İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 70. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)

Ali Kemal Kumkumoğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 1.116 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ S.S.833) (BANKALAR KANUNU, TMSF VE RTÜK KANUNU)); konuşma 1.116 kelime.

Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2005-03-15-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-s-s-833-ba (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum; Sayın Başkanlığı ve değerli milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, her ne kadar, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi diye isimlendirilmiş ise de, esas itibariyle, 2 maddeden ibaret olan bu düzenlemeyi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna ilişkin düzenlemeler olarak değerlendirebiliriz.

Sayın Akif Hamzaçebi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun bugün içerisinde bulunduğu durumu ve geçmişle ilişkilendirilmesine ilişkin değerlendirmeyi geniş biçimde yapmaya çalıştı; ama, ben, konunun bir başka noktasına, bir başka boyutuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kapsamı içerisine alınmış olan bütün kurumların tamamına yakınının 1980'li yıllardan sonra Türkiye'de moda bir anlayışla Türkiye'nin bütün sorunlarına, bütün dertlerine çare olarak sunulan özelleştirme uygulamalarıyla bire bir ilişkisi olduğunu görüyoruz. Bugün, esas itibariyle, bu düzenlemede, hepimizin yakinen bildiği Uzan Grubuna ilişkin yapılabilecek satışlara dönük ortaya çıkmış olan sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bu düzenlemelerin büyük çoğunluğu bunu ilgilendiriyor.

Biraz önce İktidar Partisi Grubu adına konuşma yapan arkadaşımızın, televizyonlar üzerinde yapılmak istenilen değişiklikle ilgili söylediği düzenleme de esas itibariyle Uzan Grubu nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna geçmiş olan televizyonların ve radyoların satışını kolaylaştırmaya dönük bir arayışın sonucudur.

Başlangıçta, yapılan bu özelleştirmelerin doğru bir altyapısı olmadığını; hukukî, sosyal, ekonomik ve siyasal altyapısının doğru biçimde oluşturulmadığını ifade ederek bu tür özelleştirme mantığına karşı çıkmaya çalışanlar -ki, bugün Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yer alan arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu bunlardandır- o dönemde, bugün moda alışkanlıklara karşı çıkma anlayışına yönelik en ciddî suçlama olarak yöneltilen "siz, çağı, zamanı, günün koşullarını yeterince algılayamıyorsunuz" biçimindeki suçlamalara muhatap olmuşlar. Peki bugün, bu özelleştirme politikası ve özelleştirme mantığıyla nereye gelmişiz?!. Nereye gelmiş Türkiye?!. Hangimiz, bunca yıllık, yirmi yılı aşkın bir süreden bu yana yapılmakta olan bu özelleştirmelerin sonucunda Türkiye'nin geldiği noktayı, başlangıçta Türkiye'ye bu özelleştirmeler sonucunda gelinebilecek noktayla ilgili gösterilen hedeflere, hiç olmazsa birazcık yaklaşabildiğimize ilişkin bir ifade, bir iddia seslendirilebilir veya kullanılabilir?!.. Nerede o özelleştirme şampiyonları?.. Nerede "hiçbir hukukî altyapıya, hiçbir ekonomik altyapıya gerek kalmadan, böyle bir şeye ihtiyaç duymadan özelleştirmeyi yapalım, Türkiye'nin sorunlarını çözebiliriz" diyenler?!. Geldiğimiz noktada hepimizin kabul ettiği, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının, İktidar Partisine, Başbakana "özelleştirmeler sonucunda geldiğimiz nokta neresidir" sorusuna hiç kimse cevap veremiyor. Hepimiz biliyoruz ki, geldiğimiz nokta, kocaman bir hiçten ibarettir Türkiye'nin sorunlarını çözmeye dönük. Peki, sorunlarını çözmemiştir de hiç olmazsa mevcudu koruyabilmiş midir; hayır. Türkiye, bugün, en fazla işsizlikten ve üretimsizlikten şikayetçidir. Özelleştirme politikaları sonucunda Türkiye'de hiçbir alanda üretim artırılamamıştır, hiçbir alanda istihdam sorunu, istihdam problemi dünden daha farklı bir biçimde, farklı boyutta, daha ileri bir boyutta çözülememiştir; tam aksine, bugün, biz, bu özelleştirme politikaları sonucunda zenginleştirdiğimiz, hiç olmayan, sonradan ortaya çıkıp bu özelleştirmelerle Türkiye'nin kaynaklarının önemli bir kısmına sahip olan kurumların, kişilerin, kuruluşların yarattığı yeni problemleri çözmek için bugün Parlamentodan kanunlar çıkarmaya çalışıyoruz. Bugün çıkarmaya çalıştığımız kanunlar, Türkiye'de, bu, vurdumduymazlığın, başıbozuklukların, kanunsuzluğun, yasa tanımazlıkların, hiçbir altyapıya gerek duymaksızın moda birtakım alışkanlıkların arkasına takılarak yapılmak istenilen özelleştirmelerin başlangıçta yaratmış olduğu zenginliklerin ve sonuçta o zenginlikleri taşıyamayıp zenginlikleriyle birlikte bütün varlıklarını yetmiş milyonun boynuna bir yük olarak bindirenlerin sorunlarını çözmekle uğraşıyoruz şu anda. Buradaki çabamızın, gayretimizin asıl hedefi, asıl amacı budur. Peki, çözerken ne yapıyoruz?

Değerli arkadaşlarım, özelleştirme, Türkiye'nin sorunlarının başlangıcını oluşturmuştur. Özelleştirmenin zengin ettiği unsurların batırdığı bankalar, şirketler, sanayi kuruluşları Türkiye'nin bu konuyla ilgili karşılaştığı sorunlar noktasında ikinci aşamayı oluşturmuştur. Şimdi, bir üçüncü aşamaya geçiyoruz; üçüncü aşama, bu sürece her boyutuyla her anlamda yabancıları katmaktır. Şimdi bugün burada yapmaya çalıştığımız düzenlemeyle ilgili olarak, eğer, bu düzenlemelerden beklenen, amaçlanan sonuçlar elde edilebilirse, yarın bir problemle karşı karşıya kaldığımızda, Uzanlara bir şekilde uygulayabildiğimiz, onlarla ilgili yapabildiğimiz uygulamaları, hiçbir suretle yapamayacağımız unsurları, yani, yabancıları bu düzenlemelerin içerisine sokuyor, yabancıları bu düzenlemelerin içerisine katıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu, teklif olarak, milletvekili arkadaşlarımızın teklifi olarak bu düzenleme komisyonlara gelmiştir.

1 inci maddesi şirketlerin satışıyla ilgilidir; orada arkadaşlarımız daha geniş biçimde anlatacaklar. İşçileri, çalışanları o kurumlardan alacakları olanları kaderlerine terk eden bir anlayışla karşı karşıyayız.

Biraz önce konuşan arkadaşımız, çalışanlarla ilgili olarak, onların tazminat haklarını saklı tutuyoruz dediler. İyi vallahi, bari onları da alsaydınız hepten kurtulmuş olurlardı.

Değerli arkadaşlarım, bunun ikinci bölümü televizyonlarla ilgili olan uygulamadır. Teklif, önce, yüzde 25 olan hisse oranını yüzde 49'a çıkarmak olarak gelmiştir komisyonumuza. Aynı arkadaşlar altkomisyonda görev almışlardır. Hangi sebeple olduğu bilinmez; yüzde 49'la diye komisyona getirilen teklifi, altkomisyonda yüzde 100'e çıkarmışlardır.

Şimdi, arkadaşımız, buradan, biraz önce, altkomisyon başkanı olarak görev yapan arkadaşımız, buradan "elbette, milletvekilleri, teklif olarak yasal düzenleme yapabilirler, getirebilirler" dedi. Şimdi, şu soruyu bu arkadaşımıza sormak... Onun bir teklif yapma hakkı olduğu kadar, bütün milletvekili arkadaşlarımızın hakkı değil midir?! Siz, komisyona yüzde 49 olarak getirdiğiniz bu teklifi, gece rüyanızda bir şey mi gördünüz de altkomisyonda yüzde 100'e çıkardınız?!

Değerli arkadaşlarım, şu anda, içinizde, Türkiye'de daha önce RTÜK Yasasıyla yüzde 25'le sınırlı tutulan yabancı sermaye payını, önce komisyona yüzde 49 olarak teklif edip, sonra altkomisyondan yüzde 100 olarak çıkarılmasının gerekçesiyle ilgili olarak en küçük bilgi sahibi olan bir arkadaşımız var mı?! (CHP sıralarından alkışlar) Yani, hangi sebeple, hangi nedenle, başlangıçta RTÜK Yasası oluşturulduğunda özelleştirmenin, yabancı sermayenin Türkiye'de en popüler olduğu, Türkiye'nin kurtuluşu olarak yabancı sermayenin, özelleştirmenin Türkiye'ye bir çare olarak sunulduğu süreçte bu sınır yüzde 25'te tutulmuştur da, bugün hangi gerekçelerle, artık, bu sınırın, bir anlamı olmadığı düşünülerek bu sınır tamamen ortadan kaldırılmıştır?! Burada, bize, yüzde 25'lik bir sayısal sınırlama -işte efendim televizyonların tamamını yabancıların alması mümkün değil; radyoların tamamını yabancıların alması mümkün değil, burada yüzde 25'lik bir sınırlama getirilmiştir- gerekçe olarak sunulmaya çalışılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Kumkumoğlu.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bugün ulusal televizyon diye tanımlanan televizyonlar, esas itibariyle televizyonculuk konusundaki en iptidaî yayıncılık sistemiyle getirilmiş olan ölçülerdir; yani, yerel televizyon, bölgesel televizyon, ulusal televizyon anlayışı, televizyonculuğun bugün kazandığı teknolojik boyut olan dijital televizyonculuk anlayışıyla değil, yerden yayın yapan, antenden antene, vericiden antene yayın yapan anlayışın getirdiği ölçülerdir. Artık, böyle bir sınır yoktur. Yerden yayın yapan televizyonculukta doğanın müsaade ettiği sınırlar var, onun dışına çıkamazsınız; ama, dijital yayıncılıkta böyle bir sınır yoktur, dijital yayıncılıkta sınırsız sayıda televizyonun aynı anda kablolardan veya uydudan yayın yapabilme şansı vardır, imkânı vardır. O zaman, yarınlarda, yarınlar dediğimiz çok uzak tarihler değil, Türkiye'nin çok büyük bir kısmı en geç on yıl içerisinde dijital yayıncılığın esas olduğu sisteme geçecektir ve ulusal yayın yapan yüzlerce televizyon olacaktır.

Şimdi, biz, yüzlerce yayın yapan televizyonun içerisinde elli tane yabancı televizyon var canım; sermayesinin tamamı yabancılara ait elli tane televizyon var, bu, zarar etmez diyebilir miyiz değerli arkadaşlarım?! Kime sorduk böyle bir şeyi? Böyle bir düzenlemeyi yapma yetkisini, biz, hükümet, bence... Arkadaşlarımız "biz, bunu teklif ettik, bu, bizim hakkımızdır" diyorlar; ama, ben şu gerçeği biliyorum: Hükümet, bunu tasarı olarak buraya getirmeyi kendisi göze alamamıştır. Bu sorumluluğu, tek tek milletvekili olan arkadaşlarımızın üzerine yıkmıştır. RTÜK, bu düzenlemeye karşıdır. Bakan, komisyonda, komisyon üyelerini yanıltmış olmasına rağmen, bu düzenlemenin RTÜK'le bir uyum içerisinde geldiğini -komisyon tutanaklarında vardır- ifade etmiş olmasına rağmen...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 15 Mart 2005

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook