İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 25. BİRLEŞİM · SALI

Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)

Ali Rıza Öztürk

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Kasım 2007 · 803 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali Rıza Öztürk (CHP), 27 Kasım 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S. SAYISI: 47)); konuşma 803 kelime.

Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkında kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (s. sayısı: 47)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 27 Kasım 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2007-11-27-milletlerarasi-ozel-hukuk-ve-usul-hukuku-hakkinda-kanun-tasarisi-ve-ad (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 47 sıra sayılı Yasa Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu üzerinde, 22’nci ve 49’uncu maddeleri kapsayan ikinci bölümde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yasa yapma ya da değiştirme ihtiyacı, toplumdaki gelişen değişimler ve yapılan ilerlemelerle çok yakından ilgilidir. İnsanlar tek tek yaşamaktan toplumsal hayata geçtikten sonra insanlar arasındaki ilişkilerin belirli kurallara bağlanması, insanlar arasındaki düzenin sağlanması zorunluluğu doğmuştur. Keza, aynı şekilde, devletler de gelişen dünyamızda uluslararası toplulukları oluşturmuştur. Uluslararası veya ulusal toplumsal yaşamlarda beliren ilişkilerin zamanla eskidiği, toplumların ihtiyacını karşılayamaz olduğu bir gerçektir. Uluslararası ilişkiler kurulurken her şeyden önce ülkelerin ulusal çıkarlarını en önde tutmaları, yapılacak uluslararası görüşme ve anlaşmalarda kendi ülkelerinin çıkarlarını düşünmeleri asıldır.

Türkiye’de, özellikle son yıllarda, uluslararası ilişkilerde kararlı bir duruş, açık ve net bir duruş gösterilememektedir. Gelişmiş kapitalist ve emperyalist ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki ilişkiler, teorik olarak eşit temele dayandırıldığı söylense de, gerçekte, fiiliyatta hiçbir zaman bu eşitlik gerçekleşememektedir. Bu ilişkilerin eşitlik temelinde kurulması günümüzün en önemli sorunlarından bir tanesidir.

Türkiye, son yıllarda, uluslararası dış politikada kararsız bir duruş göstermiştir. İleri ülkelerin, kapitalist, emperyalist ülkelerin ekonomik güçlerini de kullanarak geri kalmış ülkeleri yönlendirme ve etki altına alma politikalarının uygulandığı alanlar hâline gelmiştir. Bu Meclisten 17 Ekim günü teröre karşı mücadele için Hükûmete yetki veren tezkere çıkmasına rağmen, kırk bir gün geçmiş olmasına rağmen tezkerenin çıkışından bugüne kadar, hâlen uluslar arasında teröre karşı savaşta, terörü önlemede bir etkinlik kurulamamış olmasının nedeni, herhâlde bu uluslararası güçlerin ülkemizi yönlendirme nedeni olsa gerek.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan yasa tasarısı da böylesine bir ihtiyaçtan kaynaklanmış. 1982 yılında ilk yasa, 2675 sayılı Yasa çıktıktan sonra, o günün koşullarını karşılayabilir nitelikte, ancak zamanla yapılan ilerleme ve gelişmeler, toplumsal gelişmeler sonucunda, bu Yasa artık toplumsal ihtiyaçları karşılamaktan uzak hâle gelmiştir.

Aslında, 2675 sayılı Yasa, temel konuları, temel alanları düzenleyen bir yasa. Borçlar hukukuna ilişkin düzenlemeler o Yasa’da yok. Daha sonra, Yasa’nın onaylanmasından sonra yürürlüğe giren uluslararası anlaşmaların getirdiği değişiklikleri kapsamaktan uzak kalmış. Yine, 2002 yılında Medeni Yasa’nın yürürlüğe girmesiyle, yeni Medeni Yasa’nın getirdiği birtakım müesseseler, kurumlar karşılığı, paralellik ilkesi karşılığı uluslararası hukukta bulunmamış ve daha sonra, nafaka sözleşmesi gibi yapılan uluslararası sözleşmeler, artık kural olmaktan çıkarmış yasa hükümlerini, istisna hâline getirmiştir; o nedenle bu yasa gündeme gelmiştir, toplumsal ihtiyaçları karşılamak için. Bu yasanın birtakım eksiklikleri vardır.

Tasarının 23’üncü maddesinde açık hukuk, örtülü hukuk seçimine ilişkin bir düzenleme vardır. Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tabidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılır bir hukuk seçimi de geçerlidir.

Burada anlaşılacağı üzere, bir de örtülü bir hukuk seçimi öngörülmüştür. Bunun uygulamada çok sakıncaları olacaktır. Anlaşılabilir, net değildir, çünkü açık olmayan bir irade beyanının her zaman için uyuşmazlığa neden olması mümkün olduğundan, tasarının bu hâliyle yasalaşması hâlinde, sözleşmeden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukuk konusunda tarafların bir anlaşma hâli içerisinde bulunup bulunmadıkları her zaman için tartışma konusu yapılabilecektir.

Tasarının 22’nci maddesinde ise, uygulanacak hukukun o sözleşmenin tamamına mı yoksa bir kısmına mı uygulanacağı hususu düzenlenmiştir. Burada da uygulanacak hukukun bölünmesi gündemdedir. Konu sözleşmeye bir hukuk uygulanacak, sözleşmenin başka bir kısmına da başka bir hukuk uygulanacak. Bu, özellikle konusu itibarıyla, niteliği itibarıyla bölünmez, arasında çok kuvvetli bağ olan sözleşmeler bakımından uygulamada çok ciddi sakıncalar doğuracaktır. Çünkü, tarafların arasında yapılan sözleşmelerin bir bütünlük hâlinde değerlendirilmesi tarafların iradelerine daha uygundur. O nedenle, taraflar arasındaki sözleşmeye farklı farklı hukukların uygulanması uygulamada sakıncalar doğuracaktır.

Yine, tasarının 25’inci maddesi de “Tüketici sözleşmeleri” başlığı altında bir maddedir. Burada da mesleki veya ticari olmayan amaçla mal ve hizmet ya da kredi sağlanmasına yönelik tüketici sözleşmeleri, tüketicinin mutat meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca asgari koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tabidir. Bu düzenlemede, sözleşmesi açısından geçerli olan tarafların seçtikleri hukukun uygulanması prensibine bağlı kalınmış, ancak, tüketici sözleşmelerinin niteliği gereği istisnai bir düzenleme getirilerek, seçilen hukukta tüketicinin korunması, tüketicinin mutat meskeni hukukuna göre daha az elverişliyse, tarafların sözleşmeyle seçtikleri hukukun dikkate alınmayacağı ifade edilmiştir. Bu istisnanın gerekçesi ise, Hükûmet gerekçesinde mutat mesken hukukunun tüketicinin en iyi bildiği hukuk olduğu ve tüketiciyi en iyi koruduğu kabul edilen hukuk olduğu cümleleriyle açıklanmıştır.

Tasarının bu hâliyle yasalaşması hâlinde, yabancı bir kişiyle tüketici sözleşmesi ilişkisine giren satıcı, sağlayıcı ya da kredi veren, önceden bilmediği veya bilmesi de kendisinden beklenmeyecek olan bir hukuka tabi olacaktır. Zira, tasarıda yer alan açık hükme göre, her ne kadar yapmış olduğu sözleşmede uygulanacak olan hukuk konusunda açık bir seçim yapılmış olsa dahi, seçilen hukukun kuralları tüketicinin mutat meskeni hukukuna göre daha az elverişli ise, taraflar arasında açıkça seçilen hukuka ilişkin kurallar uygulanmayacaktır. Bunun ise satıcı, sağlayıcı veya kredi veren açısından çok büyük sakınca yaratacağı kuşkusuzdur. Kaldı ki, aynı maddenin devam eden fıkrasında, tüketici sözleşmelerinde tarafların açıkça uygulanacak hukuk kararlaştırmamış olmaları durumunda tüketicinin mutat meskeni hukukunun uygulanacağı kural olarak belirtilmiş olmakla beraber, bu kuralın uygulanması belirli şartlara tabi kılınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 27 Kasım 2007

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook