiyle yönetime el konuluyor.
Şimdi, 7 Şubatta Yunanistan’da Vakıflar Yasası değişti hepinizin bildiği gibi ve Yunanistan’da Vakıflar Yasası’nda şu değişiklik çok önemli, diyor ki: Batı Trakya’daki yurttaşlarımızın, soydaşlarımızın kamu hizmetlerinde çalışabileceğini ve binde 5 kontenjan ayırdığını açıklıyor.
Ayrıca, yine Yunanistan, yıllar önce, üniversitelerde yüzde 5 kontenjan tanıyor yurttaşlarımıza, soydaşlarımıza ve sınav koşulu da aramıyor. Şimdi, o zaman, kötüleri örnek gösterirken, neden iyileri kendimize örnek almıyoruz?
Orada soydaşlarımıza uygulanan birtakım muameleler gerekçe gösteriliyor. Peki, siz de buradaki hukuk dışılığınızı meşru göstermek isteyebilirsiniz. O zaman, Ermeni ya da Musevi yurttaşlarımıza karşı tutumumuzun gerekçesi nedir ya da başka farklı kimlik ve kültürlerden, Ermeniler, Museviler, Kürtler…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 20 Şubat 2008