Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)
Genel Kurul, 64. Birleşim · 5. yasama yılı · 15 Şubat 2007 · 5.401 kelime · yaklaşık 27 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 15 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU, SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR (S.S.1247)); konuşma 5.401 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 15 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2007-02-15-saglik-hizmetleri-temel-kanunu-saglik-personelinin-tazminat-ve-calism (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Ben bilirim.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Yoktu. Çünkü, il genel meclislerinde bunlar hazırlanır, projesi, programı, ödeneği oraya konur ve o yollar yapılırdı.
Şimdi, şimdi bir de KÖYDES projesinden bahsediliyor. Şimdi, Türkiye'de yıllardan beri bu hizmetler köylere gitmiştir. Bunun aksini söyleyecek bir kimse çıkarsa…
ALİM TUNÇ (Uşak)Kaç kilometre gitmiştir? Kaç kilometre gitmiştir?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi geleceğim Sayın Tunç. Şimdi geleceğim, merak etme, bak, rakamlar elimde. Şimdi geleceğim, şimdi geleceğim.
Şimdi, bunlar, bir isim buldular: KÖYDES projesi. Eskiden, bu, zaten yapılan hizmetlerdi. İsmini değiştirdiler…(AK Parti sıralarından gürültüler)
ALİM TUNÇ (Uşak)İnsafın kurusun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Evet, geliyorum şimdi, geliyorum. Acele etmeyin. Bakın, bakın, rakamlar elimde.
CAHİT CAN (Sinop) - Ümmet, hiç alakası yok!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, şimdi, tarım…
ALİM TUNÇ (Uşak)İnsafın kurusun be, insafın kurusun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Evet, veriyorum rakamları.
ALİM TUNÇ (Uşak)İnsafın kurusun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 2003 yılında, bakınız, sizin iktidarınız olduğu, sizin iktidarınız döneminde yayınladığı kitap var elimde.
ALİM TUNÇ (Uşak)Böyle söyledikten sonra…
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sizin iktidarınız başlamış, sizin iktidarınız döneminde yayınlanan rakamlar. Bakın, okuyorum; bu rakamları sizin döneminizdeki Tarım Bakanlığının kitabından aldım.
Türkiye'de siz geldiğinizde, bakınız, çok açık bir rakam: 875 köyün suyu yok. Türkiye'de kaç bin köy var? 35 bin köy var. Geçmiş hükûmetler döneminde, o köylerden sadece 875'inin suyu yok Sayın Tunç. İşte, rakamlar burada. Aksini iddia eden varsa, AK Parti milletvekilleri, kürsü sizin, gelin. İşte bunlar resmî rakamlar değerli milletvekilleri. Milleti kandırmayın!
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Milleti sen kandırıyorsun!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bakınız, rakam vereyim: Toplam yol, siz iktidara geldiğiniz güne kadar 291 bin kilometre bu ülkede yol yapılmış, 291 bin kilometre ve bunların 90 bin kilometresi asfalt. 90 bin kilometre, siz iktidara gelinceye kadar bu ülkede asfalt yol yapılmış.
ALİM TUNÇ (Uşak)90 bin mi büyük, 191 bin mi büyük? 191 bini de biz yapıyoruz şimdi.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Şimdi, bakınız, geliniz o rakamları buradan, kürsüden söyleyiniz.
ALİM TUNÇ (Uşak)Cumhuriyet döneminde kim yapmış?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Bu rakamlar işte elimde: 875 köy susuz. 34 bin küsur köye su gitmiş. Nasıl gitmiş bu sular? 291 bin kilometre yol yapılmış. Nasıl yapılmış bu yollar? Nasıl yapılmış?
İşte, aramızda vali var, Sayın Akbulut burada. Şimdi, Sayın Akbulut'a soralım: Kendi döneminde, valilik döneminde, geçmiş dönemlerde, kendi imkânlarını da kullanarak, vatandaşların imkânlarını da seferber ederek kaç yüz kilometre yol yapmıştır? İşte burada kendisi. Çıksın, desin ki, "yapmadım" desin Sayın Akbulut, burada, vali.
ALİM TUNÇ (Uşak)O zaman ne kadar yapılmış, şimdi ne kadar yapılmış?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Geçmiş dönemlerde valilik yapan Sayın Akbulut burada. Onun için, her şeyi kendi döneminizden başlatırsanız, bu millete en büyük nankörlüğü yapmış olursunuz. Bu millet kim kendine hizmet yapmışsa, onu baş tacı yapar. Sizin döneminizde de yapılan çalışmalar var, elbette olacaktır, millet onları da takdir eder, teşekkür eder; ama, sadece Türkiye'yi 2002 yılından başlatırsanız yanlış olur.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Rüyanda gördün mü sen onu?
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Sayın Manisa Milletvekili Bilen, bak, ben Manisa Gölmarmara'da kaymakamlık yaptım. Kaymakamlık yaptığım dönem 1992…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen toparlayınız.
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kaymakamlık yaptığım dönem 1992-95.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Hâlâ orada kaldın, milletvekili olamadın bir türlü!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Kayıtlara bakabilirsin. 1992-95 yılları arasında, Gölmarmara ilçesinde, mahallî imkânları da seferber eden bir kaymakam olarak ne kadar asfalt yaptığımı, Sayın Manisa Valisi Çetinkaya'ya, o dönemin valisi, milletvekiliniz, Genel Başkan Yardımcınıza sorun. Sayın Çetinkaya, benim o çalışmalarımdan dolayı, köylere giden hizmetlerden dolayı bana bir takdirname göndermiştir.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - Daha hâlâ oradasın!
ÜMMET KANDOĞAN (Devamla) - Onun için, ben, Sayın Çetinkaya'ya da teşekkür ediyorum, köylere giden hizmetlerde hakikaten gayretli çalışmıştır, onun da hakkını yemeyeyim, teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, muhtarlarımızın hakkına, hukukuna lütfen sahip çıkalım. Bu kanun teklifinin, 24'üncü sırada olan bu kanun teklifinin 4'üncü sıraya alınmasıyla ilgili öneriyi destekliyorum ve sizlerin de desteğini bekliyor, muhtarlarımıza da saygılar, sevgiler sunuyorum.
İSMAİL BİLEN (Manisa) - O zaman aklınız neredeydi? İktidarınız döneminde niye hatırlamadınız bunu?
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kandoğan.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Buyurun Sayın Fatsa.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Konuşmacı, sürekli ismimi zikrederek Genel Kurulda bulunmadığım, kendisinin konuşmasına tahammül edemediğim veya birtakım verilen sözleri yerine getiremediğim noktalarında şahsımı hedef alan ithamlarda bulunmuştur. Ben, müsaade ederseniz, İç Tüzük'ün bana verdiği yetkiyi kullanarak bu iddialara cevap vermek istiyorum. (CHP sıralarından gürültüler)
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Sataşma değil ki o Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bir saniye sayın milletvekilleri, siz karar verecek değilsiniz.
ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Biz de ot değiliz herhâlde!
BAŞKAN - Sayın Fatsa, söyledikleriniz tutanaklara geçirildi, sizin de Genel Kurulda olduğunuzu tüm sayın milletvekilleri biliyorlar.
Teşekkür ederim.
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan…
BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.
Kabul edenler…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Başkan, bu tutanak Eyüp Bey'in söylediği değil mi?
BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, lütfen oturur musunuz.
Kabul etmeyenler…
HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Muhtarlar görüyor sizi, muhtarlar! Kaldırmayın elinizi! Her şeye el kaldırıyorsunuz. Yazık, yazık, çok yazık!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.36
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 15.50
BAŞKAN : Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64'üncü Birleşimi'nin Üçüncü Oturumu'nu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunup karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.
Anavatan Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
2.-1260 sıra sayılı (10/81, 10/234, 10/286) esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporunun Genel Kurulun 20/2/2007 Salı günkü birleşiminde görüşülmesine ilişkin Anavatan Partisi Grubu önerisi
15.02.2007
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 15.02.2007 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda, siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.
Saygılarımızla.
Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu
Grup Başkanvekili
Öneri:
Genel Kurul gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmının 1260 sıra sayılı 10/81, 10/234, 10/286 Esas Numaralı yaş sebze meyve ve kesme çiçek ile narenciye üretimindeki ve ihracatındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla açılan Meclis Araştırması Komisyonu Raporunun Genel Kurulun 20.02.2007 Salı günkü birleşiminde görüşülmesi önerilmiştir.
BAŞKAN - Anavatan Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Ömer Abuşoğlu, Anavatan Partisi Gaziantep Milletvekili.
Buyurun Sayın Abuşoğlu.
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Anavatan Partisi olarak biz, Meclis Genel Kurul gündemine çok önemli bir konunun alınıp, bu konunun müzakere edilmesi teklifiyle geldik, ama, maalesef, bu teklifimiz Danışma Kurulunda kabul edilmedi İktidar Partisi Grup Başkan Vekili tarafından.
Getirdiğimiz öneri şuydu: Daha önce, gerek AK Parti milletvekilleri ve gerekse muhalefet partisi milletvekilleri, konunun önemine binaen, üzerinde Meclis araştırması açılması ve araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili talep üzerine, Meclisin, bu talebi uygun görerek kurmuş olduğu bir komisyon vardı, yaş meyve, sebze, narenciye üretim ve ihracatıyla ilgili sorunların araştırılmasına yönelik bir komisyon. Bu Komisyona her üç parti de üye verdi ve Komisyon uzun bir çalışma döneminden sonra çalışmalarını tamamladı ve gerçekten konu üzerinde, gerek konunun yetkilisi kişilere, Tarım Bakanlığına, konuyla ilgili diğer tüm kamuoyuna yansıtılmak ve sadece yansıtılmak üzere de değil, bunların dikkate alınarak konuyla ilgili problemlerin çözümünde kullanılmasına yönelik olarak ciddi bir çalışma yaptı ve bu çalışmasını da rapor hâline getirdi. Ama, uzun bir tarihten beri bu rapor olduğu yerde duruyor, tozlu raflarda bekletiliyor.
Herhangi bir komisyonun kurulması, araştırmanın yapılması, raporun yazılması tek başına bir iş olmasına rağmen, netice olarak fazla faydası olmayan, kamuoyuna fazla bir ifadesi olmayan ve yapılan çalışmaların bir yerde atıl hâlde bekletilmesinden öte bir yere gitmeyen bir sonuç meydana getiriyor, eğer bu raporlar rafta yerini muhafaza ederse.
Bizim gönlümüz buna razı olmadı; yapılan bunca masraf, çekilen bunca zahmete ve verilen bunca emeğe karşılık, bu raporun Meclis Genel Kurulunda görüşülmesi, gereklerinin yerine getirilmesi, kamuoyuna ve ilgililere açıklanması ve deklare edilmesiyle ilgili son bir görevimizi de yerine getirelim diye, salı günkü -denetim günü olması hasebiyle- Meclis Genel Kurul gündemine alınmasıyla ilgili bir önerge verdik.
Buradan amacımız, çiftçilerimizin hâli belli, çiftçilerimizin çektiği sıkıntılar belli. Özellikle konunun kapsamı itibarıyla, yaş meyve, sebze, narenciye, bununla ilgili üretim ve bununla ilgili ihracatın sorunlarını içeren çok kapsamlı bir konuya sahip. Mevzu itibarıyla toplumumuzun, çiftçimizin büyük bir kesimini ilgilendiriyor. Coğrafi bölge itibarıyla baktığımızda, gerek Marmara Bölgesi gerek Ege Bölgesi gerek Çukurova, hatta Anadolu'nun içlerinde dahi konuyla doğrudan alakalı birtakım bölgelerimiz ve bu ürünlerle ilgili, yakından ilgili çiftçilerimiz var. Konunun bu genişlemesine ve toplumumuzun ve tarım kesiminin geniş ölçüde etkilenmesini de dikkate alarak, biz, bu konunun üzerinde Meclisin ne kadar hassasiyetle durduğunu vurgulamak ve konuyla ilgili kişilerin de bu hassasiyeti dikkate alarak, gerek sektörün ve gerekse de çiftçilerimizin problemlerini çözecek yeni adımlar atma noktasında gerekli hassasiyeti, gerekli duyarlılığı acaba gösterirler mi diye, bu konuyu Meclis gündemine getirdik, ama, maalesef İktidar Partisi Grup Başkanvekili, Danışma Kurulunda veya iktidar partisi adına Danışma Kurulunda bulunan üye, bu konuya sıcak bakmadıklarını, bu konunun Mecliste görüşülmesinin gerekmediği noktasında bir tezden hareket ederek, gündeme alınmasını reddettiler.
Biz de, Anavatan Partisi Grubu olarak, bunu tekrar, bir kere daha, sayın heyetin, sayın Genel Kurulun gündemine getiriyoruz ki, bu konu önemlidir, bu konunun önemine binaen, Parti Grubumuzun teklifini gündeme alalım ve salı günü bu raporu müzakere edelim.
Böylelikle, AK Parti milletvekillerinin ve AK Parti Grubunun tarım kesimine ve çiftçiye yönelik bugüne kadar tutundukları, tutumu acaba telafi etmek gibi bir davranış içerisine girerler mi? Çiftçiye yaptıklarını ve çiftçiye verdikleri zahmeti acaba affettirecek herhangi bir adımı atmak gibi bir çaba içerisine girerler mi? Bugün bunu test edeceğiz, bugün bunu deneyeceğiz; ama, bundan önce CHP Grup önerisi nasıl reddedildiyse, muhtemelen, bizim bu önerimiz de sizin Grubunuzca reddedilecek ve çiftçimiz de, köylümüz de, konuyla ilgili sadece üretici çiftçi değil, aynı zamanda, konunun ticaretiyle uğraşan geniş bir kitle de sizin bu yöndeki tercihlerinizin ne olduğunu net ve açık bir şekilde görecek.
Gerçekten, AK Parti, çiftçiye hizmet etmek noktasında, toplumumuzun üretici her kesimine hizmet etmek noktasında çok ciddi verilmiş sözler ve vaatlerle işbaşına geldi. Ama, ne yazık ki, bugüne kadar çiftçi, artık, Türk siyasetine bir tekerleme hâline giren ifadelerle Başbakan tarafından azarlandı. Çiftçinin AK Parti karşısındaki önemini ve değerini çiftçi gayet yakından biliyor; ama, biz istiyoruz ki, "zaman geçirilmeden çiftçinin problemlerine eğilecek bir yetkili acaba ortaya çıkar mı, yetkililer acaba harekete geçirilebilir mi" noktasında bir son çaba ve gayret içerisine girerek bu Komisyon Raporu'nun Genel Kurul gündemine alınıp görüşülmesini istiyoruz. Böylelikle, azarlanan, yeri geldiğinde ağır hakaretlere uğrayan çiftçinin, bırakınız gönlünün alınması, acaba problemlerine çare bu Meclisten bir şekilde çıkarılabilir mi; biz bunun peşindeyiz.
Bilindiği gibi, sadece yaş meyve sebzede değil, aynı zamanda, taze meyvede de, yaş meyvede de üreticinin ciddi sıkıntıları var. Biraz önce konu edildi: AK Parti İktidarı döneminde getirilen tarıma yönelik sigorta, çiftçinin tamamının problemlerini çözmekte yeterli değil, burada ciddi eksiklikler var. Böylelikle, çiftçinin, ürünü dalında görmesine rağmen içinin rahat etmediği birçok üretim dalı var. Narenciyeyi örnek verelim: Meyve tutar, çiftçi, dalında meyveyi görür, ama, bir gecelik, bir saatlik bir don, çiftçinin bir yıllık çalışmasını ve çabasını bir anda alır götürür. Aynı şekilde, bahar aylarında birçok meyve çiçek açar, fakat, bir anlık, bir saatlik don, tüm meyveyi, âdeta bölgenin tümüyle sıfıra ermesi noktasında ciddi zararlara sebep olur.
Bu doğrultuda alınması gereken çok ciddi tedbirler var. Ayrıca, sadece mesele bununla bitmiyor. Çiftçi malını pazara indirir, çiftçi malını hale indirir, bin bir problemle karşı karşıya kalır. Bırakınız, malının para edip etmediğinin üzerinde durmuyoruz. Malı para ediyor olsa bile, bu konuda ciddi mağduriyetler söz konusu olur, ama, bugün, ne yazık ki, birçok üretim alanında, özellikle tarımı geniş bir bölgede yapılan narenciye gibi ürünlerde çiftçinin çok ciddi sıkıntıları vardır. Narenciye, dalında âdeta toplamak için yapılacak masrafları karşılayamayacak bir fiyattan piyasaya indirilebilmektedir. Böylelikle çiftçi, ilave maliyetlere katlanarak malını pazara indirmek yerine, bahçesinde toplamadan, öylece bırakmaktadır. Bu bakımdan, çiftçinin gerçekten bu konudaki mağduriyetlerinin çok ciddi bir gözle, çok ciddi bir bakış açısıyla araştırılması, ki, Meclis araştırması komisyonumuz bu vazifeyi gerçekten yerine getirdi, bihakkın yerine getirdi, ama, raporda, sadece yazıda kalmaması, bunların yetkililere de duyurulması, konuyla ilgili tedbir alması gereken kesimlerin de bu raporun içeriğinden istifade edecek tarzda bir sorumluluk duygusu içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir.
Bunun için de yetkilileri harekete geçirmek noktasında sayın Meclisin Genel Kurulunun alacağı tavır, tutunacağı takım ve bu raporun salı günü gündeme alınarak görüşülmesi de çok önemli bir aşamasıdır bu işin. Gelin, bu işi hep birlikte yapalım. Çiftçinin mağduriyetini bir nebze olsun giderecek tedbirler acaba neymiş, en azından ilgili meslek kuruluşları, ilgili birimler, çiftçi bizzat kendisi öğrensin, kendisi duysun. Meselelerinin ve problemlerinin, bizzat kendi eliyle seçip gönderdiği -bırakınız Tarım Bakanlığının veya ilgili kuruluşların bürokratlarının değil- bizzat kendi temsilcileri tarafından problemlerinin hassasiyetle ve ciddiyetle takip edildiğinin görülmesiyle kalbi biraz ferahlayabilsin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, lütfen toparlar mısınız.
Buyurun.
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
Ama, ne yazık ki siz sayın milletvekillerinin bu hassasiyeti göstereceğinden fazla emin değilim. Nitekim, her buna benzer önergede gösterdiğiniz tavır gibi, muhalefetten gelen herhangi bir teklifi reddetmekten başka bugüne kadar herhangi bir şey yapmadınız. Muhtemelen bunda da aynı şekilde davranacaksınız. Eğer, davranışınızı değiştirecek olursanız Türk çiftçisi ve köylüsü adına çok önemli bir adım atmış olacaksınız. Bu sorumluluk duygusu içerisinde hareket edeceğinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Abuşoğlu.
Grup önerisi lehinde söz isteyen Hüseyin Güler, Mersin Milletvekili. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlar, Grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında güzel, tipik bir söz var Türkiye'de. Bir işi halletmek istemiyorsanız, çözümlenmesini istemiyorsanız komisyonlara havale edeceksin. İşte tipik örnek ve bu komisyon raporunu da isteyen Mersin Milletvekilimiz Mustafa Eyiceoğlu ve 23 milletvekili -neredeler kendileri, onları da bilmiyorum- ve Muğla Milletvekili Ali Arslan ve 48 milletvekili, Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve arkadaşları. Biraz macerasına, geriye dönük bir baktığımızda, bu olayın nereden çıktığını, 30 Mayıs 2005 tarihinde Rusya'nın Türkiye'deki yaş sebze ve çiçeklerin ithalatına yasak koymasından itibaren bir şeyler yapalım diye yola çıkılan bir süreç ve baktığımızda da komisyon kurulma kararı 15 Mart 2006 ve rapor 10'uncu ayın 11'i 2006. Şu ana kadar neden yayınlanmaz?
Deriz ya, parlamenterin görevi sadece burada "Kabul edenler… Etmeyenler…" mi? Nerede denetim, nerede araştırma, nerede çözüm önerileri? Ama, görüyoruz ki, narenciyenin sorunları sizi pek ilgilendirmiyor, yani, narenciye sorunu mu var diyeceksiniz? Biraz önce bir arkadaşımız öyle söyledi "biz, o sorunları çoktan çözdük" dedi. Doğru ya, çözüm şekliniz de belli, alana al götür dediniz. Çözüm anlayışınız bu. Sizleri bu konuda kutluyoruz, ama, kendinize gelin arkadaşlar, narenciye, yani tarım çiftçisi, esnafı, köylüsü bu ülkede bitti, bitmek üzere. Daha nasıl isyanını dile getirecek ve tek beklentisi var, bu ülkede çözüm bulmak, parlamenter rejim içerisinde çözüm bulmak. Sizin ise yaptığınız tek şey var, mazeret üretmeye devam ettiniz. Önceliğinizde yok, çünkü, neden yok önceliğinizde? Çünkü, size böyle bir IMF tarafından görev verilmediği için, sizi kale veya sizin için böyle bir sorun ilgilendirmiyor görünüyor.
Biz de diyoruz ki, Türkiye'nin yüzde 35 nüfusunu etkileyen bir tarım çiftçisinin hâli perişan ve yaş sebze ve özellikle, ben, narenciyeden bahsedeceğim bugün ve yaklaşık 200 bin aile, en az 5 kişiyle çarparsanız, 1 milyon insanın geçimini sağladığı narenciye ve büyük bir kısmı da benim Mersin çiftçimin, Mersin narenciye üreticimin sorunları.
Aslında, Mersinli milletvekili arkadaşlarım iyi bilir, Komisyon Başkanı da Sayın Ali Er -nerede bilemiyorum- niye takipçisi olmaz bu işin? Genel Başkan Yardımcınız Sayın Dengir Mir Fırat der ki zaman zaman: "Ben de narenciye üreticisiyim, ya ben de zarar ettim, ne yapayım?"
Arkadaşlar, günah çıkarmak değil, mazeret üretmek değil. Sen zarar edebilirsin, ama, bu ülkenin çiftçisine zarar ettirmeye hakkınız yok; çünkü, siz iktidarsınız, kendinize gelin ve bu iktidarın gereklerini yerine getirin. Çiftçiyi yok saydınız, köylüyü yok saydınız, yani, kaderiyle baş başa bıraktınız. Ne dediler size Avrupa Birliği süreci içerisinde? Yüzde 35 tarımla geçinen çiftçi nüfus oranı çok yüksek. Ee, ne yapalım o zaman? Yüzde 15'e indireceksiniz. Peki, hayhay, emredersiniz dediniz ve yaptığınız tek şey var, kaderiyle baş başa bıraktınız ve her geçen gün, özellikle narenciye üreticilerinin -Mersin'de görüyoruz, sürekli iç içeyiz- sürekli kan ağladıklarını biliyoruz, sorunlarının hiçbir şekilde çözümlenmediğini de biliyoruz.
2004 yılı kayıp yılı narenciye üreticisi için, 2005 yılı kayıp yılı, 2006 yılı gene kayıp yılı, belki bu yıl, dedik de, bu soruna bir derece seçim döneminde yaraya merhem olur musunuz diye, size hatırlatmak istiyoruz.
Bu öneri sizlerin arkadaşlar, kendi önerinize sahip çıkın, ama, böyle bir derdiniz de yok. Birazdan vereceğiniz oylarla reddedeceksiniz. Niye? Çünkü Hükûmetten öyle bir talimat yok. Bu kadar, yürütmenin yasama üzerindeki ipoteğine evet mi diyeceksiniz? Hiç mi inisiyatif kullanmayacaksınız, kendi davanıza dahi sahip çıkamayacaksınız? Ama, bu çiftçi yapacağını da biliyor, size nasıl ders vereceğini de iyi biliyor. Sandıkta hesap soracak sizden. Yapacağı tek şey o. Hep kaderiyle bırakılmış.
Eskiden, bizim o Çukurova'nın güzel bir deyimi vardı, Çukurova. "Pamuk ağası" diye, yani, zenginliğin sembolüydü, bugün ise yoksulluğun adresi oldu Çukurova. Bereket fışkıran yerlerde yoksulluk fışkırıyor bugün. Bu da sizin sayenizde. Ülkenin yaşadığı, sanki kadermiş gibi algılanan, her geçen gün yoksulluk, sefalet, yeşil kart bağımlısı ya da iaşeye bağımlı kitleler. Övündüğünüz noktalar bunlar ve bu sürekli bu sayılar milyonların üzerinde, milyonların.
Hepimiz iyi biliyoruz ki, her yıl çiftçi, narenciye üreticisi özellikle sonbaharda çocuklarının mürüvveti, yani, hayalleri olan o güzel dünyasına çocuklarının mürüvvetini görmek ister, bu yıl göremedi, geçen yıl da göremedi. Ha, bundan sonra da göremeyecek. Niye? Tarlasını satar hâle geldi.
Peki, Sayın Tarım Bakanı -yok burada kendisi- zaman zaman şunu söyler: "Ne yapalım, kaliteli üretseler." Peki, Sayın Tarım Bakanı, siz orada ne iş yaparsınız, söyler misiniz? Bir tarım çiftçisi sadece kendi bilgisiyle mi üretecek? Üstelik de üretiyor. Üretmiyor gibi sorun yok. Bu ülkede üretmek sorun oldu. Bu ülkede, tabii ki üretmenin, alın terinin karşılığını almak istemek suç oldu. Bugün ülkede yapılması gereken tek şey var: Üretimin, alın terinin karşılığını vermeniz. Bir taraftan girdilere bakıyorsunuz, dünya standartlarının olağanüstü üstünde, mazot, gübre, ilaç, bir sürü, sulama dâhil olmak üzere, kullandığı elektrik dâhil olmak üzere olağanüstü yüksek ve dünyada en pahalı kullanılan unsurken, arkasından bir de dövizdeki çiftçi payı dediğimiz, dövizin sürekli düşük tutularak dünya ticaretinde rekabet… Kaderiyle baş başa!
Bunların, biliyorsunuz ki, başarması mümkün değil. Bu bir devlet politikasıdır. Bu çiftçiler, bugün ülkenin temel direkleri, ülkenin yarınlarının temeli ve teminatı. Ama, hepimiz biliyoruz ki, aç insanın, vatanı, milleti, dini, dili olmaz. Her geçen gün, kaygı ve korkularla yaşamını idame eden bir çiftçilerimiz, sadece çiftçilerimiz mi, devlet memuru, sayacağımız bir sürü unsurlar… Nihayetinde, Genelkurmay Başkanı Amerika'da sesli düşünmeye başladı. Türkiye'de herkeste bir kaygı ve korku. Yeter artık! Sizin başardığınız tek bir şey var, topluma kaygı yaratmak ve korku dayatmak, kemik iliğine kadar sindirilmek. Bu yüzden, toplum her geçen gün günübirlik yaşar hâle geldi. Biz de diyoruz ki, gelin, bu kader bizim değil, bizim kaderimiz acı değil, yoksulluk değil, sefalet değil. Bu Anadolu'mda her dönem başarılan, bereketin adresi olan Anadolu'mdan, Türkiye'mden insan manzaralarına baktığımızda, on bir yaşına kadar uyuşturucu alışkanlıkları, on üç yaşına kadar fuhuş, bilmem bir sürü olumsuz faktörler ve bu toplum sürekli suç üretiyor ve toplumun temel direği olan bu tarımla geçimini sağlayan, başta narenciye üreticilerini kaderiyle baş başa bırakmayın. Kendiniz önerdiğiniz araştırma önergesine sahip çıkın. Çiftçi burada takip ediyor. Biz de, zaten, kaygımız, size anlatmak değil, burada sesimizi ulaştırabildiğimiz kadar narenciye üreticisine, tarımla geçimini sağlayan, alın terinin karşılığını isteyen çiftçilerimize sesleniyoruz. Tabii ki, burada sadece isyan etmek değil, çözüm var. Çözüm önerileri, kısmen de olsa altına imza atacağımız, komisyonun araştırma önerileri var, destek vereceğiz, hatta kendi olumlu katkılarımızı da sunacağız. Bizim de önerilerimiz var. Nihayetinde, Mersin'de, Sayın Bakanın zaman zaman tekrarladığı, işte, ya acele etmeyin, ton başına 100 dolar verebileceğimiz narenciye üreticilerine buradan sormak istiyorum: Hayallerinizi sömürmekten başka ne yaptılar? 100 dolar nerede? Üreticiyi teşvik nerede? Yeşil mazot nerede?
MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Yüzde 35 destek verdik.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Hani bunlar hep sizin projelerinizdi? Ama, gördüğüm kadar kendi davanıza dahi, verdiğiniz sözlere dahi sahip çıkmamaktasınız. Ee, tabii, bunu da çiftçi unutmayacak. Çiftçi unutmayacak yapılanları. Gelir dağılımındaki bozukluk her geçen gün had safhada. Eğitim oranı yüzde 4 dediğimiz, yani ilköğretim dördüncü sınıf dediğimiz bir süreçte olan ülkemde narenciye üreticilerinin sorunları da çözümlenmeyecek. Koskoca bir beş yıl, bu ülke için kayıp yılları oldu. Maalesef, şanssız bir siyasi tarihe tanık oldu bu ülke. Eğer, AKP, bugün Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğa sahipken, bakıyorum, karar yeter sayısını bulamıyorsunuz. Övündüğünüz beş yıllık süreç içerisinde burada karar yeter sayısını bulamıyorsunuz. Ne yaptınız? Heyecanınızı yitirdiniz. Ampul patladı herhâlde ya da aydınlattığınız, mum kadar, kendi dibiniz oldu. Ama, yarınların bireysel korkularını yaşamayın. Burada, halkın sorunlarına gelin çözüm bulun. Bizim önerimiz açık ve net. Bu, salı günü tartışılsın. Biz, çözüm önerilerimizi Anavatan Grubu olarak vermeye hazırız, çünkü, çözüm çok basit. Tarımın toplulaştırılması ve miras kanununun yeniden ele alınması, zirai tarımın yeniden yapılandırılması ve üretimin teşvik edildiği, planlı ve dünya ticaretine, yani talebe göre de planlı yapılanma dediğimiz bir sürece katkımız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Güler.
HÜSEYİN GÜLER (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Bizim çözüm önerilerimiz hazır, ama, eğer bunu kabul ederseniz, inanıyorum ki, çiftçi bu olumlu adımı görecek, ama, hayır derseniz, çiftçi bunu da görecek, unutmayacak. Zannediyor musunuz ki, nasıl fındık üreticisinin karşısına çıkamadığınız gibi, narenciye üreticilerinin de karşısına çıkamayacaksınız. Yaş sebze, meyve üreten çiftçilerimizin karşısına da çıkamayacaksınız. Çıktığınız bu seçim dönemi, yılında, bu ülkenin kader yılı aslında bu yıl. Ben burada halkıma seslenmek istiyorum: 2007 yılı bu Türkiye'nin kader yılı ve lütfen, oylarınıza sahip çıkın. AKP'nin yaptığı ve daha doğrusu yapamadığı, beceremediği; sadece becerdiği mazeret üretmekten başka bir şey yapmadığı, bir beş yılın hesabını lütfen sorun. Biz Anavatan olarak, çözüm önerilerimizle ve bu ülkenin sağduyunun, aklın, mantığın öne çıkaracağı bir siyasi iradeyle Türkiye'nin sorunlarını çözebileceği inancıyla hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güler.
Anavatan Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Gürol Ergin, Muğla Milletvekili.
Sayın Ergin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubunun, bu Meclisin daha önce oluşturduğu narenciye ve yaş sebze, meyve üreticilerinin sorunlarına ilişkin Meclis araştırma komisyonu raporunun görüşülmesi hakkında vermiş olduğu öneri konusunda söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken, Sayın Başkanı, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde yapılan bir toplantıda Sayın Başbakan "tarımı kalkındırmadan Türkiye'yi kalkındıramayız" dedi, son derece doğru bir saptamaydı. O toplantıya, daha önce ben bu kürsüden yine söylemiştim, maalesef, insanlar zorlamayla toplanarak getirildi, baskıyla toplanarak getirildi. Bütün üretici kooperatiflerine baskı yapıldı, Tarım Bakanlığının tüm örgütüne baskı yapıldı ve o insanlar oraya zorlamayla götürüldü ve orada Sayın Başbakan, belki de yaşamının en doğru tanımlarından birini yaparak "tarımı kalkındırmadan Türkiye'yi kalkındıramayız" dedi. Ee, şimdi, tarım battığına göre, Türkiye'nin durumunu hangi sözcükle nitelendireceğiz değerli arkadaşlarım? Kalkınma kavramıyla açıklayamayacağımıza göre, Türkiye'nin durumunu hangi sözcükle açıklayacağız? Bunu sizlere sormak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bunu söyleyen Başbakan ve onun Hükûmeti, maalesef, yasada "tarım desteğinin gayrisafi millî gelirinin yüzde 1'inden az olmaması" şeklinde bir karar olmasına karşın, bu desteği yüzde 1'in altında vererek yasaya da aykırı bir tutumun içerisinde olmuştur. Bu Hükûmet döneminde başlıca dört yöntem kullanılarak Türk tarımı, sözcüğün tam anlamıyla batırılmıştır. Nedir bu yöntemler? Birincisi, kota yöntemi.
Değerli arkadaşlarım, kota yöntemi getirilerek Türk çiftçisi tütün ve şeker pancarını ekemez duruma getirilmiştir. Ama, o insanların neyle geçineceği düşünülememiştir.
SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Bu Hükûmet mi getirdi?
GÜROL ERGİN (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekili karşımda, AKP Grup Başkan Vekili "Daha önceki hükûmet zamanındaydı" diyor. Niye sürdürüyorsunuz? Meydanlarda söz verdiniz, "Tütün kotasını kaldıracağız" dediniz, "pancar kotasını kaldıracağız" dediniz, sizin için verilen sözün hiç mi önemi yoktu?
Değerli arkadaşlarım, bu, bir kota olayı.
İki: Düşük fiyat vererek bu sefer buğday ve hububat üreticisini perişan ettiniz. Bununla da yetinmediniz, buğday üreticisinin, arpa üreticisinin ürününü almamak için bin bir yöntem uyguladınız, Ofisi çalıştırmadınız, Ofisin birçok bürosunu kapattınız, kapanmayanların önünde de kamyonları yığın yığın beklettiniz. Başka ne yaptınız? Bir kısım ürünlerde de özellikle düşük prim vererek, ayçiçeğinde, pamukta, zeytinyağında düşük prim vererek o ürünü üretenleri perişan ettiniz. Bugün, Türkiye'de insanlar pamuk ekmiyor. Türkiye, ürettiği pamuk kadar pamuğu -sizin zamanınızda- dışarıdan alır hâle geldi. Zeytinde yeni bir yöntem uyguluyorsunuz. Onunla da, Türkiye'de zeytin üreticileri büyük perişanlık yaşayacak. Bir yıl önce zeytinyağı para etti diye 250 bin lira olan primi 100 bin liraya düşürdünüz. Bu sene fiyat yarı yarıya düştü -6 milyondan 3 milyona düştü- siz getirdiniz 100 liralık primi, çiftçiyle alay eder gibi, 110 bin lira olarak belirlediniz ve çiftçi ne dedi -bir önceki konuşmamda burada yine söyledim- çiftçi, bu sefer, Sayın Başbakana "Al primini git." dedi.
Değerli arkadaşlarım, aynı şeyi çayda da yaptınız.
Ayrıca bir başka yönteminiz var -kabul edilemez bir yöntem- kaçağa göz yumma yöntemi. Şeker pancarını ektirmiyorsunuz; yıllık 2 milyon ton şeker üreten Türkiye'ye 1 milyon ton şekerin kaçak girmesine resmen göz yumuyorsunuz. 200 bin ton çay üreten Türkiye'de 50 bin ton çayın sınırlardan kaçak girmesine göz yumuyorsunuz. Beş sene önce 9 milyon liraya kesilen hayvan bugün 8,5 milyon liraya kesiliyor ve siz, özellikle İran üzerinden hastalıklı hayvanların bu ülkeye girmesine göz yumuyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu dört yöntemle Türk tarımını, Türk çiftçisini perişan ettiniz. Ondan sonra da Sayın Başbakan kalkıyor "Tarımı kalkındırmadan Türkiye'yi kalkındıramayız" diyor. Vallahi maşallah! Çok iyi biliyor, yani gerçekten doğru söylüyor, bu kadar olurmuş ve çok güzel bir söyleminiz var: "Nereden nereye geldik." Evet, arkadaşlar, köylü nereden nereye geldi! Köylü, evinden kahveye çıkamaz hâle geldi. Köylü, köyünden kasabaya inemez hâle geldi. Köylü, bir dostuna selam veremez hâle geldi. Niye? Belki selam verirse ona bir yemek yedirmesi, hiç olmazsa bir çay içirmesi gerekir, ama, neyle? Çiftçi bunu düşünecek hâle gelmiştir.
Değerli arkadaşlarım, "çiftçilerin borcunun faizini siliyoruz" dediğinizde dedik ki: "Siz halkı aldatıyorsunuz, faiz falan sildiğiniz yok." Siz "Faizi siliyoruz" derken, tarımsal TEFE oranında o faizi işlettiniz. Şimdi gelinen noktada neyi görüyoruz? Türkiye'nin dört bir yanında bütün çiftçiler icralık.
Yalnızca sulama kooperatiflerinin TEDAŞ'a borcu, değerli arkadaşlarım, 1 milyar 100 milyon yeni Türk lirası, yani 1 katrilyon 100 trilyon. Neyle ödeyecekler? Bir kişi, ürettiğiyle geçimini bile sağlayamayacak duruma düşmüşse, geçmişten gelen borcunu, üstelik faiziyle nasıl ödeyecek? Değerli arkadaşlarım, bu konuda da yeni düzenlemelere kesinlikle gerek olduğunu ifade etmek istiyorum.
Biraz önce burada Anavatan Partisi sözcüsü konuşurken bir arkadaşım "yüzde 35 mazot desteği verdik" dedi. 2006 yılında bir tek kuruş mazot desteği verilmemiştir, gübre desteği verilmemiştir.
Değerli arkadaşlarım, bunları vereceğiz diye, siz, o çiftçinin tarla parası dediği dönüme 16 milyonu 10 milyona düşürdünüz. Neymiş? "Gübre, mazot desteği vereceğiz." Onu da vermediniz, onu da yaptınız. Ama, siz bir şeyi iyi biliyorsunuz: İnsanları birbirine düşürmek için elinizden gelen gayreti gösteriyorsunuz. Şimdi, Arı Yetiştiricileri Birliği, Hükûmeti desteklemiyor diye "Bal Üreticileri Birliği" diye bir şey uydurdunuz, onun başına da bir AKP ilçe başkanını getirdiniz veya getiriyorsunuz ve bununla arı yetiştiricilerini sindirmek istiyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bal üretimini artırmaya bakın. Sahte bal dediğimiz o imitasyon balı ortadan kaldırmaya bakın. Çin'den Türkiye'ye kaçak bal girişini önlemeye bakın ve benim ballarımın yurt dışına gittikten sonra yurt içine geri dönmesini önlemeye bakın. Siz bunları yapın, insanları birbirine düşürmeyin.
Kooperatifler karşısına birlikleri çıkardınız, uyduruk birlikler kurdunuz. Şimdi, o kurulan bütün birlikler şunu söylüyor: "Biz, birliği kurduk da ne yapacağız? Hiçbir yetkimiz yok." Birlik kuruyorsunuz satış yapma yetkisi, hakkı yok, ama siz diyorsunuz ki: "Seni vergiden muaf tuttuk." Satış yapamayanın vergiden muafiyeti ne olurmuş değerli arkadaşlarım? Bütün bu konularda tamamen göstermelik çalışmalar içerisindesiniz. Değerli arkadaşlarım, narenciyede, özellikle Akdeniz meyve sineğiyle hâlâ ciddi bir mücadele yapılmıyor bu Türkiye'de. Bunun, yolu, yöntemi var, ama, maalesef, uygulama yeteneğiniz yok.
İhracat primlerini, söyledik, söyledik, son zamanda artırdınız, ama öyle bir artırma yaptınız ki, burada, meyve cinsleri arasında bir ayırım yapmadığınız için, satılan, satılmayan bütün meyveye aynı ihracat desteğini getirdiniz ve siz, Dokuzuncu Kalkınma Planında, ÇAYKUR'un çay fabrikalarını, Tekel'in sigara fabrikalarını, TÜRKŞEKER'in şeker fabrikalarını özelleştireceğinizi söylüyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, Tekel'in içki fabrikalarını özelleştirdiniz, ne oldu? 290 milyon dolara özelleştirdiniz, adam 900 milyon dolara yabancıya sattı. Yani, insanda Allah korkusu olmaz mı arkadaşlar, bu milletin malı bedavaya verilir mi? (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Ergin lütfen toparlayınız.
Buyurun.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Şimdi, yetmedi, Ziraat Bankasını da özelleştireceğiz. Ondan sonra da, "tarımı kalkındırmadan Türkiye kalkınmaz" diyeceksiniz ve bu halk da o kadar saf ve size inanacak, bunu bekleyeceksiniz! Hayret edilecek bir durumunuz var. Şeker Şirketinin şeker fabrikalarını özelleştiriyorsunuz, ÇAYKUR'un çay fabrikalarını özelleştiriyorsunuz. Arkadaşlar, o fabrikaların, o milletin malının size ne zararı var? Ne kârınız olacak, ne kârınız? Ne kârınız olacak?
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Özelleşme yok.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Özelleşme yok olur mu, Dokuzuncu Kalkınma Planı'nı okuyun. En kısa zamanda, bu, hem TÜRKŞEKER'in hem ÇAYKUR'un hem Tekel'in özelleştirilmemiş fabrikaları özelleştirilecek diyen sizsiniz. Lütfen okuyun. Ziraat Bankası özelleştirilmesi hakkında yasa, sürenin uzatılma yasası, daha çok kısa bir süre önce buradan geçti.
Sözlerimi toparlıyorum. Ne söylerseniz söyleyin, halkı bir yere kadar kandırabilirsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Ergin.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Bir teşekkür edeyim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Lütfen Sayın Ergin, baştan söyledim.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Bir teşekkür edeyim.
BAŞKAN - Hayır, ben duyuruyu yaptım. Lütfen Sayın Ergin…
Teşekkür ediyorum.
ALİ ARSLAN (Muğla) - Ya bir teşekkür etsin, ne olacak?
GÜROL ERGİN (Devamla) - Bir tek teşekkür cümlesi Sayın Başkan.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Çok yanlış Sayın Başkan.
GÜROL ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Sizi ve yüce Türk ulusunu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
Size de teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Grup önerisi aleyhinde söz isteyen İsmail Soylu, Hatay Milletvekili.
Buyurun Sayın Soylu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İSMAİL SOYLU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ANAP Grubunun görüşü hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Aleyhte de diyelim ama!
ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Aleyhte olduğunuzu belirtin.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, benden önce çıkan ANAP Grup Başkanvekili Ömer Abuşoğlu "çiftçiyi rezil eden Başbakan" diye söyledi. "Çiftçiyi rezil eden Başbakan" diye söylenen arkadaş, Mersinli Kemal diye bir arkadaş. Bu arkadaşımız, biz, yazın, Adana'da Narenciye Birliğiyle ilgili bir toplantı yaptık, o toplantıda da olay çıkarıp gezen bir vatandaş bu vatandaş. Yani rastgele bir adam değil, bu adam gittiği yerde olay çıkaran bir adam ve çiftçi birliği toplantısında bu adamı, çiftçi birliği toplantısından, Adana'daki çiftçi birlikleri dışarıya çıkardılar. Bunu da şurada size belirteyim.
Ve ANAP Milletvekili Hüseyin Güler arkadaşımız dedi ki, narenciyeye 100 dolar teşvik vermediniz, söz verdiniz dedi, verilmedi dedi. Ama, Hüseyin Güler, zannediyorum, bunu ezbere konuşuyor veya bilmeden konuşuyor. Şu anda eğer Mersin'deki ihracatçılara Hüseyin Güler sorarsa, narenciyenin ton başına kaç dolar verildiğini kendisine çok güzel söyleyecekler veya…
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ama ne zaman verdiniz?
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Milletin elinde narenciye mi kaldı?
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ne zaman verdiniz?
HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Bak, bak, üreticiye dedim, üreticiye. Narenciye kimin elinde şu anda?
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, ben…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Narenciye mi kaldı?
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Ben hem narenciye üreticisiyim hem narenciye alım satıcısıyım hem narenciye sanayicisiyim, ben bunun içinden gelen, yani çocukluğum bunun içinde geçti, bunu benden iyi bilemezsin Sayın Ümmet Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Tüccar olarak konuşuyorsun o zaman.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Sayın Ümmet Kandoğan...
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Tüccar olarak konuş o zaman.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Bak, şimdi Sayın Ümmet Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ne zaman 100 dolar oldu?
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Ben…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Ne zaman 100 dolar oldu?
İSMAİL SOYLU (Devamla) - …12'nci ayın 15'inden itibaren…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Kaldı mı vatandaşta narenciye?
BAŞKAN - Sayın Soylu, lütfen Genel Kurula hitap edin.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Narenciye mi kaldı vatandaşta?
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Ümmet Kandoğan, Ümmet Kandoğan, ben, bu araştırma komisyonunun da içindeydim ve ben buraya gelmeden önce…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 2003'te vermişsiniz, 2003'te. Nerede dört yıldır…
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Bak, dinle, ben, araştırma komisyonunun da içindeydim, narenciye araştırma komisyonunun.
Sayın Ümmet Kandoğan…
BAŞKAN - Sayın Soylu, lütfen, siz Genel Kurula hitap edin.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - …ben seni sabırla dinledim, sen de beni sabırla dinle ya.
Eğer yoksa benim konuştuklarım, bilgiyi, belgeyi al, karşıma çık.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Dört yıl önce verilmiş bu rapor.
BAŞKAN - Sayın Kandoğan…
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Dört yıl önce değil. Bak, dört yıl önceki verilenden çok fazla verdik, senin haberin yok ki. (AK Parti sıralarından alkışlar) Senin haberin yok ki.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - 2003'te verilmiş bu rapor.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Bakın, o verilmedi.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Araştırma komisyonu 2003'te…
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Eğer onu verildi diye…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Komisyon kuralım demişsiniz 2003'te
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Bakın…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Altında senin de imzan var. Allah Allah!
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Ümmet Bey, dinle şimdi. Bizim İktidarımız, 2002'den çok fazla ihracatçılara destekleme vermiştir yaş sebze ve meyveye. Alın bunu şeyler…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Bu millet niye ağlıyor o zaman?
BAŞKAN - Sayın Kandoğan, lütfen hatibi dinler misiniz.
İSMAİL SOYLU (Devamla) - Bakın, dinleyin. Ben, bunu, buraya gelmeden önce, ihracatçı birliklerinden de dokümanları aldım da geldim buraya. Gelirken, buraya boş gelmedim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
48 konuşma daha · 15 Şubat 2007
