İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 100. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)

Ayşe Gülsün Bilgehan

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 100. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Mayıs 2005 · 1.129 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ayşe Gülsün Bilgehan (CHP), 18 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)); konuşma 1.129 kelime.

Ayşe Gülsün Bilgehan (CHP, Ankara). “Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 18 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayse-gulsun-bilgehan-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, bu Yüce Meclisin az sayıdaki kadın milletvekillerinden biri olarak, bir kere de kürsüye çıkıp, kadın haklarımızla ilgili sevindirici gelişmelerden söz etmeyi çok isterdim. Ancak, ne yazık ki, yapılan olumlu yasal değişimlere rağmen, bu konuda uygulamada istediğimiz kadar hızlı ilerleyemiyoruz.

Dünya Ekonomik Forumunun son verilerine dikkatinizi çekmek istiyorum. Kadın-erkek eşitsizliğinde 58 ülke arasında 57 nci sırada geliyoruz; yani, sondan 1 inciyiz. Bizden daha geride bir tek Mısır var bu 58 ülke içerisinde. Çalışma hayatında, siyasete katılımda, eğitim ve sağlık konularında, hep en geri ülkeler arasındayız. Bunlar önemli konular, bu konularda geride olmamız bir vakıa.

Ancak, insan hakları konusunda en temel hak, tabiî ki yaşam hakkıdır. Ne yazık ki, Türkiye'de, kadınlarımızın bir bölümünün bu haktan dahi yoksun olduğunu görüyoruz.

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Türkiye Gölge Raporuna göre, ülkemizde, sadece, son dört yılda 54 namus cinayeti işlenmiş. Oysa, biz, biliyoruz ki, bunlar sadece bilinen, kamuoyu önüne çıkanlar.

Diyarbakır Kadın Merkezi (KAMER) 1997'den bu yana yürütülen proje kapsamında, ölüm korkusuyla kendilerinden yardım isteyen 6 902 kadın olduğunu belirtiyor. Ayrıca, ülkemizin bazı bölgelerinde, sıradışı bir şekilde genç kız intiharlarının yüksek olduğunu ve sık sık gerçekleşen traktör kazalarında kurbanların hep kadınlar olduğunu biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, aileiçi şiddet konusunda da sabıkalı. Evli erkeklerin yüzde 34'ünün eşlerine fiziksel şiddet uyguladığı ve evli kadınların yüzde 97'sinin hayatları boyunca en az 1 kere şiddete maruz kaldıkları söyleniyor; korkunç oranlar, yüzde 97; kadınların sadece yüzde 3'ü şiddet görmediğini belirtmiş.

Ancak, burada, konumuzun namus cinayetleri olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu cinayetleri, aile arasında geçen kadın ile erkek birlikteliği içindeki çeşitli kıskançlık, tutku, aldatma, öç alma cinayetleriyle bir tutamayız. Bu cinayetler, çağdışı gelenekler ileri sürülerek, aile bireylerinin kendi eşlerini ve çocuklarını soğukkanlı bir şekilde katletmeleridir; yani, babalar, ağabeyler, akrabalar, genellikle çocuk yaşlardaki kızlarını ve karılarını, sözde, namuslarını korumak için kurşunluyorlar, asıyorlar, bıçaklıyorlar, boğazlıyorlar. Burada, hemen bir gerçeği de belirteyim; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalında yapılan bir araştırma, kadınların da bir bölümünün namus eksenli töre cinayetlerini meşru gördüklerini ortaya çıkarmaktadır ve şunu da hemen eklemeliyiz: Bu cinayetlerin dinimizde yeri yoktur ve olamaz.

Peki, namus cinayetlerinde sebepler nelerdir; yine, KAMER'e göre, kadınların töre cinayetine maruz kalmasının temelde en büyük nedeni, itaatsizlik olarak öne çıkmaktadır. Neye itaatsizlik; örneğin, 12 yaşında küçücük bir kız çocuğunun, zorla evlendirilmesine karşı çıkması. Bu konuda pek çok örnek var töre cinayetleriyle ilgili, birçoğunu hepimiz de biliyoruz; ama, en son bir olay oldu, sanıyorum basından sizler de izlediniz. 12 yaşında bir kız çocuğu, kendisine tecavüz eden kişiyle evlendirilmiş. Bu kişi, 9 yaşında bir başka çocuğa tecavüz ettiği için hapse girmiş. Bu eş, kadıncağız mecburen, eşinin ailesi yanında konaklamak zorunda kalmış ve orada, eşinin ailesinden şiddet görmeye başlamış. Kendini kurtarmak için, kendi ailesinin yanına gitmek istemiş, bırakmamışlar. İşte, burnunu kesmişler filan; yani, bildiğiniz, artık, neredeyse her gün karşımıza çıkan olaylar. Şöyle bir şey söyleyeyim: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde kızların yüzde 65'inin evlenme yaşı 15 ilâ 19'dur; yüzde 65'i, 15 ilâ 19; yani, çocuk... Bekâretini yitirmek, tecavüze uğramak -tecavüze kız uğruyor- yanında, sinemaya gitmek, dışarı çıkmak, evin erkeklerine direnmek, hatta, radyodan bir aşk şarkısı istemek de töreye gerekçe olabiliyor. Aynı nedenlerle ve bulundukları ülke şartlarında yaşamak istedikleri için, yurt dışındaki kızlarımız da tehdit altındadırlar. Daha çok yakın bir zamanda, Almanya'da, sokak ortasında bir genç kadın, eşinden boşanmış bir genç kadın, Almanlar gibi yaşamak istediği için ailesi tarafından öldürüldü.

Değerli arkadaşlarım, töre cinayetlerine sadece ülkemizde rastlanmıyor. Avrupa Konseyinin 2003 yılında kabul ettiği 1327 sayılı karar raporuna göre, dünyada, her yıl, 5 000 kadın bu cinayetlerin kurbanı oluyor. İki yıl önce, Avrupa Konseyi çalışmalarına, yeni bir milletvekili olarak katıldığım ilk oturumların birinde, bu rapor görüşülüyordu; yani, töre cinayetleriyle ilgili rapor görüşülüyordu. Ben de bir konuşma yapmış, o dönemde çok eleştirilen, Türk Ceza Kanununun, töre cinayetlerine hafifletici neden oluşturan 453 ve 463 üncü maddelerini değiştireceğimizi söylemiştim. Eşitlik Komisyonunun Lüksemburglu başkanı, oturumdan sonra yanıma gelerek, yaklaşımımdan dolayı beni kutladı ve "biliyor musunuz, biz, töre cinayetleriyle ilgili bir rapor yazmaya, Türkiye'de bulunduğumuz bir sırada karar vermiştik; yani, buradaki olayları gördükten sonra karar vermiştik" dedi. Sonra, iyi ki ben mahcup olmadım, iktidar ve muhalefet olarak, önce o iki maddeyi değiştirdik; ardından, yeni Türk Ceza Kanununda töre cinayetleri, aynen kan davalarında olduğu gibi, müebbet hapisle cezalandırılması gerekli nitelikli adam öldürme suçları kapsamına alındı.

Burada, yine de, bizim itirazlarımıza rağmen, terimler üzerinde oynanarak "namus" sözcüğünün kullanılmamasını önemli bir eksiklik olarak gördüğümüzü yeniden vurgulamak istiyorum; yani, aslında, namus ile törenin aynı anlamı yok Türkçede. Hatta, yabancı dillerde, bu "namus cinayeti" olarak geçiyor "töre" olarak geçmiyor. Törenin, daha bir gelenek anlamı var; ama, ne diyoruz; namusunu temizlemek diyoruz. Yani, onun için, burada sözcüklerden korkmamak gerekir, töre değil, namus... Neyse, yasal düzenlemeler caydırıcı olmak için gerekliydi, bunları yaptık; ama, asıl önemlisi, bu konuda, gerekli siyasî irade ve kararlılığı gösterebilmek.

Bakın, kadın hakları konusunda en önemli adımlar cumhuriyetin ilk yıllarında atılmıştır. Neden; çünkü, o dönemin yöneticileri, toplumun yarısını oluşturan kadınların, toplumun her kesiminde yer almalarını bir çağdaşlık projesi olarak görmüşlerdir. Bugün de aynı cesarete ihtiyacımız var. Töre cinayeti diye adlandırılan insanlık suçunu ülkemizde nasıl yok edebiliriz; bunu düşünmeliyiz. Ne yapabiliriz; etkili bir bilinçlendirme kampanyası mı açmalıyız, eğitim kurumlarında çocuklarımıza kadın-erkek eşitliği ve insan hakları dersleri mi vermeliyiz, güvenlik ve yargı kurumlarımızda çalışanları nasıl yönlendirmeliyiz; çünkü, kadın, polise başvuruyor, ölüm korkusuyla polise başvuruyor, polis güçleri, belki de haklı olarak ve alışık olmadıkları için "bu, aile meselesi, sen evine git" diyor. Kadın iki gün sonra öldürülmüş oluyor. Bunun için gerekli olan, şüphesiz, birçok kadın sığınma evi kurmaktır. Bugün, sanıyorum 12 tane kadın sığınma evimiz var, son derece yetersiz. Demek ki, bir sebepten dolayı yeteri kadar sığınma evi kuramıyoruz. Bu konuda etkinlik gösteren sivil toplum örgütleri var. O sivil toplum örgütlerini nasıl destekleyebiliriz ve -Sayın Bakanımız da burada- kadından sorumlu Devlet Bakanlığının bu konudaki çalışmaları nasıl yürütülebilir; yani, bilmiyorum, belki, hep birlikte, kadın-erkek milletvekilleri olarak, töre cinayetinde öldürülen bir kurbanın, örneğin cenazesine gitmeliyiz. Bugüne kadar hiç kimse böyle bir şey yapmadı. Bugüne kadar hükümetten bu konunun sorumluluğunu üstüne alan, kişileri bilinçlendirmeye yönelik hiçbir -bütün iyi niyetinize rağmen Sayın Bakanım- ciddî atılım olmadı. Bilmiyorum, belki camilerdeki -biraz önce söyledim, dinimizde bunun yeri yok- hocalarımıza, imamlarımıza çok büyük görevler düşüyor; onları görevlendirmeliyiz; onlar cemaatlerini aydınlatmalı, bu işin günah olduğunu söylemeliler.

Bundan kısa bir süre önce British Council ve İngiltere Büyükelçiliğinin düzenlediği bir toplantıya katıldım -Sayın Elkatmış da vardı, birlikteydik- bu töre cinayetleriyle ilgili bir kampanya düzenlemeye karar vermişler. Oradaki o projeyi gösterdiler, kampanyayla ilgili bilgiler verdiler. Yine, başka alanlarda, yurt dışına gittiğimiz zaman, Avrupa Birliği raporlarında, Avrupa Konseyi raporlarında, Dünya Bankası raporlarında, yani ne kadar çok rapor yazılıyorsa, bütün bu raporların hepsinde -Sayın Bakanım da çok iyi biliyor- kadın hakları Türkiye'nin önündeki en önemli sorun olarak görülüyor. Yani, bunu, sunuşu yaparken abartılıyor, yurt dışında aleyhimizde bahane olarak kullanılıyor diye görmemek lazım. Bu, bizim zaten kendi işimiz. Ben, gerçi, hakikaten bir Türk kadını olarak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

18 konuşma daha · 18 Mayıs 2005

18 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook