Bazı kanunlarda ve 178 sayılı khk'de değ.yap.hk.kan.tas.( ötv ) (ss.645)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 116. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Temmuz 2004 · 904 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 15 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA VE 178 SAYILI KHK'DE DEĞ.YAP.HK.KAN.TAS.( ÖTV ) (SS.645)); konuşma 904 kelime.
Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “Bazı kanunlarda ve 178 sayılı khk'de değ.yap.hk.kan.tas.( ötv ) (ss.645)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2004-07-15-bazi-kanunlarda-ve-178-sayili-khk-de-deg-yap-hk-kan-tas-otv-ss-64 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok aceleyle, son günde bazı yasaları çıkarmaya çalışıyoruz. Doğal olarak, arkadaşlarımızın ilgisi bir hayli konulardan uzaklaşmış ve bu süreç içerisinde... Mesela, dün, mutlaka bu tatil döneminde çıkarılması gerekir anlayışıyla, herhalde, çok acil hayalî ihracat yapması gerekenler var düşüncesinden hareketle, yine, bir tasarıyı, bir metni buradan geçirmeye çalışırken, bir anlaşmayla, şimdilik gündemimizden çıkardık.
Aslında, belki içerik olarak öyle değil; ama, Türkiye açısından ifade ettiklerine bakıldığında, en az onun kadar, hatta, ondan daha önemli bir maddeyi görüşüyoruz; çünkü, görüşmekte olduğumuz metnin içerisinde yer alan düzenleme, hepimizin şikâyetçisi olduğu Türkiye'nin borçlanma mantığına, Türkiye'yi bu borç batağının içerisine sürükleyen anlayışa, yaklaşıma yeni bir boyut kazandıran, yeni bir borçlanma biçimini Türkiye'nin gündemine taşıyan, belki gelecekte Türkiye'yi Osmanlının son dönemlerinde içerisine düştüğü Düyunu Umumiye anlayışı içerisine sürükleyebilecek bir borçlanma mantığının kapısını açan ilk düzenleme olarak, dolayısıyla, bu anlamda da, aslında, tarihî önemi olan bir madde ve bir düzenleme olarak karşımıza getirilmiş durumda.
Değerli arkadaşlarım, komisyona bu düzenleme gelmeden önce, biz, Belediyeler Kanununu görüşüyorduk. Belediyeler Kanunu görüşülürken, belediyelere yüklediğimiz bunca sorumluluğun içerisinde, belediyelere kaynak olarak araç muayenelerinin yapılması gibi bir sorumluluk vermiştik. Hükümetin getirdiği tasarı metninde, araç muayenelerinin yapılması belediyelerin yetkileri içerisine konulmuştu. Dolayısıyla, araç muayenesinden elde edilecek gelirler, belediyeler için bir gelir kaynağı olarak düşünülmüş ve tasarı içerisine hükümet tarafından konularak komisyonumuza getirilmişti. Ancak, komisyondaki görüşmeler esnasında tasarıdan araç muayenelerinin belediyeler tarafından yapılması, âdeta, cımbızla çekilerek alınmış, mesela, trafik düzenlemesi gibi külfetli bir iş belediyelerin sırtında, omuzlarında kalırken, araç muayenesi gibi belediyeler açısından gelir getirecek, bir kaynak oluşturabilecek, onların lehine olan bir düzenleme metnin içerisinden çekilip alınmış, iki gün sonra aynı komisyona, şimdi, görüşmekte olduğumuz bu metnin içerisinde yer alan biçimiyle araç muayene işlemlerinin özelleştirilmesi gibi ayrı bir madde olarak düzenlenerek buraya gelmiştir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir hükümet iki gün içerisinde bir düzenlemeyi önce gelir olsun diye belediyelere vermeye çalışarak, bir metnin içerisine koyup, iki gün sonra bir başka anlayışla böyle bir metnin içerisine koyduğunda ne düşünmek gerekir? Yani, bu nasıl bir hazırlıktır, nasıl bir anlayıştır, doğrusu algılayabilmek mümkün değil; ama, değerli arkadaşlarım, asıl önemli olan şey şu: Türkiye, bugün, hepimizin şikâyetçisi olduğu 300 milyar dolara yakın bir iç ve dışborç yükü altında. Nasıl geldi Türkiye bu sürece; önce, borç yiğidin kamçısıdır anlayışıyla Türkiye'de bir borçlanma mantığı geliştirildi. Giderek borçlar döndürülemez hale gelince, bu defa kamu iktisadî teşebbüsleri satılmaya çalışılarak, buradan elde edilecek gelirlerle, bu borç yükünün altından bir şekilde çıkılmaya çalışıldı.
HALİL AYDOĞAN (Afyon)Özelleştirmeye karşı mısınız?
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Evet.
Her ikisiyle de sorun çözülemeyince, değerli arkadaşlarım, şimdi, yeni bir yaklaşımın içerisine giriyoruz. Nedir bu yaklaşım? Bakın deniliyor ki düzenlemede "ilk üç yıl yüzde 30, sonraki yedi yıl yüzde 40, daha sonraki on yıl yüzde 50'siyle..." Yani, devletin bir anlamda vergi gelirleri gibi elde ettiği bir gelirin bu özelleştirme sonucunda ilk üç yıl sadece yüzde 30'u, sonraki yedi yıl sadece yüzde 40'ı ve sonraki on yıl sadece yüzde 50'si devlet tarafından alınacak; yani yirmi yıllık süreç içerisinde, bu düzenlemeyle devlet, vergi niteliğinde sayabileceğimiz bir gelirinin ortalama yüzde 55'inden vazgeçiyor; neyin karşılığında; önceden o geliri satma anlayışı karşısında. Bu yeni bir özelleştirme biçimi, bugüne kadar karşılaştığımız bir özelleştirme biçimi değil. Yani, yarın bir hükümetin, çıkıp ben Emlak Vergilerini yirmi yıl vadeyle yüzde 50'sinden, bana bugün en çok parayı veren şirket adına veya böyle bir ihale açarak bu geliri, devletin düzenli olan, sürekli olan, sürekliliği olan bu gelirini özelleştirebilirim diyebileceği bir anlayışın kapısını açıyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten hepimizin yorgun olduğunu biliyorum; ama, tutanaklara not düşmek, burada kayıtlara geçmesini sağlamak açısından bütün arkadaşlarımın dikkatini bir kez daha bu özelleştirme anlayışının, bu özelleştirme mantığının, bugüne kadar karşılaştığımız, bildiğimiz özelleştirme modelleriyle, mantığıyla hiçbir ilgisinin olmadığına arkadaşlarımızın ve dolayısıyla kamuoyumuzun dikkatini çekmeye, onların dikkatine bunu sunmaya çalışıyorum bu zorluk içerisinde. Böyle bir yaklaşım, yani Türkiye'nin artık borçlanmadan, özelleştirmeden çok öteye geçerek kendisinden sonra gelebilecek bütün yönetimlerin gelirlerine bugünden ipotek koyan, herkesin, kendisinden sonra gelecek yapının gelirlerini, ondan sonra ne olursa olsun, ben sadece bugüne bakarım, önemli olan bugündür ve benim pozisyonumdur diyerek, kendisinden sonra gelebilecek bütün yapıların; yani, devletin bundan sonraki gelirlerini satmaya, pazarlamaya dönük, bu anlayışa karşı, gerçekten, bir şekilde müdahale etmeliyiz diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.
Yani, bunun, böyle bir yaklaşımın, böyle bir özelleştirme anlayışının, böyle bir özelleştirme mantığının önünün açılmasının, önümüzdeki süreçte, Türkiye'yi hem bu iktidarların hem bundan sonra gelebilecek iktidarların hangi açmazlar içerisine, hangi sıkışıklıklar içerisine, hangi zorluklar içerisine sokabileceğini bugünden düşünme sorumluluğu hepimize aittir diye düşünüyorum.
Şimdi, Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesi işi var; bununla benzeştirilmeye çalışılan bir yaklaşım var burada. Millî Piyango İdaresinin özelleştirilmesinde yaklaşım şudur: Ortada bir hizmet var ve çok ciddî, çok önemli bir gelir var. Yani, sunulan hizmet ile elde edilen gelir arasında müthiş bir uçurumun olduğu bir hizmet var.
Orada şu öneriliyor: Bu hizmeti, bu gelirin yüzde ne kadarı karşılığında; yani, en fazla eksiltme adına bu hizmeti kim yaparsa, ben, bu hizmetin yapımını bundan sonra o şirkete vereceğim yaklaşımından yola çıkan bir özelleştirme modeli var. Burada yapılan şey, burada yapılmak istenilen şey bunun tam tersidir değerli arkadaşlarım; tekrar, dikkatinizi çekmek istiyorum.
Burada, devlet, peşin verilecek bir para karşılığında, yirmi yıl boyunca elde edilecek gelirlerin ilk üç yıl yüzde 70'inden, ondan sonra gelecek yedi yıl yüzde 60'ından, ondan sonra gelecek on yıl yüzde 50'sinden vazgeçmektedir. Şimdi, siz, bugün, sizden önce borçlanmış olan, Türkiye'yi bu borç batağına sürüklemiş olan iktidarların size bıraktığı mirastan bir memnuniyet içerisinde misiniz... Bunun,sizin vaatlerinizi, topluma verdiğiniz sözleri yerine getirme noktasında sizin için yarattığı sıkıntıları, herhalde muhalefet partisi milletvekillerinden daha yoğun biçimde siz yaşıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 15 Temmuz 2004