Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunu, yükseköğretim kanunu, kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu, telsiz kanunu hakkında (s.s. 1276)
Genel Kurul, 48. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Ocak 2007 · 11.307 kelime · yaklaşık 57 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 10 Ocak 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU, YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU, KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU, TELSİZ KANUNU HAKKINDA (S.S. 1276)); konuşma 11.307 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunu, yükseköğretim kanunu, kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu, telsiz kanunu hakkında (s.s. 1276)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 10 Ocak 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2007-01-10-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunu-yuksekogretim-kanunu-kamu-m (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Var, var, hocamız var.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - 4 tane hocanız var.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Üniversite kurmak turşu kurmaya benzemez.
MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - Kurulan üniversitelerin rektörlerini şimdiye kadar kim atıyordu ki, söyler misiniz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, lütfen bildiğiniz şeyleri söyleyin. Üniversite, rektörlerini, üniversite öğretim üyelerini kendisi seçer, ondan sonra Yükseköğretim Kuruluna gider ve onu da cumhurbaşkanı atar. Anayasa maddesi aynen şöyle der.
MEHMET S. TEKELİOĞLU (İzmir) - O, eski üniversiteler için, yeniler için böyle bir şey yok.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hocam, sen anlat, bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Efendim, üniversitenin yenisi, eskisi olmaz, üniversite üniversitedir.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır, bu çok açık.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hiç öyle değil. Anayasa'nın hiçbir maddesinde yeni üniversitede şöyle rektör seçilir, eskisinde böyle seçilir diye bir madde yok.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Kurucu rektörü konuşuyoruz Hocam.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Siz, canınızın istediğini yapmak istiyorsunuz, keyfinizin istediği gibi...
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Rektörün nasıl atanacağını konuşuyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - ...istediğinizi yapmak istiyorsunuz. İstediğiniz kadar söyleyin, kadrolaşmak istiyorsunuz, kuşatmak istiyorsunuz, üniversiteleri kuşatmak istiyorsunuz.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır, hayır...
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Çünkü, üniversite rektörü benden olursa benim istediğimi yapar, benim istediğim genel sekreteri atar, benim istediğim kadrolaşmayı yapar diyorsunuz. (AK Parti sıralarından gürültüler)
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hayır.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Gelin, şundan vazgeçin, hiç değilse üniversiteyi serbest bırakın, üniversite özerk bir kurumdur. Yarın, öbür gün bunları önünüze getirirler, koyarlar.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Özerkleştirmek istiyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ayrıca, şunu söyleyeyim: Ben bir eski üniversite öğretim üyesiyim. Herhâlde, şu yaşadığımız, 4 defadır karşımıza gelen şunu, yarın, öbür gün, üniversite anlatılırken veya parlamento tarihi anlatılırken söyleyecekler, diyecekler ki: "AKP İktidarı döneminde, bir tasarı, bir teklif, iki kelime öne, iki kelime arkaya alınarak, arkadaşlar, 4 kere Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna getirilmiştir."
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Başka neyi söyleyecekler Hocam?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bununla övünebilirsiniz, bununla övünün.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Başka bir şey daha söylenecek.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bu kadar fuzuli işgal ettiğinizle, bu kadar fuzuli bir iktidar olduğunuzla övünebilirsiniz.
TEVHİT KARAKAYA (Erzincan) - Hocam, başka bir şey daha söyleyecekler.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Muhalefetin, ne kadar…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Müsaade ederseniz, kürsü burası, canınız çektiği zaman, kalkar, gelir konuşursunuz. Ben istediğimi söylerim burada.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Kürsüden doğruları söyleyin, doğruları. Doğruları konuşun kürsüden, biz dinleriz sizi. Çarpıtmayın her şeyi. Her şeyi çarpıtıyorsunuz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hiçbir şeyi çarpıtmıyorum arkadaşlar, hiçbir şeyi çarpıtmıyorum. Söyleyeyim…
BAŞKAN - Sayın Özyurt…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Kastamonu: Bakın arkadaşlar, 7.089 öğrencisi var, 4 fakültesi var, 14 bölümü var, 3 meslek yüksekokulu var; 2 tane profesörü var, 2… Rektör ve rektör yardımcısı atayamayacaksınız, 2 tane profesörü var.
Rize: 5.426 öğrenci, 5 fakülte, 14 bölüm, 1 yüksekokul, 3 meslek yüksekokulu, 2 profesör, 4 tane doçent. Bununla mı üniversite yapacaksınız? Bu mu üniversite şeyiniz?
İçinizde üniversite okuyanlar vardır, çoğunluğunuz… Bir ana bilim dalında, yani, eski deyimle, bir kürsüde en az 3-4 tane profesör olur. Bir profesör izne gitse yerine koyacağınız adam yok. Sayın Millî Eğitim Bakanı, buna da, kalksa, deseydi ki şurada: "Ben şu kadar kadro verdim, işte, bu kadar altyapı açtım, üniversiteye şu kadar para tahsis ettim, ama, üniversite açamadım." Bunu söyleyebilir ve gerçekten, üniversite açılmamıştır. Kastamonu'daki Orman Fakültesinin tabelası sökülmüş, üzerine "Kastamonu Üniversitesi" yazılmıştır. Bununla üniversite olmaz. Yapmayın arkadaşlar, komik oluyoruz!
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Helal olsun, bir senedir engellediniz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ha, engelleyen sizsiniz, biz engellemedik.
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Bir senedir engellediniz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır… Biz, yasal yolu seçtik ve bununla övünüyoruz. Biz, yasal, anayasal hakkımız neyse onu kullanıyoruz. Siz, eğer, siz iktidar olsaydınız ve gerçekten üniversite açılmasına taraftar olsaydınız, gelirdiniz, bizimle beraber bu işi çözerdik. Hiç bunun için inatlaşmanıza gerek yok.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - İşte, el kaldırıyoruz.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bunu, ben değil arkadaşlar, Türkiye'nin en çok satan gazetesinin baş yazarı söyledi. Bu bir inatlaşma değil, bu bir kötü niyet. Yüzünüze karşı söyledi, isterseniz veririm. Bu bir inatlaşma değil, bu bir kötü niyet, bu bir samimiyetsizlik. Üniversiteyle oyun oynuyorsunuz, üniversiteyle alay ediyorsunuz "Böyle üniversite kurduk." diye.
Bakın, bunlar, bir gün önünüze konur. Bir gün bunları anlatırlar, derler ki… AKP İktidarının yapmış olduğu bu tasarının, bu teklifin 4 kere buraya gelmesi, bana göre züldür, ayıptır. Bunu çözerdik arkadaşlar ve dediğim gibi, şu saydığım 15 üniversitede okuyan öğrenciler, aileleri ve o şehirdekiler sizden çözüm bekliyor. Siz çözüm üretmiyorsunuz. Siz tıkanıklık yaratıyorsunuz. İşi çözmüyorsunuz, hep sorun yaratıyorsunuz arkadaşlar…
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - CHP'li genel sekreter atanınca oluyor değil mi!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, CHP'li genel sekreter atıyor diye buradan laf atmak kolay. CHP'li genel sekreter demiyorum ben size, üniversite rektörü atayın diyorum. Eğer, üniversite rektörü ile üniversite genel sekreterini karıştırıyorsanız, size söyleyecek bir şeyim yok. Üniversite genel sekreteri ayrıdır, üniversite rektörü ayrıdır.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Bilmiyorduk, iyi ki, söylediniz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Aferin, öğrendiğiniz için kutluyorum sizi, tebrik ediyorum, hiç değilse bunu yapmışım. Size bunu öğretebildiysem ne mutlu bana. Yıllardır, hiç değilse, ders anlatmaktan bıkmıştım, şurada, birkaç kelimeyle size bir şey öğrettim. Kendimi kutluyorum bu bakımdan, tebrik ediyorum!
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Üniversite mezunu olmadığımız için bilmiyoruz!
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, gelin, bu işi polemiğe dökmeyin. Bakın, dediğim gibi, bu işi polemiğe dökmeyin. Gerçekten samimi olsanız, çözmek isteseniz çözersiniz.
Bakın, Yükseköğretim Kurulu 4 tane üniversitenin rektörünü Cumhurbaşkanına sundu: Ordu, Tekirdağ, Düzce ve Uşak ve bugünlerde, öğrendiğim kadarıyla -bugün veya dün- Burdur Mehmet Âkif Üniversitesinin rektör adayı da Yükseköğretim Kurulundan Cumhurbaşkanının onayına sunulmuştur.
Bakın, yavaş yavaş bu yolda yürüyor.
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Anayasa'yı çiğniyor.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Anayasa'ya falan aykırı değil arkadaşlar. Cumhurbaşkanı…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Anayasa'ya aykırı.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır, efendim, Anayasa'ya aykırı değildir. Cumhurbaşkanının yetkisi, üniversite rektörünü seçmek ve atamaktır. Yalnızca atamak değil, yanlış düşünüyorsunuz. Anayasa'yı açın, öyle yazar: "Üniversite rektörünü seçer ve atar." Onun için, Cumhurbaşkanının önüne 2 tane aday getiremezsiniz. Cumhurbaşkanının seçme hakkı vardır, onların arasından birini seçecektir ve atayacaktır. O bakımdan…
FİKRET BADAZLI (Antalya) - En az oy alanı…
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Ve burada arkadaşlar, getirip siyasi iktidarın ille bunun içine girmesinden ne amaç güdüyorsunuz, onu anlamıyorum.
SERACETTİN KARAYAĞIZ (Muş) - Siz niye giriyorsunuz?
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, biz, 1946'da üniversite özerkliği geldiğinden beri, her zaman, üniversite hocalarımız seçimle gelmiştir. Bir tek, 12 Eylülden sonra gelen dönemde bir kesinti olmuştur ve onun arkasından hemen gelen dönemde hep seçimle gelmiştir.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - En az oy alanlar gelmiştir.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - En az oy alır, en çok oy alır, o ayrı; o, Cumhurbaşkanının hakkıdır, ona kimse bir şey söyleyemez, o, devletin başıdır, en az olanı seçer veya en çok alanı seçer. Seçme ve atama yetkisi onundur.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Seçim yapmadan atasın o zaman.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - İster seçer ister seçmez, ama, dediğim gibi, madem yasa ona bu hakkı vermiş, o da bunu kullanacaktır değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Sayın Özyurt, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun efendim.
MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Sayın Başkanım, kusura bakmayın, arkadaşlar çok fazla polemiğe girdikleri için, ben de onları, biraz bilgileri artsın istedim, bu konuda eksiklerini tamamlamalarını istedim.
O bakımdan, ama, şu kadarını söyleyeyim: Bu gittiğiniz yol yanlış bir yoldur, er veya geç, bu, Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Tekrar, bunu, burada görüşeceğiz. O zaman da eğer Sayın Grup Başkanım bana izin verirse, bunu, beşinci defa karşınıza geldiğimde söyleyeceklerimi söylerim.
Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Verdik gitti.
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Ders bitti.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
AK Parti Grubu adına Trabzon Milletvekili Aydın Dumanoğlu.
Sayın Dumanoğlu, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca 15/11/2006 günü kabul edilen 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasa'nın 89 ve 104'üncü maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanlığı makamınca bir daha görüşülmek üzere Meclise gönderilen Yasa hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Çok değerli arkadaşlar, Türkiye'de mutlaka üniversiteler kurulması gerekir. Bundan sonra da yeni yeni üniversiteler kurulacaktır. Şu anda, yeni kurulan üniversitelerle ülkemizde 68 tane üniversite mevcuttur.
YAKUP KEPENEK (Ankara) - Devlet üniversitesi.
ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Devamla) - Nüfusumuzun 73 milyon olduğunu düşünürsek 1 milyondan fazla insana, ülkemizde, 1 üniversite düşmektedir. Hâlbuki dünya ortalamasına baktığımız zaman, dünyada her 500 bin kişiye ortalama 1 üniversite düşmektedir. Avrupa Birliğinin ortalamasına baktığımız zaman ise, ortalama olarak her 250 bin nüfusa 1 üniversite düşmektedir. Amacımız, Avrupa Birliği standartlarına ulaşmak olduğuna göre, demek ki, ülkemizde, Avrupa Birliği standartları için daha 300'e ulaşan sayıda üniversitelerin açılması mutlaka gereklidir. Biraz sonra, bunların neden açılması gerektiğini vurgulayacağım, yasaların içerisine girmeden önce.
Türkiye'de, görüldüğü gibi, 1 milyondan fazla insana 1 üniversite düşen üniversiteler sayesinde bizim üniversiteleşme oranımızda da, gerek Avrupa Birliği açısından gerekse akademik yayınlar açısından dünya standartları bakımından gerilikler vardır.
Bakın, Avrupa Birliğinde, Türkiye'deki üniversite yaşında olan 5 milyondan fazla insanımız vardır. Hâlbuki, bu nüfusun ise sadece ve sadece 1 milyon 900 bin kişisi üniversitelerde okumaktadır. Dolayısıyla, bu oran ise yüzde 28'lerdedir örgün eğitimde. Hâlbuki, çağdaş dünya normlarına baktığımız zaman, Amerika'da bu rakam yüzde 82, Avrupa Birliği ülkelerinde ise yüzde 55'in üzerindedir. Bir toplumda üniversiteleşme oranı, o toplum içindeki dinamiklerin harekete geçirildiği bir nokta olarak kabul edilmektedir. Onun için de, Türkiye'deki üniversitelerin sayısının da mutlaka, mutlak surette artırılması gerekmektedir.
Diğer yandan, yeni kurulan üniversitelerin uygun bir eğitim biçiminde yönetilmesi dünyanın her tarafında da tartışılmaktadır. Şunu açıkça görmekteyiz: Dünyada kurulmuş olan üniversitelerin rektörleri ve yönetimi atama biçimi, daha doğrusu bizim de kanunumuzun esasında oluşan bu sistem, dünya açısından ilgilendiğimiz zaman, Anglosakson sistemlerinde, üniversite rektörlerinin, genellikle atamayla geldiğini de görmekteyiz. Hatta, dünyanın sayılı ilk 200 üniversitesini değerlendirdiğimiz zaman, bu üniversitelerin tümüne, rektörlerinin, atama yoluyla geldiğini de görmekteyiz.
Üniversitelerin görevlerinden bir tanesi, toplumun bilimsel yapısını geliştirerek dünya standartlarına ulaşmak olduğuna göre, ülkemiz açısından da bir değerlendirme yaparsak şunu görmekteyiz: 15 bin civarında olan senelik yayın, daha doğrusu 7.500 civarında olan senelik yayın son dört sene içerisinde artarak 15 bin civarına ulaştığı için de, Türkiye'deki eğitim, üniversitelerimizin düzeyi, dünya standartları açısından, 25'lerden 19'uncu sıralara inmiştir. Bu da, son dört yıl içerisindeki, bu iktidarın, belki araştırma ve geliştirmeye yapmış olduğu yatırımların, 2002'ye göre tam 30 kat daha artırılmasından kaynaklanmış olduğunu açık olarak ifade edebiliriz.
Şimdi, üniversiteler yeni kurulacağına göre, sistemlerin de açık olarak belirtilmesi lazım. 1982'de çıkarılmış olan 2547 sayılı Yasa'da, üniversitelerin rektörlerinin atanması tamamen Cumhurbaşkanına bırakılmıştır ve 1982 Anayasası'nda da ve 1982'de çıkmış olan 2547 sayılı Yasa'da da, YÖK'e, hiçbir zaman yer verilmemiştir. Dolayısıyla, üniversite rektörlerinin atanması, 1982'den 1992'ye kadar, ülkemizde, tamamen Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılmıştır; daha doğrusu, atamayla yapılmıştır. Bu, Anayasa'nın da amir emridir.
Şimdi, 1992'de çıkartılmış olan yeni bir düzenlemeyle -daha doğrusu o gün, o sene kurulmuş olan 21 tane üniversite, ilk defa kurulmuş olan üniversitelerdir- o yıl çıkartılan, 1992'de çıkartılmış olan 3826 sayılı Yasa'yla, Üniversite Yasası'nda bir değişiklik yapılarak, üniversite rektörlerinin, kurulmuş olan üniversite rektörlerinin, mevcut rektörün daveti üzerine, üniversitedeki profesörler arasından, üniversitedeki üyelerin, üniversite öğretim üyelerinin, en çok oy alan 6 kişi YÖK'e gönderilmiş, YÖK bunu 3'e indirmiş, bu 3 kişi de Cumhurbaşkanına giderek, bunların arasından, Cumhurbaşkanı, Anayasa'nın 130'uncu maddesine göre, 3 tane rektör adayından 1 tanesini seçerek, atamıştır. Yeni kurulan üniversiteler için bir düzenleme yapılarak... Çünkü, bu kural, mevcut ve gelişimini tamamlamış olan üniversiteler için doğruydu; ancak, gelişmesini tamamlamamış olan üniversiteler için yapılacak olan işlem şuydu: Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanca seçilmiş olan 3 tane aday Cumhurbaşkanına gidiyor ve bunlardan 1 tanesini de Cumhurbaşkanı atıyordu. Dolayısıyla bu işlem, 1992 yılından itibaren günümüze kadar uygulanmış olan bir sistemdir ve hiçbir zaman, bu Yasa'nın Anayasa'ya aykırılığı da tartışılmamıştır. Bu Yasa'yla, bugün Anayasa'ya aykırı olduğu söylenen bu Yasa'yla, o gün 21 tane üniversite, daha sonra 2 tane daha, yeni kurulmuş olan Gaziosmanpaşa Üniversitesi ve Sakarya Üniversitelerinin de rektörleri aynı sistemle atanmıştır. Dolayısıyla, 23 tane üniversite rektörü Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın önerisi üzerine, 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından seçilerek atanmıştır ve bu üniversiteler bugün gelişmişler, hatta bugün kuracak olduğumuz bu 15 tane üniversiteden bazıları o gelişmiş olan üniversitelerin, o gün kurulan, 1992'de kurulmuş olan üniversitelerin bazı fakültelerini de içerisine alacak şekilde kurulmaktadır. Daha doğrusu, bunların doğurduğu yeni üniversiteler içerisindedir.
Değerli arkadaşlarım, üniversiteler için bir gerçeği iyi bilmek lazım; o da şu: Üniversiteler kurulduğu sene gelişemezler, gelişmesi de mümkün değildir. Türkiye'de ilk defa 1933'te İstanbul Üniversitesi, 1946'da Ankara Üniversitesi ve 1948'de de İstanbul Teknik Üniversitesi kurulmuştur. 1955'te de Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulmuştur.
Bakın, 1955'te Karadeniz Teknik Üniversitesi kurulurken, bir tane bile öğretim üyesi yoktu. İstanbul Üniversitesinden, İstanbul Teknik Üniversitesinden getirilen biri üniversitede rektörlük yapmıştır, 9 tane de idari personeli vardı. İki sınıflı bir ilkokulda 90 tane öğrencisiyle başlamıştır ve bugün geldiği noktada 3 tane üniversite doğurmuş ve öğrenci sayısı 47 bine ulaşmıştır. O gün, daha sonra kurulmuş olan Hacettepe ve Orta Doğu Teknik Üniversitelerine, hepimiz, bu ülkede "baraka üniversiteleri" dendiğini de biliyoruz. Ama, o üniversitelerin hocaları da eksikti, binaları da eksikti, öğretim üyeleri de eksikti. Ama, ne yazık ki, bugün, gündemimizde… Her 2 üniversite de ülkemizin pırlanta müesseselerinden birer tanesidir. Onun için, üniversitelerin gelişmesi akşamdan sabaha olan bir gelişme değildir, en az iki neslin üniversite üzerinden geçmesi lazım ki, akademik hayat, akademik erklik ve görüşler, akademik yapı olgunluğa ulaşsın ve sistemine kavuşsun.
Bakın, 1955'te kurulmuş olan bu Karadeniz Teknik Üniversitesinde şu anda 700'e yakın kadro vardır, ama, 1.000'den fazla öğretim üyesi yetişerek başka üniversitelere gitmiştir. Bu, üniversitelerin akademik eleman yetiştirmek için fonksiyonlarını ne şekilde gördüğüne de tipik bir örnektir. Daha sonra, hemen akabinde kurulmuş olan Atatürk Üniversitesinde de aynı yapının olduğunu görmekteyiz. Binlerce öğretim üyesi Atatürk Üniversitesinden ayrılarak çeşitli üniversitelerde hoca olmuşlardır.
Bakın, başka bir tipik örnek daha size vermek istiyorum. 1992 yılında kurulmuş olan üniversitelerde 7 tane orman fakültesi vardı, 7 yeni orman fakültesi ve Türkiye'de de sadece 2 tane orman fakültesi vardı, birisi İstanbul Üniversitesinde, bir tanesi de Karadeniz Teknik Üniversitesinde. Bütün bu 7 tane fakültenin dekanları ve diğer öğretim üyeleri, bu 2 tane fakültemizden ayrılarak o üniversitelere gitmişlerdir. Memleketin bir köşesindeki hizmet öteki köşesindeki kadar kutsal olduğuna inanıldığı için, bu arkadaşlarımız bu üniversitelere gitmiştir.
Dolayısıyla, üniversitelerin kurulması hâlinde hemen olgunluğa kavuşacak diye bir düşünceyi beslemek fevkalade yanlıştır. Bundan sonra da, Türkiye'de, dediğim gibi, hiç değilse Avrupa normları için 300'e ulaşan bir üniversite kurmamız lazım.
Bakın, şunu göz ardı edemeyiz: Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde, evet, 68 tane yeni üniversite vardır ve devletimizin bunlara ayırmış olduğu bütçeden pay 6,6 milyar yeni Türk lirasıdır.
Bazılarımız şunu diyor: Üniversitelerimizin imkânı yok. Ama, geriye dönüp şöyle bir değerlendirme yapalım. Üniversitelerde yeterince yer olmadığı için, hemen hemen herkes çocuğunu üniversiteye göndermeden önce kurslara göndermektedir. Acaba, bu kurslara, üniversitelerde az yer var diye, bu üniversite sınavlarını kazanmak için halkın ödediği para ne kadardır biliyor musunuz arkadaşlar? Tam 8 milyar yeni Türk lirası, maksimum olarak. Minimum bazda, bu 2,5 milyar yeni Türk lirasıdır. Ortalamasını alsak 5 milyar yeni Türk lirası eder ki, bu da, şu anda devletimizin üniversitelere ayırmış olduğu paraya hemen hemen denktir.
Bunların da ötesinde, 70 bine yakın Türk genci başka ülkelerde eğitim öğretim almaktadır. Bunların da her birinin ortalama olarak, eğer 20 bin dolar harcadığını minimum olarak düşünürsek, bu da 1,4 milyar dolar yapar ve 2,2 milyar yeni Türk lirasıdır bu ve bunların her ikisini toplarsak, gördüğünüz gibi, 7,5 milyar yeni Türk lirası bir ödeme bu memleketten, vatandaşlardan üniversitedeki çocuklarına eğitim öğretim yaptırmak için harcanmaktadır. Bu para, şu anda devletimizin üniversitelere harcamış olduğu paradan daha fazladır. Bunu güzel değerlendirdiği zaman, mutlaka, üniversitelerin sayısının artırılması için de büyük bir kaynak oluşturacağı da muhakkaktır.
Diğer yandan değerli arkadaşlarım, acaba, mevcut olan Yasa doğru mudur yanlış mıdır tartışması sürüp gidiyor. Bakın, biz, bu olaya çözüm getirmek için daha önceden kullanılmış olan, kullanılagelen, tam on dört yıldır kullanılagelen bir yasayla işlemlerimizi yürütmek istedik, mevcut olan üniversitelere rektör atamak istedik. Ne yazık ki, Anayasa Mahkemesinden "bu, Anayasa'ya aykırıdır" diye döndü. Gerekçesi de, üniversitelerin planlanmasında esas görevi yüklenmiş olan YÖK'ün bu işlem içerisine dâhil olmamasıdır.
Değerli arkadaşlar, dünya standartlarını bilirsek sorunların çözülmesi çok basit. Söylemiş olduğum gibi, Anglosakson sisteminde seçimle üniversite rektörleri atanmamaktadır. Bu üniversitelerde özerklik yüzde yüz durumundadır, kıta Avrupa'sındaki üniversitelere nazaran. Yani, seçimle rektör getirmiş olan üniversiteler karşılaştırıldığı zaman, Anglosakson üniversiteleri, ki, üniversite rektörü atamayla gelmektedir, özerklik yüzde yüz olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla, burada seçim sistemi, evet, demokraside bir sistemdir, ama mutlaka da doğru yol değildir. Eğer seçim mutlaka doğru olsaydı, o zaman, genel müdürlerin, genel müdürlüklerde çalışan işçiler tarafından atanması söz konusu olabilirdi, ama öyle bir sistem yoktur. Önemli olan, seçici olan kurulun etkin olarak görev yapmasıdır.
Değerli arkadaşlar, bizim burada getirmiş olduğumuz düzenleme şudur: Yeni kurulan üniversitelerin rektörlerini, adaylarını, 6 adayı YÖK belirleyecek -yalnız, bunu belirlerken dörtte 3 çoğunluk gerekiyor- bir ay içerisinde bu adayları belirleyecek. YÖK'ün belirlemiş olduğu 6 tane aday arasından, Millî Eğitim Bakanı bunları 3'e indirecek ve bu 3 aday Cumhurbaşkanına gidip, Cumhurbaşkanı tarafından, 3 taneden 1 tanesi seçilerek atanacak.
Burada itiraz edilen konu şu: Dörtte 3 çoğunluk yasalara aykırıdır. Hangi yasaya aykırıdır? Bakın, 2547 sayılı Yasa'nın 6'ncı maddesinde, YÖK'ün toplanması için 14 tane üyenin mevcut olması gerekiyor, 21 tane üyeden 14 tanesi. Zaten, YÖK'ün yapısında, hepinizin bildiği gibi, 7 tane üyeyi Cumhurbaşkanı, 7 tane üyeyi Üniversitelerarası Kurul, 7 tane üyeyi de hükûmet atamaktadır. Ancak, eğer Cumhurbaşkanının 7 tane atadığı üniversite rektörlükleri, Üniversitelerarası Kurula üniversite rektörünün önerdiği adayı seçtiğine göre, demek ki, Üniversitelerarası Kurulda seçilmiş olan 14 tane aday üzerinde de Cumhurbaşkanının etkisi var demektir. Dolayısıyla, 7-7-7'den oluşan bu yönetimin, demek ki siyasi iktidar burada söz konusu olmasından ötürü, demek ki, üniversitelerin yönetiminde mutlaka siyasi otorite etkisini göstermesi demektir. Bizim getirmiş olduğumuz sistemde, YÖK 16 tane üyeyle karar vermesi gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, eğer bu yanlışsa, neden biz, sadece ve sadece basit çoğunluğa tabi olarak, dayanarak seçimlerimizi yapmıyoruz, atamaları yapmıyoruz veyahut da kararları vermiyoruz? Biliyorsunuz, bu Mecliste, sadece salt çoğunluğun dışında, üçte 2 çoğunlukla da yapılacak olan işler vardır. İşlerin önemi bunu gerektirir. Mesela, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi; bazı durumlarda 330 milletvekili gerekli. Demek, işlerin önemi nedeniyle bu miktarlar artırılabiliyor.
Değerli arkadaşlar, diğer bir konu, üniversite rektörleri. Bakın, istenen üniversite rektörlerinin şu andaki gelişmiş olan, kuruluşunu tamamlamış olan sistemler üniversitelerdeki gibi seçmektir. Bunun da doğruluğu çok tartışılabilir. Değerli arkadaşlar, bakın, üniversite rektörleri seçimi olduğu zaman bütün öğretim üyelerini dolaşırlar. Üniversitelerde, normal büyüklükteki bir üniversitede 130 tane makam vardır. Çoğu kere bu makamlar bu seçimlerde söz konusu olur ve bazıları da üniversite rektörlerini aday belirleme işleminde, bazıları, bakarsınız, 4 tane, 3 tane aday oyları almış, geriye kalan 6 tane aday olması lazım, 3 tane de birer oy almış… Bunların arasından kuralar çekilir, 3 tane birer oy almış aday da YÖK'e gider. YÖK, isterse, bu 1 tane oy almış olan kişiyi, Cumhurbaşkanına, atanmak ve seçilmek üzere gönderebilir. Bunun demokratik yanla, katılımcılıkla ne ilişkisi var, ne ilgisi var? Bunu kabul etmek bile, bence, bir üniversite sistemi için fevkalade yanlıştır.
Değerli arkadaşlar, bu sistem çıktığı zaman 2547 sayılı Yasa'nın yazılmasında çok etkili olan akademisyenler ve yöneticilerin bir kısmı üniversitelerdeki görevinden ve YÖK'teki görevinden ayrılmışlardı, bunu protesto etmek için. Bu, fevkalade yanlış bir yoldur. Seçim ya üniversitede başlar ve biter veyahut da bitmez, atama yapılır. Dünyanın hiçbir tarafında üniversite rektörlük seçimi diye 6 tane adayın üniversite öğretim üyeleri tarafından belirlenip YÖK'e gönderildiği hiçbir sistem yoktur. Ya atamayla gelmiştir yahut da seçim orada bitmiştir. Onun için, dolayısıyla, bu sistemi benimsemek fevkalade yanlıştır.
Diğer bir kurul, YÖK'teki adaylar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Dumanoğlu, konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun lütfen.
ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Devamla) - …YÖK Yönetim Kurulunu oluşturmuş olan kişiler devlet tarafından seçilmiş olan, gerek Cumhurbaşkanı gerek Üniversitelerarası Kurul gerekse de Hükûmet tarafından seçilmiş olan kişiler. Bunların görevi YÖK Yönetim Kurulu toplantılarına katılmaktır. Ben, bunları… Daha az insanla katılma yapmak fevkalade yanlıştır. Bunun görevi budur, görevlilerine bu verilmiştir. Dolayısıyla, daha az adamla toplantı yapılsın… 14 kişiyle toplantı yapılıp 7 kişinin oyuyla kararların verilmesi kadar yanlış bir şey yoktur. Bu yanlış olduğu için de, bakın, 22 tane üniversite rektörünün -eğer gazetedeki bilgiler yanlış değilse, düzenlenmemişse- uluslararası düzeyde bir tek bile yayını olmayan kişiler rektör olarak atanmıştır. Bilim üreten kurumların başına sıfır yayını olan kişiler atanamaz, atanmamalıdır.
Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Iğdır Milletvekili Dursun Akdemir.
Sayın Akdemir, buyurun efendim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1276 sıra sayılı 15/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve milletimizi şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bugün burada görüştüğümüz yasa nedir, bir hikâyesine dönecek olursak; bir yıldan fazla bir zamanı 15 yeni kurulan üniversiteye rektör atamak üzere bu Meclis harcadı, Cumhurbaşkanlığı mesai harcadı, Anayasa Mahkemesi mesai harcadı, komisyonlarda bu kadar zaman harcandı. Acaba bu yasa neydi?
30/12/2005 tarihinde ve 5447 sayı ile 15 yeni üniversite kurulmasıyla ilgili Kanun'un 1'inci geçici maddesinde kurucu rektör atamasının Millî Eğitim Bakanı ve Başbakan tarafından Cumhurbaşkanına önerilmesi ve 1 öğretim üyesinin, profesörün rektör ataması konusu idi. 3 kişiden 1'ini Cumhurbaşkanı seçecekti. Bu yasa bu şekilde getirilince, baştan karşı olunmuş muhalefet olarak, bunun böyle getirilmesinin sonuç vermeyeceği söylenmişti ve nitekim tam on üç ay oldu, bu konuyu çözemedik.
Bir kez daha görüşülmek üzere Cumhurbaşkanımız geriye gönderdi Türkiye Büyük Millet Meclisine. Kanunun, üniversite rektörlerinin hükûmet tarafından belirlenecek adaylar arasından Cumhurbaşkanınca atanmasını düzenleyen geçici 1'inci maddesini, Cumhurbaşkanımız Anayasa'ya aykırı buldu ve Meclise geri gönderdi. Yüce Meclis de AK Partinin çoğunluğuyla, iktidar gücüne güvenerek Anayasa'yı, Cumhurbaşkanını ve muhalefeti dikkate almadan aynen geri gönderdi, 1/3/2006 tarihinde geri göndermiş oldu.
Değerli arkadaşlar, bu kadar uyarı var, Cumhurbaşkanı uyarıyor ve "Anayasa'ya aykırı" diyor. Cumhurbaşkanımız, bahse konu düzenlemede Anayasa'ya aykırılığı açıkça gördüğü için Anayasa Mahkemesine dava açtı ve açılan dava üzerine Anayasa Mahkemesi de 17/5/2006 tarihinde iptal etti. Biz, Anayasa Mahkemesinin bu yasayı iptal edeceğini düşündüğümüz, bildiğimiz için ve daha önce Cumhurbaşkanının geriye gönderdiği sırada, Mecliste görüşüldüğü sırada öneride bulunduk ve o zaman önerdiğimiz an rektör atamasıyla ilgili konu şuydu: YÖK, 6 profesör tespit eder, Millî Eğitim Bakanına bildirir, Başbakan ya da Millî Eğitim Bakanı 3 tanesini seçer -ki, hükûmettir, Millî Eğitim Bakanı da seçebilir Başbakan adına- Cumhurbaşkanına bildirir ve Cumhurbaşkanı da bu 3 kişiden birisini atardı. Biz, bunu, taa bir yıl önce, on bir ay önce söyledik, fakat, dikkate alınmadı. Anayasa Mahkemesi iptal etmeden önce, ben, bir kanun teklifi verdim 05/04/2006'da -bu demin anlatmaya çalıştığım kanun teklifini de, Anayasa Mahkemesi iptal edecek- Hükûmeti uyarmak ve bir çözüm getirmek içindi. Maalesef, dikkate alınmadı, Anayasa Mahkemesi iptal etti, Hükûmetin inatlaşması devam etti. Bu inatlaşma sonucunda, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu kararın sonucunda, 05/11/2006 tarihinde ve 5556 sayıyla bir yasa çıkarıldı, yani, yaklaşık olarak iki buçuk ay kadar önce.
Bu Kanun'da getirilen durum neydi? Aynen şöyle, maddeden: "Bu Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri, iki yıllığına Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde üye tam sayısının ¾ çoğunluğuyla belirlenecek profesör adaydan; Millî Eğitim Bakanınca onbeş gün içinde seçilerek Cumhurbaşkanına üç aday bildirilir ve Cumhurbaşkanınca bunlar arasından birisi seçilir. Yükseköğretim Genel Kurulunca aday belirleme işlemi bir ay içinde sonuçlandırılamadığı takdirde Millî Eğitim Bakanı tarafından belirlenecek üç kurucu rektör adayı Cumhurbaşkanına sunulur."
İşte, tam burada sıkıntı var. Bir ay içerisinde bunun gerçekleştirilemeyeceği kesin, daha önce söylenmişti ve dolayısıyla, gerçekleşmeyecek bir şeyin üzerinde ısrar edildi, geçildi. Hatta, ben, o zamanki konuşmamda, Sayın Komisyon Başkanı Tayyar Altıkulaç'a hatırlatmıştım ve Millî Eğitim Bakanımıza hatırlatmıştım.
Verdiğimiz kanun teklifinde 6 üyeyi, biz, zaten o zaman önermiştik; neden dikkate almadınız? Ve o zaman Kanun görüşülürken, şu anda bile görüşülürken çözüm getirecek bir kanun teklifi üzerinde durulmuyor. Yine, aynı şekilde hiçbir değişiklik yapılmadan komisyondan geçirildi ve önümüze getirildi.
Bu değişiklikle biz neleri düşünmüştük? Yükseköğretim Kurulunun tespit edeceği 6 aday arasından Millî Eğitim Bakanı ve Başbakanın uygun bulduğu 3 tanesi seçiliyor ve bunun birisi Cumhurbaşkanınca rektör yapılıyordu kurucu rektör olarak. Bu, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen aday seçiminde, daha önce kamuoyunda ya da üniversitelerde keyfîlikle aday tespiti yapılıyor şeklindeki tenkitleri ortadan kaldırmak ve tarafsız bir yaklaşımı hâkim kılmak içindi bu önerimiz. Yeni kurulan üniversitelerin oluşumunda özellikle emeği bulunan ve ilgili birimleri yeterince tanıyan kurucu üniversitenin kadrolu öğretim üyeleri arasından seçilmesi önerilmişti.
Buradaki amaç şuydu: Kurucu üniversiteler eğer yeni kurulan bir üniversitenin fakülte, yüksekokul ya da enstitülerini kurmuşsa, kurucu üniversitenin öğretim üyelerinin rektör olmuş olması, kurumu daha iyi tanıdığından, kısa sürede bu üniversitenin gelişimi gerçekleşir ve eksikleri tamamlanır şeklinde kanun teklifimizde gerekçeleriyle vardı.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, kanımca, yeni kurulan üniversiteler ile toplumda ekonomik, sosyal, kültürel hakların gelişimini amaç edinen ve bunun gerçekleştirilmesi bakımından topluma karşı sorumlu olan siyasetin -iktidarı burada kastetmek istiyorum- kurucu rektörlerin belirlenmesinde devre dışı bırakılması doğru değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu cümleme dikkat ederseniz, buradan şunu vurgulamak istiyorum: Demokratik bir sistem içerisinde seçimle başa gelen bir hükûmetin hakkı olmalı. İşte, hakkı olmalı nerede? O nedenle, muhalefet milletvekili olarak benim önerdiğim yasada diyordum ki: YÖK tespit eder, Millî Eğitim Bakanlığına bildirir. YÖK'ün tespit etmesi, ya kendisi tespit eder ya da kurucu üniversite öğretim üyeleri arasından o üniversite tespit eder. İşte, burada Millî Eğitim Bakanına bildirmesi, üniversitenin tespit ettiği 6 adaydan 3'ünü Millî Eğitim Bakanının seçmesi uygun olmaz mı? Neden kendi kurduğumuz, şimdiye kadar bugünlere gelen üniversitelerimizin seçeceği adayları Millî Eğitim Bakanı kabul etmesin? Biz, bundan yanayız. Anavatan Partisi olarak görüşümüz, siyasetin, sorumluluk altına giriyorsa, üniversitelerin rektörlerinin atamasında bu şekilde devre dışına bırakılmaması, devre içine alınması gerektiğini vurgulamak üzere bu örneği burada verdim.
Ama, Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdiye kadar, bu kurulan 15 üniversiteye rektör atama konusunda gördüm ki, iktidar kafasına koyduğu bir şeyi yapmaya çalışıyor. Doğru ya da yanlış olarak değil, yanlış olan şeyde de ısrar ediyor, çünkü daha önce kendisi teklif etmişti, ilk kanunda diyordu ki: Başbakan, Millî Eğitim Bakanı, 3 tanesini YÖK'e bildirir. YÖK Cumhurbaşkanına bildirir, oradan atanır. Öyle bir teklif getirilmişti, geri çekildi. Önergeyle Sayın Tayyar Altıkulaç'ın getirmiş olduğu, şu anda tartıştığımız kanun geldi, o getirilen teklifi değiştirdi. Dolayısıyla, siyaset gene kendi elinizde devre dışı ediliyordu. Halbuki demokratik ülkelerde siyaset sorumluluk altında ise, herhangi bir kuruma bütçesinden ayırdığı bir mali kaynağın o kurumlar kanalıyla ya da iktidar kanalıyla ya da devletin herhangi bir kurulu kanalıyla denetlenmesi gerekir. Verilen paralar nereye gitti? Amaca uygun kullanıldı mı? Ülkenin geleceğine bir gelecek yatırımı oldu mu?
Değerli arkadaşlar, biraz önce konuşan AKP sözcüsü Değerli Hocamız da burada üniversite sayılarının yetersiz olduğundan söz ettiler. Ben daha önceki konuşmamda aynı şekilde söz etmiş, bugün Amerika Birleşik Devletleri'ni göz önünde bulundursanız 3 bin ila 4 bin üniversite olduğunu söylemiştik ve Türkiye'nin de bu rakamlar göz önünde bulundurulacak olursa 300 ila 400 üniversiteye sahip olması gerektiğini vurgulamıştık, ama nerede! Dört yıldır iktidardasınız, üniversite öğretim üyesi sayısını artırmak için hangi gayreti gösterdiniz? Gösterilmedi.
Bugün 30 binin üzerinde, Türkiye'de, öğretim üyesi var. 2010 yılında ihtiyacımız tam 50 binin üzerindedir. 2015 yılında bu ihtiyaç 75 bine yaklaşıyor. Eğer Avrupa Birliğine girecek ve Avrupa Birliği düzeyinde ülkenin üniversiter yapısını geliştireceksek, bu sayıya ihtiyacımız var.
Şu anda acaba genç kadro kaç tanedir? Doçent veya profesör adayı ya da yardımcı doçent adayı kaç tane doktoralı üniversite öğretim üyesi adayı var? Sayı yeterli değildir. Tabii, bu sayıların bir an önce karşılanması gerekir, ama, buna rağmen 15 üniversitenin kuruluşunda biz de muhalefet olarak destek verdik. Hatta, kurulmuş olan bu 15 üniversitenin 2'si benim verdiğim kanun teklifiyle kurulmuştur, ama, siz iktidar olarak, bir yılda 15 rektörü atayamadınız ve atayacak yasayı çıkaramadınız. Bu nedenle, buradan, Türk milletine AKP'yi şikâyet ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu bilimsel özerklik konusu -Anayasa Mahkemesinin gerekçesinde ileri sürdüğü- gerçekten üzerinde durulması gereken bir konudur. Üniversite, gerçek anlamda fikirlerin hür ve serbestçe tartışıldığı, hatta, aykırı fikirlerin ortaya atılarak, doğruları bulmak üzere fikir çatışmalarının yaratılması gereken, fikir fırtınalarının yaratılması gereken ortamdır, ama, bugün üniversitelerde emir komuta zinciri içerisinde bazı işler gidiyor.
YÖK Yasası'nın tenkit edilecek yanı çoktur ve değiştirilmesi için AK Parti olarak siz seçim meydanlarında söz vermiştiniz, YÖK'te reform yapacaktınız. Ama, maalesef, geldiniz, çalışmaya başladınız, aradan dört yıl geçti, değil üniversitede reform yapmak, yeni üniversite -yasası- kurabilmek, 15 üniversiteye rektör atama konusunda tıkandınız. Bunu, kamuoyuna, halka nasıl anlatırsınız?
O nedenle, muhalefetin de sivil toplum örgütlerinin de, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa'sını da ve Cumhurbaşkanının da uyarılarını dikkate almak ve yanlışta ısrar etmemek gerekiyor. Bugün, burada, sayısal çoğunluğunuzla, baştan beri yanlış olarak üzerinde ısrar ettiğiniz görüşte ısrar etmenizin anlamı yoktur. Gelin, dörtte 3 çoğunluğu buradan kaldırdığınız anda, benim de vermiş olduğum kanun teklifi de hemen hemen eş anlamdadır, sadece, ben, dört yıllık bir süre önermiş oluyorum. Buradaki dört yıllık süreyi önermiş olmamın nedeni de şudur: Kurulmakta olan bir kurum, gelişimini tamamlayabilmek için, yöneticisinin sürekli olması gerekir. İki yıl süre içerisinde, eksik bırakarak ayrılmak durumunda kalacak bir rektör, o dört yıllık süreyi de ekleyelim, dörtte 3 oranındaki çoğunluğu ortadan kaldıralım ve kurucu üniversitelerin öğretim üyeleri arasından da adaylar belirleyerek bu rektörlerin atamasını sağlayalım.
Yani, zincir, halka güzel kurulmuş oluyor, üniversite devreye giriyor, kuran üniversite. Hükûmet, siyasi sorumluluk almış, ekonomik destek veriyor, üniversitelerin sayısını çoğaltmak zorunda, öğretim üyelerinin sayısını yetiştirmek üzere üniversitelere imkân, kaynak ayırmak zorunda. Burada, sorumluluk alan hükûmete de YÖK'ün tespit ettiği 6 adaydan 3 tane seçme hakkını vermek, yiğidin hakkını vermektir, hükûmetin hakkı da o olsun. Ama, Cumhurbaşkanımız da bu seçilen 3 profesörün arasından 1 tanesini de kurucu rektör olarak seçsin ve dört yıl kalsın başta. Böyle olunca, kurulmakta olan üniversiteler gelişimini tamamlayacaktır ve tekrarlıyorum, inatta fayda yoktur, inatta fazla direnmenin bu ülkeye fayda getirmeyeceği kesindir.
Değerli arkadaşlar, burada, bilindiği gibi, bu teklifte, kurulan 15 üniversitenin kurucu rektörlerinin -YÖK dâhil edilmiş olsa da- karar almasını zorlaştıracak düzenlemeler var içinde; bu dörtte 3 oranındaki oran. Sayın Hocam 3/4'ü savundu; az katılım olarak seçim sağlanmış olacak, ama, burada, diğer taraftan, muhalefet olarak ben de diyorum ki, Hükûmet, YÖK teşkilatlanmasında, sayısıyla ağırlık denge kurarak atamayı engelleyecektir, dolayısıyla iş askıda kalacak ve Millî Eğitim Bakanına dönecek, Millî Eğitim Bakanının kararıyla atanmış olacak. Ee, burada da hakkaniyet olmuyor. O zaman, siyaset tam anlamıyla üniversiteye hâkim olduğunda üniversitede o özerk tartışma, hür tartışma, bilimsel araştırmayı ortaya çıkarma özgürlüğü, serbestliği ve cesareti ortadan kalkmış oluyor. O nedenle, bu önerinin dikkate alınmasını ben teklif etmek istiyorum.
Ayrıca, daha önemlisi, daha önce verdiğim bir tekliften açıkça yararlandığı hâlde Hükûmet, Millî Eğitim Bakanı çıkıp bu kürsüden açıkça demeli ki, böyle bir teklif vardı, Komisyon Başkanı bize gönderdi, ama, biz bundan faydalandık ya da faydalanmadık. Bu konuşmamda bir cevap bekliyorum Millî Eğitim Bakanından.
Zaman aşırı derecede kaybolmuştur. Hükûmet olarak, dört yıllık iktidarınız döneminde zamanı iyi yönetemediniz. Zamanın iyi yönetilememesi, ülkenin geleceğine hazırlık yapması gereken genç neslin yetiştirilmesinde büyük eksikliğiniz nedeniyle, öğretim üyesi açığının… Yeni kurulmakta olan üniversitelere yetmeyeceği gibi, bundan sonra kurulması gereken, giderek sayıları artırılarak kurulması gereken üniversitelere de hazırlık yapılmadığından, bu eksiklik içerisinde, Hükûmet olarak başınızı elinizin arasına koyup düşünmeniz gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine girerken önemli bir sorun olarak önümüzde duruyor. Yükseköğretim kurumlarının özerkliği ve akademik özgürlük hakkındaki Lima Bildirgesi'ni burada tekrar hatırlatmak istiyorum. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 40'ıncı yıldönümünde Dünya Üniversite Servisi bir açıklama yaptı. Bu açıklamada üniversite ve akademik kuruluşlar o ülke insanlarının ekonomik, sosyal, kültürel, temel ve politik haklarının yaşama geçirilmesini takip etmekle yükümlü kılınmıştır. Dolayısıyla, bu konunun çözüme kavuşturulabilmesi için bir an önce, söylediğim anlamda getirdiğimiz kanun teklifinin dikkate alınması… Çünkü, Cumhurbaşkanına giderse tekrar Meclise geri gönderilecek ve zaman yine heba olacaktır.
O nedenle, getirmiş olduğum kanun teklifimin de Yüce Meclis tarafından bu yasa teklifiyle beraber değerlendirilerek yeniden gözden geçirilmesi ve zaman kaybının engellenmesi adına, kanun teklifimin desteklenmesini yüce heyetinizden bekliyor, Türk milletini ve yüce Meclisi, siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akdemir.
Şahsı adına Kütahya Milletvekili Alaettin Güven.
Sayın Güven, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1276 sıra sayılı, Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu ve Yükseköğretim Kanunu üzerine şahsi görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; üniversiteler, Orta Çağda, Doğu ve İslam dünyasında, daha sonra Batı'da toplumsal gelişmenin, medeniyetin ve kültürün gelişmesinde önemli görevler üstlenen kurumlar olagelmiştir. Üniversiteler, kurulmasıyla, hem Doğu hem de Batı'da sosyal, ekonomik gelişmelerle beraber yeni teknolojilerin ortaya çıkmasını, belli bir refah düzeyine ulaşılmasını, keşifleri ve bilimsel devrimleri doğurmuştur.
Ülkemizde var olan üniversitelere ilave olarak yeni üniversiteler kurulması, bilimsel ve teknolojik gelişme için zorunluluktur. Yeni bir eğitim yuvası açılması, bu alana yatırım yapılması geleceğe yapılacak en önemli yatırımdır.
Ülkemizde yeni üniversitelerin kurulması konusunda herkes -iktidarıyla muhalefetiyle- ama herkes hemfikirdir; Türkiye'de mevcut üniversite sayısının az olduğu ve mutlak surette yeni üniversiteler açılması konusunda da birlik ve beraberlik içinde çalışmaktadır.
Ülkemizde 2006-2007 eğitim-öğretim yılında 68'i devlet, 25'i vakıf olmak üzere 93 üniversite bulunmaktadır. Üniversitelerimizde 12 bine yaklaşan profesör, 6 bine yaklaşan doçent, 15 bine yaklaşan yardımcı doçent olmak üzere 32 bin öğretim üyesi görev yapmaktadır.
Yine ülkemizde, 2006 yılında ÖSS sınavına giren 1 milyon 730 bin 850 gencimizin 1 milyon 327 bin 980'i açıkta kalmıştır. Yani, her 100 öğrenciden sadece 4'ü üniversiteli olabilmiş. Üniversite kapılarında yığılmayı ortadan kaldırabilmek için yeni üniversitelerin kurulması kaçınılmaz olmuştur.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; üniversite, toplumun temel taşlarından biridir, en önemlilerindendir. İnsan için beyin neyse, toplum için üniversite odur. Toplumun hafızası, idraki, muhakemesi ve esası üniversitede doğar, üniversitede gelişir, orada büyür ve orada beslenerek yaşar.
Zihnî hayatın biricik kaynağı olan üniversiteler, düşüncenin yuvalandığı mekânlardır. Bilim olarak üniversitede doğan zihin verileri, toplumun bütün katmanlarına düşünce olarak yayılır. Üniversite, toplumda meydana gelen düşünceleri bilimin gelişmesi için kültür alanı olarak kabul eder. Düşünürler, toplumu aşan, üniversitenin de aşırı çekingenliği ve kuralcılığıyla hür ufuklarını bağlamayan büyük yeteneklerdir. Üniversite, ihtisasla kişiliğin, ahlak ve idealizmin, dünyayı bilip anlamanın ve yönetmenin yollarını arayanların odağı olduğu gibi, geçmişten gelip geleceğe giden bin yıllık bilim ocağı olma bilincinin mayalandığı bir yer olma özelliğindedir de, hep öyle olmuştur.
Üniversitenin iç hürriyetini kaybetmemesi ve yozlaşmaması için liyakatli ve ehliyetli öğretim görevlilerine ihtiyaç vardır. Belki, bugün, üniversitenin en büyük açmazlarından biri insan unsuruna dayalı kalite yoksulluğu olsa gerek. Üniversiteler, her şeyden önce amacını iyi tespit etmelidir. Bunun için bir yandan devletin ve toplumun ihtiyacı olan uzman kişileri yetiştirirken, bir yandan da yetiştirenleri yetiştirmek, öbür yandan da bilim yapmak üniversitelerimizin üç esaslı görevidir.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye, ülkemiz genç ve dinamik bir nüfusa sahiptir. Okul öncesi ilk, orta, yüksek ve yaygın eğitimde 19 milyona yakın öğrencimiz var. AK Partinin iktidarı boyunca en öncelikli meselesi hep eğitim olmuştur, öyle olmaya devam edecektir, çünkü, adaletin, kalkınmanın ve gelişmenin temelinde eğitim; haksızlığın, geri kalmışlığın temelinde ise cehalet ve yanlış eğitim vardır. AK Parti İktidarının temel hedefleri arasında olan insan merkezli, toplumun ihtiyaçlarına ve çağdaş uygarlık gereklerine uygun eğitim sisteminin gerçekleşmesi yolunda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. AK Parti, iktidarı boyunca genel bütçeden en büyük payı Millî Eğitim Bakanlığına ayırmıştır. 2007 yılında bütçeden Millî Eğitim Bakanlığına 21 milyar YTL, YÖK'e -Yükseköğretim Kurumuna- 6 milyar YTL ödenek ayrılmıştır. 1961-62 öğretim yılında 1.700 öğrenciye öğrenim kredisi vermekteyken, bugün bu sayı 800 bine ulaşmıştır. Ayrıca öğrencilerimizin iaşelerini ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere, 2002 yılında 45 YTL olan burs ve öğrenim kredisi aylık miktarı, 2007 yılında 150 YTL'ye yükseltilerek yüzde 233'lük bir artış sağlanmıştır ve yeni kurulacak üniversitelere bu kanunla belirlenen şartlarda yöneticilerin atanmasıyla eğitim ve öğretime büyük katkı sağlanacak kanaatlerimi sizlerle paylaşırken, saygı ve selamlarımı iletiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Güven.
Şahsı adına ikinci konuşmacı Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ.
Sayın Bozdağ, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresi ve esasında da bu tezkerenin müstenidi olan Anayasa Mahkemesi kararı üzerinde şahsi görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım.
Şimdi, Anayasa Mahkemesi kararı ve Sayın Cumhurbaşkanımızın geri gönderme gerekçeleri birlikte incelendiği takdirde, ortada Anayasa'ya aykırı bir yorumun, Anayasa'ya rağmen yapılmış bir değerlendirmenin olduğu tartışmasızdır bence. Neden?
Bir: Yeni kurulan üniversitelerin kurucu rektörlerinin atanmasıyla ilgili Anayasa'da hiçbir hüküm yoktur, hiçbir hüküm yoktur. Peki, 2547 sayılı Yasa'da bir hüküm var mıdır? Orada da herhangi bir hüküm yoktur. Anayasa'da olmayan bir hükme müsteniden böylesi bir değerlendirmeyi Cumhurbaşkanlığının yapması veya Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinde esas alması, Anayasa'nın 153'üncü maddesine aykırılık da teşkil eder, Anayasa Mahkemesi açısından.
Bakın, Anayasa'nın 130'uncu maddesi diyor ki: "Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri, bunların atanmaları esas ve usulleri kanunla düzenlenir." Anayasa bunu söylemiş mi? Arkasından, bununla kalmamış Anayasa Mahkemesi, bakın, Anayasa Mahkemesi de diyor ki: "Yeni kurulan üniversitelerde görevde bulunan rektörün söz konusu olmaması ve 2547 sayılı Yasa'nın 13'üncü maddesinde yer alan kurallar çerçevesinde rektör adaylarında aranacak şartlar ve benzeri konularda maddi ve hukuki imkânsızlık nedeniyle, bu konuda Meclis düzenleme yapabilir ise de…" diyor ve bu boşluğu doldurmak için Meclisin düzenleme yapabileceğini Anayasa Mahkemesi iptal kararında kabul etmiş. Peki, Anayasa'ya bakıyorsunuz, Cumhurbaşkanının üniversitenin rektörlerini seçme ve atama yetkisini düzenleyen hükmüne baktığınızda ve diğerleriyle beraber değerlendirdiğinizde ne çıkıyor ortaya? Cumhurbaşkanının seçme ve ataması dışında, Anayasa'da, rektörlerin, hem kurulmuş hem de yeni kurulan üniversitelerin atamasıyla ilgili hiçbir hüküm yok. Sadece 2547 sayılı Yasa var, oranın da 13'üncü maddesi var. Peki, Anayasa ne diyor? Anayasa'nın ilgili maddesi diyor ki: "Kanunla belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde atama işlemini… Cumhurbaşkanı seçer ve gerçekleştirir." Peki, bunun arasında, YÖK'ün devrede olduğu veya başka birilerinin devrede olduğu bir sistemden Anayasa bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Anayasa Mahkemesi bahsediyor mu? Bahsetmiyor. Bu alan kime ait? Yasa koyucuya ait. Yasa koyucu bu takdir hakkını kullanmış mı? Kullanmış ve yasayı düzenlemiş. Cumhurbaşkanının seçeceği rektör adaylarının nasıl belirleneceğini düzenlemiş mi? Düzenlemiş. Burada Anayasa'ya aykırılık var mı? Yok. Ne var? Anayasa'ya uyum var.
Peki, burada ikinci bir soru soruyorum, o da şu: YÖK'ün devrede olmasını düzenleyen açık bir hüküm Anayasa'da var mı? Zira, Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bu boşluğu doldurmak yasa koyucunun görevidir. Ancak bu boşluğu doldururken rektörlerin atanmasıyla ilgili konuda YÖK'ün devre dışı bırakılması Anayasa'ya aykırıdır." diyor, Anayasa Mahkemesinin kararı.
Ben şimdi Anayasa'yı okudum, ilgili bölümleri. Arıyorum, arıyorum, nerede bu yazıyor? Hangi maddede yazıyor? Neresinde yazıyor? Kurucu rektörlerin atamasında YÖK'ün devrede olmasını öngören bir düzenleme var mı?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Var.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yok. Bakın, onu sadece ben söylemiyorum, bu, Anayasa Mahkemesi kararında da söyleniyor. Anayasa Mahkemesi diyor ki: "Bu konuda her ne kadar Anayasa'da bir hüküm yoksa da yasa koyucunun rektör atamasında YÖK'ü devre dışı bırakması Anayasa'yla bağdaşmaz." Nereden çıkardık bunu? Bu yorumu nereden çıkardık? Ona bakıyoruz, o yorum nereden çıkıyor? Anayasa'nın bilimsel özerklikle ilgili düzenlemesinin içerisinden çıkarılıyor. Diyor ki Anayasa: "Üniversiteler kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahiptir." Bu bilimsel özerkliğin içerisinde de ne vardır diyor Anayasa Mahkemesi? Rektörlerin atamasında YÖK'ün devrede olması vardır diyor. Neden? Çünkü bu bunun gereğidir diyor.
Ben şimdi bakıyorum, nereden çıkarılıyor burada? Bilimsel özerklik… Anayasa Mahkemesi ondan bahsediyor ama idari özerklikten bahsetmiyor. Sayın Cumhurbaşkanının yorumunda da, Anayasa Mahkemesinin yorumunda da idari özerklik var. Gerekçeyi okuyorum 1982 Anayasası'nın, orada yok. Maddeye bakıyorum, Anayasa maddelerine, orada da yok. Şimdi, bakıyorum, buradan özerklik çıkarılıyor. Nasıl çıkarılıyor, ben onu anlamadım.
1961 Anayasası'nın 120'nci maddesinde idari özerklik var, 1982 Anayasası'nda yok. Unutulmuş mu? Değil, hayır. Yasa koyucu böyle tercih etmiş. Arkasından yine Anayasa'nın ilgili maddesinde diyor ki: "Üniversiteler devletin gözetim ve denetimi altında faaliyette bulunur." Hem Anayasa bunu söyleyecek hem de siz, buradan, kalkıp idari özerklik çıkaracaksınız; çıkmaz bu. Ha, ben idari özerklikten yanayım; ama, yorumla, zorlamayla, Anayasa'yı tersinden okumayla buradan idari özerklik çıkmaz.
Bilimsel özerkliğe bakmak lazım. Anayasa'da bilimsel özerklik de yok. Ne var? Bilimsel özerkliğin adı var. Kendi var mı? Kendi tatilde, yok. Şu anda da yok. Neden yok? Bakın, Anayasa ne yapmış: Yükseköğretim Kurulunu kurmuş, üniversiteleri zapturapt altına almayı ona görev vermiş. Yükseköğretim Kurulu karar veriyor; şurada ne olacak, burada ne olacak, kim nasıl gelecek, kim nasıl gidecek, hangi kitaplar, hangi müfredatlar nasıl okutulacak, nasıl seslendirilecek, bunların düzenini yapıyor. Bir defa, hür ve gür bir ortamda bilimsel özerkliğin üniversitelerde yaşadığını söylemenin imkânı yok. Daha geçenlerde, bir üniversitemizde, bir profesör, kanaatini açıkladı diye işinden oldu. Siz, insanların akademik geleceklerini ön kabullerle önlerseniz, sen benim arzu ettiğim gibi değildir diye engellerseniz, güvenmezseniz, önünü tıkarsanız, bilimsel özerkliği katledersiniz. Bugün, bizim gelip bunu tartışmamız lazım. Bilimsel özerkliği üniversitelere verecek sistemi biz nasıl kurarız, bunun üzerinde durmamız lazım. Ama, biz, henüz Anayasa bilimsel özerkliği tam vermemiş, idari özerklik yok; hem onun yanına idari özerkliği koyuyoruz, bilimsel özerkliğin içerisinde de bunu çıkarıyoruz. Önce, bir, bilimsel özerkliği getirip koyalım.
Peki, ne var? Orada bir ilginç husus daha var, o da şu: Deniliyor ki: "Üniversitenin, Yükseköğretim Kurulunun seçeceği rektör adaylarını dörtte 3 çoğunlukla ataması Anayasa'ya aykırı. Bu, işi güçleştirir, zorlaştırır, imkânsızlaştırır." Arkasından, Sayın Cumhurbaşkanı da diyor ki: "Bu konudaki karar yeter sayısını belirlemek her ne kadar yasa koyucunun takdirinde ise…" Anayasa'da yer almayan birtakım genel hukuki kriterler koyarak, yasa koyucunun takdir yetkisine müdahale ediyor. "Sen bunu takdir edemezsin." Ya, biz şimdiye kadar ne diyoruz? Diyoruz ki, bunları, daha fazla insanlar bir araya gelsin, seçsin, uzlaşsın, kaynaşsın, kötü mü olur? Şimdi, Yükseköğretim Kurulunun üyelerini kim atıyor? Tamamını Cumhurbaşkanı atıyor, tamamını. Bakanlar Kurulunun seçtiği üyeleri de Cumhurbaşkanı onaylamazsa atamıyor. Orada bulunan üyelerin tamamı bu ülkenin üniversitelerinde kariyer yapmış, bütün sınavları aşa aşa gelmiş, alnının teriyle profesörlüğü, orayı hak etmiş insanlar. Siz, onların bir kısmına güveneceksiniz, bir başkasına güvenmeyeceksiniz. "Ben sana güvenmiyorum…" "Biz ve ötekiler…" Bu bakışı, bizim, Anayasa yorumuna yansıtmamız, anayasal değerlendirmenin içine koymamız yanlış. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Öte yandan, bakın, bir başka garabet: "Efendim, Bakanın devrede olması yanlış…"
Yahu, bu Bakan kim? Türkiye Cumhuriyeti devletinin bakanı değil mi Millî Eğitim Bakanı?
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Öbürü kim? Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başkanı.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Arada olmasının ne sakıncası var? Diyor ki: "Böyle olursa üniversiteler siyasete terk edilmiş olur."
