İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 72. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Genel kadro ve usulü hakkında (s.s.1344)

Ali Kemal Deveciler

Balıkesir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 72. Birleşim · 5. yasama yılı · 7 Mart 2007 · 2.094 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Kemal Deveciler (CHP), 7 Mart 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA (S.S.1344)); konuşma 2.094 kelime.

Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir). “Genel kadro ve usulü hakkında (s.s.1344)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 7 Mart 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2007-03-07-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-s-s-1344 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c149/b072/tbmm221490720267.pdf

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kadro Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Emniyet Genel Müdürlüğüne Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, tümü üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Son dönemlerde, asayiş alanında Türkiye'de ciddi sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Bunda, elbette, temel amillerden biri AKP tarafından izlenen ve artık meyvelerini veren ekonomi politikalarıdır. İşsizliğin bir türlü indirilemediği, ekonomik büyümenin büyük sermayedara, yabancı yatırımcıya ve yabancı ülkelerin işlerine yaradığı ekonomik politika uygulamaları sonucu huzursuzluk artmış, kapkaç artmış, hırsızlık âdeta bir endüstri hâline gelmiştir. Nitekim, 2005 yılının tamamında 197.996 adet şahsa karşı işlenen asayiş suçlarının, 2006 yılının ilk dokuz ayında 244.119'a yükseldiği görülmektedir. Öte yandan, aynı dönem itibarıyla, mala karşı işlenen asayiş suçlarının sayısı 289.765'ten 354.269'a çıkmıştır.

AKP İktidarı döneminde artan yoksulluk, artan göç, çarpık şehirleşmenin son aşamasına ulaşması, artan şehir rantlarının yandaşlara pay edilmesi nedeniyle, Türk toplumu kendini bir cenderenin içinde sıkışmış gibi hissetmekte ve bundan çıkış yolu bulamamaktadır. Bunun bir yansıması olarak şiddete eğilimli diziler, konular toplum tarafından talep edilmekte ve toplum, daha fazla şiddetin kıskacına AKP Hükümeti döneminde girmektedir.

21'inci yüzyılda, bu denli gelişmiş teknolojinin insanın emrinde olduğu bir dönemde, aklın ışığında yürünmesiyle doğrunun ve huzurun bulunabileceği bir çağda, bu kadar çok insan, şiddetin mağduru olduğunu, hakların ihlal edildiğini ve çaresizliğin pençesinde kıvrandığını hissetmemeli- dir. Bunun önlemini almakla mükellef olanlar iktidarı elinde tutanlardır.

îktidar, sanal dünyada yaşayarak herkesle birlikte kendini kandırmaya çalışma yeri değildir. İktidar, sorunları doğru tespit ederek onlara çözüm bulma yeridir. Fakat, maalesef, AKP Hükümeti, IMF gibi toplumsal konularda kendisine yol gösterebilecek bir başka uluslararası kurum olmadığı için, bu konuyu herhangi bir politika üretmeden kendi hâline bırakmıştır. Yani, aslında, AKP Hükümetinin her konudaki liberal politikasının ardında yatan temel neden, öngörüsüzlük ve politika üretememekten kaynaklanan aczdir. Bu şekliyle Hükümet, literatüre, güvenlik konusunda da "bırakınız yapsınlar, bırakınız çalışsınlar" fikriyatını tanıtmıştır.

AKP Hükümetinin başındakiler, bir daha bu iktidarı bulamayacaklarını çok iyi bilmektedirler. Bu yıl tamamlanmadan, AKP, iktidardaki günlerini hasretle yâd eden bir parti olacaktır. Bu nedenle de Hükümet, Türkiye'nin kurumlarını bir tarafa bırakmış, zaten hiç yapamadığı uzun dönemli politika üretmenin fikrini dahi terk etmiş, seçim için kanun çıkarmaya, bu arada da iktidardan ne alabilirse onu almaya hız vermiştir. Bu tavrın, biriken sorunlarla ilgili yapıcı bir yanı var mıdır?

Hükümetin, emniyet teşkilatına çağdaş yaklaşımı, bugün, kapkaç, hırsızlık, gasp ve Çocuk Esirgeme Kurumundaki utanç verici tablolar, orta dereceli okullarda öğrencilere, öğretmenlere ve yöneticilere yönelik saldırılar birlikte değerlendirildiğinde şöyle bir tablonun ortaya çıktığını görmekteyiz: Sosyoekonomik politikaların yarattığı adaletsizlik ve bunun doğurduğu çözülmeler emniyet teşkilatındaki niteliksiz kadrolaşmayla bütünleşince, Türkiye, ciddi bir asayiş sorunuyla yaşamaya başlamıştır. Bunun somut göstergesi AKP döneminde yapılan terlilerdir. Poliste, birim amirlerinin 2003 ve 2005 yılı terlilerinde objektif davranılmamış, kıdem sıralamasında ilk lOO'de yer alan polislerden ancak yüzde 7'si terfi ettirilirken, diğer terfiler ağırlıklı olarak kıdem sırası 250 ve üstü olanların içerisinden seçilmiştir. Bunun akıl ve mantıkla açıklanır bir yönü yoktur. Bu tercih, açıkça, polisin siyasallaştırılması anlamına gelmektedir. Açıkça ifade etmek gerekirse, AKP Hükümeti, polis atamalarında cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirmeyi ve yozlaştırmayı hedef alan bir kadrolaşma süreci başlatmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; işte, bugün, üzerinde görüşmelerde bulunduğumuz tasanda da, Hükümet tarafından 20 bin ek kadro talebinde bulunulmaktadır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bunu, bu kadro verilmesini destekliyoruz. Ama, her şeyden evvel, emniyet teşkilatının büyük sorunlarına da değinmek gerekir, önce de bunların çözülmesi gerekir. İş, artık, sadece kadro sorunu olayını aşmıştır, çoktan aşmıştır. Güvenlikle ilgili sorunlara, emniyet personelinin özlük hakları da ele alınacak şekilde, kapsamlı bir şekilde yaklaşmak gerekmektedir. Fakat, maalesef, Hükümet, bunu, sadece kadro meselesine indirmektedir. Bakıyoruz, 3 maddelik bir yasa -aslında 1 maddelik, 2 tanesi yürürlük ve yürütme maddesi- burada, sadece, kadro sorununa eğilmektedir. Bu da yanlıştır.

Emniyet teşkilatının en büyük sorunu, en riskli meslek grupları arasında ve başında yer almasına, çok stresli ortamlarda görev yapmasına rağmen, gerek çalışırken almış oldukları maaş ve gerekse emekli olduklarında ellerine geçen toplu ikramiye ile emekli maaşları son derece yetersizdir. Bugün itibarıyla, otuz yıllık fiilî hizmeti bulunan lise mezunu, 6/2 dereceli bir polis memuru ayda 1.400 YTL maaş almakta; emekli olması hâlinde 25.976 YTL emekli ikramiyesi ve 887 YTL emekli maaşı bağlanmaktadır.

Yine, otuz yıllık fiilî hizmette bulunan 1/4 dereceli lise mezunu bir baş komiserin şu anda aylık maaşı 1.491 YTL olup emekli olduğunda alacağı ikramiye 26.594 YTL ve emekli maaşı da, ne yazık ki, üçte 2 oranında, 906 YTL'dir.

Otuz yıllık fiilî hizmeti bulunan birinci sınıf emniyet müdürünün ortalama maaşı 2.200 YTL olup emekli ikramiyeleri 40.890 YTL civarında ve emekli aylıkları da 1.712 YTL civarındadır. Bunda da üçte 2 civarında emekli olunca maaş almaktadır. Benzeri güvenlik hizmeti ifa eden jandarma ve silahlı kuvvetler mensuplarının yanında, bazı meslek gruplarında emekli ikramiyelerinin emniyet mensuplarının çok üzerinde olması, mevcut maaş ve emekli aylıklarının da aynı şekilde yüksek olması gerçeğinden hareketle, ülkenin asayiş ve iç güvenliğiyle ilgili çok temel, vazgeçilmez ve ertelenemez bir görev ifa eden emniyet mensuplarının özlük haklarının ve ekonomik sorunlarının çözümü için on yıllardan beri süregelen ve bir türlü bitirilemeyen iyileştirme çalışmalarının, artık, kuru vaat olmaktan çıkarılıp hayata geçirilmesi, maaşa ve emekliliğe yansıyan ve şu anda son derece düşük olan tazminat ve katsayıların artırılarak günün şartlarına ve yaşam standartlarına uygun hâle getirilmesi gerekmektedir. İnşallah, önümüzdeki yapılacak olan seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisi kadroları bu konuyu çok iyi bilmektedir ve ilk yapacağımız icraatların başında da, emniyet mensuplarına yaşanabilir bir ücret vermek olacaktır, uygun bir seviyeye getirmek olacaktır.

