İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türkiye'nin avrupa birliği üyeliği üyelik sürecinde müzakerelere başlamasındaki başarasındaki başarısı hakkında

Ali Babacan

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 116. Birleşim · 4. yasama yılı · 15 Haziran 2006 · 2.525 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Babacan (AK Parti), 15 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE'NİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE MÜZAKERELERE BAŞLAMASINDAKİ BAŞARASINDAKİ BAŞARISI HAKKINDA); konuşma 2.525 kelime.

Ali Babacan (AK Parti, Ankara). “Türkiye'nin avrupa birliği üyeliği üyelik sürecinde müzakerelere başlamasındaki başarasındaki başarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 15 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-babacan-22-2006-06-15-turkiye-nin-avrupa-birligi-uyeligi-uyelik-surecinde-muzakerelere-basla (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c124/b116/tbmm221241160011.pdf

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara)Saym Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle olan ilişkileri, 3 Ekim tarihinden itibaren, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle olan ilişkileri, artık, yepyeni bir döneme girmiştir. Türkiye, artık, sadece aday bir ülke değil, aynı zamanda, katılım sürecine başlamış bir ülke statüsünü elde etmiştir.

Kırk yılı aşkın bir süredir Türkiye ile Avrupa Birliği arasında devam eden ve uzun yıllardır üzerinde çalışılan böylesine önemli, böylesine stratejik bir konunun, Hükümetimiz döneminde yepyeni bir boyut kazanması, yepyeni bir sürece girmesi, kuşkusuz, Türkiye'nin uzun vadeli istikrarı ve öngörülebilirliği açısından son derece önemlidir.

Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimiz bundan sonraki dönemde iki önemli hatta yürüyecektir. Bunlardan bir tanesi, siyasî reformlardır. Siyasî reformlar, özellikle demokratikleşme konusunda, insan haklan konusunda, özgürlükler konusunda şimdiye kadar yapmış olduklarımızın daha rafine edilmesi, bir bakıma derinleştirmesini içeren çalışmalar olacaktır.

Aynı zamanda, uygulama, yine siyasî reformlar konusunda çok temel bir unsur olmaya devam edecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisimizde, son üçbuçuk yıllık süre içerisinde pek çok Anayasa değişikliği yapılmıştır. Yine, bu konularda, siyasî reformlar konusunda pek çok yasal düzenleme yapılmıştır; ancak, bu düzenlemelerin gerçek hayatta uygulanması, bundan sonraki dönemin belki de en kritik unsuru olacaktır.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum ise, bu süreçteki ikinci önemli hattımızdır. 35 ayrı fasıl altında çalışmaya başladığımız, öncelikle, taramalarla başlayan, daha sonra da fiilî müzakerelerle devam edecek bu çalışma yıllarca devam edecektir. 35 faslın taramasını, 13 Ekim 2006 tarihi itibariyle tamamlamış oluyoruz. Yani, 20 Ekim 2005'te başladığımız çalışmalar, ellibir haftada tamamlanmış olacak. Müktesebatın tamamını taramış olacağız ve kendi mevzuatımız ile Avrupa Birliği müktesebatı arasındaki farklan bir bakıma ortaya koymuş olacağız ve daha sonra da, her bir fasıl için bu farkları nasıl kapatacağımızla ilgili çalışmaların startını vermiş olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın itibariyle, 19 uncu faslın taramasını tamamlamış oluyoruz. Şu anda, bir heyetimiz Brüksel'de, enerji faslının ayrıntılı taraması yapılıyor ve yann akşam itibariyle 19 uncu fasıl olan enerji faslının taramasını da bitirmiş oluyoruz. Bir yandan da, taraması biten fasılların fiilî müzakerelerine başlıyoruz. Kaldı ki, geçtiğimiz pazartesi günü, 12 Haziran günü, birinci fasılda, yani "Bilim ve Araştırma" faslında fiilî müzakereleri hem açtık hem de kapattık. Bu, gerçekten çok önemli bir aşama ve âdeta, diğer fasıllar için de önemli bir test oldu bizim için. Yani, böylesine bir süreçte, Türkiye gibi çok önemli bir ülke olarak, Avrupa Birliği sürecindeki ilk faslın açılmasıyla ilgili karşımıza neler çıkabilecek, ne tür problemler yaşayabileceğiz; bir bakıma bunları da fiilen görmüş olduk ve bütün bu zorlukların, karşımıza çıkan bu güçlüklerin de üstesinden gelerek 1 inci faslm hem açılmasını hem de kapatılmasını aynı gün, aynı toplantıda bitirmiş olduk. Şimdi, sırada 2 nci fasıl var Eğitim ve Kültür; arkasından 3 üncü, 4 üncü, 5 inci fasıllar, sırayla devam ediyor.

Ben, süreç hakkında çok kısa detaylara da biraz inmek istiyorum; çünkü, bu, gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin de yakından takip ettiği bir konu. Her bir fasılla ilgili, değerli arkadaşlar, tarama çalışmaları bittikten sonra, Komisyon bir tarama raporu hazırlıyor. Bu tarama raporunda, Türkiye, müktesebata göre nerede ve nerelerde eksikler var; bir bakıma, Komisyon, kendi değerlendirmelerini yapıyor ve biz, bu tarama raporu üzerindeki görüşlerimizi verdikten sonra, tarama raporu nihaî haline gelip Konseye, yani, 25 ülkenin onayına sunuluyor. 25 ülke bu raporu onayladıktan sonra, raporun tavsiye bölümünü dikkate alarak müzakerelerin açılmasına karar veriyor ve bize, Dönem Başkanlığından, müzakerenin açılmasıyla ilgili davet mektubu gelmiş oluyor.

Bu, önemli bir aşama; çünkü, taramalardaki farklılıklar, eksiklikler ortaya çıktıktan sonra, bazı fasıllarda açış kriterleri de getirilebilecek, ki, kamu alımları faslında, rekabet politikası faslında açış kriterleri de, bize verilen, bize gelen mektuplarda zikredildi.

Bu, şu demek: Müzakereler, o fasıl açılmadan önce, Türkiye'nin yapması gereken, özellikle eski yükümlülüklerinden hâlâ yerine getirmedikleri varsa onları içeren ve aynı zamanda, bazı konularda da kurumsal altyapımızı güçlendirmemizi talep ettikleri konular bunlar.

Açılış kriterleri tamamlandıktan sonra, zaten, o fasılla ilgili, biz, müzakere pozisyon belgemizi oluşturuyoruz, Komisyona teslim ediyoruz ve âdeta, o fasılla ilgili yapılacak işlerin çoğunu da o anda zaten tamamlamış oluyoruz. Zaten, müzakere pozisyon belgesini hazırlamak -ki, ilk fasılda da gördük- aslında, müzakerelerin yüzde 80'inin, 90'ının, zaten, tamamlanmış olduğunun çok önemli bir göstergesi, aşaması.

Bunun karşılığında, Avrupa Birliğinin hazırladığı da ortak pozisyon belgesiyle, âdeta, iki belge karşı karşıya gelmiş oluyor ve o noktada, zaten müzakerenin açılması, neredeyse, kesinleşmiş oluyor.

Bazı fasıllar için, yine, kapanış kriterleri de söz konusu olabilecek. Bazı fasılları açacağız; ancak, kapanmadan önce, yine, bazı adımlan atmamız gerekecek ki, o fasıllar kapanabilsin.

Değerli arkadaşlar, takdir edeceğiniz gibi, bu süreç, gerçekten çok yoğun bir emek harcayacağımız, tüm kurumlarımızın, kuruluşlarımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin çok yoğun mesai harcayacağı bir süreç olacak aynı zamanda. 100 000 sayfanın üzerinde bir müktesebatm üstlenilmesi, tüm kurumlarımızın yoğun bir çabasıyla ancak mümkün olabilecek.

Sadece ayrıntılı tarama çalışmalarına, şu ana kadar 1 200'ün üzerinde arkadaşımızın katıldığım -Brüksel'e giden arkadaşlarımızdan bahsediyorum- düşünecek olursak ve yine Türkiye'de binlerce arkadaşımızın bu çalışmaların içinde yer aldığını düşünecek olursak, bu işin kapsamını, boyutunu belki daha iyi algılamamıza yardımcı olabilir diye düşünüyorum.

Şu ana kadarki fasıllarla ilgili bizim kendi uygulamalarımızı anlattığımız sunuşların, slaytların toplamı şu anda 10 000 sayfayı geçmiş durumda. Bunlar hazırlanırken, yani tüm bu sunuşlar hazırlanırken, aynı zamanda bizim müzakere pozisyon belgemiz hazırlanırken ilgili tüm kuruluşların görüşünü alıyoruz, desteğini alıyoruz. Tek bir masa etrafında tüm kuruluşlarımızı topluyoruz ve onların sadece yazılı görüşleriyle de yetinmeyip, belge üzerinden satır satır geçip, tüm kuruluşlarımızın üzerinde mutabık kaldığı tek bir ortak belge oluşturuyoruz. Bu, hem müzakere pozisyon belgesi için böyle hem de Komisyona yaptığımız tüm sunuşlar için aynı metot, aynı sistem uygulanıyor. Bir bakıma, Türkiye Cumhuriyetinin tüm kurumlanyla üzerinde mutabık kaldığı tek bir duruş sergiliyoruz Avrupa Birliği karşısında.

Bu çalışma şekli, yani konsensüs oluşturarak kurumların işbirliğiyle, beraberliğiyle yapılan çalışmanın sonucunda da şunu görüyoruz ki, tüm kurumlarımız, bu süreci, bu işleri sahipleniyor ve bundan sonraki uygulamayla ilgili işin de sahibi yine o kuruluşlarımız oluyor. Biz, hiçbir zaman, Avrupa Birliği konusunda merkezî bir yapılanmayı öngörmedik; yani, küçük bir ekibin Brüksel'e gidip, Avrupa Birliği müktesebatını anlayıp, gelip, kuruluşlarımıza anlatması, tanıtması, empoze etmesi şeklinde bir yapılanmayı kesinlikle tercih etmedik. Ne yaptık; Türkiye'de işin sorumlusu kimse, kimin eli taşın altındaysa, o kişiler bizzat gittiler Brüksel'e, ki, bunlar müsteşar seviyesinde, müsteşar yardımcısı seviyesinde arkadaşlar; mesela, bugün enerji faslı görüşülüyor Brüksel'de; ama, Enerji Bakanlığı Müsteşarımız da bizzat orada; diğer kuruluşlardan, en az 15-20 ayrı kuruluştan daha insanlar orada, enerjiyle uzaktan yakından ilgili kim varsa diğer bakanlıklarda onlar oradalar, ki, geri döndükleri zaman, reform hazırlıklarını, yasa taslağı hazırlıklarını, ikincil düzenleme hazırlıklarını hızla yapabilsinler ve uygulamaya hızla geçebilsinler.

Biraz önce gerçi değinildi; ama, ben, tekrar etmekte fayda görüyorum.

3 Ekimden bu yana, kuruluşlarımızın kendi kendine, sadece müktesebattan öğrendiklerinin, gelinip, burada uygulanması neticesinde 70'in üzerinde ikincil düzenleme yapıldı. Yine, 3 Ekimden bu yana, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen tam 16 tane yasanın içerisinde, aynı zamanda, bizim, Avrupa Birliği müktesebatına uyumu içeren pek çok önemli madde vardı. Bir bakıma, kuruluşlarımız, bu çalışmalar sırasında yapmaları gereken konusunda detaylı bilgi sahibi oldukları için ve hemen, derhal, bu adımlan atmanın da bizim çıkarımıza olduklannı da bildikleri için, döner dönmez bu adımlan attılar ve yine, tüm kuruluşlanmızdan, sadece ilk 17 fasılla ilgili ve hemen yapabileceğimiz ve yapmamızın da bizim için çok iyi olacağı konuların bir dökümünü istedik; yasal düzenlemeler, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek kanun tasanlan ve aynı zamanda ikincil düzenlemeler. 2006 yılında hemen yapabileceğimiz ve bizim için çok iyi olacağını söyledikleri tam 30 tane yasal düzenleme tespit ettik; yine, 100'ün üzerinde ikincil düzenleme 2006 yılında yapılabilecek durumda. 2007 yılında, yine, tam 24 yasal düzenleme ve 150'nin üzerinde ikincil düzenlemenin yapılabileceğini, tüm bakanlıklanmız, kendileri çalıştılar ve bize bildirdiler.

