Kan, kan bileşenleri ve ürünleri kanunu (s.s.:1319)
Genel Kurul, 87. Birleşim · 5. yasama yılı · 11 Nisan 2007 · 927 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 11 Nisan 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAN, KAN BİLEŞENLERİ VE ÜRÜNLERİ KANUNU (S.S.:1319)); konuşma 927 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Kan, kan bileşenleri ve ürünleri kanunu (s.s.:1319)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 11 Nisan 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2007-04-11-kan-kan-bilesenleri-ve-urunleri-kanunu-s-s-1319 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1319 sayılı kanun hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bundan önceki konuşmacıların da belirttiği gibi, bu kanun gerçekten ülkemizde millî bir meselenin hallini sağlamış olacak. Yıllardır ülkemizde kan ve kan ürünleriyle ilgili hastalar, hastaneler, hekimler, sağlık personeli, hasta yakınları sürekli sorunları çözmek için gayret sarf etmiş, ama, belirli bir düzenleme, belirli bir tertip olmadığı için de gerçekten hasta yakınları, hastalar ve hekimler zor durumlara düşmüştür.
Ben yaklaşık dört yıl Kızılay kan merkezinde çalıştım ve o zamanlarda gördüğüm manzara şuydu: Bir vatandaş elinde bir kan tüpüyle ve bir reçeteyle kan istasyonlarına, kan merkezlerine gelir ve ilgili kan grubuyla ilgili kan arardı ve bulduğu takdirde, tabii ki, şanslıydı ve o tüple gelinen kan yolda kırılırsa ya da kaybedilirse, tekrar hastadan kan almaya gidilir, tekrar gelinir ve belki "cross"u tutmaz, tekrar başka kanlara yönelmeye veya başka istasyonlara gitme zorunluluğu… Bunları hallettikten sonra "bunlar tutuyor ama, bir kişi getireceksiniz kan verdireceksiniz" derlerdi, çünkü kana kan çalışması vardı ve bir insanın hastalıklı olup olmaması önemli değildi. Herhangi bir taşıyıcılığı var mı yok mu önemli değildi, kan vermeye zorlanıyordu insanlar ve böyle bir durumdan şimdi, Sayın Sağlık Bakanlığımızın ve Kızılay Derneğinin gerçekten büyük gayretleriyle çok şeylerin değiştiğini geçenlerde Eskişehir Kan Merkezine gittiğimizde gördüm. Yine, Ankara'daki Kan Merkezimize gittiğimizde gördüm. Artık, hasta yakınları, hastalar, kan aramaya, kan bulmaya, merkezlere gidip oralarda yerine kan vermeye gitmiyorlar. Her şey elektronik ortamda. Hangi hastanede, hangi kan gruplarının olduğu artık bir merkezden görülebiliyor. Vatandaş istediği zaman, hastanede, kan ihtiyacı olan vatandaşa, hastaya artık, hastane kanı vermiyor. Bütün tetkiklerini yapmış, "cross"unu yapmış ve hazır vaziyette ilgili kanı -A grubu, B grubu ya da ilgili grupla ilgili kanı- hastane yönetimi, hekimler hazır bir vaziyette bulabiliyorlar.
İşte bu anlayış nasıl kazanıldı değerli arkadaşlar? Bu anlayış, sağlığın tek çatı altında toplanmasıyla başladı, çünkü, şu anda çıkaracağımız kanunla birlikte Sağlık Bakanlığı, kan istasyonlarını, kan merkezlerini denetleyen, bütün özel ya da kamu kurumları tarafından açılabilecek kan merkezlerini denetleyen bir organ hâline gelecek.
Değerli arkadaşlar, işte böylelikle vatandaşımıza modern, çağdaş ve hak ettiği şekilde bir hizmet sunumu gerçekleşecek.
Değerli arkadaşlar, yine bu Eskişehir ve Ankara kan merkezlerinde, -bunların içinde Kayseri de var- dört tane kan merkezimizde, son, modern bir şekilde, birbirindeki stokları görebilecek şekilde, bilgisayar donanımlı ve bütün -biraz önceki konuşmacı da bahsetti- sadece tam kan olarak değil, plazması, eritrosit süspansiyonu, trombosit süspansiyonu ve tam kan olarak bütün depolarda, ilgili birimlerin ne kadar olduğunu, ne kadar stoklarının olduğunu ve en yakın, biten yerlere nasıl ulaşılabileceğiyle ilgili gerekli düzenlemeler yapılmış ve böylelikle de modern, çağdaş bir sistem kurulmuş oldu.
Tabii ki, bunun eksiklerini de yönetimsel bakımdan, denetimsel bakımdan, bu kanun çıktığı takdirde de bunların eksiklikleri tamamlanmış olacak ve gerçekten, çağdaş normlara yaraşır, ülkenin, Türkiye'nin bir kan politikası şeklinde bu yansımış olacak. İşte, bizim, AK Parti İktidarının en önemli özelliklerinden birisi de bu, ulusal politikaların, özellikle sağlık alanında -bu, eczacılıkta oldu, yine kanda oluyor- yine vatandaşlara hizmet sunumunda olsun, ulusal politikaların yerleşmesini sağlamış oluyoruz, bundan dolayı da gerçekten onur duyuyoruz.
Değerli arkadaşlar, bazı örnekler de vermek istiyorum, msela, 2002 yılında toplanan kan miktarı 1 milyon üniteydi, 2005 yılında bu yaklaşık 1,5 milyon üniteye yükseldi. Yine, kan merkezleri, (A), (B) tipi kan merkezleri ve kan istasyonları olmak üzere, 313’ten 365’e yükseldi. Yine, işlenmiş kan ürünleri, biraz önce söylediğimiz, önceden vatandaşlarımız, eğer, eritrosit, yani, alyuvarların süspansiyonu, sadece alyuvarlar isteniyorsa tüm kan veriliyordu, sadece trombosit gerekiyorsa tüm kan veriliyordu, sadece plazma isteniyorsa tüm kan verilebiliyordu ve hem ekonomik olarak heba oluyordu kanlarımız hem de bazı hastalıkların taşınması sağlanabiliyordu. Artık, modern teknolojiyle işlenmiş kan ürünlerini servis yapabiliyor kan merkezlerimiz. Bununla ilgili de, yine, oran olarak yüzde 28'den yüzde 65'lere çıkmış durumda şu anda kan merkezlerimizde. Bundan dolayı da çalışanlara, emeği geçenlere teşekkür etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, bir konuya daha değinmek istiyorum. Kan uzun uğraşmalar, bilimsel çalışmalara rağmen, hâlâ kimyasal olarak üretilemeyen ve sadece kaynağı insan olan bir ürün. O nedenle, bununla ilgili, bütün vatandaşlarımızı, 18-65 yaş arası ve sağlıklı olan herkesi, sadece felaket zamanları değil, hastalık zamanları değil, sağlıklı zamanlarında kan vermeye davet ediyorum. Biraz önce Haluk Bey de bu konuda davet etti, gerçekten çok önemli. Sadece felaket zamanlarında, deprem zamanlarında vatandaşlarımız kan vermek için sıraya girerler, ama, bir ay sonra, iki ay sonra bunlar unutulur. Maalesef, bu, bizim toplumumuzda kanayan bir yaradır. Ben inanıyorum ki, bu düzenlemelerden sonra ve Kızılayın, Sağlık Bakanlığımızın gerçekten eğitim çalışmaları sonucunda bu değişecek. Artık, her sağlıklı vatandaşımız, her üniversite öğrencimiz hem bayanıyla hem erkeğiyle sağlıklı zamanlarında, üç ayda bir, altı ayda bir ya da yılda bir kan verecekler ve ihtiyacı olan insan ihtiyacı olduğu zamanda kanını da bulmuş olacak, bu merkezlerimiz bunu temin etmiş olacak.
Değerli arkadaşlar, yine, kan transfüzyonu, taşınması veya bir insandan bir insana kan verilmesiyle aslında kan veren insanlar daha çok sağlığına kavuşmakta, çünkü, yenilenme durumu söz konusu vücutlarında, kan hücrelerinin yenilenmesi durumu söz konusu. Ama, bir noktada da, bu kan bağışının gönüllülük esasına dayanması gerekiyor. Neden mi? Eğer zorla kan bağışında bulundurursanız veya zorunluluk hâline getirirseniz, insanların ilaç kullanmaları, bazı mikroorganizmaları vücudunda bulundurmaları ve bunlara bağlı da bazı hastalıkların taşınmasına sebep olabilirsiniz. Gönüllü olarak gelen bir kişi, verilen sorulara doğru cevap verir ve sağlıklı olduğunu bilerek kan verirse de bu hastalıkların taşınması engellenmiş olur ve kan veren insanlar bir de şunu kontrol etmiş olacaklardır; yani her alınan kanda, hepatit B ve C, sifilis ve AIDS gibi hastalıkların rutin olarak bakılması gerekmektedir. Kan veren insanlar, bu testleri de ücretsiz olarak yaptırmış olacaklardır, kontrol ettirmiş olacaklardır. Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki, bu testlerle eğer doğru olarak bilgilenme alınmazsa insanlardan, yüzde 100 bu hastalıklardan alınmış bir kan olduğu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı
BAŞKAN - Sayın Tunç, lütfen, toparlayınız.
Buyurun.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
27 konuşma daha · 11 Nisan 2007
