Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)
Genel Kurul, 115. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Haziran 2006 · 646 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Topuz (CHP), 14 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI (S.S 1206)); konuşma 646 kelime.
Ali Topuz (CHP, İstanbul). “Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-topuz-22-2006-06-14-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-1206 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ TOPUZ (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Başkanın usulle ilgili yaptığı uygulama aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bana bu sözü verdiği için Sayın Başkana şükranlarımı ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, önümüze gelen yasaları geliştirmek ve onlara daha işlerlik kazandırmak açısından geniş bir tartışmanın yapılmasını esas kabul ederiz, Parlamento çalışmasının özü de budur. Parlamento, önüne sürülen metinleri bazen okumadan ve toptan oylayarak bir yol izleyecek olursa, bu, Parlamentonun aslî görevlerinin kısıtlanması anlamına gelir; böyle bir şeyi kimsenin düşünmemesi gerekir; o nedenle, her kanunun temel kanun gibi görüşülmesi de, bence yanlış bir tercihtir. Temel kanun olmayacak mıdır; hiç kuşku yok, olacaktır. İçtüzüğümüzün 91 inci maddesi, özü itibariyle, temel kanunları, partilerin, Danışma Kurulunda oybirliğiyle alacakları bir karara dayandırmıştır esas itibariyle. Daha sonra bir değişiklik yapılarak metnin sonuna bir (b) fıkrası eklenmiş ve "gruplar orada anlaşamazsa, Genel Kurula grup önerisi de yapabilirler" denilmiş. İstisnaî olan bir müzakere usulü içinde ayrıca bir istisnaî durum yaratılmıştır ve böylece Parlamentonun sesi kısılmak istenmiştir, muhalefetin konuşma hakkı kısıtlanmıştır.
Şimdi geliyoruz… Böyle bir uygulamadan gelirken, bu uygulamanın içinde, birçok bakımdan kısıtlamaya uğradığımız bir uygulamanın içinde, buraya kanunun her maddesiyle ilgili önerge verme hakkımızı kullanarak verdiğimiz önergenin milletvekillerimiz tarafından algılanmasını sağlamak açısından gerekçesini sözlü olarak anlatma hakkımızı bize vermemek, bu yapılan kısıtlamalara üçüncü bir kısıtlama olarak ortaya çıkmaktadır. Önce bu fiilî durumu tespit etmek istiyorum. Ondan sonra, Sayın Başkanın bu uygulamasına esas olan anlayışı birkaç kelimeyle ifade etmek istiyorum.
Diyor ki Sayın Başkan ve bu tezi savunan arkadaşlarımız: "İçtüzüğümüzün 45 inci maddesine göre, eğer Komisyon, toplantı yetersayısıyla Mecliste hazır bulunuyorsa, konuşulmakta olan maddeyle ilgili önergelere katılıp katılmama kararı verebilir, benimseyip benimsememe kararı verebilir ve böyle bir şey verdiği takdirde…" Ki, o uygulama yapılıyor; yani, Komisyon diyor ki: "Biz katılıyoruz bu önergeye." Arkasından Hükümete soruluyor. Hükümet de tabiî ki paralel olarak "biz de katılıyoruz" diyor. Böyle denildiği için, bu duruma göre, İçütüzüğün 87 nci maddesindeki şimdi okuyacağım bölümü işaret ediyorlar ve bu durumda bu bölümün önerge sahibine konuşma hakkı vermediğini iddia ediyorlar. Oysa, ben tam tersini iddia ediyorum. Şimdi bu 87 nci maddenin sondan ikinci paragrafını okuyorum: "Başkan, önergeye katılıp katılmadığını komisyona ve Hükümete sorar. Komisyon ve Hükümet katılmama gerekçelerini kısaca açıklayabilir -katılmama gerekçelerini- Hükümetin veya komisyonun katılmadığı önerge, sahibi tarafından beş dakikayı geçmemek üzere açıklanabilir."
Ve yorum yapıyorlar, diyorlar ki: Hükümetin veya komisyonun katılmadığı önerge için konuşma hakkı tanınmıştır. Hükümetin ve komisyonun katıldığı önerge için mefhumu muhalifinden -eski tabiriyle- "konuşma hakkı verilmez" diye buradan sonuç çıkartıyorlar. Burada yazmadığı halde, yazmayan bir hükmü onlar dilleriyle yazıyorlar.
Bir an için bunu da kabul edelim. Bunun da böyle olabileceğini düşünsek bile, hemen arkasını okuyorum: "Önerge sahibine, gerekçesinin okunmasını istediği…" Yani önergeyi veren kişiye, önergesinin gerekçesinin okunmasını istediği önerge hakkında, yani, önergeyi veren "gerekçemi okuyun" demiş ise, o önerge hakkında ona söz verilmez. Peki, aynı mefhumu muhalifiyle "gerekçemi okumayın" diyen önerge sahibine söz verilmesi gerekir. Bu kadar açık bir gerçek… Bu kadar açık bir gerçek… Birinci mefhumu muhalif doğruysa ikincisi de doğrudur. Aslolan, milletvekilinin konuşmasıdır, milletvekilinin konuşmasını kısmak değildir.
Şimdi karşımıza şu gerekçelerle çıkacaklar, biliyorum; diyecekler ki: Bu hep bugüne kadar böyle uygulandı; Meclislerin hafızaları vardır; onlar da çok önemlidir. Doğru, önemlidir; ama, Meclisin hafızası, bu İçtüzükte yazılandan daha önemli değildir. Bu İçtüzüğün hükmü, hafızanın da önündedir. Geçmişte yanlış yapılabilir. O yanlışları, bugün bakacağız, okuyacağız, göreceğiz, mantığımızla karar vereceğiz.
Durum çok açıktır ve bu uygulama böyle devam etmemelidir. Sayın Başkanın, önerge sahipleri "gerekçeyi okuyun" derslerse gerekçeyi okutması, "hayır, gerekçeyi okutmayın, 5 dakikayı geçmemek şartıyla açıklama yapacağım" hakkını kullanmak istiyorsa, ona söz vermesi lazımdır. Eğer bu Mecliste milletvekillerinin konuşmasını kısmak istemiyorsanız, bundan başka bir çareniz yoktur. Yok, illa biz sizin sözünüzü keseceğiz, kısıtlayacağız, hatta, öyle şeyler çıkartabiliriz ki, siz, burada, hiçbir şey söyleme hakkına bile sahip olamazsınız diye, şimdikinden daha bir kötüye bu Türkiye'yi ve bu Parlamentoyu taşımaya çalışırsanız, o, sizin bileceğiniz iştir; ama, bunun hesabı mahkemeyi kübraya kalmaz; bunun hesabı bu dünyada ya sandıkta ya Yüce Divanda verilir.
Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 14 Haziran 2006