Yine, ülkemizde, günlük sekiz ve haftalık kırk saat olan mesainin büyük bir bölümünün, herhangi bir hizmet ifa etmeksizin sadece oturmakla eş değer tutulduğu bir tabloda, haftada yetmiş beş saat ve aktif olarak görev yapan ve 2005 yılı hesaplamalarıyla, bir yılda, Türkiye'deki ortalama memur mesaisinden iki ay on gün, yani yetmiş gün fazla mesai yapan emniyet teşkilatı mensuplarına, standart olarak ve ortalama, ayda 170 YTL olarak yansıtılan fazla mesai ücreti yerine, yasal çalışma saatinden fazla çalışılan her saatin hesaplanarak maaşa yansıtılacağı bir ücret politikası acilen getirilmelidir.

Polisin asli görevi, suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini yakalayarak adalete teslim etmektir. Bunun yanında, pasaport, ruhsat, ehliyet tescil belgesi vermek gibi görevler de ifade edilmektedir. Devlet memuru olmaktan başka özel bir eğitim gerektirmeyen bu hizmetler, derhal ve derhal polisten alınmalıdır. Yakın bir tarihe kadar, derneklerin takibi ve ruhsat işlemleri polis tarafından yapılmaktayken, bu konuda isabetli bir karar verilerek, artık, derneklerin ve ruhsat işlemlerinin polisle ilgisi kalmamıştır. Aynı uygulamanın pasaport, trafik tescil, ehliyet gibi işlemler konusunda da yapılması gerekmekte, polisin büro hizmetleri en aza indirilmeli, niceliği artırılmak yerine niteliği artırılmalı, polisin kalitesi, polisin verimi ve temel işlevi artırılmalıdır.

Emniyet teşkilatında görevli personelin gelirlerinde reel olarak, yıllara göre azalma olmaktadır. Ağır çalışma şartlarına, riskli hizmet grubunda olmasına ve diğer benzeri kurumların çalışanlarına göre ücret dengesizliğinin acilen giderilmesi gerekmektedir. Mevcut bütçe kısıtlamaları nedeniyle, emniyet teşkilatında görevli personelin geçici görev yolluğu, tedavi giderleri ve emekli olanların sürekli görev yollukları, çoğu zaman, aylarca sonra ödendiği için, personelin yaygın bir şekilde mağduriyetine yol açmaktadır. Çoğu ilçelerimizde, hâlâ, görev yolluklarının, geçici görev yolluklarının ödenmediği, 2006 yılında ödenmediği ilçelerimiz bulunmaktadır. Ben, Sayın Bakandan -gerçi, kendisi yok burada, ama sayın emniyet teşkilatı mensupları var- bu gibi rakamların, acilen, en kısa zamanda ödenmesini istiyorum. Bu söz konusu harcama kalemleri başta olmak üzere personelin mağduriyetine ve hizmet veriminin düşmesine yol açan benzeri kısıtlamalar acilen kaldırılmalıdır. Zaten, emniyet teşkilatının, Başbakanlığın genel tasarruf tedbirleri çerçevesinde, diğer kurumlarla eşit muameleye tabi tutulması tamamen abestir, kendi bindiğimiz dalı kesmekle eş değerdedir.

Öte yandan, birçok kurumda ciddi bir şekilde yürütülmekte olan döner sermaye uygulaması, benzer biçimde emniyet teşkilatında da uygulanarak, polisin vatandaşa vermiş olduğu hizmetlerden -pasaport, ruhsat, tescil belgesi vermek gibi işlemlerden- devlete gelir kaydedilen meblağın belirli bir oranının Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesine aktarılması ve bu paylardan da mevcut bütçeye destek verilmesi sağlanmalıdır.

Emniyet hizmetleri sınıfında görev yapan polis memurlarının kadro, derece ilerlemelerinin üçüncü kadro derecesiyle sınıflandırılmayıp öğrenim durumu itibarıyla birinci kadro derecesine dü- sürülmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Fiilen çalışanların emekli olduklarında aldıkları emekli maaşları, fiilen çalıştıklarında aldıkları maaşların üçte 2'sine inmektedir; üçte l'i kesilmektedir, üçte 2'sine inmektedir. Özellikle, büyük şehirlerde, turizm bölgelerinde, nüfus hareketlerinin çok fazla olduğu yerlerde polis sayımız Avrupa ülkeleriyle kıyaslanamayacak kadar azdır. Sonuçta, polis, fizikî olarak bu mekânlarda yoktur. Ayrıca, polisin araç, gereç, benzin gibi önemli sorunları da hâlâ devam etmektedir. Bunlar da yıllardan beri kanayan yara gibi devam etmektedir. Hâlâ bunlara bir çözüm bulunamamıştır. Hem polisten görev yapmasını isteyeceğiz vatandaşlar olarak, halk olarak, devlet olarak hem de polisin görev yapması için gerekli temini yapmayacağız.

Son yıllarda, ülkemizde, polise karşı müessir fiil, görevi engelleme, fiilî güç kullanma, darp, cebir, görevin yapılmasını engelleme, hakaret, tehdit ve sövme şeklinde nitelendirilebilecek suçlarda belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu ve benzeri fiilleri işleyen kişilerin hemen tamamının, mahkemeye bile çıkarılmadan savcılıklarca serbest bırakılması, polisin devleti ve kanun hâkimiyetini temsil gücünü zayıflatmakta; hiçbir Avrupa ülkesinde ve demokratik toplumda örneği görülemeyen tabloların gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi algılanması da ne yazık ki yaygınlaşmaktadır.

Son dönemde, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'nda yapılan düzenlemeler ile Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda birtakım çelişkiler ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, emniyet teşkilatı, suçun önlenmesine dönük yaptırımlarında son derece kısıtlanmış bir durumdadır. Bu nedenle, emniyet teşkilatının suçla mücadele inisiyatifinde gerilemeler oluşmuş ve polisin hareket imkânı daraltılmıştır. Sonuçta, karşımıza, önleyici güçlerin budanmış olduğu bir emniyet teşkilatı, suça ve suçluya müdahalede geri bıraktırılmış bir polis ve patlayan bir suç oranı bulunmaktadır. Gece eve hırsız giriyor, gece polis bunu yakalıyor, sabaha getiriyor, göz altına alıyor, savcılığa çıkarıyor ve savcılık bu hırsızları salıyor. Yani, bunun gibi bir sürü suç, TCK'da ve Ceza Muhakemeleri Kanunu'nda bu şekilde dönüştürülmüştür ve polisin de mukavemet gücü azaltılmıştır. Bunun, tekrar, yapılacak olan düzenlemelerle eski durumuna kavuşturulması gerekmektedir. Burada, polis görev yapamaz duruma gelmiştir, vatandaş da mağdur durumdadır. Bunun önlenmesi gerekmektedir. Yani, bu nedenle, sorun, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda düzenleme yapmak dâhil olmak üzere kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç vardır, ama AKP'nin bunu yapacak zamanı da kalmamıştır, artık, seçim gelmiştir. Dört buçuk yılı, beş yılı boşa heba ettiniz.

İçişleri Bakanlığının sorumluluğunun en önemli ve en öncelikli kısmı, iç güvenlikle ilgili görevleridir. Ulusumuzun, toplumumuzun özgün yapısı ile ülkemizin ayrıcalıklı konumu, iç güvenlik alanında çok özel duyarlılıkların ve zorlukların da kaynağıdır. Bu duyarlılık ve zorlukların giderek yükselmekte olduğunu da bilmekteyiz. Bu nedenle, iç güvenlik, kamu düzen anlayışımızı ve örgütümüzü bu yükselişe uygun olarak sürekli geliştirmek ve çağdaşlaştırmak zorundayız.

Polis eğitiminde, üniversite, yükseköğretimin hedef alınması önemli bir aşamadır. Ancak, asıl önemli olan, öğrencinin ne için eğitildiğidir. Çünkü, eğitim bir üretimdir, insan odaklı bir üretimdir. Polislik, sadece mesai saatlerinde yapılan sıradan bir iş değil, bir kimliktir, bir kişiliktir, ahlaktır, insan sevgisidir.

Polisi çağdaş, demokratik toplumun huzur, güven ve mutluluğunu sağlayacak polis olarak eğitmeliyiz. Hedefimiz, dürüst, çalışkan, cesur, adil, sabırlı, güvenilir, güler yüzlü, aydınlık yüzlü polis modeli olmalıdır. Eğitim programı da bu tip polis üretmeye elverişli olmalıdır.

Çağdaş güvenlik örgütü ve kavramı, artık, yasakların, şiddetin, zor ve zorlamanın simgesi değil, özgürlüklerin, haklılıkların, hukuk devletinin, laik demokratik cumhuriyetin ve toplumsal esenliğin güvencesi olmalıdır. Bununla birlikte, polisin eğitimi hususunda da Meclis İçişleri Komisyonu Raporu'ndan da anladığımız gibi, ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu raporla, polis okullarının bir üniversite düzeyinde bilimsel eğitim verebilmesinin olanaksız olduğu, büyük iller haricinde polis okullarının durumları hakkında çarpıcı saptamalar yapılmaktadır. Üzücü olan, bu durumun yeni bir şey olmadığıdır. Ne yazık ki, işin eğitim yanına ya hiç dikkat edilmemiş ya da hiç önemsenmemiş ve bugünlere gelinmiştir. Diğer bir deyişle, Hükümetin istediği kadroyla bu işin aşılamayacak derecede büyük bir sorun hâlini almış olmasıdır. Yani, az evvelden beri söylemekte olduğum gibi, sadece emniyet teşkilatının sorunu, ülkenin sorunu, polisin sorunu kadro sorunu değildir.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, AKP Hükümeti her fırsat çıktığında kurumlar arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmasını körüklemekte, bunları sorumlu bir iktidar gibi önceden çözememekte, tüm sorunların kamuoyunun önüne dökülmesine izin vermektedir. Bu durum, zaten biriken sorunlar nedeniyle bunalmış olan halkımızı daha da üzmekte ve tedirgin etmektedir ve ne yazık ki, hâlen, iktidarın aklının başına geldiğine dair en ufak bir emare de yoktur.

Türk-İş'in mart ayı başında yapmış olduğu son hesaplamalara göre, ülkemizde açlık sınırının 628 YTL'ye, yoksulluk sınırının ise 2.045 YTL'ye ulaştığı, istihdamın yarıya yakın bir kısmının kayıt dışı olduğu, bizzat Çalışma Bakanının kontrolleri artırmaları hâlinde işsizliğin büyüyeceğine dair ifadelerinin gazetelere yansıdığı, kayıt dışılıkta hiçbir ilerleme sağlanamadığının ekonomiden sorumlu Bakan Sayın Ali Babacan tarafından yabancılara itiraf edildiği, Çin borsasında yaşanan dalganın gelip en şiddetli şekliyle Türk piyasalarına vurduğu ve ekonomide, tüm uyarılarımıza rağmen, bu kadar risk birikmişken, bunların realize olmaması için, Hükümet, gelişmelere sadece seyirci kalmakta olduğu gibi, güvenlik ve emniyet teşkilatının sorunlarını da tamamen kendi hâline bırakmış bulunmaktadır.

Neyse ki, hiçbir konuda basiret sahibi olmayan AKP İktidarının sandıkta kalacağı günler yaklaşmaktadır, halkımızın bu iktidardan kurtulacağı günler de yaklaşmaktadır. CHP, iktidarı, sorunlarımıza hak ettiği biçimde yaklaşıp ele almak için beklemektedir. Bunun için, halkımız, sadece, sandığın kendi önüne getirileceği günü de sabırsızlıkla beklemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının da, tüm bu sorunların, tüm bu çözümlerin aşılacağı bir iktidar olacağını, burada, huzurlarınızda söylüyorum. Hepinize saygılar ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 7 Mart 2007

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook