Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)
Genel Kurul, 63. Birleşim · 5. yasama yılı · 14 Şubat 2007 · 2.758 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma
Kaynak göster
Alim Tunç (AK Parti), 14 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU, SAĞLIK PERSONELİNİN TAZMİNAT VE ÇALIŞMA ESASLARINA DAİR (S.S.1247)); konuşma 2.758 kelime.
Alim Tunç (AK Parti, Uşak). “Sağlık hizmetleri temel kanunu, sağlık personelinin tazminat ve çalışma esaslarına dair (s.s.1247)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 14 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/alim-tunc-22-2007-02-14-saglik-hizmetleri-temel-kanunu-saglik-personelinin-tazminat-ve-calism (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİM TUNÇ (Uşak)Sen konuyu bilmiyorsun ki, ne konuşuyorsun?
İZZET ÇETİN (Devamla) - Yani, bizim Gölcük Tersanesinde kalite kontrol ve kalibrasyon atölyeleri vardır.
SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI CEVDET ERDÖL (Trabzon) - Benim konuştuğum atölye değil ki!
İZZET ÇETİN (Devamla) - Orada radyasyon odası vardır. Radyasyona tabi olan çalışanlar yılda birkaç kez kontrole giderler ve o oda kurşunla izole edilmiştir, sıvanmıştır. Oradaki insanların hemen hemen tamamı radyasyona maruz kalan işlerde çalıştıkları için daha itibari hizmetten yararlanırlar. Dünyada pek çok ülkede de, radyasyona ve bu tip radyoaktif ışınlara tabi çalışanlar erken emekli edilirler ve onlar, o tür çalışanlar, çalıştıkları sürenin dışında başka hiçbir işte çalıştırılamazlar. Dünya Sağlık Örgütünün de düzenlemeleri bu yönde iken, biz, burada, bu tür çalışma sürelerini uzatarak, bir bakıma da bir sağlıkçı olarak Sayın Erdöl de Sayın Bakanın suç ortaklığına iştirak etmiş oluyor.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten, son aylarda, birçok tıp fakültesi dekanı veya hastane başhekimlerinin de ayrıntılarıyla açıkladığı ve birçok gazetede çıkan haberlere göre, hemen herkesin, hepimizin de bildiği gibi, üniversite hastanelerinin hepsi halkın bilimsel ve insancıl, yani güvenli sağlık hizmeti almasının yanında bu hastanelerin temel amaçlarından olan öğrenci ve asistan eğitimini de olumsuz etkileyen bir mali krizin içine sürüklendiler. Şimdi, bu krize çözüm bulabilmek için, gerçeklerin iyi niyetle bu madde içinde tartışılması, anlaşılması gerekir. Neden üniversite hastanelerimiz çökertildi? Niçin üniversite hastanelerimizde personel eksikliği, taşerona ihale edilen birtakım hizmetleri ihale yöntemiyle alan müteahhitlerden karşılanıyor? Yardımcı sağlık personeli yanında, sekreterlik hizmetleri de, diğer hastane personeli de taşeron firmaların işçileri içerisinden seçilmeye mecbur bırakılıyor. Bu konu gerçekten irdelendiğinde görülecektir ki, AKP İktidarı döneminde, üniversite hastanelerindeki mali kriz, bu hastanelerin kötü yönetilmesinden değil, siyasal iktidarın, üniversitelerle ve özellikle de üniversite hastaneleriyle hasmane tutumundan kaynaklanan bir dayatma sonucundadır; bunu herkes görüyor.
Üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma amacıyla kurulmuş, bu temel görevlerin yanı sıra, yüksek nitelikli, yani üçüncü basamak sağlık hizmeti veren kuruluşlardır. Bu hastaneler, hem birinci ve ikinci basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda çözümlenemeyen komplike sorunları halleden, dolayısıyla daha yüksek maliyetli sağlık hizmeti üreten, hem de bu hizmeti herkesin güvenli alabilmesini garanti eden kuruluşlardır. Özel hastaneciliği teşvik etmenize rağmen, özel hastanelerle kamu sağlık kuruluşlarını, özellikle üniversite hastanelerini eşit tutmamanıza rağmen Hükûmet olarak, üniversite hastanelerimiz, hâlâ halkımızın birinci derecede tercih ettiği sağlık kuruluşları olmaya devam etmektedir; ama, bunun yanında, görüldüğü gibi, yani bakılacak olursa, bu hastaneler büyük bir kıskaç altında. Örnek olarak veriyorum, bizim Kocaeli Üniversitesi Hastanemizde -kendi seçim bölgemde- hemen hemen bütün üniversite hastanelerde olduğu gibi, önce reçetelerden yüzde 15 kesiliyor, arkasından yüzde 5 araştırma fonu kesiliyor, bu da yetmiyor, yıl sonunda yüzde 1 oranında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu için kesinti yapılıyor. Sadece bu yüzde 1'lik kesintiyi düşünecek olursanız, yani vergi olarak kabul edecek olsanız, Kocaeli Üniversitesi Hastanesi yılda 16 trilyon vergi ödeyen, belki de, Kocaeli'deki en büyük kurumlardan biri konumuna gelecek. Yani, hastanelerin yükü artarken, yayımlanan genelgelerle bir de ek yükler biniyor. Yani, bu hastanelerde, öğretim üyeleri ve asistanlar dışında bütün personel ihtiyaçlarını döner sermayeden karşılıyorlar. Tıp fakültesi yatırım bütçesinin kaldırılması, asistanların nöbet ücretlerinin döner sermayeden ödetilmesi gibi ek yükler de düşünülecek olursa, üniversite hastanelerini elbette genel bütçeden finanse etmek bir zorunluluk hâline geliyor. Değerli arkadaşlarım, bu da yetmiyor, ne yapıyor Sağlık Bakanlığı: Yayımladığı bir genelgeyle bazı hastanelerin bütçe uygulama talimatıyla uygun olarak aldıkları birtakım hizmetlerin bedellerini düşürüyor. Örneğin, bütçe uygulama talimatı fiyatlarının son iki yılda devamlı bir şekilde düşürüldüğüne… Açlık kan şekeri 2 YTL'den 1,1 YTL'ye, hemogram tetkiki 15 YTL'den 3,3 YTL'ye düşürülerek hastane gelirleri de bastırılıyor ve dolayısıyla, hastaneler hizmet üretemez konuma getirilmek suretiyle özel hastanecilik teşvik ediliyor.
Bir başka acı nokta, değerli arkadaşlarım, bu hastanelerimiz hizmet sunumlarından dolayı, hizmet vermelerinin karşılığı kendilerine gelen faturalar, eğer sigortalıysa, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi ise, Sosyal Sigortalar Kurumu da oraya bir komisyon kurmuş, "sen bunu yüksek tutmuşsundur" diye kendi kurumuna, yani, Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde kurumlar birbirine güvenmiyor, bir kurumun kesmiş olduğu bir faturaya diğer bir kurum komisyonla otomatik indirim uyguluyor. Bu indirimle de, sadece Kocaeli Üniversitesinin şu anda alacağı para miktarı 4,8 trilyon. Aynı şekilde, bir başka üniversite hastanemizin bu tarz kesintileri toplamı 16 trilyon. Ayrıca, bunların sundukları hizmetlerin bedelleri kırk beş gün gecikmeli ödenirken, özel hastanelere peyderpey, peşin olarak ödeniyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İZZET ÇETİN (Devamla) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Sayın Çetin, buyurun.
İZZET ÇETİN (Devamla) - Bu da yeterli olmuyor, ayrıca, demin söylediğim yüzde 15 komisyon kesintisi, yani, üniversite hastanelerinin yapmış olduğu faturalardan, demin söylediğim yüzde 15'lik ve yüzde 5'lik fonun dışında artı bir yüzde 11 ila 15 arasında otomatik kesinti yapılıyor. Bu kesinti oranı devlet hastanelerinde yüzde 2'yi 3'ü geçmezken, özel hastanelerde de hemen hemen yok. Örneğin, İzmit'teki özel hastanelere bakarsanız -isimlerini açıkça söyleyebilirim- o hastanelerde kesinti yapılmıyor.
Yine burada, üniversite hastanelerimiz yanı başımızda. Maliye Bakanlığı, personel giderlerini dahi ödeyememeleri için elinden geleni yapıyor, Sağlık Bakanı da seyrediyor. Tabii, aynı Hükûmet içerisinde iki bakanlık. Özel hastaneler bu kadar korunurken, bu kadar teşvik edilirken, üniversite hastanelerine bu hasmane tutumu anlayabilmenin olanağı yok.
Değerli arkadaşlarım, bu ülke bizim. Gerçekten, belki, bu kanun tasarısının en iyi düzenlemelerinden biri bu maddede. Hiç olmazsa hastaneleri vergi ötelemek için Maliye Bakanlığı kapısından ya da borç bulmak için bankalardan faizle para arar konumuna düşürmekten kurtaran, genel bütçeden de bunun ödenmesine fırsat veren bir düzenleme. Yani, benim AKP'li milletvekili arkadaşlarıma ve Hükûmete buradan uyarım: Bu kamu sağlık kuruluşları yarın sizden sonra da bu ülkeye lazım. Yani, bu kadar tahrip etmeyiniz, bu kadar yıpratmayınız. Bu hastanelerin sıkıntılarının, sorunlarının birinci derecede Sağlık Bakanlığının ve Maliye Bakanlığının dürüst ve hastaneleri bir başka ülkenin kurumları gibi görme anlayışından ve Hükûmetinizin de üniversitelerle olan kavgasından kurtulmasıyla çözüleceğine inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Çetin.
Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına söz isteyen Hatay Milletvekili Züheyir Amber.
Buyurun Sayın Amber. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 1247 sayılı Kanun Teklifi üzerine, Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İktidar tarafından hazırlanan ve "ithal hekim" gündemiyle bu yüce çatı altına taşınan torba yasa tasarısı, ülkemizi, niteliği denetlenemeyen ve ciddi sağlık skandallarına yol açacak hekimlerle dolduracaktır. Bunun yanı sıra, eğitim hastanelerinde Türkiye tarihinin en büyük ve en tehlikeli kadrolaşmasına yol açacaktır bu olay. Binlerce hekim meslektaşım ve başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere, birçok sağlık örgütünce eleştirilen bu yasa tasarısı, tüm eleştirilere rağmen, AK Parti Grubunca inatla Meclisten geçirilmeye çalışılmaktadır.
Buradan tüm meslektaşlarıma ve ilgili sivil toplum kuruluşlarına duyuruda bulunmak istiyorum: Anavatan Partisi olarak, bu torba yasayı desteklemiyoruz. Çünkü, ithal hekim gündemine oturtulan bu yasa tasarısı, aslında, sağlık alanında cumhuriyet tarihinin en büyük kadrolaşma harekâtına zemin hazırlamanın gözlerden kaçırılmak istenmesidir.
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Yabancı doktor da mı atanmasın?
ZÜHEYİR AMBER (Devamla) - Ülkemiz sağlık hizmetlerinin çok önemli kısmını sırtlayan ve aynı zamanda binlerce asistanımızın eğitildiği eğitim hastaneleri, bu iktidar döneminde, özel ilgi gören sağlık kurumlarının başında gelmektedir.
Bugün burada görüşülmekte olan torba yasa içerisinde, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun ek 1'inci maddesinin ikinci fıkrasında değişikliğe gidilerek, "Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefi ve şef yardımcılığı kadrolarına ilgili dalda uzman olan profesör ve doçentlerle ilgili dal uzman tabipleri arasından Bakanlık tarafından atama yapılır." maddesi getirilmekte ve keyfî kadrolaşmanın zemini hazırlanmaktadır. Düşünülen bu değişiklikle, düzenlemenin, tüzük yerine yönetmelikle yapılması esası benimsenmektedir. Böylece, Danıştay 1. Dairesinin incelemesinden geçmesi ve tarafların görüşlerinin alınmasına ilişkin zorunluluk ortadan kaldırılmaktadır. Eğitim hastanelerimizde, başta asistan eğitimi olmak üzere, kliniklerin tüm sorumluluğunu üstlenen şef ve şef yardımcılarının atanması bu dönemde özel olarak bir sorun hâline getirilmiş durumdadır.
Tıpta Uzmanlık Tüzüğü'nde tanımlanması gereken kurallarla yapılacak demokratik ve hakkaniyetli bir seçimle şef ve şef yardımcılığı atamaları yapılabilecek iken, ısrarla bu kadroların boş bırakılması düşündürücüdür. Hükûmet olduğundan bu yana her konuda iş bitiriciliğiyle övünen iktidar, yıllardır birçok kurumda yaptığı gibi, bu kadrolara vekâleten atama yaparak, hakkaniyete dayalı bir seçim yapmaktan ısrarla kaçınmaktadır.
Bilindiği üzere Bakanlık, görüşülmekte olan torba yasa tasarısında bir kez daha gündeme getirdiği eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şefliğine doçent ve profesör unvanına sahip olanların Bakan tarafından atanmasını öngören düzenlemeler önceleri yönetmelik değişikliğiyle yapılmaya çalışılmıştı. Bu yönetmelikler hakkında yargı tarafından verilen iptal kararları üzerine, 2005 yılında bu kez yasal düzenleme yapılmış, önce Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiş, aynen kabulü üzerine, Anayasa Mahkemesi tarafından, 5413 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesiyle 7/5/1987 tarih ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na eklenen hükmün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Bu arada 2005 yılındaki bu hukuksal duruma rağmen, iki yüz civarında atama çok kısa sürede, kadrolar ilan edilmeden ve hiçbir objektif değerlendirme kriteri belirlenmeden Bakan tarafından yapılmıştır. Hatta, Anayasa Mahkemesi kararının açıklandığı tarihte de atamalar yapılmaya devam edilmiş ve hâlen de bu atamalar geri alınmamıştır.
Telafisi çok zor olacak ve sonuçlarını bir süre sonra yıkıcı olarak yaşayacağımız uygulamalara imza atan Sağlık Bakanlığının giderayak kadrolaşma telaşına girmiş olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Bu nedenle, Meclis gündemine taşınan torba yasa tasarısıyla yıllarca boş bırakılan ve yeni açılanlarla sayıları bini bulan şef ve şef yardımcılığı kadrolarına yandaşlarını atayabilmek için, başta Anayasa olmak üzere hukukun çiğnenmesinden imtina edilmezken, bu alanda yıllarca emek harcayan, bilimsel yayın yapan ve bu kadrolara atanabilmek için hakkaniyetli bir sınav açılmasını bekleyen binlerce uzmanın emeği de yok sayılmamalıdır.
Eğitim hastanelerine doçent ve profesörleri sınavsız şef ve şef yardımcısı olarak atayarak, liyakati değil sadakati esas alacağını gösteren Hükûmet, aynı tasarıyla, beş yılını doldurmuş mevcut şef ve şef yardımcılarına da kendisinin saptayacağı jürilerle sınav yapmayı öngörmektedir. Bakanlığın bu konudaki geçmiş uygulamaları, elindeki bu yetkilerle mevcut şef ve şef yardımcıları üzerinde de Demoklesin kılıcını dolaştıracağını ve kendi anlayışında olmayanların sürelerini uzatıp uzatmamakta keyfî davranabileceğini göstermektedir. Bu tutum, eşitliğe, hakkaniyete aykırı olduğu gibi, Anayasa'nın 131'inci maddesini de yok saymaktadır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, eğitim hastanelerinde kadrolaşma telaşındaki Hükûmetin, bunların dışında kalan hastane ve sağlık kurumlarında bambaşka bir yöntem uyguladığı bilinmektedir. Tamamını daha sonra özerkleştirmek, devretmek, satmak üzere işletme hâline getirmeye çalıştığı diğer devlet hastanelerini birer piyasa argümanı hâline getirebilmek ve özel sağlık piyasasını geliştirebilmek amacıyla, Hükûmetin, piyasanın gerekleri doğrultusunda niteliği önemsemeden hekim sayısını artırma çabası içinde olduğu bilinmektedir.
İthal hekim girişimi, ülkemizde yıllarca bin bir emekle ulaşılan tıp eğitimindeki düzeyi düşürecek bir girişimdir. Esasen, konu, Türk olmayan hekimlerin ülkemizde hizmet verip vermemesi değildir, ilgili çevrelerin de karşı olduğu konu bu değildir. Esas sorun, dünyada belirli bir düzeye taşınan ülkemiz tıp eğitiminin tüm değerleri yok sayılarak, birçok ülkeden, niteliği tartışmalı bir biçimde, 100 ile 150 dolara hekim getirtileceğinin, Başbakanlık gibi çok yetkili ağızlarca ifade edilebilmiş olmasıdır. Anavatan Partisi olarak, bu konuda ciddi bir denetim yapılamayacağı ve standart belirlenemeyeceğine dair kaygılarımızı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Yine, bu torba yasada, hekimleri ve hastaları sigorta firmalarının insafına terk edecek olan maddeler ile radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılmasına ve anestezi teknisyenlerinin yetkilerine dair maddelerin bir araya konulmuş olması, Sağlık Bakanlığının konularla ne kadar ilgili olduğunu göstermektedir! Birbirinden önemli bu kadar konunun bir torba içine konup karıştırılarak kamuoyunun gündeminden kaçırılmaya çalışılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.
AK Parti Grubu aklıselim milletvekillerinin, Anavatan Partisi Grubunun ve ilgili çevrelerin bu haklı eleştirilerine katılarak, konuların önemine uygun karar alacağını ve sağlık ortamımızın geleceğini tahrip edebilecek bu tasarıyı reddeceğini umuyoruz.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Amber.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen, Ağrı Milletvekili Kerim Yıldız.
Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET KERİM YILDIZ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 11'inci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.
Tasarının bu maddesiyle, sözleşmeli sağlık personeli istihdamıyla ilgili olarak, 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin ek 3'üncü maddesinde değişiklik öngörülmektedir.
Bilindiği üzere, sağlık hizmeti sunumunda personel sıkıntısını aşabilmek için sözleşmeli sağlık personeli uygulamasına geçilmişti. Bu personelin ücretlerinin döner sermayeden karşılanması esası getirilmişse de döner sermaye gelirlerinin sabit olmaması sebebiyle zaman içinde ödeme konusunda sıkıntılarla karşılaşılmıştır. Bundan dolayı sözleşmeli sağlık personelinin gerektiğinde ücretlerinin genel bütçeden de karşılanmasını temin edecek bir değişikliğe gidilmesi hizmet gerekleri bakımından zorunlu hâle gelmiştir. Bu düzenlemeyle mahrumiyet bölgelerine atamaları yapılan sözleşmeli sağlık personelinin maaş ödemelerinde oluşabilecek aksamalar ortadan kaldırılmış olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık, hayatımızın temel yapı taşıdır. Aldığımız her nefeste, attığımız her adımda, bütün bir ömürde sağlık değişmez paydamızdır. Öyle ki, hayatın bütün değişkenleri bu temel yapının içinde saklıdır. Bir ömür boyu yaşadığımız her detay bu değişmez paydaya göre hesaplanır. Hükûmetimiz her alanda olduğu gibi sağlık politikasının merkezine de insanı koymuştur. Her ne yaparsak yapalım önce insan diyerek yola çıkıyor, insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesiyle insanımızın adına önemli hizmetler gerçekleştiriyoruz. İnsanın en temel hakkı yaşamak, yaşamanın en güzeli de sağlıklı yaşamaktır; çünkü, hayattaki en büyük zenginlik sağlıktır. Gerçekten de sağlıklı bireylerden oluşmayan bir toplumda insanın maddi ve manevi varlığının geliştirilmesinden, refahtan, huzurdan ve mutluluktan bahsetmek mümkün değildir.
AK Parti, hem seçim öncesi halkımıza verdiği sözün gereği hem de halkımızın verdiği siyasi desteğin farkında olarak sağlık alanında beklemeye tahammül kalmadığına inanarak bilimsel, dünya standartlarına uygun, aynı zamanda ülke gerçeklerini de gözeterek önemli adımlar atmış, reformlar yapmış ve yapmaya da devam edecektir.
AK Parti olarak amacımız, Türkiye'de yaşayan vatandaşın yaşam kalitesini yükseltmek, bunun için, ülkenin imkânlarını kullanmak ve kaynakların hakkaniyete uygun bir şekilde dağılımını sağlamaktır. Bu nedenle, yıllardır halkımızın ertelenmiş taleplerini yerine getirmek, bunu yaparken de, en kısa zamanda, en verimli çözüm yolunu bulmak mecburiyetindeyiz.
Bu çerçevede, Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık alanının yeniden düzenlenmesini sağlama yolunda atılmış çok önemli bir adımdır. Bu programın amacı, her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da vatandaşlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek ve sağlığını güvence altına almaktır. Vatandaşın yaşam hakkının ve sağlıklı bir hayat sürdürmesinin güvence altına alınması, sosyal devlet anlayışının temel göstergelerinden bir tanesidir.
İnsana hizmeti her şeyin üzerinde tutan bir iktidar olarak, sağlıkla ilgili ihtiyaçların ne kadar vazgeçilmez olduğunun farkındayız. Bu ihtiyaçları hakkıyla karşılayabilmek için, sağlık sistemimizi ve ülkemizin genel sağlık göstergelerini çağdaş seviyeye çıkarmak için, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı hayata geçirdik. Bu programla, yıllardır biriken sorunlara neşter vurulmuş, adalet, eşitlik, hakkaniyet ve verimlilik esaslarına göre, kolay erişilir, güler yüzlü, hızlı ve kaliteli sağlık hizmeti verilmeye başlanmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yıldız, lütfen toparlayınız.
