Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)
Genel Kurul, 63. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Şubat 2007 · 5.219 kelime · yaklaşık 26 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 14 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU, SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR (S.S.1247)); konuşma 5.219 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 14 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2007-02-14-saglik-hizmetleri-temel-kanunu-saglik-personelinin-tazminat-ve-calism-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım, özellikle röntgen teknisyenleriyle ilgili mevzuatta nöbet tutturulamaması söz konusu. Ancak, pratik uygulamada bu arkadaşlarımız nöbet tutmaktalar ve acilde çalışmalar yapmaktalar. Ancak, bu mevzuat gereği döner sermayeden yeteri kadar yararlanamadıkları… Bununla ilgili bir düzenleme yapacak mısınız?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.
Sayın Neşşar…
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben, Sayın Bakanın cevaplayabileceği, sağlıkla ilgili bir soru hazırladım.
Sayın Bakanım, biliyorsunuz, AKP Grubu adına çıkan sözcüler sistematik bir dezenformasyon çalışması içindeler, yani, onların buradan vatandaşa söyledikleri şeylerle gerçekler birbirine uymuyor. Siz, acaba, bir gün, tebdili kıyafet yapıp -Savunma Bakanı olarak da olabilir, yani, illa Sağlık Bakanı olmak gerekmez- şöyle bir hastanelere gidip durumu gözlemeyi düşünür müsünüz?
Bu soruya cevap verirseniz çok sevinirim.
Teşekkürler.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Neşşar.
Sayın Yıldırım…
MEHMET YILDIRIM (Kastamonu) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma birkaç sorum var.
Kastamonu merkezde 6 No'lu Sağlık Ocağını pazar günü hizmete açtık. Ancak, ilçe, belde ve bölge merkezlerimizde, sağlık ocaklarında, gerek mekân ve gerekse sağlık elemanı bakımından kanama devam ediyor. Kastamonu-Taşköprü-Alatarla (Germeç), Merkez-Kaşçılar, Merkez-Akkaya, Taşköprü-Çiftlik ve Köçekli, Cide-Toygarlı, Daday-Selalmaz ve Cide-İlyasbey sağlık merkezlerine ve Doğanyurt merkezde sağlık ocaklarına yeterli sağlık personelini ne zaman vereceksiniz? Bu sağlık ocakları da mekânsal olarak yetersizdir. Ne zaman gerçekleştireceksiniz?
Alatarla (Germeç) Sağlık Ocağının arsası Hüseyin Yıldırım ve Seyfi Emre tarafından hibe edilmiştir. Ne zaman yenisini yapacaksınız?
Birinci basamak sağlık oluşumunu Avrupa Birliği standardına ne zaman getireceksiniz?
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.
Sayın Kandoğan…
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum.
Bir önceki maddede, AK Parti Uşak Milletvekili Sayın Alim Tunç, "ucuz doktor-pahalı doktor" tanımlamasının muhalefet milletvekilleri tarafından kullanıldığını ve bu tanımlamanın doktorları rencide ettiğini ifade etmişti. Muhalefet milletvekilleri de bu tanımlamanın ilk defa Sayın Başbakan tarafından Türkiye'nin gündemine getirildiğini ve 100-150 dolara doktor getirir, çalıştırır ifadelerini kullandığını söylemişlerdi. Ben Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum: Sayın Başbakan bu ifadeyi kullanmış mıdır? Eğer kullanmışsa, Sayın Alim Tunç'un ifadeleriyle, bu, doktorluk mesleğini rencide eden bir tanımlama mıdır?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Bakanım, bu soruyu sizin şahsınızdaki, ciddiyetinizdeki, hassasiyetinizdeki, görünüşünüzdeki samimiyetinize güvenerek size soruyorum ve sizden bu cevabı bekliyorum, çünkü, Sağlık Bakanından bu konuda yeterli cevapları alamadığım için.
Devlet hastanelerinde ve SSK hastanelerinde spesiyal hastalıklarda, örneğin tümöral veyahut da herhangi bir organın spesiyal hastalığında, kendilerinin tedavi edemediği vakalar üniversitelere sevk ediliyor. Üniversiteye sevk edilen bu hastalar SSK'lı, Bağ-Kur'lu ve yeşil kartlı ise, kapıdan içeriye girişleri çok zor oluyor ve peşin parayla tedavileri yapılıyor. Eğer peşin paraları…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.
Sayın Bakan, buyurun.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Sayın Başkanım, sorular tabii çok ihatalı ve teknik. Bu sebeple, Sayın Müsteşarımız da gerekli notları aldı…
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Benimki teknik değil Sayın Bakan.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Tebdili kıyafet, tabii, teknik değil. Yazılı olarak cevap vereceğiz efendim. Ayrıca, zabıtları da almak suretiyle yazılı olarak cevap vereceğiz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın Özkan…
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Bakan, son günlerde Burdur'da, Isparta'da, Antalya'da, Ankara'da üniversite, devlet ve özel hastanelerde hasta ziyaretlerinde bulundum. Gerek özel gerekse devlet gerekse üniversite hastanelerinde insanlar omuz omuza, kuyruklarda. Ülkemizde hastalıklarda bir artış olduğu malumunuzdur. Bu artışın nedeni, ekonomideki bozukluktan mıdır, beslenme yetersizliğinden midir, koruyucu hekimlikteki vurdumduymazlıktan mıdır, yoksa doktor, ebe ve hemşire yetersizliğinden midir? Açıklarsanız sevinirim.
Çok teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.
Sayın Güler… Yok.
Sayın Arıtman… Sayın Arıtman, soru soracak mısınız?
ALİM TUNÇ (Uşak)Telefonla konuşuyor.
BAŞKAN - Önce, isterseniz, bir telefon konuşmanızı bitirin.
Teşekkür ediyorum Sayın Arıtman.
Sayın Kafkas…
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma şu soruları yöneltmek istiyorum: Bildiğiniz gibi, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devri, halkımızın hayatında büyük kolaylıklar sağlamıştır. Geçen yılki verilere baktığımız zaman, SSK'lı hastaların muayene sayısı 62 milyondu. 62 milyondan 93 milyona çıkmıştır. Acaba, bu yıl bu sayı da bir artış var mıdır? Çünkü, bu artış şunu göstermektedir: SSK'lı hastaların, bugüne kadar, sağlık hizmetlerinden yararlanma konusunda sıkıntıları vardı, yararlanamıyorlardı. Şimdi sağlık hizmetlerinin kolaylaştırılması, onların daha fazla muayene olma imkânını sağlamıştır. Geçen yılki artış, yüzde 50 artış da bunu göstermektedir.
Ayrıca, başka diğer sorum da şudur: Malumunuz olduğu üzere, 57'nci Hükûmet…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Kafkas
Sayın Çerçi…
MEHMET ÇERÇİ (Manisa) - Sayın Başkanım, aracılığınızla, Sayın Bakanıma sormak istiyorum.
Sayın Bakanım, bildiğiniz gibi, Türkiye'de yeni bir finansman yöntemiyle, yeni bir sistemle, bölge hastaneleri kurulması projesi gündemimizde. Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de, yaklaşık yirmi iki vilayette bu hastaneler kurulacak ve yeni bir anlayışla, yeni bir işletme modeliyle ve finansman modeliyle hayata geçecek. Manisa da, bildiğim kadarıyla, bu hastanelerin içerisinde var. Bu projeyi bu sene hayata geçirebilir miyiz ve Manisa'ya bunu kazandırabilir miyiz? Birinci sorum bu.
İkincisi: Yine, bildiğiniz gibi, Türkiye'de yeni bir model olan aile hekimliği yavaş yavaş genişletiliyor. En son on vilayet, sonra daha da genişledi. Manisa da bu projenin içerisine katılmak istiyor. Bu konuda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çerçi.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) - Sayın Bakanım, geçen konuşmamda da belirttim, Malatya Beydağı Devlet Hastanesinde 59 dosyası olan bir başhekimi tekrar atadınız. Bu dosyalar hakkında hiçbir inceleme başlattınız mı, ilgili bir müfettiş gönderdiniz mi? Tüm bunlardan sonra aynı başhekimi tekrar göreve atadınız. Herhangi bir işlem yaptınız mı?
Yine, Pötürge Devlet Hastanesinde, yine burada yaptığım konuşmada, oradaki eczanenin ve başhekimin arasındaki sorundan dolayı başhekimi görevden aldınız. Bu yaptığım ihbar nedeniyle herhangi bir işlem başlattınız mı?
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Sayın Baloğlu…
Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır, Sayın Bakan sorulara yazılı cevap vereceklerdir.
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Yazılı cevap vereceğim, evet.
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 1247 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 11'inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Nurettin Sözen Mehmet Neşşar İdris Sami Tandoğdu
Sivas Denizli Ordu
İzzet Çetin Canan Arıtman Mustafa Özyurt
Kocaeli İzmir Bursa
BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?
MİLLÎ SAVUNMA BAKANI MEHMET VECDİ GÖNÜL (Kocaeli) - Katılmıyoruz efendim.
BAŞKAN - Önergenin gerekçesi üzerinde söz isteyen, Sami Tandoğdu, Ordu Milletvekili.
Buyurun Sayın Tandoğdu.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, biraz evvel Sayın Bakana, sorumu, yarıda kaldığı için burada bitirmek istiyorum.
Biz milletvekilleri bölgemizden gelen hastalarla ilgili, doktor olalım, olmayalım, hakikaten onları hastanelere yetiştirmek, hastanedeki doktor arkadaşlarımıza muayene ettirmek, hastanelere yatırmak bir milletvekili için en zor sorunlardan, en zor problemlerden biridir. Sağ olsunlar doktor arkadaşlarımız, milletvekili olan arkadaşlarımıza gerekli olan toleransları, öncelikleri tanıyorlar, onlara, burada, tüm meslektaşlarımıza teşekkürü bir borç biliyorum.
Şimdi, yalnız, bölgemizde, seksen bir vilayetimizin herhangi bir ilçesinde veyahut da vilayetinde, sorunu çözülemeyen, hastanelerden cevap alamadığımız, tedavi edemedikleri vakalar buraya geliyor. Bunların başında da kanserli vakalar veyahut da spesiyal hastalıklar ağırlıklı oluyor. Bu gelen vatandaşlarımız, Bağ-Kur'lu, SSK'lı ve yeşil kartlı oluyor. Devlet hastanelerinde ve SSK hastanelerinde tedavisi olmayan bu hastalar üniversitelere yatırılmak istendiğinde veyahut üniversiteye tedavi edilmeye götürüldüğünde, maalesef, maalesef, üniversite hastaneleri bu hastaları kabul etmiyor. Tek şartla kabul ediyor, tedavi ücretlerini peşin ödeme koşuluyla.
Arkadaşlar, bu hastalıklar spesiyal hastalıklar oldukları için, özel hastalıklar oldukları için, maliyetleri çok pahalı, ilaçları çok pahalı. Tedavi hizmetlerinin verilebilmesi için, kurum da, bu ilaçları, peşin olarak ödüyor, peşin olarak alıyor. Yani, örneğin, asgari 70 milyar, 80 milyar, 60 milyar -eski parayla söylüyorum- tutan vakalar oluyor. Peki, bu vatandaşlarımız bu parayı nasıl ödeyecek? Üniversitelerin yetkili kollarına, dekanına gittiğimizde, hastane başhekimlerine gittiğimizde, kurumlarına borçlarının ödenmediğini söyledikleri için, kendilerine herhangi bir şeyde, herhangi bir ricada bulunmamız mümkün değil. Bu çıkmazlığı ortadan kaldırmanız lazım.
Sayın Bakanıma -kendisi burada yok. Şu anda Kıbrıs'talar- buradan Kıbrıs'a sesleniyorum, yetkili Müsteşar arkadaşıma söylüyorum, Sayın Vecdi Gönül'e -biraz evvelki konuşmamın başında söylediğim gibi- ciddiyetine ve samimiyetine güvenerek, buradan kendilerine, hassaten bu vatandaşlarımızın ve bizlerin ricasını kabul etmesini istiyorum. Bu sıkıntıdan nasıl kurtulacağız?
Şimdi, çok önemli bir konu daha: Sağlık Bakanlığının, artık, sağlıkta dönüşümle meydana getirmiş olduğu "devrim" sözlerinden yorulduk. "Sağlıkta dönüşüm" diye bir program var. Bu programda, hakikaten, Cumhuriyet Halk Partisinin de programında olan ve benim de, şahsen, doktor olarak, bu Meclis kürsülerinde bunun mücadelesini vereceğimi, seçim kürsülerinden, daha milletvekili olmadan verdiğim sözü Sağlık Bakanı yerine getirdi. Ne yaptı? SSK hastanelerini, devlet hastanelerini bir çatı altında topladı. Kendisini tebrik ediyorum, hakikaten tebrik ettim. Ama, kardeşim bundan başka ne yaptı, çok merak ediyorum.
Lütfen, yani, devamlı, bulgur pilavı gibi, Sağlık Bakanlığının hizmetlerini, SSK'yı, Bağ-Kur'u birleştirdik, SSK'yı, devlet hastanelerini birleştirdik. Yetti, yorulduk artık.
ALİM TUNÇ (Uşak)Çok önemli.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Bu reformu, bu devrimi kabul ediyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun dışında ne yaptınız? Şimdi, sözlerimi istismar etmeyin lütfen. Alkışınıza teşekkür ederim.
Ama, gelgelelim, Sağlık Bakanlığı şurada altmış yedi sayfalık programını okudu. Aşıyla girdi, aşıyla çıkarttı. Kendisi de çocuk uzmanı ya, başka bir şey bilmiyor adamcağız.
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Çocuklar geleceğimizdir.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bir kardiyoloji vakasının ne olduğunu, anjiyonun ne olduğunu, anjiyoda stent takmanın ne olduğunu, ucuz stent ile pahalı stentin ne olduğunu…
ALİM TUNÇ (Uşak)Onu Komisyon Başkanımız biliyor.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Stent takılıyor 200 dolarlık, stent takılıyor 5 bin dolarlık. Peki, vatandaşlar arasındaki bu farkı neyle ölçüyor, neyle ölçülüyor? Ne takıldığı belli değil.
Peki, size bir şey daha söyleyeceğim, lütfen sıkı durun: Sağlık Bakanlığı, üniversite ve devlet hastanelerine 14 Kasım 2006 tarihinde bir genelge gönderiyor. Bu genelgede diyor ki: "Yurt dışından getirilerek gerek ülkemizde bulunan ilaçların prospektüsünde yazılı olan konuların dışında ilaçların kullanılması yasaktır." Çok yanlış bir uygulamayı uyguladığını burada görüyoruz ve bu konunun altındaki neyin aradığını, nereye menfaat sağladığını da çok merak ediyorum.
Türkiye'de "Altuzan" adıyla bilinen bir ilaç, yani, makula bozukluklarını, gözdeki "sarı nokta" hastalığı dediğimiz bu hastalıkta kullanılan bu…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tandoğdu, lütfen toparlayın.
İ.SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen bunu bitirene kadar izinlerinizi, müsaadelerinizi bekliyorum.
BAŞKAN - İki dakika süre veriyorum Sayın Tandoğdu, bu süre içerisinde tamamlayın.
Buyurun.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, bu ilaç, aslında kalın bağırsak kanserinde kullanılan bir ilaç. Amerika'da ve Avrupa'daki hastanelerde profesörler, oradaki yayınlarda, tıbbi yayınlarda bu ilacın göz hastalığına, yani sarı nokta hastalığına da iyi geldiğini tespit etmişler ve kullanıyorlar. Bu ilacın maliyeti 50 milyon lira. Bütün üniversitelere ve bütün hastanelere, 14 Kasım 2006 tarihinde, bu eş değer ilacın kullanılmamasıyla ilgili bir genelge gönderildi, özel izne tabi olduğu söylendi. Ha, bunun yerine ne kullanacaksınız? İki tane, ismini vermeme gerek yok, iki firmanın iki ilacını kullanacaksınız diyor, bunun haricinde bu ilacı yazamazsınız diyor. Peki, bu ilaçlar kaç lira? Kaç lira biliyor musunuz arkadaşlar? Bir ilaç 1,5 milyar lira. Peki, Türkiye'deki sarfiyatı ne? Bir yıllık sarfiyatı 2,5 milyar dolar.
Sevgili arkadaşlarım, Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu hizmetlerin dışında, yayınlamış olduğu genelgelerde memlekete sokmuş olduğu, Türkiye bütçesine sokmuş olduğu zararı hesap etmeniz lazım. "Benim Sağlık Bakanım en iyisidir" diyerek, devamlı olarak Sağlık Bakanını tanımıyorsunuz, hizmetlerini bilmiyorsunuz, bilmediğiniz için, sadece onun ağzından dinlediğiniz için onu haklı görüyorsunuz. Şu ana kadar yapmış olduğu hizmetlerde bir tane devrimi var: O da, SSK ile devlet hastanelerini birleştirmesidir. Onun dışında yapmış olduğu bütün hizmetler eksik ve yanlıştır.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Ama siz ona da karşı çıkmıştınız!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Şimdi, "bu yasalar çıkarken sivil toplum kuruluşlarından görüş aldım" diyor. Bütün arkadaşlarımız, bütün sivil toplum kuruluşları hakikaten görüşlerini bildirdiler ve bana da geldiler. Bu kanunlarda, bu çıkarılan kanunlarda bu görüşlere bir satır yer verilmemiş. Nasıl bir ön görüş alma, nasıl bir görüş alma? Bunu değerlendirmemiz mümkün değil. Kendi okuyor, kendi yazıyor, hiçbir zaman muhalefetin sözüne ve muhalefetin içerisinde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.
Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Tandoğdu.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Karar yeter sayısı…
BAŞKAN - Arayacağım Sayın Anadol.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.
Sayın Komisyon Başkanının söz talebi vardır.
Buyurun Sayın Başkan.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Sayın Başkanım "genel bütçeden" ibaresinin "merkezî yönetim bütçesinden" olarak değiştirilmesini arz ederim efendim.
BAŞKAN - Not alınmıştır Sayın Başkan.
Düzeltilmiş hâliyle maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
11'inci maddeyi 12'nci madde olarak okutuyorum:
MADDE 12- 10/7/2003 tarihli ve 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere, "Ancak, sözleşmeli personel pozisyonlarının bulunduğu hizmet birimlerinin, birleşme, nitelik değiştirme veya isim değiştirme gibi nedenlerle değişikliğe uğraması halinde bu değişiklikler, il içinde olması kaydıyla, yılda en fazla iki kez Bakanlar Kurulu Kararı aranmaksızın Maliye Bakanlığı vizesiyle yapılabilir." cümlesi eklenmiş ve dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi "Ancak sözleşmeli personel; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzeri afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş hali ile yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim çalışmaları esnasında, tabip ve hemşireler diyaliz eğitimi amacıyla en fazla bir defa ve toplam üç ayı geçmemek üzere ve bu sürenin dört katı mecburi hizmet yükümlüsü olarak çalışmayı taahhüt etmek kaydıyla, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilir." şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 12'nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, yine bu -daha evvel- 4924 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle, 2003 yılında Mecliste yapılan bir değişiklikle, Sağlık Bakanlığı personelini, bir bakıma, 20'lik çiviyle, gittiği yere çakmaya çalıştığımız bir maddeydi. Şimdi onun üzerinde birtakım değişiklikler yapılıyor ama, o değişikliklere geçmeden önce, ben, bir konuya açıklık getirmek istiyorum.
Biraz evvel, konuşmacı arkadaşım Sayın Tandoğdu, bir dil sürçmesi olsa gerek, hastanelerin birleştirilmesine ilişkin söylediği cümleyi alkışlarla karşıladınız. Bir mahcubiyetin ifadesi, bir mahcupluğun, bir ezilmişliğin ifadesi, yansıması idi alkışlarınız. Çünkü, hastanelerin birleştirilmesi politikası ayrı bir şey, Anayasa'mızın 56'ncı maddesinde yazılı olan, hastanelerin tek elden yönetilmesi politikası farklı bir şey.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aranızda anlaşın.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Sayın Kacır dinle, dinle. Ben sana izah edeceğim, dinle.
Kaldı ki, eğer hastanelerin birleştirilmesi politikası doğru bir politika olsa, bir kere, Bakanlar Kurulu içerisinde bir ittifak olurdu. Çalışma Bakanı, dokuz sayfalık bir mektupla, bunun ne kadar yanlış olduğunu Başbakana yazmaz, bunun Dünya Bankasıyla imzalanan ikinci faz kredi anlaşması sonucunda Hükûmetinize dayatılan bir dayatma sonucunda gerçekleştirildiğini yazılı metin hâline getirmez idi. Bunu sizlere bir hatırlatmayı görev bildim.
İkinci konu, yine bu konuda değerli arkadaşlarım, gerçekten, belki de AKP hükûmetlerinin en insafsız, en acımasız yaklaştığı konu, çalışanlara yönelik tutumunuz. Bir yandan, Mecliste sayıları 1.000'in üzerinde, Mecliste, Büyük Millet Meclisinde bile sayıları 1.000'i bulan, 1.000'i aşan ve toplamda 15-20 bini bulan 4/C'likler, diğer taraftan, yine, 657 Sayılı Yasa'nın içerisinde 4/B'ye göre çalışanlar var iken, şimdi bu kanunla 4924 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesinde değişiklik öngörüyorsunuz. Bu değişikliğin neler ihtiva ettiğini size hatırlatmak istiyorum.
Bakınız, 2003 yılında, 3'üncü maddede, ilk paragrafında dedik ki: "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, Maliye Bakanlığı tarafından vize edilmiş pozisyonlarda bakan onayıyla sözleşmeli personel istihdam edebilir." Yani, diğer sözleşmelilikten farklı, 657 4/B'den farklı, 657 4/C'den farklı, Sağlık Bakanlığı personeli için özel bir sözleşmelilik. Devam ediyor: "Sözleşmeli personel sayısı hizmete duyulan ihtiyaçtaki değişmeler dikkate alınarak yılda bir kez olmak kaydıyla, Devlet Personel Başkanlığı ile Maliye Bakanlığının görüşü ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca yeniden belirlenebilir." Devam ediyoruz, her tarafını okumayacağım elbette, çok uzun bir madde, burası çok önemli: "Maliye Bakanlığı tarafından birimler itibarıyla vize edilmiş pozisyonlarda istihdam edilecek personel; pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde sürekli olarak görevlendirilemez ve çalıştırılamaz."
Şimdi, burada istisna hüküm koymuşuz, yeni hüküm: "Ancak sözleşmeli personel; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, çığ ve benzer afetler, sıkıyönetim, olağanüstü hâl, seferberlik ve savaş hâli ile yılda bir ayı geçmeyen hizmet içi eğitim çalışmaları esnasında, tabip ve hemşireler diyaliz eğitimi amacıyla en fazla bir defa ve toplam üç ayı geçmemek üzere ve bu sürenin dört katı mecburi hizmet yükümlüsü olarak çalışmayı taahhüt etmek kaydıyla, pozisyonunun tahsis edildiği yer dışındaki birimlerde geçici olarak görevlendirilebilir."
Değerli arkadaşlarım, bu, bir kere, her şeyden önce kabul edilemez bir öneri. Tabip ve hemşirelerin hem tıbben kendilerini geliştirmelerine, bilimsel olarak kendilerini yetiştirmelerine engel bir düzenleme hem Anayasa'nın pek çok hükmüne aykırı bir düzenleme. Maddenin özü de Anayasa'ya aykırı.
Değerli arkadaşlar, bizim Anayasa'mız 10'uncu maddesinde: "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." der.
Yine, aynı 10'uncu maddenin son fıkrasında: "Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." diyor.
Anayasa'mızın 41'inci maddesi, ailenin korunmasına ilişkin: "Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar."
Yine 55'inci maddesi: "Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri için gerekeni yapar." diyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, biraz evvel de söyledim, 2003 yılında çıkardığımız bu Yasa ile devlet memurlarını, özellikle Sağlık Bakanlığı çalışanlarını mecburi bıraktık. Nerede? Önce, doğu ve güneydoğu illerinde eleman bulunamıyor, sağlık personeli gönderemiyoruz diyerek bir aczinizi ortaya koydunuz, şimdi, oraya giden personel, evlilik dâhil -ailelerin korunmasını bir kenara bırakıyorsunuz- hiçbir şekilde tayin edilemiyor.
Değerli arkadaşlar, bakınız, 2003 yılında bunu yaptıktan sonra, 2004 yılında 11 bin, 2005 yılında 4 bin, toplamda 15 bin yardımcı sağlık personeli, söylediğim statüde istihdam ediyorsunuz.
Şimdi, bu personel, çok açıkça sizlere de pek çok mektup gönderiyor. Elimizde dünya kadar mektup var. Diyorlar ki… Mesela, burada, bir tanesinden çok kısa bir bölüm okuyacağım: "Sayın vekilim, bizler 12/1/2004 tarihinde 4924'e ve 657'ye tabi sözleşmeli personel olarak göreve başladık. O tarihten bu yana eşinden ayrı yaşayan personel sayısı giderek artmıştır. Sağlık Bakanlığı, bu bağlamda personelinin aile bütünlüğünü bozmuştur. Ayrıca, bu personel gittikleri birçok yerde 'siz sözleşmelisiniz' diyerek hor görülmüş ve her zaman ezilmiştir. Bizler sınava girdik ve kazandık. Bakanlık bize kalkıp da demedi ki, sözleşmeli olun, ister kadrolu. Üç kuruş fazla para veriyorum size diyene kadar alsın verdiği parayı." diyor.
Değerli arkadaşlarım, bir başka mektup, yine "4924 sayılı Kanun'la sözleşmeli sağlık elemanı olarak çalışmaktayım. Ülke imkânları göz önünde bulundurulduğunda karşımıza çıkan iş imkânını değerlendirdik. Fakat, zaman içerisinde, çalışanı insan gibi çalıştırmaktan ziyade, köle gibi çalıştırma, kadrolunun gitmediği yerde kelime oyunuyla 657 ile aynı parayla çalıştırma, özlük haklarını iyileştirmekten ziyade kötüleştirme gibi gayrihukuki gelişmelerin farkına vardık. Kısacası, insan gibi muamele görmek ve 657'nin haklarına sahip olmak için kadro istiyoruz." diyor.
Şimdi, siz, bu da yetmiyor, yeni bir düzenleme getiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, ülkemizde -gerçekten büyük bir coğrafya- 72 milyon nüfusumuz var. 2 milyon 700 bin civarında memurumuz var, kamu çalışanımız var.
Şimdi, bizim mevcut sistemimizde, çalışanların hangilerinin memur… Yani, devletin asıl işlerini yapan kamu görevlisidir diye memuru tanımlamışız. 4/B'de sözleşmeli personeli, istisna çalıştırma biçimi olarak, temininde güçlük çekilen personeli sözleşmeli yapabilecek diye düzenleme getirmişiz. Geçici personelimiz var, bir de işçilerimiz var.
Şimdi, siz, üç yıldan bu yana "kamu personel reformu yapacağız. Personel rejimi yasasını çıkaracağız" dediniz. Kamu Yönetimi Temel Kanunu diye bildiğimiz Kanun'un görüşmelerinden sonra, hemen getirecektiniz, hâlâ getireceksiniz. Çünkü, bu konuda doğru yapmadığınızı siz de biliyorsunuz. Size bunlar dayatılıyor.
Bakın, değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletlerde, Dünya Bankasında, Asya Kalkınma Bankasında danışman olarak çalışmış, Cambridge Üniversitesinde ekonomist Ha Joon Chaang bir makalesinde diyor ki: "Çok açıkça bu geleneksel görüşün aksine tarihî gerçek şudur ki, zengin ülkeler, şimdilerde gelişmekte olan ülkelere dayattıkları politikaları uygulayarak kalkınmadılar." Aklınızın kafasına koyunuz. Size dayatılan politikalar, sizin Meclis gündemine getirdiğiniz politikaları size dayatanlar, kendi ülkesinde hiçbir zaman uygulamadılar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Çetin, lütfen toparlayın.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Aklınızı başınıza alınız. Sizden sonra gelen iktidarların işini zorlaştırmayın, ülkenin çalışanını devletine küstürmeyin. Devlet içerisindeki çalışanları, 657 4/B'lileri bile Çalışma Bakanlığında ayrı, Millî Eğitim Bakanlığında ayrı, başka bakanlıkta ayrı, Maliye Bakanı vize vermezse ya da, işte, kurs, deprem, yangın, sel olsa bile, eş durumu, çocukları hasta olsa bile tayin edilemez diye, birisini cezalandırma amaçlı Edirne'de, diğerini Hakkâri'de görevlendirip, intikam alma duygusuyla, personeli devlete küstürmeyin.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Sağlık Bakanlığı personeline, diğer bakanlıklardaki personelden daha çok itimat göstermek gerekir. Bir atasözü var: "Hâkim ile hekimin işine karışılmaz." Ama, siz, hâkimleri de, hekimleri de, bu devlete ve görevlerine küstürüyorsunuz. Yapmayın! Devlete yazık, millete yazık. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu düzenleme Anayasa'ya aykırı bir düzenleme. Elbette, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu değerlendireceğiz, belki Anayasa Mahkemesine götüreceğiz, belki yine iptal edilecek. Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı doğuda, güneydoğuda, batıda, yurdun dört bir yanında personel istihdam edebiliyor da, eğer Sağlık Bakanlığı acz içerisine düşmüşse, o bakanlığı terk etsin, bu kuralları uygulayabilecek bir bakan gelsin. (CHP sıralarından alkışlar) Bir bakan gelsin, onu düzgünce yapsın. Bu, yapılabilir bir iş. Yani, seksen yıllık cumhuriyetimizde bu yapılmış bugüne kadar, bu Sağlık Bakanına kadar, ama, bugün olmuyor, yapılamıyor, acze düşülmüş, çiviyle, zapturapt altına almak gibi, sağlık personelini bağlamaya çalışıyorsunuz. Bu ayıp da size yeter.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Madde üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Dursun Akdemir, Iğdır Milletvekili. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA DURSUN AKDEMİR (Iğdır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1247 sıra sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 13'üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Anavatan Partisi Grubu adına yüce Meclisi ve siz değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, üçüncü hafta içerisindedir, bu kanunu görüşüyoruz. Gerçekten sağlığın emektar elemanı olup da aramızda olan milletvekili arkadaşlarım, hemen hemen hem muhalefet hem iktidar milletvekilleri sağlığın sorunlarını buraya taşıdılar ve çözülmesi gereken sorunların olduğunu hepimiz kabul ediyoruz, ama, maalesef, aradan geçen dört yıla rağmen -beşinci yılın içerisindeyiz- tüm iddialara rağmen sağlıkta kötülükler, olumsuzluklar, yetersizlikler devam edip duruyor. Türkiye'nin sağlık sistemini düzeltmek iddiasıyla ortaya getirilen kanunların bir kısmı Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi, bir kısmı da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi, burada karşımızda duruyor.
Geçen haftaki konuşmamda eğitim hastanelerindeki şef ve şef yardımcılarının atanması konusunda doçent ve profesörlerin sınavsız atanmasını olumlu bulmuş, uzman hekimlerin de belli bir sınavdan geçtikten sonra bu atamanın yapılmasının demokrasi adına, eşitlik ilkesi adına uygun olduğunu söylemiştim. Ancak, orada bir şey belirtmiştim: Bir jüri tarafından bu profesör ve doçentlerin atanmasında, daha önce getirilen yönetmeliklerle atanarak, hakkı olan ya da olmayanın, sadece Bakanın ya da Bakanlığın görevlilerinin yetkisinde bırakılmış olmasının getirmiş olduğu haksızlıklar olduğunu beyan etmek istiyorum.
Bir örnek vereceğim: Başhekimlik yaptığım hastanede -isim de vermek istiyorum- göz kliniğinde doçent olduğu hâlde ve -Türkiye'de retina konusunda- şu anda basında çok önemli yazarların gözünü tedavi ettiği hâlde klinik şefliğine atanmamış, ama başka bir üniversiteden bir öğretim üyesi oraya atanmıştı. İdare mahkemesine vermiş durumda olan bu göz klinik şefi adayı -Okmeydanı Hastanesi, isim de, yer de vermek istiyorum- on beş yıl orada klinik şef yardımcılığı yaptığı hâlde bu makama uygun görülmemiş, vermiş olduğu idare mahkemenin sonuçlarının olumlu çıkacağı belli olduğu için o kadroya atanan öğretim üyesi, kendisi, geri gitmek durumunda kalmıştı. İşte, bu kanun çıktığında, o zaman ben Sayın Bakanıma sormuştum -şu anda burada yok- acaba hangi kriterle buraya atama yapacaksınız diye sormuş ve bir cevap alamamıştım. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanımız da aynı gerekçeyle bu kanunu geriye gönderdi.
Şimdi, güzel, bir jüri tarafından atanması isteniyor. Jürinin 3 tanesi Sağlık Bakanlığının eğitim hastanesi klinik şeflerinden olacak, 2 tanesi de üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek. Bunlar nasıl seçilecek acaba? Belli noktalarda isim belirlenerek mi seçilecek, yoksa belli kurallar dâhilinde ya da kura usulüyle ya da merkezî bir sistemle yapılacak, bilimsel kriterler ortaya konacak kişiler, öğretim üyeleri arasından mı seçilecek? Ben, şimdi, iktidar mensubu arkadaşlara soruyorum: Demin verdiğim örnekten yola çıkarak, elinizi vicdanınıza koyarsanız, benden yana olan, benim düşündüğüm jüri üyesini ben seçmeyecek miyim bakan olarak? Soruyorum, Bakanımız burada olsaydı cevap verecekti, ama komisyon başkanından sormak durumundayım, Sayın Millî Savunma Bakanımdan da sorayım. İktidar, tabii, kendisine yakın olanı seçmek durumunda kalacak. Öyle bir jüri seçilsin ki iktidar değiştiği hâlde o jürinin kararını etkileyecek bir makam ve merci olmasın. Arzu ettiğimiz, burada, hakkın, hukukun, adaletin tam tecelli etmiş olmasıdır. Ama, maalesef, olumlu bir hareket olmasına rağmen tekrar olumsuzlukla sonuçlanacak ve zaten Anayasa'nın 130'uncu, 131'inci ve 11'inci maddesine aykırı olduğu için bu getirilen yasanın tüm maddeleri, Anayasa Mahkemesi tarafından tekrar iptal edilecek. Yanlışta ısrar etmenin anlamı yok.
O zaman, gelin, Anayasa'daki maddeleri de uygun şekilde değiştirelim, bu sefer, eğitimde önemli rol oynayan ve Türkiye'de eğitim kurumlarının gelişmesini sağlayan üniversitelere de yetki verelim, üniversitelerle Sağlık Bakanlığı ortaklaşa bu atamayı gerçekleştirsin, Anayasa'ya da uygunluğu düşsün ve getirdiğiniz kanunlar sürüncemede kalmasın; bu milletin dar gelirleriyle kurulmuş olan bu yüce Meclisin mesaisi boşuna harcanmasın, Cumhurbaşkanlığı makamının mesaisi ve Anayasa Mahkemesinin mesaisi lüzumsuz yere harcanmış olmasın.
Dolayısıyla, bunu da getirmeyeceğinizi biliyorum, ama söylemek bizim görevimiz, kayıtlara geçirmek bizim görevimiz. Yarın, gene haklı çıktığımızda, alnımız açık bu kürsüye gelip diyelim ki, biz söyledik yapmadınız, işte eksiğiniz budur, işte iktidar olarak sadece benim söylediğim doğrudur, diyerek iddia etmenizin demokrasiyle ve hukukla bağdaşır yanı olmadığını anlamış olun.
Değerli arkadaşlarım, tabii, burada ben bir klinik şefliği yapmış, başhekimlik yapmış birisi olarak, bu klinik şef atamalarının kişinin inisiyatifine bağlı olduğunun benim üzerimde uygulandığını örnek vererek bu yasanın bu şekilde uygulanmasının yapılmamasını arzu ediyorum ve yüce millete buradan haykırmak istiyorum. Ben bir hastanenin başhekimiydim, üniversiteden görevlendirme olarak hastane başhekimliğini yaparken klinik şefliğine profesörlerin atanması Bakan yetkisiyle olduğu için ben de müracaat ettim, ben atanmadım o kadroya; ancak, ben, hukukta hakkımı aradım, idare mahkemesine gittim, idare mahkemesi kanalıyla, örneği olduğu için mahkeme karar verdi ve ben, klinik şefliğine atandım. İşte, buradan, üzerimde yapılan bir haksızlığın bundan sonra başka insanlara yapılmamasını örnek alasınız diye ben örnek vermek istiyorum.
Sayın Bakanı tanıyorum, çalışkandır, doğrudur, dürüstlüğünden şüphem yok, ama, uygulamada, kendinden yana olmayan birine de fırsat vermeyeceğini de biliyoruz.
TUNCAY ERCENK (Antalya) - Savunma Bakanını mı söylüyorsunuz?
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Efendim, Sağlık Bakanı diyorum. Tabii, tutanaklara geçti, kendisi okuyacaklardır. Kendisini takdir ederim. Takdir etmem, onun yanlış bir şeyler yapmayacağı anlamına gelmez.
Maalesef, taraflı davranmak, bu iktidarın da -geçmiş iktidarlarda yapıldığı gibi- en önemli meziyetlerinden birisidir. Eğer ülkede haksızlık ve hukuksuzluğun ortadan kalkmasını istiyorsak, sayınız ne olursa olsun çoğunluğunuz ne olursa olsun, hukuka ve adalete uymak, hukukun gerektirdiği çerçeve içerisinde ve hakkın da doğru sonuçlar verecek şekilde, galebe çalacak şekilde verilmesini sağlayacak bir iktidara yürütürseniz, o zaman, gerçekten, haklı bir iş yaptınız diyecek olur bu millet. Ama, görüyorum ki, yanlışta ısrar ediyorsunuz. Bu yanlışta ısrar etmenin gelecekte yeni yanlışlar getireceğinin farkında olmanızı… İçinden geldiğim kesimin sıkıntılarını iyi bilerek söylüyorum ki, doktorluk mesleğinin kutsal bir meslek olduğunu, burada oturan hepinizin doktora ihtiyacı olduğunu ve gittiğinde doktorların ne kadar fedakârca çalıştığını gördüğünüzü biliyorum ve elinizi vicdanınıza koyarsanız, bu meslektaşlarımızın hakkını, ayrıca, vasıfsız diye saydığınız sağlıkta yardımcı sağlık personelinin de ne kadar fedakârca çalıştığını biliyorsunuz. Ama, sağlıkta, temizlik şirketinde çalıştırarak sağlık elemanı olarak değerlendirmek -hangi hukukta- Avrupa Birliğine giderken, Avrupa Birliği ülkelerinde var mıdır? Vasıfsız bir personel olarak alınıyor, sosyal haklar tanınmadan, bir hemşireyi temizlik şirketinden çalıştırarak, tekrar, hemşire olarak değerlendiriyorsunuz. Bu, insan haklarının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Akdemir.
DURSUN AKDEMİR (Devamla) - Söylenecek çok şey var.
Ben, biraz önce konuştuğum madde üzerinde bir nokta yerinden kaldırılarak iki virgülle o maddenin düzeltileceğini işaret ettim. Bana, bir önergeyle bu maddenin değiştirilip düzeltileceğini söyledi komisyon. Dolayısıyla, bir noktayla anlamı değiştirilecek kadar kanun hazırlarken dikkatsiz davranılmasını da, bir çalışmada eksiklik olarak beyan etmek istiyor ve 13'üncü maddenin benim de işaret ettiğim şeklinde düzeltilmesini arz ediyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Akdemir.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Kerim Yıldız, Ağrı Milletvekili.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 12'nci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AK Parti döneminde ciddi reformlar yapıldı. AK Parti Hükûmeti döneminde, sağlık hizmetlerinde norm ve standart birliği sağlanırken vatandaşların aldığı sağlık hizmetlerindeki adaletsiz uygulamalara son verildi. Bir yandan yeşil kartlı vatandaşlarımızın ayakta tedavilerinde reçete bedelleri, ortez, protez ve gözlük gibi sağlık giderleri karşılanırken diğer taraftan SSK'lıların ilaç kuyruğu çilesine son verildi. Özel sağlık kurumları sistemin içine çekilerek sağlık alanında ülke kaynaklarının daha verimli kullanılması sağlandı. Kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı çatısı altında birleştirildi. Hastanelerde başlatılan performansa dayalı ek ödeme uygulamasıyla personel motivasyonu ve verimlilikte iyileşmeler sağlandı. Modern ve verimli bir sağlık hizmeti sunumunu sağlayacak aile hekimliği uygulamaları başlatıldı.
Sağlık alanında yaptığımız hizmetleri en bariz şekilde ortaya koyabilmek için, 2002 ve 2006 yılları arasını kapsayan bazı bilgileri karşılaştırarak vermek istiyorum.
Ülkemizde, 2002 yılında, 481 acil 112 istasyonu varken, bugün, bu sayı 1.175'e çıkmıştır. Acil 112 istasyonlarındaki ambulans sayısı 618'den 1.471'e; sağlık ocaklarında muayene oda sayısı 6.300'den, 13.500'e; sağlık ocaklarında yapılan muayene sayısı 65 milyondan, 115 milyona; Türkiye'de aşılama oranı yüzde 78'den, yüzde 93'e çıkmıştır. Sağlık ocaklarından hastanelere sevk oranı yüzde 20'den, yüzde 9'a düşmüştür. Bu, sağlık ocaklarının altyapısı ve insan kaynakları güçlendirilerek sağlanmıştır. Hastanelerde ise muayene oda sayısı 6.700'den, 16.500'e; hastanelerde yapılan muayene sayısı 110 milyondan, 195 milyona çıkmıştır. Muayene sayısı arttığı hâlde hekim başına düşen hasta sayısında yüzde 25'lik azalma olmuştur. Ayrıca, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde, 2002 yılında 4 bin pratisyen hekim görev yaparken, bugün bu sayı 5 bine çıkmıştır. Aynı bölgede, 2002'de 1.800 uzman hekim görev yaparken, bugün, bu sayı 3 bini aşmış durumdadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık hizmetleri bakımından 2002'de oldukça geri durumda olan seçim bölgem Ağrı ilinde de önemli gelişmeler olmuştur. 2002 yılında ambulans sayısı 7 iken, bugün 33 normal ambulans, 3 tane 4x4 kar üstü paletli ambulans olmak üzere 36 ambulans faal olarak hizmet vermektedir.
CANAN ARITMAN (İzmir) - Şoförü yok, çalışmıyor.
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - İlimizde uzman hekim sayısı 39 iken, bugün 87'ye çıkmıştır. Pratisyen hekim sayısı 52'den 174'e, sağlık ocaklarında muayene sayısı 176 binden 368 bine çıkmıştır. Aşılama oranı yüzde 58'den yüzde 83'e…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Bakan aşı işinden iyi anlıyor(!)
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - …hastanelerde yapılan muayene sayısı 394 binden 1 milyon 23 bine çıkmıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Evet, Sağlıkta Dönüşüm Programı hakikaten bir reform ve bir devrim.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Olduğu yerde dönüyor.
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - Az önce Sayın Hocamız Sami Tandoğdu güzel bir şey söyledi: "Evet, Sağlıkta Dönüşüm Programı bir reform ve bir devrimdir. Bunu kabul ediyoruz." dediler. Kendisine teşekkür ediyorum ve bu çalışmalarımız, reformla ilgili çalışmalarımız aynı hızla devam edecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Benim sözlerimi yanlış anlamışsın.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldız.
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - Sözlerime son verirken, bu kanunun ülkemize ve sağlık çalışanlarına hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Agâh Kafkas, Çorum Milletvekili.
Buyurun Sayın Kafkas.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Sayın Başkan, sayın arkadaşın benim üzerimdeki konuşmasını düzeltmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Kafkas, bir saniye…
Buyurun Sayın Tandoğdu.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Teşekkürümü ve konuşmamı yanlış anladığı ve saptırdığı için, bu konuda açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN - Lütfen oturur musunuz Sayın Tandoğdu.
Buyurun Sayın Kafkas.
AGÂH KAFKAS (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve bu kısa süreyi, birkaç konunun altını çizerek tamamlamak istiyorum.
Birincisi: Sanki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalar görüşülürken, kanunlar görüşülürken, bugüne kadarki Meclis teamülleri içerisinde, bütün yasalar görüşülürken ilgili bakanlar bulunmuş. Bu, temel teamüldür ve her zaman da bakanlar bu konuda özen göstermektedir.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - Kaçtı, kaçtı! İki haftadır yok, kaçtı!
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Ancak, devlette bir devamlılık vardır, devlette bir devamlılık vardır.
MEHMET UĞUR NEŞŞAR (Denizli) - İki haftadır yok! İki haftadır yok!
AGÂH KAFKAS (Devamla) - Sayın Bakan, geçen hafta, Yunanistan'da bir resmî toplantıya gitmiştir, mecburdur, uluslararası ilişkiler… Buradaki herhangi bir bakanımız vekâlet edebilir. Bugün de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, daha önce iki defa ertelediği ve artık orada programlar yapılmış, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde sağlık hizmetlerine verilecek desteklerin düzenlenmesiyle ilgili bir resmî ziyareti…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 14 Şubat 2007