Bakın, burada, herhangi bir zorlama yok; Avrupa Birliği için bizim bunu yapmamız gerekiyor, haydi, arkadaşlar, yapalım, ne zaman; çabuk şunlan bitirelim diye herhangi bir, henüz, yönlendirmemiz dahi olmadan, kuruluşlanmızm kendi kendine çalıştıklan ve bu işi bir an önce yapalım, bizim için iyidir dedikleri çalışmalar bunlar. Kaldı ki, bu, ilk 17 fasılla ilgili dediğim gibi. Bundan sonraki fasıllarla ilgili, yine, yasal düzenlemeler, ikincil düzenlemeler gündeme gelecek, bu rakamlar çoğalacak, hem 2006 için hem 2007 için gündemimiz daha yoğunlaşacak.

Aynı zamanda, tarama raporlan Komisyondan geldikçe, Avrupa Komisyonundan, bizim, yine, önümüzdeki dönemle ilgili yapacağımız konular hakkında daha detaylı bilgiler elde etme şansına sahip olacağız ve burada da, yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek yasalar olsun, ikincil düzenlemeler olsun, önümüzdeki gündem konusunda, gittikçe daha farklı gelişmeler olacak.

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, eğitim laik midir değil midir? O cümleyi niye çıkardığınızı açıklar mısınız?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu Avrupa Birliği süreci, Türkiye'nin her alanda standartlannın yükselmesini sağlayacak bir süreç; hem halkımızın -bugünkü Türkiye'de- hem de çocuklanmızm, torunlanmızın çok daha müreffeh bir or- tamda yaşayabilmesi için kullanabileceğimiz çok önemli bir vesile, çok önemli bir reform çerçevesi. Biz ne yaptıysak şimdiye kadar, kendimiz için yaptık, kendi insanımız için yaptık, kendi ülkemizin geleceği için yaptık ve yaptığımız her şey, bize, artı olarak geri döndü. Aynı zamanda bu süreç, bir kazan-kazan süreci; yani, hem bizim kazanacağımız hem de Avrupa Birliğinin kazanacağı bir süreç. Bizim bir şeyler kaybettiğimiz Avrupa Birliğinin kazandığı bir süreç değil ya da Avrupa Birliğinin kazandığı bizim bir şeyler kaybettiğimiz bir süreç değil kesinlikle.

MUHARREM İNCE (Yalova)Sayın Bakan, eğitim laik midir değil midir? O cümleyi niye çıkardınız, merak ediyorum?!

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla)Bu süreçten geçerek, biz -daha önce de söylediğim gibi- her alanda halkımızın yaşam kalitesini yükseltme fırsatını bulacağız. Aynı zamanda da Avrupa Birliği, Türkiye gibi büyük bir ülkenin, çok çok önemli bir ülkenin, kendisiyle daha iyi entegre olmasını sağlayarak, bir bakıma hem Doğu-Batı ilişkileri açısından hem de bölgemizin geleceği açısından, güvenliği açısından, istikran açısından çok önemli kazanımlar elde edecek.

Yine Türkiye-Avrupa Birliği süreci etkileri, sadece bizim ülkemizle, bizim bölgemizle sınırlı kalmayacak, tüm dünyada Medeniyetlerin ilişkilerini yeni bir perspektife oturtacak bir süreç olacak aynı zamanda. Bizim bu çalışmalarımızın sonuçlarını, biz sadece ülkemizde ya da Avrupa Birliğinde görmeyeceğiz. Dünyanın neresine gidersek gidelim, Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci çok yakından takip ediliyor. Sayın Başbakanımızla geçenlerde yaptığımız Avustralya, Yeni Zelanda programında dahi, her toplantının ilk başında bize sorulan Avrupa Birliği oldu. Diyeceksiniz ki; nereden nereye, neden bu kadar çok ilgileniyorlar. Bunun sebebi çok açık; özellikle Türkiye gibi çok büyük gelecek vaat eden, bölgesinde önemli bir güç olan bir ülkenin, aynı zamanda nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğu bir ülkenin, Avrupa Birliğinin ortak idealleri ve ortak değerleri etrafında kenetlenebilmesi, aynı zamanda Avrupa Birliğinin bu evrensel değerlerinin belli bir coğrafya, belli bir ırk, dinle sınırlı kalmaması, daha evrensel boyutlara taşınabilmesi, gerçekten, dünya tarihinin akışında da çok önemli yer alacak bir konu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, hep söyledik ki, Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşından sonraki en önemli barış projesi. Düşünün ki, birbiriyle kıyasıya savaşan ülkeler, milyonlarca insanın öldüğü bir savaştan çıkan ülkeler, şu anda bir arada ve ortak değerler etrafında kenetlenmiş durumdalar. İşte, Türkiye'nin bu birlik içerisinde yer alması, Türkiye'nin, hatta, bu sürece giriyor olması, yine, dünya barışına ileride sağlayacağı katkılar açısından çok çok büyük önem taşıyor. Bunun önemini, daha çok sayıda kanaat önderi, özelikle Avrupa Birliğinde, daha çok sayıda siyasî lider anlıyor. Belki Türkiye'yi uzaktan tanıyan, Türkiye'nin gerçeklerini tam olarak algılayamayan bazı çevreler Avrupa Birliğinde olabilir. Avrupa Birliğinde biz üye olana kadar en az 50-60 tane seçim olacak. Her seçimde, Türkiye, az ya da çok gündeme gelecek. Bazı siyasî partiler, Türkiye'yi, belki, maalesef, iç politikalarında söylem olarak kullanabilecekler. Bunlara da hazır olmamız lazım ve bunlar karşısında da asla bir tereddüte, bir farklı psikolojiye kesinlikle girmememiz lazım. Bu, sürecin tabiatında var. Bu, kolay bir süreç değil; hiçbir ülke için kolay olmamış, Türkiye için de kolay olmayacak.

Düşünün ki, bakın, İspanyol Dışişleri Bakanı, zamanında, kendi müzakere süreçlerinde bakan olan İspanyol eski Dışişleri Bakanı, geçenlerde beni ziyaret ettiğinde, bir ülkenin vetosu yüzünden tam iki sene tüm müzakerelerini askıya almak zorunda kaldıklarını ifade etti. Yine, İngiltere, hepiniz biliyorsunuz, müzakerelerini tamamladıktan sonra, her şeyi bitirdikten sonra tam 2 defa yine bir Avrupa Birliği üyesi ülke tarafından veto edildi ve tam üye olamadı. Böyle örnekler var. Başka örnekler de var. Norveç, bütün müzakerelerini bitirdi; fakat, Norveç, kendisi dışarıda kalmaya karar verdi. Biz, bütün bu örneklere bakıyoruz. Bizim için şu anda önemli olan sürecin kendisidir. Türkiye üye olsun olmasın, ne zaman olsun tartışmaları için de çok erkendir diye düşünüyoruz ve sürecin kendisine odaklanıp, bu reformlann kendisine odaklanıp, bu reform sürecini kendi faydamıza, kendi çıkarımıza azamî şekilde nasıl kullanabiliriz, bundan nasıl istifade edebiliriz; işte bunun endişesinde olmamız lazım. Bu şekilde, bu kaygıyla hareket etmemiz gerekir diye düşünüyoruz açıkçası.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 17 Aralık tarihi, gerçekten Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde çok önemli bir dönüm noktasıydı. Bir başka önemli dönüm noktası da 3 Ekim oldu; yani, Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesinin kabul edildiği ve artık, müzakere sürecinin resmen başladığı bir tarih.

Ben, şunu rahatlıkla ifade etmek istiyorum ki, 12 Haziran Pazartesi günü; yani, geçtiğimiz pazartesi günü de, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde gerçekten tarihî bir dönüm noktasıdır ve bütün bu tarihlerden önce, dikkat edin, olacak mı olmayacak mı, son anda acaba bir problem çıkacak mı çıkmayacak mı, birileri gelip engel olacak mı olmayacak mı endişesi yaşandı hep; ama, çok şükür, bütün bu kritik tarihleri gayet güzel bir şekilde aştık ve bütün bu süreçten de, Türkiye'nin menfaatlarını, Türkiye'nin millî çıkarlarını hep önplanda tutarak ve hiçbir zaman, hiçbir konuda da asla taviz vermeyerek, bu kritik günleri, çok şükür, aşmış olduk.

Bu, gerçekten, artık, Türkiye'nin geri dönülmez bir yola, geri dönülmez bir sürece girdiğinin de en önemli bir kanıtı. Öyle, sadece, tamam, müzakere başlama kararı alınmış, Çerçeve Belgesi kabul edilmiş değil; artık, bir tane fasıl açılmış kapanmış, artık, bu yola girilmiş. Dolayısıyla, bu yol, artık, bizim, özellikle ekonomimizin geleceği açısından son derece büyük önem taşıyor. Avrupa Birliği süreci, yerli-yabancı tüm yatırımcılar için, Türkiye'nin, artık daha öngörülebilir bir ülke olduğunun kuvvetli bir mesajını veriyor. Bundan beş sene sonra, on sene sonra, yirmi sene sonra nasıl bir Türkiye olacak acaba sorusunun cevabını, herkes, işte, bu Avrupa Birliği sürecinde bulmuş oluyor. Bu, gerçekten, Türkiye'nin bundan sonraki büyümesi için, refahı için büyük önem taşıyor.

BAŞKANSayın Bakanım, normal sürenize 1 dakika kaldı, 1 dakika da eksüre vereceğim; konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla)Peki; teşekkür ederim.

Özellikle, doğrudan uluslararası sermayenin Türkiye'ye daha çok gelmesi için, yine, kendi insanımızın, kendi yatırımcımızın Türkiye'ye daha gönül rahatlığıyla yatırım yapabilmesi için, Avrupa Birliği süreci büyük önem taşıyor.

Türkiye, her yıl nüfusu 1 000 000 artan bir ülke. 73 000 000 nüfusumuz var ve her sene 1 000 000 nüfusumuz artıyor. Her sene, 500 000 ilâ 700 000 kişi işgücüne ekleniyor.

Biz, Türkiye'de, özel sektör yatırımlarını mutlaka ve mutlaka canlı tutmak zorundayız. Bu, bizim hem ekonomik politikalanmız açısından önemli hem sosyal politikalanmız açısından çok büyük önem taşıyor.

İşte, bu Avrupa Birliği süreci, bakın, Türkiye'deki yatınmlan nereden nereye getirdi. Geçen sene, sadece özel sektörün Türkiye'ye 74 milyar YTL'lik bir yatının yaptığını düşünecek olursanız -ki, 2002'ye göre 3 mislidir neredeyse bu rakam- Avrupa Birliği sürecinin faydalannın şimdiden ekonomimiz üzerinde görüldüğünü de yine takdir edeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANSayın Bakanım, 1 dakikalık eksüre içerisinde konuşmanızı tamamlayınız; teşekkür ediyoruz.

Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla)Yine, şöyle bir bakacak olursak, 2000,2001 yıllarında, 2002 yıllarında, Türkiye'de konuşulan rakamlar, değerler neydi, bugün ne oldu. Bakmayın bu piyasalardaki geçici hareketliliğe; önemli olan uzun vadedir, önemli olan, Türkiye'nin uzun vadedeki istikrarıdır. Zaten, Türkiye'nin uzun vadedeki geleceğine, istikrarına güvenenler de, şimdiye kadar hiç pişman olmamışlardır, bundan sonra da pişman olmayacaklardır ve Türkiye'nin geleceğine güvenen, geleceğine yatırım yapan, mutlaka, uzun vadede kârlı çıkacaktır. Bir yandan da, bu güven, bu istikrar, Türkiye'deki en önemli sorunlarımızdan birisi olan istihdam konusunun, işsizlik konusunun da en önemli çözüm kaynağı olacaktır.

Ben, bu fırsatı verdiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 15 Haziran 2006

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook