Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 115. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Haziran 2006 · 859 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Algan Hacaloğlu (CHP), 14 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI (S.S 1206)); konuşma 859 kelime.
Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2006-06-14-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-1206 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle bir tespit yapmak istiyorum. Avrupa Birliği üyelik sürecinde, bazı, demokratikleşmeye yönelik yasalar kabul etmekteyiz; ancak, şu tespitimi açıkyüreklilikle ifade ediyorum: Siz getirmekte olduğunuz demokratikleşmeye yönelik tasarıları ciddiye almıyorsunuz. Bu tasarıları, ne getirip ne götüreceğini, demokrasimiz için, özünde, temelinde çok önemli olan tasarıları, maalesef, yeterince, gereğince hazırlık yapmadan…
İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, duyamıyoruz konuşmaları; Meclisin haline bakın.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)Pazar yerine döndü burası.
İZZET ÇETİN (Kocaeli)Pazar yerini geçti.
ALGAN HACALOĞLU (Devamla) -…yeterince olgunlaşmamış tasarılar olarak komisyonlara ve Meclise sunmaktasınız. Bu tasarı da bunlardan biridir. On yıllık geçen bir süreden ve sizin üç yıllık iktidarınız sonrasında getirilmiş olan tasarı, gerek AB Uyum Komisyonunda gerekse görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonunda ciddî değişikliklere uğramıştır. Buna rağmen, tasarı, bu şekliyle de eksiktir.
Değerli arkadaşlarım, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı, çağdaş demokratik bir devletin oluşumunun temel öğelerini, çoğulculuk, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerini özümleyen, içeren, kucaklayan hukuk devleti çerçevesi içinde yapılanmayı öngörmüş bulunmaktadır. Buna rağmen, özellikle devlette çağdaş, saydam, etkin bir yapının oluşturulamamış olması, demokrasi kültürünün yeterince toplumumuza mal edilememiş olması ve insan hak ve özgürlüklerine yönelik duyarlılıkların yeterince yaygınlaştırılmamış olması, demokrasimizin temel sorunları olarak gözükmektedir.
Özünde, bireyin devletle olan ilişkilerinde, bireyin taleplerine yönelik devletin hak ve hukuk alanında eksiklik göstermesi, bireyin temel hak ve özgürlüklerini bir anlamda ihlal etmesi ve bu süreçte oluşan mağduriyetlerin normal hukuk yargı alanı dışında uzlaşmayla veya diğer yöntemlerle çözüme bağlanması sürecini öngören kamu denetçiliği sistemi, Türkiye'nin ihtiyacı olan bir kurumdur, bunu kabul ediyoruz; ancak, şunu bilmemiz gerekiyor ki, Türkiye, çok yaygın olarak insan haklarının ihlal edildiği bir ülkedir. Ben, geçenlerde bir konuşmamda da ifade ettim; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gündeminde olan, 2005 yılında verilmiş olan kararlar arasında, yaşam hakkı üzerinde verilmiş olan kararların yüzde 80'i Türkiye'yle ilgilidir. İşkence ve kötü muameleye ilişkin verilmiş olan kararların, keza, yüzde 53'ü Türkiye'yle ilgilidir. Özgürlüklerin kısıtlanması konusundaki kararların yüzde 22'si Türkiye'yle ilgilidir. Keza, örgütlenme hakkının ihlaliyle ilgili kararların yüzde 58'i, yine Türkiye'yle ilgilidir.
Evet, ne yazık ki, ülkemizde, bunun, bu kırık karnenin eşliğinde, yargı bağımsızlığı baskı altındadır. Bunun en son örneğini Van Üniversitesi olayında yaşadık. Bürokrasi etkin değildir. Parlamento çatısı altında temiz siyaset ve etik kuralların yaşama geçirilmemiş olması, bürokrasiyi olumsuz olarak etkilemektedir. Dürüst yönetim ilkesi yaşama geçirilememektedir. Yolsuzlukların önü alınamamakta, Ali Dibo olayları giderek tüm ülkeye yaygınlaşmaktadır. Devlette partizan kadrolaşma, devlet kadrolarının rasgele doldurulması, devlet hizmetlerini aksatmakta, vatandaşı mağdur etmektedir.
Bütün bunlara karşın, ülkemizde, ne yazık ki, yargı yavaş işlemektedir. Bakınız, geçenlerde, ATO'nun yapmış olduğu ve sonuç itibariyle gizli af yaşamı raporu olarak yayınlanan raporun içeriğinde, 1995 ve 2004 yılları arasında ülke genelinde kapanan dosya sayısı, yıllık ortalama 480 000'e ulaşmıştır. 2004 yılında sadece, 546 000 dosya zamanaşımı nedeniyle rafa kaldırılmıştır; yani, bir anlamda, belirli, yargıda adaletin tecellisi süreci aksamıştır. Dolayısıyla, etkin bir, bir adıyla ombudsman, yani Kamu Denetçisi Kurumunun kurulması, yargının bu ağır yükünde bir nebze azalma ve yargının etkinliğinde bir iyileşme sağlayabilir diye düşünmekteyiz.
Ve maalesef, bugün, şu söylenir haldedir: Bilinçli olarak, şu veya bu müdahalelerle, yargı uzatılıyor ve zamanaşımı denilen sinsi ve gizli affın pençesinde Türkiye kıvranıyor. Zamanım olmadığı için, bu konuya daha fazla girmek istemiyorum; fakat, özü itibariyle, devletin varlık nedeni, özünde, yurttaşların hakkını, hukukunu, esenliğini, güvenliğini korumaktır. Bu bağlamda, kamusal hizmetlerin sunumunda adalet, kamu hizmetlerinden yararlanmada eşitlik, temel evrensel kurallardır.
Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye'de, Anayasamızın 57 nci maddesi çerçevesi içinde korunan konut hakkı, birçok bölümleriyle ihlal edilmektedir. Bir örnek vermek istiyorum: Maltepe-Başıbüyük'te, kentsel dönüşüm uygulaması içinde, binlerce yurttaşımız, TOKİ ile Hükümetin çok yakın müteahhidi arasında yapmış bulunduğu anlaşma içinde uygulamaya konulan projede İstanbul Büyükşehir Belediyesine öngörülen yaptırım, birkaç ay içinde o bölgenin boşaltılmasıdır ve orada oturan binlerce insanın, kendilerine yeni bir barınma olanağı sağlanmadan oraları terk etmeleridir. Bunlar içinde, Başbakanı evinde misafir etmiş kişiler var. Gelip yakındılar, yaptığımız bir toplantıda. "Bir daha bizim yüzümüze nasıl bakacaksın" dediler; ama, bu konudaki uygulama hakkında, o ortada olan sözleşme hakkında, ne yazık ki, o evlerinden edilen, gecekondularda oturan yurttaşlarımızın hiçbirisinin bilgisinin olmadığını orada yaptığımız bir toplantıda gördük. Böylesine yaygın bir şekilde konut hakkının ihlal edildiği bir ortamda, siz, ombudsman kurumunu kursanız ne olur, kurmasanız ne olur değerli arkadaşlarım!
Keza, bazı bölgelerde ve Şile'de, orman köylerinde, yörede yaşayan orman köylülerimiz bilgilendirilmeden, bu konuda herhangi bir yön gösterilmeden makta kesimi yasaklanmıştır ve birdenbire, bu bölgede yaşayan insanlarımız ciddî bir sıkıntıyla, iki aylık süre sonrasında, yeni bir… Şile'ye gidin, Şile'deki orman köylüleriyle konuşun değerli arkadaşlarım.
Keza, kamulaştırma, Anayasanın 46 ncı maddesinde öngörülmüş olan kamulaştırma, yani kamu yararının öngörüldüğü yerlerde, bedeli peşin ödenmek kaydıyla yapılması öngörülen kamulaştırmada, kamulaştırma bedellerinin uzun süreler ödenmediğini bilmekteyiz.
Keza, kamu hizmetlerine girme hakkı; yani Anayasanın 70 inci maddesinde, maalesef, kamuya alınan personelin, memurun seçiminde izlenen yöntemlerin çok ciddî mağduriyetlere yol açmakta olduğunu bilmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, ombudsman kurumu, doğal olarak, yargıya rakip bir kurum olarak oluşmayacaktır; özellikle, bağımsızlığı, bağımsız bir yapı altında görev yapması büyük önem taşımaktadır; ama, bunun sağlanabilmesi için, muhakkak, bu kurumun bir anayasal çerçeve içinde şekillendirilmesi önem taşımaktadır. Bu nedenle, bu yasa paralelinde, böyle bir anlayışın Anayasaya yansıtılmasını, bu kurumun işlevlerini etkin olarak götürebilmesinin temel önceliklerinden biri olarak görmekteyiz.
Değerli arkadaşlarım, birçok nokta var. Bunlar arasında sadece 5 tanesini belirtmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 14 Haziran 2006