Türk dili konuşan ülkeler işbirliği konseyinin kurulmasına dair nahçıvan anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında kanun (s.s.:494)
İstanbul Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 113. Birleşim · 4. yasama yılı · 8 Haziran 2010 · 973 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atila Kaya (MHP), 8 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER İŞBİRLİĞİ KONSEYİNİN KURULMASINA DAİR NAHÇIVAN ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN (S.S.:494)); konuşma 973 kelime.
Atila Kaya (MHP, İstanbul). “Türk dili konuşan ülkeler işbirliği konseyinin kurulmasına dair nahçıvan anlaşmasının onaylanmasının uygun bulunduğu hakkında kanun (s.s.:494)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 8 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atila-kaya-23-2010-06-08-turk-dili-konusan-ulkeler-isbirligi-konseyinin-kurulmasina-dair-nahciv (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 494 sıra sayılı Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Kurulmasına Dair Nahçıvan Anlaşması’nın 2’nci maddesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüş bildirmek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, doğrusunu isterseniz, söz konusu anlaşma uyarınca kurulması tasarlanan konseyin yapısı ve işlevi bir yana sadece adı bile üzerinde hayli söz söylemeye elverir bir hâldedir. Açıkça gözlenir bir olgudur ki ortak dil millet bilincinin en önemli bileşenidir. Bununla birlikte bu bileşenin kurulması tasarlanan konseyin adında ve bu ortaklığı amaçlayan anlaşmanın metninde sahip olduğu vurgu hatalı bir kullanıma işaret etmektedir. Türk dili konuşan ülkelerin ortaklığından bahsedildiğini duyan bir insanda canlanması muhtemel iki intiba vardır ki bunların hiçbiri arzulanan amaca uygun değildir.
İlk intiba, tarihsel olarak millet olma aşamalarının henüz başında bulunulduğuna ilişkindir. Sanki dünyanın en eski dillerinden birinden ve tarihin en eski milletlerinin birinden bahsetmiyor gibiyiz, sanki oluşması muhtemel bir millette dilin kurucu işlevinden bahsediyor gibiyiz. Oysa taraf olan ülkelerin halklarının hepsi de binlerce yıldır Türkçe konuşmakta ve Türk milleti olarak yaşamaktadır. Bunu görmezden gelirsek “Türk dili konuşan ülkeler ne demektir, bunlar hangi millettendir?” şeklindeki sorulara yanıt vermekte güçlük çekeriz. Öyle ya, bunlar Türk dili konuşan Moğol ulusları mıdır, yoksa Türk dili konuşan Cermen boyları veya Latin devletleri midir? Azerbaycan söz konusu olduğunda, Sayın Başbakan başta olmak üzere iktidarın da dilinden düşmeyen “Bir millet iki devlet” sözünden bundan böyle ne anlamalıyız bilmek hakkımızdır.
Değerli milletvekilleri, canlanması muhtemel ikinci intiba ise ilkinden daha az feci değildir. “Türk dili konuşan ülkeler” ifadesi, evet, emperyal bir hava vermektedir, ne var ki söz konusu taraflar kendi dillerinden koparılarak emperyalin dilini benimsemek zorunda bırakılmış yeni devletler değildir. Türkçe her birinin ana dilidir.
Türkçe konuşan ülke temsilcilerinin bir arada bulunması, İngilizce, Fransızca veya İspanyolca konuşan ülke temsilcilerinin bir arada bulunmasından farklıdır. Tarih boyunca dört kıtada çınlayan Türkçe, yeryüzünün hiçbir coğrafyasında sömürge dili olmamıştır. Bu nedenle ve bu nedenden kaynaklanan hakla, Afrika’nın Fransızca, Asya’nın İngilizce veya Amerika kıtasının çoğunlukta olarak İspanyolca konuşmasından farklı olarak, Türkçenin konuşulduğu her toprak onun öz yurdudur.
Söz konusu anlaşma gereğince ayrı ülkelerin temsilcileri olarak bir arada bulunacaksak da aynı milletin temsilcisi olduğumuzun şuurunu bir an bile yitirmemeliyiz. İşte, söz konusu anlaşmanın maddesi ve ruhu da bu şuurun varlığına hizmet etmelidir.
Bu açıdan bakıldığında “Türk dili konuşan ülkeler” ifadesi bu şuura hizmet etmez görünmektedir ve kendinden daha önce dile getirilmiş olan “Türk dünyası” veya “Türk ülkeleri” gibi ifadelerin yansıttığı anlayışlardan daha geri bir anlayışı temsil etmektedir. Keşke hayata geçirilmek istenen yapı için tercih edilen ad “Türk Dünyası İşbirliği Konseyi” veya “Türk Ülkeleri İşbirliği Konseyi” olsaydı.
Sayın milletvekilleri, şu ana dek söylediklerimi iktidarca temsil edilen zihniyetin millet anlayışına yabancılığına verip, Anlaşma’nın 2’nci maddesinin içeriğine yönelmek istiyorum.
Bir ülkücü gözüyle bakıldığında, her şeye rağmen, çektikleri zulmü dünyaya haykırmak uğruna zulme uğramayı göze aldığımız soydaşlarımızı bugün eşit ortaklarımız olarak görmek bizi mutlu etmektedir. Minnet ve rahmetle andığımız Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ektiği tohumların yeşerdiğini görme bahtiyarlığına eriştiren bu gelişme ziyadesiyle memnuniyet vericidir. Bu vesileyle, tarih önünde rahmetli Türkeş’in hakkının teslim edilmesi sadece ülkücülerin değil bu gelişmeye hayat veren bütün tarafların boynunun borcu olmalıdır.
Anlaşmanın adı bende az önce dile getirdiğim görüşleri uyandırmakla birlikte “Türk dili konuşan ülkeler” ifadesinin, itiraf etmeliyim ki, Azerice, Kazakça, Özbekçe, Kırgızca, Türkmence tabirlerinden daha sevimsiz olmadığını da düşünmeden edemedim. Ne yazık ki, Anlaşma maddelerini okuduğumuzda bizim umduğumuz amacın güdülmemiş olduğunu da gördük. Bu bir yana, Anlaşma’nın bir maddesinde çalışma dilinin Türk lehçelerinin yanı sıra İngilizce olarak da düzenlenmiş olması içimi burktu. Aynı dili konuşan herhangi ülkeler benzer bir ortaklık metni hazırlasalar hiçbirinde başka bir dile atıf göremezsiniz.
5’inci maddede düzenlenen Türkçe konuşan ülke adlarının alfabetik sıralamasının İngilizceye göre yapılması ise şaka gibidir ve Anlaşma’nın ruhuna aykırı olması bir yana, utanç vericidir. Değerli milletvekilleri, haksızlık yapmak istemiyorum, bu durumun pratik bir zorunluluktan kaynaklandığını biliyorum.
Bu Anlaşma metnine Türkiye dışında imza koyan üç ülkenin 3 vatandaşı Azerbaycanlı Bahtiyar Vahapzade, Kırgızistanlı Cengiz Aytmatov ve Kazakistanlı Olcas Süleyman Türk dilinin en büyük ustalarındandı ve bir araya geldiklerinde Rusça konuşmak zorunda kalırlarmış. Bu durumun kendisine çok büyük acı verdiğini söyleyen ve geçen yıl kaybettiğimiz Vahapzade, her fırsatta dile getirdiği ortak dil rüyasını Türk dünyasının bütün evlatlarına bir vasiyet olarak bırakmıştır. Vahapzade’nin ve Aytmatov’un göremediği ortak anlaşma dilinin hayata geçirildiğini, belki, yaşamakta olan ve uzun ömür dilediğimiz Olcas Süleyman da göremeyecektir. Bununla birlikte, bu uğurda ilk adımların atıldığını ona göstermek anlaşmaya imza koyan bütün tarafların boynunun borcu olmalıdır hatta Türk ülkeleri arasında birlik sadece bu amaç için bile kurulmaya değerdi.
Sayın milletvekilleri, burada eski sömürge, yeni devletçiklerin birliğinden bahsetmiyoruz. Söz konusu olan Türklerin birliği ise bunu sırtımızdaki tarih yükü ile başarmak zorundayız.
Bu itibarla, amaçlanan sadece ekonomik veya politik güç yaratmaya matuf bir birlik değil, temelde tarihî ve kültürel ortaklığı öne çıkartıp, yaşatmayı amaçlayan manevi, tarihî bir hamle olmalıdır ve yapılan her tür anlaşmalar ile hazırlanan metinler bunun tohumlarını içinde barındırmalıdır.
Değerli milletvekilleri, iş birliğinin ekonomik ve siyasal alanlarda pratik sonuçları elbette olacaktır ve olmalıdır da ama bunlardaki ısrarlı vurgu bu birliğin sadece bu alanlardaki getiriler için tasarlandığı intibasını da doğurmamalıdır. İş birliği imkânları konusunda elbette hassasiyet gösterilmelidir.
Nitekim, mezkûr anlaşma bunun için vardır. Bununla birlikte, bu türden bir anlaşmayı mümkün kılan zemin de göz ardı edilmemeli ve özellikle işlenmelidir. Hayatiyetini devam ettirebilmesi için özellikle işlenmesi gereken bu zemin ise ortak bir Türklük ve tarih bilincidir.
Sonuçta bir teşkilat kurulacak, konseyler oluşturulacak ve daha pek çok işler yapılacaktır. Bunları neden başkalarıyla değil de Türk dili konuşan ülkelerle yapıyoruz sorusu üzerinde durmak ve bunun hesabını vermek de en azından pratik kadar önemli ve değerli olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, iş birliğinin başarısı da yapılacak olan açıklamanın ikna ediciliğine bağlıdır. Zira, Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik.” şiarı sadece bir slogan değil, iş birliğinde başarının yolunun dilde ve fikirde birlikten geçtiğinin sağlam bir tespitidir de.
Sayın milletvekilleri, Nahçıvan Anlaşması çerçevesinde kurulması öngörülen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin öncelikli hedefi “Türk dili konuşan ülkeler” anlayışının, “Türk ülkeleri” anlayışına tahavvülü olmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
46 konuşma daha · 8 Haziran 2010