Peki, değerli dostlarım, değerli arkadaşlar, ben, yine, Anayasa'ya bakıyorum, döndüm okuyorum. Hepimizin okuması lazım. Diyor ki… Bakanlar Kurulu Yükseköğretim Kuruluna üye atar diyor mu? Diyor. 2547 sayılı Yasa da bunun nasıl olacağını düzenliyor mu? Düzenliyor. Bakanlar Kurulu siyasi bir organizasyonun somut şekli değil mi? Evet. O zaman Yükseköğretim Kuruluna üye atarken siyaset karışmıyor mu? Karışıyor. Peki, neden bilimsel özerklik, idari özerklik zedelenmiyor?
Öte yandan, ben, yine anlamadım. Bu Anayasa yine burada duruyor, Anayasa Mahkemesi yine orada duruyor, Sayın Cumhurbaşkanımız yine aynı…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bir daha oku… Bir daha oku…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Bir daha oku… Bir daha oku…
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, mikrofon kapandı, 1 dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız lütfen, teşekkür ediniz.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 1992 yılında 22 üniversite, 1995'te de başka üniversiteler kuruldu. O zaman DYP-SHP Hükûmeti vardı. O zaman onları Millî Eğitim Bakanı, Başbakanın önerisiyle Sayın Cumhurbaşkanı bu atamayı yaptığında bilimsel özerklik, idari özerklik tatilde miydi? Anayasa tedavülden mi kalkmıştı? (AK Parti sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanının veto yetkisi yok muydu? Neden onlar atarken mübah, AK Parti böyle bir tasarruf yaptığı zaman mübah değil?
MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Zihniyet farkı var.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, burada bir hususun altını çizip, huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. O da şu: Anayasa Mahkemesi bu konuda karar verirken, verdiği kararda… Kararı eleştirme hakkım var. Diyor ki Anayasa'nın 153'üncü maddesi: Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete'de hemen yayımlanır, herkesi bağlar. Yasama, yürütme, yargı, herkesi bağlar, amenna. Ama, Anayasa'nın 153'üncü maddesinin ikinci fıkrası bir başka hüküm daha söylüyor, diyor ki: "Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken…"
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kabul edildi)
BAŞKAN - Sayın Bozdağ…
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bir cümle Sayın Başkanım, son cümlem.
BAŞKAN - Buyurun, bir cümle.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Anlaşılsın diye, uygun görürseniz.
"…kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez."
Bu karar, Anayasa Mahkemesinin kararı, kanun koyucu gibi hareketle, Anayasa'da, rektör atamasında YÖK'ün devrede olmamasına rağmen YÖK'ü devreye sokarak yeni bir uygulamaya esas teşkil edecek şekilde verilmiş bir karardır, Anayasa'nın 153'üncü maddesindeki belirlemeye ve sınırlamaya da aykırıdır.
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, teşekkür edebilir miyim size.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Yapılan düzenleme Anayasa'ya uygundur.
Hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bozdağ, teşekkür ederim.
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.01
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 48'inci Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.
1276 sıra sayılı Kanun'un görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi Kanun'un tümü üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.
Sayın Ateş? Yok.
Kanun'un tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
1'inci maddeyi okutuyorum:
YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNU, YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU,
KAMU MALÎ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU, TELSİZ KANUNU İLE 78 VE 190
SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI
HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
Kanun No. 5556 Kabul Tarihi: 15/11/2006
MADDE 1- 1/3/2006 tarihli ve 5467 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Telsiz Kanunu ile 78 ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
"GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanunla kurulan üniversitelerin kurucu rektörleri, iki yıllığına Yükseköğretim Genel Kurulu tarafından, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde üye tam sayısının ¾ çoğunluğuyla belirlenecek altı profesör adaydan; Millî Eğitim Bakanınca onbeş gün içinde seçilerek Cumhurbaşkanına sunulan üç aday arasından Cumhurbaşkanınca seçilir ve atanır. Yükseköğretim Genel Kurulunca aday belirleme işlemi bir ay içinde sonuçlandırılamadığı takdirde Millî Eğitim Bakanı tarafından belirlenecek üç kurucu rektör adayı Cumhurbaşkanına sunulur."
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili.
Sayın Altay, buyurun.
Sayın Altay, süreniz on dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün, çalışan gazetecilerimizin günü ve bayramı. Bütün çalışan gazetecilerimizin, bu anlamlı gününü kutluyor, başarılar diliyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ne acıdır ki, cumhuriyetin Parlamentosunda, Atatürk'ün kurduğu, Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızı yöneten Parlamentoda Atatürk'e hakarete "kanaat açıklamasıdır" diyebilen bir parlamenterle görev yapıyoruz. Bundan üzüntü duyuyorum, hicap duyuyorum. Bunu, yüce heyetimize üzüntüyle bildiriyorum. Bu memlekette Atatürk'e hakaret etmek "kanaat açıklamasıdır" diye geçiştirilemez. Bunu, bu Parlamentonun bir üyesi yapıyorsa, ona da bunu hiç yakıştıramıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yılan hikâyesine dönen bir kanunu görüşüyoruz. Kanunu görüşmeden önce, Hükûmetinizin ve Partinizin ısrarla inatlaştığı, artık birbirlerini tanımama noktasına getirdiği Yükseköğretim Kuruluyla ilgili de ben de bir iki şey söylemek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi Yükseköğretim Kurulu, 12 Eylül cuntasının getirdiği Anayasa'nın bir ürünüdür. Bir vakıadır, doğrudur. Üniversitelerimizin bilimsel, akademik, yönetsel özerkliğinin önünde bir büyük sıkıntıdır, doğrudur ve o günün şartlarında, 12 Eylül şartlarında, cici çocuklar yetiştirmek üzere, tek tip, prototip insan yetiştirmek üzere tesis edilmiş bir kurumdur, doğrudur. Sayın Doğramacı ve Sağlam dönemlerinde bu iklimi daha ağır hissedilen Yükseköğretim Kurulu, Gürüz ve Teziç dönemlerinde bu iklimden her ne kadar bir parça kurtulmaya çalışmışsa da, bu 12 Eylül ikliminden Yükseköğretim Kurulunun bütünüyle kurtulduğunu söylemek mümkün değildir.
Kişisel olarak şunu da söyleyeyim, bu cümlem kişiseldir, Yükseköğretim Kurulunun Ankara Üniversitesiyle arasında yaşananları ben, bir eğitimci olarak kabul edemiyorum, doğru bulmuyorum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ankara'nın ve Türkiye'nin referansıdır, bir güzide kuruluştur. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığına, geleneklere ve kurallara aykırı olarak yapılan atama kabul edilemez. Yükseköğretim Kurulunun Ankara Üniversitesinin ve onun Tıp Fakültesinin uyumlu iklimini bozmaya yetkisi olabilir, ama hakkı yoktur. YÖK'ün tutumu karşısında üniversite camiasının, yüzlerce üniversite öğretim üyesinin duyarlı tepkisini, YÖK üyelerinin bir an önce dikkate almasını temenni ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Meclisimiz 30 Aralık 2005'te, burada, 15 ilimize yeni üniversite kazandırmaya yönelik bir kanun çıkardı. 30 Aralık 2005, bugün 10 Ocak 2007. "Demirbank hayırlı işler diler." diye bir reklam vardı, size de hayırlı işler! Bir yıl on ay geçti ve bu yüce Parlamento ve onun içinden çıkmış Hükûmet, siyasi irade, 15 yeni üniversiteye rektör atamak için hukuki bir süreç ve yol bulamadı. Süreç ve yol bulmak şöyle dursun, bu Hükûmet ve AKP Grubu, Anayasa'yla, anayasal kurumlarla inatlaşmayı ve didişmeyi sürdürdü. Bu üniversiteleri kurarken getirdiğiniz şekilde "Hükûmetin önereceği 3 aday arasından 1'ini Cumhurbaşkanı atasın." dediniz, size dedik ki: Olmaz, yanlıştır, doğru değildir. Cumhurbaşkanı geri gönderdi. İnadınızda ısrar ettiniz. Olayı bir hatırlayalım, unutan arkadaşlarımız var, bir yılı aşkın bir olayı konuşuyoruz. Yeniden ısrar ettiniz, gene olmaz dedik, Anayasa Mahkemesi duvarına çarptınız ve hukuksuzluğunuzu kendiniz tescil ettiniz.
Daha sonra… Bu yaptıklarınız üniversitelerin bilimsel ve yönetsel özerkliğine aykırıydı. Anayasa'da YÖK'le ilgili bir tanımlama var. Biraz önce bir arkadaşımız Anayasa'yı öyle bir yorumladı ki, bence tersten okudu. Anayasa böyle yorumlanmaz. Ve inadınızı ısrarla sürdürdünüz. Bir kanun teklifi getirdiniz. Kanun teklifini, burada yanlışlığını görüp, apar topar bir önergeyle değiştirdiniz ve bu getirdiğiniz ilk kanun teklifi devlet protokolüne uymaz dedik, neredeyse Millî Eğitim Bakanlığını YÖK'e bağlıyordunuz. Aynı oturum içinde bu trajik yanlıştan döndünüz ve bu defa, çok etik olmayan, çok ahlaki olmayan bir teklifle Meclisin huzuruna geldiniz: YÖK 6 adayı belirleyecek dörtte 3 çoğunlukla ve Millî Eğitim bunu 3'e indirip Köşk'e gönderecek. Hiç uymaz dedik, bunun adı şark kurnazlığıdır dedik, gene dinlemediniz, gene gitti ve bu da Köşk'ten geri döndü.
Sayın milletvekilleri, 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası'nın 6'ncı maddesinin (b) fıkrasının son bendi genel kurul toplantı yeter sayısının 14, kararların da katılanların oy çokluğuyla alınacağını karara bağlamışken, siz burada -bir sürü de içinizde anayasacı var, hukukçu var- kanuna aykırı kanun yapıyorsunuz. Bu getirdiğinizin tam adı budur. Bu, kanuna aykırı kanundur. Böyle bir şey olmaz. Bu yanlıştır.
METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) - Kanuna aykırı kanun olmaz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, kanunsuz kanunla önümüze geldiniz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Kanunlar Anayasa'ya aykırı olmaz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Dörtte 3 çoğunlukla Yükseköğretim Kurulunun aday belirlemesinin mümkün olmadığı bir realite. Bunu, hiçbir şey olmazsa oradaki üye dağılımı bellidir. YÖK'ü tıkayacaksınız, bir ay süre. Tehdit: İşine geliyorsa 16 kişiyle uzlaş, anlaş. Ee, yoksa? Ben hallederim. Devlet yönetiminde böyle bir şey olabilir mi? Dünyanın hangi ülkesinde anayasal kuruluşlar arasında böyle tilki kurnazlığıyla iş görülür, iş götürülür? Bu ayıptır, ayıp! Bu ayıptır!
METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) - Sabih Kanadoğlu'na soracaksın onu!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, Türkiye'nin hangi yüksek kurulunda, hangi özerk kurulunda dörtte 3 şartı var. Bu Kanun geçen görüşülürken söyledim. Şimdi, bu Parlamento salt çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçecek ve bunu ısrarla, inatla savunuyorsunuz. Sonuçları ayrı.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Bu inat değil, azim!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sonuçları ayrı. Biliyoruz azminizi! Niyetinizi de biliyoruz, merak etmeyin! Sonuçları ayrı.
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Niyet okuyucusu musun?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, bu Parlamentoda…
Kim o "Niyet okuyucusu musun?" diyen? Kim o?
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen…
MEHMET BEŞİR HAMİDİ (Mardin) - Ben, ben.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Okuyayım mı şunları, okuyayım mı?
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen… Sayın Altay… Sayın Altay…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Okuyayım mı? (AK Parti sıralarından "oku, oku." sesleri)
BAŞKAN - Lütfen sayın milletvekilleri…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, bu Parlamentoda Türkiye'nin yedi yılına damgasını vuracak Cumhurbaşkanını salt çoğunlukla seçeceksiniz, YÖK'e de diyeceksiniz ki: Dörtte 3'le seçiyorsan seç. İnanın ahlaki değildir. Edep sınırlarının üzerindedir bu teklif bu şekliyle.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Edep dersi mi vereceksin burada!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Evet, öyledir! Öyledir! Öyledir!
Biz, burada, çok doğal olarak art niyet arıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Altay, bir saniye.
Sayın Altay, sizi Tüzük gereği temiz bir dille konuşmaya davet ediyorum. Lütfen…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başkanım, burası Meclisin kürsüsü. Elbette temiz bir dille konuştuğumu ben zannediyorum. Bu Kanun etik değil diyorum.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Senin konuşman da etik değil.
FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Hakaret ediyorsun sen de!
BAŞKAN - Sayın Altay, Meclis kürsüsünde hakaret etme hakkı yok hiçbir sayın milletvekilinin.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben bu Kanun'un etik olmadığını söylüyorum Sayın Başkan. Bu benim düşüncem. Ben bunu burada söyleyemeyeceksem, Sinop halkı beni buraya niye gönderdi? (AK Parti sıralarından gürültüler) Böyle şey olur mu?
