İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )

Algan Hacaloğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 96. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Haziran 2003 · 1.057 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Algan Hacaloğlu (CHP), 19 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KAN TAS.( S.SAYISI:180 )); konuşma 1.057 kelime.

Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2003-06-19-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kan-tas-s-sayisi-1 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan değerli milletvekilleri; hepinizi, Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli üyeler, bilindiği gibi, Türkiye, son onbeş yirmi yıldır kötü yönetildi; ülke, borç, yolsuzluk ve yoksulluk batağına taşındı. 12 Eylül anlayışı tarafından budanan demokrasimizin kurum ve kuralları, bugüne değin, ne yazık ki, yeterince toparlanamadı; laik, demokratik cumhuriyetimizin kuruluş ve varoluş ilkelerinden kopuk, vizyonsuz sağ siyaset ve siyasetçiler öncülüğünde ülkemizin ufku daraltıldı; ülkemiz, kendi iç sorunlarıyla boğuşan, kendi içbarışını, sosyal dengelerini korumakta zorlanan bir ülke durumuna getirildi. On yıl süren, 30 000 can kaybına yol açan, 100 milyar dolayında kaynak yutan terörle mücadele süreci; devleti kuşatan ırkçı, rantçı, tarikatçı, soyguncu yapılanma; nedense, kökü bir türlü kazınamayan Hizbullah terörü, sorunların daha da karmaşık ve ileri boyutlara tırmanmasına neden oldu. Böyle bir ortamda, demokrasimizin bazı eksikliklerini, taksitler halinde, Avrupa Birliği istekleri olarak içhukukumuza taşıma ve eksiklikleri düzeltme çabası içinde bulunmaktayız.

Tartışmakta olduğumuz maddeyle ele aldığımız konu, Adalet ve Kalkınma Partisi için yeni bir konu, son onbeş yılın partileri için yeni bir konu; ancak, anadilde eğitim veya radyo ve televizyonla yayın hakkı, CHP için hiç de yeni bir konu değil. Herkes suskunken, diğer siyasî partiler kültürel çoğulculuğun bilincinde değilken, 1990 yılında, Genel Başkanımız Deniz Baykal'ın Genel Sekreter olarak başkanlığını yaptığı komisyon çalışmaları sonucunda hazırladığımız raporla, konuyu gündeme getirdik, demokratikleşmeye sahip çıktık. Bundan tam onüç yıl evvel, o kritik günlerde, ülkemizde hoşgörü ve içbarış ortamını geliştirecek, demokrasimizi geliştirecek vizyon, irade ve basireti ortaya koyduk. O gün, konuya nasıl baktığımızı size doğrudan aktarabilmek için, bu rapordan sadece bir paragrafı okumak istiyorum.

"Bu çerçevede, anadil yasağıyla ilgili her türlü yasal düzenleme yürürlükten kaldırılacak, yurttaşların anadillerinde serbestçe konuşabilmeleri, yazabilmeleri, öğretebilmeleri, bu dillerde değişik kültür etkinliğinde bulunmaları güvence altına alınacaktır. Anadil yasağının kalkmasıyla, anadilleri, yurttaşların yaşamında özgürce kullanması ve bu dillerde yayın yapılması olanağı sağlanmış olacaktır."

O zaman, CHP'nin, Deniz Baykal'ın önderliğinde sergilediği çağdaş, yürekli, demokrat tavır, rahmetli Sayın Özal tarafından paylaşılmadı, Sayın Demirel tarafından paylaşılmadı, tabiatıyla Sayın Türkeş tarafından paylaşılmadı, Sayın Erbakan tarafından ve o gün Sayın Erbakan'la beraber siyaset yapan siyasetçiler tarafından paylaşılmadı.

Değerli arkadaşlarım, çoğulcu demokrasimizin gelişmesi için, insan haklarının, yurttaşlık haklarının korunması, içbarışımızın güçlendirilmesi için, CHP, o günden bugüne, programında yer alan etnik duyarlılıklara demokratik çözüm ilkesinin takipçisi oldu, her platformda onun mücadelesini yaptı; ancak, ne yazık ki, diğer partilerden gerekli desteği göremedi. Ülkemizdeki yozlaşmanın, çeteleşmenin, hak ihlallerinin önü, bu nedenle, ne yazık ki, bugüne değin alınamadı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti, din, dil, ırk ve etnik köken temellerinde değil, siyasal bilinç ve ideal beraberliği zemininde kurulmuştur. Ülkemizde farklı etnik yapıların, farklı kültür kimliklerinin var olması, varlıklarını sürdürmesi, çoğulcu demokrasimizin zenginliğidir. Atatürk ve arkadaşları, cumhuriyeti kurarken, bu anlayışı, bu çağdaş devlet anlayışını hedef almışlardı.

Değerli arkadaşlarım, çağdaş devletin dini yoktur; çağdaş devlet, tüm inançlara eşit mesafede durur ve inanç ile vicdan özgürlüğünün güvencesini oluşturur. Çağdaş devletin ırkı yoktur; çağdaş devlet, her etnik kökenden yurttaşlarına eşit mesafede durur ve düşünceyi ifade özgürlüğünün güvencesini oluşturur.

Bu çerçevede, hepimiz bilmekteyiz ki, ülkemiz, bir kültür mozaiğidir. Ülkemizde farklı inanç ve mezhepten, farklı etnik kökenden, farklı anadillere sahip yurttaşlarımız, kendi altkültürlerini koruyarak, ancak, ulusal kültür ve kimlikte buluşarak, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, Türk Ulusunu oluşturmuşlardır. Bu anlayışla, herkes, eşit hakka sahip anayasal yurttaştır; her yurttaş, üstkimlikte, Türk olmaktan gurur duyar; hepimizin ortak dili, resmî dilimiz Türkçedir; ancak, ulus devlete olan ödünsüz bağlılığımız, çoğulcu demokrasinin, kültürel çoğulculuğun engeli değildir, hiçbir zaman da olmamalıdır.

Hükümetlerin, siyasetçilerin görevi, ülkemizde, demokrasinin kurum ve kurallarının çıtasının yükseltilmesine, ulus devletin güçlenmesine katkı sağlarken, içbarışımızın güvencesini oluşturan kültür mozaiğimizin kendi içinde gelişmesinin önünü açmaktır, çağımızın en büyük iddialarından biri olan kültürel çoğulculuğun önünü açmaktır. Ülkemizin etnik köken ve kültür farklılıklarını bastırmak, onu asimile etmeye çalışmak tercih olmamalıdır, buna yönelik girişimler hiçbir zaman denenmemelidir.

Değerli milletvekilleri, kamusal alan, bir eşitlik ve toplumsal sorumluluk alanıdır. Bu alanda, kamu düzeninin kuralları, laik, demokratik cumhuriyetimizin vazgeçilmez ilkeleri geçerlidir. Özel alan ise, özgürlük ve bireysel sorumluluk alanıdır. Herkes, özel alan içinde, kendi altkimliğini geliştirmek, anadilde eğitim ve yayın yapmak, bu amaçla özel radyo ve televizyonları kullanmak hakkına sahip olmalıdır. Tabiî, anadilde radyo ve televizyonda yayın hakları kullanılırken, devletin ve sivil toplumun denetim mekanizmaları, yasallık ve saydamlık kuralları içinde, yürürlükte olmalıdır; tabiî, kamusal alanın varlığına herkes saygılı olmalıdır; tabiî, herkes laikliğin, ulusal bütünlüğün ve bağımsızlığın korunmasına sınırsız özen içinde olmalıdır. Ancak, şunun bilinmesini istiyorum: Kamu okullarında anadillerde eğitim yapmak, anadillerde devlet radyo ve televizyonlarında yayın yapmak devletin görevi değildir değerli arkadaşlarım.

Kürtçeyi sadece devlet konuşur, özel TV'lerde kullanamazsınız anlayışı kabul edilemez. Tabiî, getirilen maddeyle, bu, özel televizyonlara da açılmıştır; ancak, tartışmakta olduğumuz konu, dışarıdan, anadilde yayın yapan TV'lere yönelik, Kürtçe yayın yapan TV'lere yönelik karşı propaganda için yayın yapılması, bu amaçla devlet televizyonlarının kullanılması meselesi değildir. Bırakınız, anadili, sahibi konuşsun, bu ihtiyacı duyan konuşsun, istediği platformda konuşsun. Bu haklar, özel alanda, özgürlük içinde, ancak, kamusal denetim altında, isteyen taraflarca gerçekleştirilir. 21 inci Yüzyılın insanını, onun hukukunu, varlığını ve kimliğini temel alan çağdaş anlayış bunu öngörür. Bunu gerçekleştirmek, bizim, hepimizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Cumhuriyet Halk Partisinin görevidir. Bunu, Avrupa Birliği bizden istedi diye değil, insanlarımıza ve ülkemize saygımızın ve sorumluluğumuzun gereği ve nedeniyle gerçekleştirmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Hacaloğlu.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)Dün herkes susarken, biz, olaya, davaya sahip çıktık; herkesin başı eğikken, ülkemizde demokratikleşmenin ve kültürel çoğulculuğun bayraktarlığını yaptık. Bundan sonra da, eğilmeden, bel vermeden, hukuk devleti, dürüst yönetim ve insan haklarının ödünsüz savunucusu olmaya kararlıyız.

Bu konuda, Avrupa Birliği ülkelerine de bir sözüm var. Kopenhag Kriterleri, onun gereği olan hukuk devleti, demokratikleşmeyi ve insan haklarını sürekli geliştirmek, hepimizin ortak görevidir; insan hakları ihlallerinin ve işkencenin kökünü kazımak, hepimizin ortak sorumluluğudur; ancak, çağdaş dünyanın çağdaş ilkesini oluşturan kültürel çoğulculuğun çok yönlü gereklerini bizden isterken, Avrupa Birliğinin kendi özeleştirisini de yapmasını beklemek hakkımızdır. Avrupa Birliği devletlerinin, Avrupa'da yaşamakta olan farklı altkimlikten insanlara, Avrupa'da yaşamakta olan insanlarımıza eşit hukuk, eşit hak ve eşit hizmet anlayışıyla yaklaşmasını bekliyoruz.

Hükümete de son bir uyarıda bulunmak istiyorum izninizle. Avrupa Birliği üyeliğinin temel koşullarından biri Kopenhag Kriterleri ise bir diğeri de Maastricht Kriterleridir. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti, her geçen gün, Maastricht Kriterlerinden giderek daha da uzaklaşmaktadır. Bilindiği gibi, Maastricht Kriterleri, bütçe açığının gayri safî yurtiçi hâsılaya oranının yüzde 3'ü aşmamasını öngörmektedir; ancak, son rakamlar, mayıs ayı sonu itibariyle bütçe rakamları, bütçe açığının bütçe toplamına oranının yüzde 37'ye tırmandığını ortaya koymaktadır. Keza, Maastricht Kriterlerinin toplam kamu dışborcu hedefinin de, neredeyse ikiye katlanmakta olduğunu hepimiz bilmekteyiz.

Kısaca, daha altı ay geçmeden, Adalet ve Kalkınma Partisinin önderliğinde, devlet...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 19 Haziran 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook