Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)
Genel Kurul, 60. Birleşim · 3. yasama yılı · 19 Şubat 2009 · 1.196 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Koçal (CHP), 19 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR (S.S.307)); konuşma 1.196 kelime.
Ali Koçal (CHP, Zonguldak). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair (s.s.307)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kocal-23-2009-02-19-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KOÇAL (Zonguldak)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın ek 110’uncu maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, burada ek 110’uncu maddeyle İstanbul’da Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı tarafından Yeni Yüzyıl Üniversitesi adı altında bir üniversite kurulmaktadır. Bu üniversitenin çeşitli bölümleri vardır, arkadaşlar okuttular zaten. Burada bizim grup olarak söyleyeceğimiz bir şey yok. Hayırlı olmasını temenni ediyoruz ancak burada (h) maddesinde bir hukuk fakültesi ilave edilmiştir. Hukuk fakültesi, aslında YÖK’ten gelen listede olmayan bir fakülte, Komisyonda ilave edilmiş olan bir fakülte. Acaba Komisyonda bu neden ilave edildi? YÖK buna karşı mıdır? Karşıysa neden karşıdır? Ona bir bakmak gerekiyor, onu bir değerlendirmek gerekiyor. Sanıyorum orada, Komisyonla YÖK arasında bir çelişki var gibi görülüyor.
Değerli milletvekilleri, aslında, tabii, burada 1’inci madde, bu yasanın 1’inci maddesi kabul edildikten sonra diğer maddeleriyle ilgili söylenebilecek, konuşulabilecek çok fazla bir şey yok. Hepsi de hepimiz tarafından kabul edilebilir nitelikte maddeler.
Sonuç olarak üniversite kuruluyor, ülkemizin eğitimiyle ilgili güzel işler yapılıyor ama 1’inci maddeyle ilgili hemen hemen muhalefetteki parti sözcülerinin tamamı görüşlerini ortaya koydu ve buradaki çekincelerini ortaya koydular. Bundan sonra da tekrar maddenin kabul edilmesi gerçekten çok da uygun olmamıştır diye düşünüyoruz.
Bu maddeyle ilgili neler söylendi diye bakacak olursak, örneğin işte, yirmi beş yıl süreyle alacağı gelir vergisini TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine bağışlamış olacaktır bu maddeyle ilgili. “Devletin gelir vergisi alacağından vazgeçmesi söz konusu olacak, özel ve ayrıcalıklı bir gelir transferi söz konusu olacak burada.” deniyor ve “Bu uygulama Anayasa’ya aykırıdır.” dedi arkadaşlarımız “Fırsat eşitliğine aykırıdır.” denildi. “Devlet üniversitelerine ve diğer vakıf üniversitelerine tanınmayan bir hakkın bir tek üniversiteye tanınması haksızlıktır, kayırmadır.” denildi, “Buna hiç kimsenin hakkı olmamalıdır.” denildi ama buna rağmen yine iktidarın oylarıyla 1’inci madde kabul edilmiş oldu. Aslında bu maddenin yasalaşmasıyla herhâlde hayırlara vesile olan bir iş yapmış olmayacağız gibi görülüyor. Hayırlara vesile değil de haksızlıklara ve huzursuzluklara vesile olan bir iş yapmış gibi olacağız. Bunu tekrar milletvekillerimizin bilgilerine sunmak istedim.
Değerli milletvekilleri, tabii, bu konuları konuşurken millî eğitimden, Millî Eğitim Bakanımızdan, eğitimin gidişatından da biraz söz etmek gerekir ama tabii, sabah ilk oturumda Sayın Bakanın sinir kat sayısı biraz yüksekti, eleştirilere falan çok fazla tahammül edemiyor. Herhâlde biraz da Sayın Başbakandan etkilenmiş olmalı ama gene de ben söyleyeceklerimi söylemek istiyorum. Öncelikle, tabii, hepiniz biliyorsunuz, Millî Eğitim Bakanlığı iyi yönetilmiyor, herkesin bu konuda çok büyük şikâyetleri var çünkü millî eğitim çalışanları huzursuzdur, millî eğitimde çalışma barışı bozulmuştur, eğitimciler üzerindeki baskı ve taraflı yönetim büyük bir çoğunluk tarafından eleştirilmektedir, Millî Eğitim Bakanlığının bu Bakanla yürümediği kanaati yaygınlaşmıştır iyice ve buna bağlı olarak da yapılan anketlere bakılacak olursa öğretmenler kendi aralarında, 58 bin öğretmenin kendi arasında yaptığı bir araştırma sonucunda Sayın Bakanın 1.8 ile en az oyu aldığını görüyoruz. Aslında bu durumu gördükten sonra Sayın Bakanın durumunu bir gözden geçirmesi lazımdı diye düşünüyorum. Tabii, bunun nedenini irdeleyecek olursak niye bu kadar az oy almıştır Sayın Bakan? Millî eğitimde birçok sorun çözülmedi, çözülemedi. Bakanın siyasi çıkar peşinde olduğu daha çok yaygın hâle geldi. Örneğin Millî Eğitim Bakanlığı tam bir kadrolaşma gerçekleştirdi bu Sayın Bakan döneminde. Laiklik, cumhuriyet ve Atatürk karşıtları ödüllendirilmiş oldu bu dönemde ve donanımlı eğitimciler oraya buraya sürüldü, ihmal edildi, onun yerine liyakati olmayan ama siyasi yönden Sayın Bakanı tatmin eden kişiler ödüllendirilmiş oldu. Eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlerin kadrolu ataması yapılmamış oldu, onların yerine iş güvencesiz çalışmayı esas alan geçici ve sözleşmeli öğretmenlik, yani ucuz iş gücü uygulaması yaygınlaştırılmış oldu ve tespitlere göre, biliyorsunuz -geçenlerde de söylemiştik- 50 binin üzerinde sözleşmeli, 150 binin üzerinde de ücretli öğretmen çalışmaktadır, yani kadrolu öğretmen yavaş yavaş rafa kaldırılıyor artık bu gidişle.
Ayrıca, öğretmenlerin sendikal örgütlenmeleri önündeki yasal ve fiilî engeller kaldırılmadı bu dönemde iktidar tarafından söz verilmesine karşı, grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı yönünde adımlar atılmadı.
Siz bana öyle dikkatli dikkatli bakıyorsunuz ama, bunları siz de biliyorsunuz, yani “boşuna konuşuyorsun” gibi söylüyorsun.
Eğitimde, hepiniz görüyorsunuz, her birimizin illerinde okullarımız vardır, oradaki hizmetli açıkları, memur açıkları bir türlü giderilemedi. Okulların kendi çabalarıyla, velilerin ödedikleri paralarla hizmetli ve memur görevi yerine getirilmektedir.
Ve bu arada -Sayın Bakan tarafından da çok iyi biliniyor zaten- ilköğretim öğrencilerinin öğretim şekline göre yüzde 45’i normal eğitim yapan okullarda, yüzde 55’i de ikili eğitim yapan okullarda okumaktadır. Böylece ikili öğretimden normal öğretime geçemedik. Şehir ilköğretim okullarının üçte 2’sinde ikili öğretim yapılırken, köy ilköğretim okullarında da birleştirilmiş sınıflar hâlâ devam ediyor. Çağımızda artık birleştirilmiş sınıfların hâlâ devam ediyor olması da çok üzücüdür, dikkatinizi çekmek istiyorum bu konuda.
Ve yine, 78 bini erkek olmak üzere 195 bini kız olmak üzere, okula gitmeyen 273 bin altı-on üç yaş grubundaki çocuklarımızın eğitim hizmetlerinden yararlanmadığını görüyoruz.
Yine, Türkiye'deki 8 milyon engellinin yüzde 36’sı okuma yazma bilmemektedir. Engelliler arasında ilkokul mezunlarının oranı yüzde 41 iken, yüksekokula devam edenler ne yazık ki sadece 2,24 civarında.
Yine, derslik eksikleri giderilememiştir, hâlen 70 bin derslik eksiği vardır, bunu bilgilerinize sunmak isterim. Okullardaki araç, gereç, kütüphane, fiziki altyapı ve donatım yetersizliği hâlâ devam etmektedir.
Ders kitaplarının içeriğiyle ilgili tartışmalar sürmektedir. Ders kitaplarıyla ilgili Talim ve Terbiye Kurulu devre dışı bırakılmıştır. Ders kitapları Türkiye’de artık bir rant hâline dönüşmüştür ve bu Sayın Bakan döneminde bu gerçekleşmiştir.
Eğitimde, tabii, yeni sorunları gündeme getiren… Sözleşmeli, ücretli ve bunlar gibi öğretmenlik uygulamasına çözüm üretilememiştir. Kadrolu öğretmen ataması bilinçli olarak yapılmamaktadır, ama eğitimin vazgeçilmez unsuru öğretmendir ve eğitimin niteliği öğretmenin niteliğiyle doğru orantılıdır. Öğretmenlik mesleği düzenlilik ve süreklilik gerektirir. Bunu Sayın Bakan kendisi de iyi biliyor. Sözleşmeli öğretmenlerin mevcut çalışma koşullarıyla öğrencilere faydalı olabilmesinin mümkün olmadığını artık her yurttaş bilmektedir. Bu nedenle, bütün öğretmenler kadrolu ve iş güvencesine sahip olarak çalıştırılmak durumundadır. Ama, Millî Eğitim Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanımız, ne yazık ki, öğretmenler üzerinden maliyet hesabı yaptığından, bu ilkeleri, bu düşünceleri gerçekleştirme yönünde bir adım atmamaktadır, atmamakta çaba sarf etmektedir.
Dolayısıyla, Sayın Bakanın ayrıca okulların elektriğini ödeyemeyen ve elektrikleri kestiren bir bakan olarak tarihe geçeceğini de burada ifade etmek isterim. Biliyorsunuz, İstanbul’daki okulların elektriklerinin ve doğal gazının ödenmesiyle ilgili -basında da yer aldı- velilerden paralar toplandı, veliler zor durumda bırakıldı ve bazı okullara da hacizler geldi, ama tabii, veliler çocuklarını okutmak için para ödemek durumunda bırakıldılar. Niye? İşte “Kaynak yok, onun için para toplamaya mecburuz.” gibi bir düşünce içerisinde olunduğu için, ama, bir diğer taraftan da bir üniversite kuruyoruz, o üniversitenin bütün gelirlerinden elde edilecek vergileri o üniversiteye bağışlıyoruz bir diğer taraftan da yüzde 70’i işte burslu okuyacak diyoruz. Paraları oraya, vergileri oraya bağışlamış oluyoruz.
Bu arada, tabii, elektrik faturalarını ödeme sorumluluğu velilerin değil bunu bilmemiz lazım, Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır. Bunu tekrar etmek lazım. Devlet bu giderler için vatandaşlarından vergi almaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Koçal.
ALİ KOÇAL (Devamla)Bir taraftan, vatandaşlarımıza “Ödediğiniz vergiler size okul, yol, su, elektrik olarak geri dönecek.” diyoruz. Diğer yandan da, okulların elektriklerinin kesilmesine duyarsız kalıyoruz. İhtiyaçlarının giderilmesiyle ilgili Bakanlığın, devletin herhangi bir katkısı olmuyor. Bunlar tamamen çelişkidir.
Tüm bunlar ve burada zamanım yetmediği için sayamadığım birçok nedenlerle aslında öğretmenler ve vatandaşlar, dolayısıyla Sayın Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’i Millî Eğitim Bakanı olarak görmek istemiyorlar değerli arkadaşlar. Bu, anketlerde de böyle çıkıyor. Dolayısıyla, eğitimciler, vatandaşlar huzursuzdur bu konuda, rahatsızdır ve Bakan artık güvensizliğin bir adresi olmuştur. O nedenle de Sayın Bakanın görevinden ayrılması hayırlara vesile olacak diye düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 19 Şubat 2009