Şimdi, bakın, hukukçu olmaya gerek yok…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…
ENGİN ALTAY (Devamla) - …bu Kanun'u buradan geçireceksiniz ve Anayasa Mahkemesinden dönecek.
Geçen, Sayın Komisyon Başkanım açıklamış, Meclisin dakikası şu kadar lira diye, Sayın Altıkulaç. Yazık değil mi? Bir yıl on aydır, bir yıl on aydır bu cumhuriyet, bu devlet, bu Hükûmet, bu Parlamento kurduğu 15 tane üniversiteye rektör atamanın şeklini ortaya koyamadı. Bu, Parlamentonun bir eksikliği değil midir? Çıkar kanunu, git hukuk duvarına çarp, dön geri, inat, bir daha… Bu, doğru değildir. Demokrasi, bir uzlaşı rejimidir, bir uzlaşı kültürüdür. Bunun tesis etmesi lazım. Bu inat niyedir! Yani, sekiz yaşındaki çocuğa bu tasarıyı gösterseniz "hoş değil" der. Dörtte 3 çoğunluklar, bilmem neler, bir aylık süre tahditleri… Ee, olay bu. Getirdiğiniz budur. Bizim de bunu yememizi mi bekliyorsunuz? Yani, bu ülkede hâlâ… Çok şükür, bu ülke hâlâ hukuk devletidir. Bu devletin nitelikleri, yapısı, cumhuriyetin kurulduğu gün onu kuranların düşündüğü gibidir ve şüphesiz, öyle de kalacaktır. Ama ben diyorum ki, ben diyorum ki: Bu inada gerek yok. Bu işin doğrusu var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu işin doğrusu bellidir. Bu inada gerek yoktur. Ya Anayasa'nın 130 ve 131'inci maddelerini değiştirirsiniz ve istediğiniz gibi bu işi dizayn edersiniz ya da bu Anayasa'ya uyacaksınız. Bu ikisinin dışında başka bir seçeneğiniz yok, başka bir yolunuz yok. Koskoca partinin, iktidar partisinin saygıdeğer milletvekillerisiniz ve 15 il, üniversite kuruldu diye Aralık 2005'te sevinç naraları atan 15 il halkı da sizden hukuka uygun bir iş yaparak bu işi düzeltmenizi istiyor. Siz, güya 2005'te 15 üniversite kurdunuz, 2006'da da benim seçim bölgem Sinop'un da dâhil olduğu 10 ilde daha üniversite kuracaktınız. 2006 bitti, 2007'den bir ayı bitirdik, siz kurduklarınıza rektör atayamadınız. Bu doğru değildir.
AHMET YENİ (Samsun) - Atayacağız.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sizi sağduyuya davet ediyorum, aklınızı başınıza alın.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.
Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Hüseyin Güler, Mersin Milletvekili.
Sayın Güler, buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Kanun üzerine Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, konuşulan şeye çok gerek de yok. Yaklaşık bir yıl bir ay beceremediğiniz bir YÖK Kanunu'nun bir parçası olan 15 üniversiteye rektör atamasının, maalesef, sıkıntısını yaşıyoruz. Şimdi, eğer bu ülkede 1,5 milyonun üzerinde, yaklaşık 1 milyon 800 bin öğrencinin yaşadığı sıkıntı da üniversiteler kapılarında dururken, 15 üniversiteyle hayallerini kurdurduğunuz o öğrencilere dayattığınız bu sıkıntıyı anlamakta zorluk çekmiyoruz, çünkü, inadınız inat.
Biz de diyoruz ki: Bu ülkenin temel sorunu bu 15 üniversitenin rektörünü atamak değil. Asıl sorun, YÖK sorunu. Siz de şikâyet ettiniz, ama, ne adım attınız? Orada dur. İşin şov kısmına gelince, işin gösteriş kısmına gelince "varız" diyorsunuz. Bu ülkenin temel sorunu, YÖK sorununun, tekrar, çağdaş ülkelere yakışacak, demokratik bir üniversitenin alt yapısını yaratacak yeniden bir YÖK reformu. Ama, YÖK'ün nasıl kurban edildiğini tarih unutmayacaktır. Bu yüzden de, bilimsellikten uzak, özerklikten uzak, mali ve idari özerklikten uzak bir üniversite yapısının 15 rektörünü atasanız ne olacak, ne çözümlenir! Siz buraya lise açmıyorsunuz, buraya bakkal dükkânı açmıyorsunuz. Eğer bu ülkede sistemle barışık ve sistemin kendi özerk yapısı içerisinde sorunu çözmek ve uzlaşı kültürünü dayatmaksa, buna saygı duyarız, biz de "evet" deriz Anavatan olarak, ama, niyetiniz, amacınız üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. 15 üniversitede, yakında da seçim süreci içerisinde, o gittiğiniz bölgelerde üniversitelerini biz kurduk diye övüneceksiniz. Ama, rektörlerin atanmamasının hesabını nasıl vereceksiniz? Tabii ki, bu ülkede anlatacağınız çok şey de yok aslında. Sadece kullanacağınız iki üç unsur var.
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) - Oralar da…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - İnanın yok. Sohbetini yaparız hep beraber, kuliste de yaparız. Bu ülke, hesabını da sizden soracak. Eğer YÖK reformunu bu ülkeye… Anayasa'yı değiştirecek bir çoğunlukta olmanıza rağmen bu konuda bir tane samimi adımınızı görmedi bu toplum. Bunların unutulacağını mı zannediyorsunuz?
Tabii ki niyetiniz, üniversitelerde, sadece, sıradan, sorgulamayan, üretmeyen ve daha çok biat eden bir üniversite yapısına sadece hizmet etmek. Ne olacak 15 üniversitenin rektörünü atamakla? Kadrolaşacağınızı mı zannediyorsunuz? 15 üniversitede, tabii ki, bugün sistem içerisinde niyetiniz kadrolaşmak. Hatta, bazen bu işin dozunu da aşmış, parti devletine doğru yöneldiğinizin de göstergesi ortada. Dışişleri Komisyonu…
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Hiç yakışmıyor vallahi size.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hatırlayın. Yok canım, hatırlatacağım size. Hayır, hatırlatalım. Avrupa Birliğinin sürecini siz kendi parti binanızda, genel merkezinizde yapmadınız mı? Neye niyet? "Biz iktidar partisiyiz, istediğimiz yerde yaparız." Niyet o.
Kısaca, sistemi germeye niyetiniz olmamalı. Bu ülkenin uzlaşıya, sağduyuya ihtiyaç olduğu bir dönem. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı gibi bir seçim sürecinde sizin karşınızda da dayatmalar var. Üçte 2 çoğunluk… Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Samimiyete davet ediyoruz. Bir tarafta öyle, öbür tarafta "hayır, biz seçeriz" derseniz, bu çelişkinizi kimseye anlatamazsınız. O zaman düzenin gerginleşmesine bir vesile olursunuz. Bu ülkenin kaybedeceği ne zamanı ne de maddi imkânı var. İşte, her şey ortada. Yapabildiğiniz süreç belli. Üniversitelere, maddi anlamda, olanak dışı koşullar içerisinde, sadece lise bazında eğitim sürecine katkıda bulunacaksınız, ondan sonra üniversite deyip işin havasını atacaksınız. Yapmayın.
Bugün dünyadaki ilk 500 üniversite içerisinde bir tane Türk üniversitesinin olmadığını biliyor musunuz?
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Biz biliyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Beş yıldır iktidardasınız, bu konuda ne yaptınız? Mesele orada. İşe gelince, işin sorgulamasına… Adres, iktidarsınız. Her alanda iktidarsınız. Bunu birilerinin hatırlatması gerekmiyor. Türkiye'deki özerkliğin yapısını çözecekseniz buyurun, Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğu verdi bu halk. Niye değerlendirmediniz? YÖK'ü kaldırın, yeniden bir reform yapın… Oraya gelince durun. Çünkü, kullanacağınız bir arka bahçe var. Seçim döneminde de onları kullanacaksınız.
Tabii ki, AK Partili yıllar kayıp yılları. Hepimiz bundan bilinçaltımıza kazıdık. Türkiye'nin yaşadığı gerek üniversite sorunları açısından bakıyoruz. 150 YTL'ye çıkarttığınız öğrenci bursları. Peki harçları kaç paraya çıkarttığınızı hatırlatır mısınız? Asgari ücretin, yoksulluğun, sefaletin ne olduğunu benden iyi bilirsiniz.
ALİM TUNÇ (Uşak)Onun için de kredi veriyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - 150 YTL'yle kaç öğrenciye kredi veriyorsunuz Sayın Alim Tunç, açıklar mısınız burada?
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - İsteyen her öğrenciye harç kredisi veriyoruz.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Yapmayın ya!
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Harç kredisi isteyen herkese veriliyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ben size, bana başvuran, üniversitede burs alamayan öğrencilerin listesini getiriyorum, lütfen çözün. O zaman ben sizi yürekten alkışlayacağım. Listeler var bizde. Liste var.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Her isteyen harç kredisi alıyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Harç, tabii borçlanma, harç. Türk'üm, doğruyum, borçluyum. Üniversite öğrencisini şimdiden borçlandırın, doğru.
Amaç, arkadaşlar, sistemi tümünden aksayan yönleriyle… Tabii ki üniversiteler de bundan payını almakta. Üniversite gerek sanayi ve gerekse toplumsal sürecin içinde bir kopukluk dönemini yaşıyor. Hepimiz hemfikiriz. Ama, bu konuda sizi sağduyuya, samimiyete davet ettik. Beş yıl boyunca hiçbir adım, somut bir adım konusunda atmadınız. Burada, hassas olan konular dâhil olmak üzere, en ufak bir sağlıklı, ülkeyi huzura kavuşa… Ve aklın ve bilime hizmet edecek bir zemin yaratmadınız. Ha, tabii ki 15 tane üniversitenin rektörü… Bu dördüncü konuşmamız, dördüncü. Gene gelecek, o zaman da süreniz yetmeyecek arkadaşlar, süreniz. Bir daha bu yasayı çıkarmaya süreniz yetmeyecek.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Siz olmayacaksınız, ama milletvekilleri olacak.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet, biz Anavatan olarak, üniversite öğrencileri başta olmak üzere YÖK'ün reformundan yanayız.
İkincisi: Üniversitenin temel olan sorunlarından biri üniversitede sınavlarda ve özellikle üniversitedeki ÖSS sınavının kaldırılmasından yanayız. Eğitimde eşitlik, rekabet ve verimliliğin önünü açmak için varız Anavatan olarak. Ama, bu konuda da sizler AKP olarak üniversite gençliğine verdiğiniz değer ortada. Bu konuda net bir, somut bir adım atmadınız. Yurt sorunu had safhada, öğretim elemanı sorunu had safhada. Allah aşkına sorar mısınız, göç yolunda düzelir mantığından ne zaman kurtulacaksınız? Allah akıl vermiş, fikir vermiş, birilerinin tecrübelerinden niye faydalanmıyorsunuz? Göç yolunda düzelir, klasik bir mantık, ama sağlıklı bir mantık değil. Buna rağmen yine de ders almıyorsunuz. Çünkü, dördüncü görüşmemiz. Bu ülkede yargının, bu ülkede diğer kurumların varlığını göz ardı ettiniz. "Biz Anayasa'yı değiştirecek çoğunluktayız, biz bildiğimizi okuruz" masalına herhâlde kendiniz de inandınız, ama gördük ki, bu kanun yine duvara toslayacak, yine toslayacak.
İşte, reform diye sattığınız kamuoyuna genel sağlık sigortası ve özellikle genel sağlık sigortası konusunda yaptığınız ortada yine. Ne oldu? İnanın, yargı size hizmet ediyor. Eğer o aksaklıklar ortaya çıksa, halk, tüm çıplaklığıyla bu olumsuzlukları daha net görecektir ve genel sağlık sigortasını da işte 1 Temmuza kadar ertelediniz, onu da erteleyeceksiniz tekrar. Yani, yasayı bile yaparken, sizlere direktifler verenler, sizlere görev verenler, özellikle bürokrasi de dâhil olmak üzere, IMF de dâhil olmak üzere, bunları dahi beceremediniz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - "Beceremediniz" değil "başaramadınız." Doğru Türkçe…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hayır, beceremediniz. Başarı, bir bilgi ister, bir vizyon ister, bir iddia ister ve engel…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Başaramadınız…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ne var engel, başaramayacağınız engel? İktidarsınız arkadaşlar, iktidar. Önünüzde yasal engeller varsa, burada zaten sağduyuyla yanınızdayız.
İkincisi: Avrupa Birliği, IMF ve dış güçler de dâhil olmak üzere, hep yanınızdaydı. Ne oldu? Size burada binlerce örneğini sayacağımız bir süreç var, ama, şu üniversite konusunda yapamadınız ya da bilemiyorum, yüreğiniz mi yetmedi, yoksa birileri talimat mı vermedi, yoksa hiç mi niyetiniz olmadı bu üniversite reformu konusunda, YÖK reformu konusunda. Şuraya gelip dimdik duruş gösterseydiniz, biz de sizin yanınızda olsaydık Anavatan olarak…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Hep öyle dediğinizde, sonradan boşa çıkıyor.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Evet, bir somut adım atın da… Ondan sonra bu halkı germekten uzak durun. Yeniden kurumlar arası bir gerginlik, Cumhurbaşkanlığı gerginliği… Bu halkı germeye ne ihtiyacınız var arkadaşlar? Bu ülkenin sorunları yetmez mi? Avrupa Birliği sürecinde duvara tosladınız, Kıbrıs konusunda -Kıbrıs burnumuz dibinde- ve kader birlikteliği yaptığımız bir Kıbrıs konusunda yine duvara tosladınız. Irak…
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Hangi duvara tosladık?
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - O duvar görünmez duvar değil, o halkın duvarı; eni sonu size hatırlatacak, kendinize gelin diyecek. O dört gözle merak ettiği seçim sandığını halk dört gözle bekliyor.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Geçen seçimde tosladığınız…
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Geriye sayım başladı, geriye sayım. Biz, Anavatan olarak, net olarak söyledik: Bu ülkenin sağduyuya, akla, mantığa hizmet etmesi gereken bir parlamentoya ihtiyaç var. Gerekirse özveriyle uzlaşıyla, gerekirse sağduyuyla bu ülkenin tüm temel sorunlarında, inanıyoruz ki Anavatan olarak biz üzerimize düşeni yapacağız.
Temel bir nokta da, YÖK reformu.
2) Üniversite sınavlarının kaldırılması.
3) Eğitimde eşitlik.
4) Rekabetin ve verimliliğin olduğu bir eğitim anlayışı.
Sorarım size, Türkiye'de hâlâ üniversite gençliğinin yarınlar hakkında neler düşündüğünü hiç merak ettiniz mi? Türkiye'nin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Güler, lütfen, toparlar mısınız.
Buyurun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Üniversite gençliği dediğimiz bizim gençliğimiz, en verimli, en avantajlı olduğumuz gençlik bile, Türkiye için yarınlarında çok kere nadir ve yine dışarı beyin göçü, yine dışarıda hayaller kurma ve siz AKP olarak bu hayalleri kararttınız, ama, biz diyoruz ki Anavatan olarak, merak etmeyin, geriye sayım başladı, AKP'den kurtuluş yılları, kurtuluş günü az, az kaldı. Bu doğrultuda, bu heyecan ve inançla beraber halkın sağduyusu ortada. İnanıyorum ki biz Anavatan olarak gerekeni yapacağız, halkın takdiriyle karşı karşıya geleceğiz, ama, siz AKP'nin yüzde 70'i gelmeyeceksiniz. Ondan hemfikirim, yüzde 70'i; ama, biz Anavatan olarak yüzde yüz geleceğiz.
FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) - Sizin gittiğiniz yere gelmeyeceğiz, bu konuda endişeniz olmasın.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Ve bu ülkede net olarak söylüyoruz, ülkenin sorunlarının çözümü çok kolay ve çözümsüz değil. Lütfen ülkeyi germeyin ve bu kurumlar arası kavgadan medet ummayın. Ülkenin sağduyuya ve hoşgörüye ihtiyaç olduğu bir dönemdir ve bu doğrultuda, biz Anavatan olarak, her türlü yasal zeminde kamu yararına, ülkemin menfaati doğrultusunda hizmet etmeye hazırız.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Rüya âleminde konuşuyorsun.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hepinize saygılar sunarım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güler.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Hasan Aydın, Giresun Milletvekili.
Sayın Aydın, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
HASAN AYDIN (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, konu üzerinde, kanun üzerinde, kanun teklifi üzerinde enine boyuna konuşuldu, tartışıldı. Ben çok fazla konuşmak istemiyorum, vaktinizi de almak istemiyorum. Ancak, ilimde üniversite kurulmuş bir milletvekili olarak Giresun sokaklarında dolaşırken vatandaş bana şunu soruyor: "Milletvekili, Hasan Bey, 1992 yılında 24 tane üniversite kurulmuş, bunun rektörlerini o zamanın hükûmeti atamış. Peki, o zamandan bu tarafa Anayasa'da bir değişiklik oldu mu? Kanunlarda bir değişiklik oldu mu? Anayasa'nın 130 ve 131'inde bir değişiklik oldu mu? Yoksa, bunu, birileri keyfî olarak engelliyor mu?" diye soruyor. Ben de cevap olarak fazla bir şey bulamıyorum ve diyorum ki, bu işi engelliyenlerin cezası sandıkta verilecekse sandıkta verilecek, vicdanlarda cezalandırılacaksa vicdanlarda cezalandırılacak. Vatandaş bu değerlendirmemize de katılıyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Giresun'da fındık soruyorlardır, fındık.
HASAN AYDIN (Devamla) - Vatandaş bir başka konu daha soruyor bana, diyor ki: "Peki, 6 tane profesör önerilecek YÖK tarafından. Bu profesörler başka ülkelerden mi getirilecek…"
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Hasan Bey, köylerde ne soruyorlar size?
HASAN AYDIN (Devamla) - "…yoksa bu insanların herhangi bir sakıncası mı var, yoksa bu insanlara profesörlük verilmiş de peki bu işi hak etmemişler mi?" diye bana vatandaş soruyor. Ben yine buna cevap bulamıyorum (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve diyorum ki: Değerli vatandaşlarım, bu insanlar, bu ülkenin üniversitelerinde eğitim öğretim görmüşler ve profesörlük unvanını almışlar, ama bazı kafalarda vehimler var, bazı kafaların arkasında art niyetler var. Dolayısıyla bunun için engelleniyor, diyorum vatandaşlarıma.
Ayrıca, biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü burada konuşurken şunu söylüyor: "Üniversite kurulmasını AK Parti İktidarı engelliyor, milletvekilleri engelliyor." Bunun kadar yanlış bir değerlendirme olmaz, çünkü üniversiteler 16 Mart 2006 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlandı, kuruldu. Ancak, rektörlerin atanmadığını hep beraber görüyoruz, fakat, işlevler devam ediyor, çünkü -yine YÖK'ün işgüzarlığı diyelim- tedviren bir görevlendirme yapıldı: 3 tane üniversiteye 1 tane rektör… Şimdi, işin kolayını bulduk, bundan sonra 3 tane ile ya da 4 tane ile 1 vali atayalım, işi kolayca çözümleyelim, bu mantıkla eğer bu konuya yaklaşırsak değerli kardeşlerim.
Yine bir başka değerlendirme: "Giresun Üniversitesinin hiç profesörü yok." Değerli kardeşlerim, doğru değil. 6 tane profesör Giresun Üniversitesinde görev yapıyor ve bir taraftan -biraz önce belirtildiği gibi- 4 tane üniversitenin rektörü göreve atandığı gibi, bir taraftan da yeni rektörleri göreve atamayla ilgili çalışmalar da bir taraftan devam ediyor. 6 tane profesör var Giresun Üniversitesinde, 1 tane doçent doktor var, 32 tane yardımcı doçent doktor var, 7 tane yeni göreve başlayacak yardımcı doçent arkadaşımız var, ayrıca, önümüzdeki günlerde profesör, doçent, yardımcı doçent atamasıyla ilgili ilanlara da çıkılacak.
Burada eksik olan bir şey var. Nedir o eksik olan şey? İşler biraz ağır ve aksak yürüyor. İşler ertelendi ve bunun sıkıntısını da üniversiteler kurulurken bayram yapan 15 ildeki insanlarımız yaşıyor. Dolayısıyla, bu işte bir engel olmadığını bütün arkadaşlarımız izah ettiği gibi, ben de aynı düşünceler içerisindeyim ve bizim yaptığımız şey Anayasa'ya uygundur ve bunun bir an önce çözümlenmesi gerekir diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aydın, lütfen toparlayın.
HASAN AYDIN (Devamla) - Bu işin gecikmesinin, ülkemiz üniversitelerine, 15 tane yeni üniversiteye çok büyük sıkıntılar doğurduğunu ifade etmek istiyorum…
MUHARREM İNCE (Yalova) - Hasan Bey, fındıkçılarla konuşabiliyor musun?
HASAN AYDIN (Devamla) - …ve inşallah, kısa süre içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımız bu kanun teklifini onaylar ve üniversitelerimiz işlerliğe kavuşur diye düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Alim Tunç, Uşak Milletvekili.
Buyurun Sayın Tunç. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİM TUNÇ (Uşak)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5/11/2006 Tarihli ve 5556 Sayılı Yükseköğretim Kurumları Kanunu'nun 1'inci maddesi üzerine, şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, birçok arkadaşımız burada görüşlerini ifade etti. Ben de kurulan 15 üniversiteden biri olan Uşak Üniversitesi, Uşak ilinin milletvekili olarak, bu konuda şahsım adına görüşlerimi bildirmek istiyorum.
Üniversiteler, bir ilde gelişmeyi, eğitimi, kültürü ve sosyal yaşantıyı geliştiren, güzelleştiren ve illerin ve ülkenin gelişmesinde önemli yer tutan eğitim öğretim kurumlarıdır. Tabii ki, bazı konuşmacıların söylediği gibi, bazı ülkelerde bu sayılar binlerle ifade edilirken, bizim ülkemizde henüz daha yüze ulaşamaması büyük üzüntü vermektedir. Ancak, bunun sebebi, şu an için 15 üniversiteyi kurmuş olmamıza rağmen, rektöründe bu kadar çaba sarf ederken, süre geçerken, 10 yeni üniversitenin kurulmasıyla ilgili, 15 Kasımda yanılmıyorsam, Millî Eğitim Bakanlığının YÖK'e yazdığı yazıya hâlâ cevap verilmemesi… Bu 10 ilimizi de ben şöyle bir hatırlatmak istiyorum: Karaman, Ağrı, Sinop, Siirt, Nevşehir, Karabük, Kilis, Çankırı, Artvin ve Bilecik. 14 Kasımda, buralarda üniversite kurulmasıyla ilgili Millî Eğitim Bakanlığının YÖK'e yazısı var, henüz daha bir cevap verilmiş değil.
Yine, bazı üniversitelerimizde profesörler, doçentler, yeteri kadar öğretim üyesi olmadığı söyleniyor. Ben, buna da katılmıyorum, çünkü, eğer amaç üzüm yemek olsaydı, şimdiye kadar, burada, öğretim üyeleri eksik olanlar çok rahat tamamlanabilirdi. Uşak'ta 6 tane profesör var, 4 tane doçent doktor var, 52 tane de yardımcı doçent var ve 90'ın üzerinde öğretim üyesi var. Bizim Uşak ilimiz belki diğer illere göre biraz daha şanslı, ama, bütün 15 tane üniversitemiz aslında bu şansa sahip olabilir, amaç üzüm yemekse eğer. YÖK bu konuda gerekli çalışmaları, girişimleri yaparsa, çok rahatlıkla bunun üstesinden gelineceği inancındayım.
Değerli arkadaşlar, yine, üniversitelerde yapılan -ben hekim olduğum için- Tıpta Uzmanlık Sınavı diye bir sınavla, bugüne kadar, öğretim üyesi olacak arkadaşlar, uzmanlık yapacak arkadaşlar, akademisyen olacak arkadaşlar çok rahatlıkla, merkezî sınavla, hiçbir adaletsiz durum olmadan, rahatlıkla kadrolarını almaktadır. Aslında, tüm üniversitelerde, tüm fakültelerde, tüm birimlerde bu önerilebilir ve hepsi merkezî sınavla yapılarak bu kadrolaşmalar da önlenebilir.
Değerli arkadaşlar, yine, bir sözcü dedi ki "Anayasa'yı tersten okuyorsunuz." Vallahi Anayasa'yı amuda kalkarak okuyan bir başsavcının sözlerinin arkasına sarılarak, onu savunarak gelen arkadaşlarımıza, ben bu ifadelerini yadırgadığımı söylemek istiyorum.
Yine, bir taraftan "İhtilal Anayasası" diyeceksiniz, öbür taraftan da "Aman, bu YÖK Yasası değişmesin" diyerek ona sarılacaksınız! Ben bunları anlamakta zorluk çekiyorum, vatandaşımız da zorluk çekiyor.
Yine, YÖK Yasası'nı siz hazırlayıp getirin, biz destek çıkalım dedik, ona da "hayır" dediniz. Biz hazırlayalım, destek çıkın; "Hayır, istemezük" felsefesi!
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Biz evet dedik Alimciğim, karıştırmayalım.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 10 Ocak 2007