Buyurun.
MEHMET KERİM YILDIZ (Devamla) - İlaç fiyatları ucuzlamış, hastaneler bütün vatandaşlarımıza açılmış, hasta hakları geliştirilmiş, sağlıklı bir toplum için kararlı adımlar atılmıştır.
Daha etkin ve verimli sağlık hizmeti sunmayı amaçlayan bu değişikliklerin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.
Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.57
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.19
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 63'üncü Birleşimi'nin Dördüncü Oturumu'nu açıyorum.
1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Tasarının 11'inci maddesi üzerinde şahısları adına ikinci söz Kütahya Milletvekili Alaettin Güven'e aittir.
Sayın Güven, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALAETTİN GÜVEN (Kütahya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 1247 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 11'inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabiplik, doğrudan insan hayatını konu alan ve çok titizlik, dikkat ve özveri gerektiren bir meslek. Tarih boyunca, tabiplik, bilgelikle eş tutulup, itibarlı bir meslek olagelmiştir. Tabipliğin ilgi sahası olan sağlık, insan yaşamının en önemli konularındandır. AK Partinin de öyle. AK Parti İktidarı, Türkiye'nin sağlık sorunlarına neşter vurarak, sağlığı sağlığa kavuşturdu ve sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltti. AK Parti İktidarıyla, milletimiz, en gür sesiyle "bütün hastaneler benim" deme fırsatını yakaladı. Hasta ve hastane ayrımı son buldu.
Değerli arkadaşlarım, AK Parti İktidarı anne ve çocuk ölüm oranını binde 20'nin altına indirmek için pek çok projeyi hayata geçirdi ve SSK'lı ve yeşil kartlı vatandaşlarımıza ilaçlarını diledikleri eczaneden alma kolaylığını sağladı. 6.300 olan muayene oda sayısını 6.700 yeni muayene oda sayısı ilavesiyle artırarak 13 bine çıkardı.
Değerli arkadaşlarım, ülkemizde 618 ambulans sayısı 1.471'e çıkarılarak, ambulans hizmetlerinden ücret alınması kaldırıldı. Hekimlerimizin yüzde 55'inin tam zamanlı olarak kamuda çalışmaları sağlandı. Hasta ve cenaze rehin olayı tarihe karıştı.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla sağlık sistemimizin işleyişinde görülen bazı önemli aksaklıkların giderilmesi hedeflenmiştir. Genel olarak, bu kanun tasarısıyla, hekimlere zorunlu mali sorumluluk sigortası getirilmesi, yabancı hekimlerin ülkemizde çalışabilme imkânına kavuşması, radyasyonla çalışılan işlerde Avrupa Birliğinin bilimsel standartlarına ulaşılması…
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu) - Bizimki bilimsel değil mi? Hayret ya!
ALAETTİN GÜVEN (Devamla) - …tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili yeni düzenlemeler yapılması, sözleşmeli sağlık personelinin çalışmalarında görülen aksaklıkların giderilmesi amaçlanmıştır.
Bilindiği gibi, sağlık hizmeti sunumunda personel sıkıntısını aşabilmek için sözleşmeli sağlık personeli uygulamasına geçilmişti. Bu personelin ücretlerinin döner sermayeden karşılanması esası getirilmişse de, döner sermaye gelirlerinin sabit olmaması nedeniyle zaman içinde maaş ödeme konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenlerle, sözleşmeli sağlık personelinin ücretinin gerektiğinde genel bütçeden de karşılanabilmesi zorunluluk hâline gelmiştir. Böylece, hizmet gerekleri bakımından yapılan bu düzenlemeyle yaşanan sıkıntılar giderilmiş olacaktır.
Bu düzenlemenin ülkemize, sağlık çalışanlarına hayırlı uğurlu olmasını diler, yüce Meclisimize ve değerli milletimize selam ve saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Güven.
Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Soru sorma süresi beş dakikadır. Her sayın milletvekilinin soru sorma süresi ise bir dakikayla sınırlandırılmıştır.
Sayın Işık…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 14 Şubat 2007
