İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 96. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Haziran 2003 · 893 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 19 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KAN TAS.( S.SAYISI:180 )); konuşma 893 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2003-06-19-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kan-tas-s-sayisi-1 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6 ncı madde olarak değişen, tasarıda ise 7 nci madde olarak geçen madde hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 6 ncı maddede, İdarî Yargılama Usulü Yasasının 53 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin hak ihlalini tespit eden kararlarının, yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmesi yolunda bir düzenleme yapılmıştır.

Bilindiği gibi, daha evvel yasalaşan uyum paketlerinde, hukuk ve ceza usulünde benzer düzenlemeler yapılmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilmesi sağlanmıştı. Esasen, hukuk ve ceza usulünde bu yolda bir düzenleme yapılıp, İdarî Yargılama Usulü Yasasında ise benzer düzenlemelerin yapılmamasının, bunun yapılmak istenilmemesinin hiçbir tutarlı açıklaması olamazdı. Bu durum, o zaman da, Grubumuz tarafından dile getirilmiş; ancak, sonuç alınamamıştı. Bu eksiklik sebebiyledir ki, tarafımızdan, 6 ncı maddede yapılan düzenleme benzeri bir çalışma, yasa teklifi olarak hazırlanmış, bu teklif Adalet Komisyonuna 21 Nisan tarihinde intikal etmiş; ancak, kırkbeş günlük süre içerisinde görüşülmediğinden, İçtüzüğün 37 nci maddesi gereğince, bu teklifin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması yolunda 16.6.2003 tarihinde Meclis Başkanlığına talepte bulunulmuştur. Bu konudaki safahatın sağlıklı olarak değerlendirilmesi bakımından bu açıklamayı yapmakta zorunluluk gördüm.

Sayın milletvekilleri, gelinen süreçte, artık, insan hakları, ulusal devletlerin içişleri kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu haklar uluslararası hukukun meşru iştigal alanı haline gelmiştir. Türkiye'nin de bu sürecin dışında kalmasını kabul etmek mümkün değildir. İnsan hakları ve temel hürriyetlerin güvence altına alınması yolunda uluslararası kuruluşlar oluşturulmuş, bu kuruluşlar bünyesinde çeşitli uluslararası belgeler kabul edilmiştir. Konuyla ilgili uluslararası belgelerin en önemlileri ve bir bakıma anayasası veya temel yasası olarak kabul edilebilecek metinler, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa Konseyi bünyesinde imzalanan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olarak bilinen İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ve eklerinden ibarettir.

Bu süreçte karşımıza şöyle bir ikilem çıkmakta değerli arkadaşlarım: Hukukun evrenselliği ile ulusal egemenlik kavramlarının birbirlerine olan etki ve sonuçlarını değerlendirmek gereği doğmaktadır; çünkü, bu yolla gelen evrensel normların egemenliği zedelediği düşüncesi, toplumun bazı kesimlerinde, zaman zaman ifade edilmektedir. Hemen belirtelim ki, günümüzde, artık, adil yargılanma hakkı ve bu hakkın uygulamaya geçirilmesini sağlayacak mekanizmaların varlığı ve korunması vazgeçilmez bir hak halini almıştır. Elbette, üniter yapının her halükârda korunması da vazgeçilmez bir sorumluluktur. Bu anlayış ve yaklaşım içerisinde, hak ve özgürlüklerle donatılmış; ancak, sorumluluklarının da bilincinde olan bireyi esas alarak, bireyin özgürlüğü için demokrasiye, özgürlüklerin güvenceye bağlanması için hukuka ve en nihayet, kamu otoritesi karşısında temel hak ve özgürlükleri koruyacak çağdaş anayasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Bu tasarı ve benzeri tasarılarla yapılan çalışmaların bu çerçeve içinde olması esastır. Bu anlayış içinde, bu yaklaşım içinde, getirilen düzenlemeyi, doğaldır ki, olumlu bir çalışma olarak görüyoruz; ancak, Avrupa Birliği sürecindeki talepler üzerine gelişen bu yapılanmanın yeterli olamayacağı açıktır. Bütün bu çalışmaların yanında, önemli olan husus, etkin ve adil yargılanma sürecini uygulamada bir an evvel gerçekleştirecek bir yapılanmayı sağlamaktır. Genel mevzuat anlamında, belli normları yakaladığımız bir gerçektir; fakat, yine gerçek olan bir diğer husus var ki, hak arama özgürlüğü, pratikte çok zor gerçekleşmektedir. Bu yapılanma sağlanamadığı takdirde, yapılan çalışmaların, pratikte hiçbir öneminin olmayacağı açıktır.

Bu anlamda, bu açıklamalar ışığında, biraz sonra açıklayacağım hususların değerlendirmesinin çok önem kazandığı görüşündeyim.

Gerçek anlamda yargıç teminatını ve bağımsızlığını sağlayacak ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Yargının denetimini de kapsayacak şekilde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yapılanmasında ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Yargıdaki bürokratlaşmayı ve bu kapsamda, idarî yargıdaki yapılanmayı değiştirecek ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Medya-siyaset-ticaret ilişkileri içinde gelişen nüfuz suiistimali ve basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasını önleyecek ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Adlî kolluk ve bilirkişi kurumunun yapılanmasını sağlayacak ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Yolsuzluklarla mücadelenin temel unsurlarından birisi olan, dokunulmazlığın sınırlandırılması ve ticarî sır gibi kavramların kaldırılması ve düzenlenmesi konularında neden hiçbir ciddî çalışma yapılmamaktadır?

Yolsuzluklarla mücadele konusunda neden kişi ve grup ayırımı yapılmaktadır?

Neden tüm yolsuzlukların üzerine, yapılan uyarılara rağmen, gidilmemektedir?

En nihayet, neden İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri yolsuzluk komisyonu yazışmalarına cevap dahi vermemektedir?

Ve nihayet, kişisel ve siyasî ilişkiler ağına dayalı olan bir kadrolaşma anlayışı yerine, liyakat ve ehliyete dayalı bir kamu personeli rejiminin kurulabilmesi yolunda ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Bu kapsamda, özellikle, millî eğitim ve emniyet teşkilatlarındaki mevcut kadrolaşma çalışmalarıyla, toplumsal barışı ve huzuru sağlamak mümkün olabilecek midir?

Değerli arkadaşlarım, bu ve benzeri konuları, bütün unsurlarıyla tartışmamız, değerlendirmemiz gerekiyor.

Yeri gelmişken hemen ve önemle ifade ediyorum; emniyet teşkilatında ciddî boyutlar kazanan ve beraberinde çok önemli soru işaretleri getiren kadrolaşma olayıyla ilgili olarak, kapsamlı bir çalışma içerisinde olduğumuzun ve bu çalışmanın sonuçlarını hem kamuoyuna hem de Meclis gündemine en kısa zamanda getireceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Bütün bu konulara çözüm getirilmeden, devletin teknik ve çağdaş yapılanması sağlanmadan, salt Avrupa Birliği sürecindeki yasal düzenlemeleri yapmakla, arzu edilen düzeye gelmemiz mümkün değildir, mümkün olamayacaktır.

Avrupa Birliğine girme yolundaki toplumsal talebin bilincinde olan siyasî iktidarın -tekrar ifade ediyorum değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğine girme yolundaki toplumsal talebin bilincinde olan siyasî iktidarın- bu talebi bir şekilde kullanarak, şeklî ve yüzeysel düzenlemeler yapmak yerine, bu temel yapılaşmaya ve düzenlemelere ve uygulamalara önem ve öncelik vermesi gerektiği açıktır.

Bütün bu sebeplerle, siyasî iktidarın, şeklî ve yüzeysel yaklaşımlar yerine, toplumdaki adaletsizliği giderecek, teknik ve çağdaş yapılanmayı sağlayacak bir çalışma içerisine girmesi gerektiğini, bu dönemdeki Parlamento yapısının bütün bu hususları gerçekleştirmek için uygun bir ortam yarattığını, bu ortamın beraberinde, çok ağır bir tarihî sorumluluk getirdiğinin hiçbir zaman gözardı edilmemesi gerektiğini, bu vesileyle, bir defa daha ifade etmek istiyorum.

Bu gerekçe ve kayıtlarla maddeye destek verdiğimizi, gerekçelerimizin bundan böyle nazara alınması ve değerlendirilmesi dileğiyle, Genel Kurulu, Grubum ve şahsım adına, en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 19 Haziran 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook