Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)
Gaziantep Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 100. Birleşim · 3. yasama yılı · 18 Mayıs 2005 · 877 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Fatma Şahin (AK Parti), 18 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)); konuşma 877 kelime.
Fatma Şahin (AK Parti, Gaziantep). “Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 18 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/fatma-sahin-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
FATMA ŞAHİN (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, töre cinayetleri hakkında verilmiş olan araştırma önergesi hakkında, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize saygılarımı sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, töre cinayetine kurban gitmiş ve hepimizin daha hafızalarında yer alan Güldünya'nın kısa hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
27 Şubat 2004. Gülecekmiş gibi, Bitlis'in bir köyünde, bir anne ile babanın aklına nasıl düştüğü bilinmez, bir isim düşmüş onun hesabına. Sonra da bir akrabanın tecavüzüne uğramış Güldünya "gördünya" olmuş. İstanbul'a kaçmış, istemeden de olsa rahmine düşen bebeğini korumak ve kollamak uğruna. Güldünya gelmiş İstanbul'a; ama, bilememiş, töre denilen şey peşini bırakmaz insanın. Yine de korkudan bebeğini başkalarına emanet etmiş, en azından o kurtulsun diye. Aylar geçmiş, kardeşlerini görmüş bir gün karşısında, ikna olmuş ona kötülük yapmayacaklarına; hani kan var ya arada; ama, olmamış işte, gözlerini kan bürümüş insanlar, yolun ortasında kurşun yağdırmışlar o gencecik kıza; yetmemiş Güldünya'nın canını almaya. Belki de sadece bebeğini bir gün daha görmek için direnmiş Güldünya; ama, gözü dönmüş dedik ya, yetinmemişler, hastaneyi basıp bir kurşun da beynine sıkmışlar Güldünya'nın. Beyni ölmüş; ama, vücudu direnmeye devam etmiş. En sonunda, çekmişler fişi.
Güldünya, dünyayı, güldüğünü göremeden öldü. Cenazesini, 60 araçlık bir erkek konvoyu karşılamış Bitlis'te. Devlet, cesedini Bitlis'e kadar eskortla göndermiş, cansız bedenine bir şey yapmasınlar diye. Ahlakı bozuldu diye laf çıkaran köylü, köyün ismine laf gelmesin diye, 60 araçla karşılamış Güldünya'yı. Cenazede, sadece bir kadın vardı; o da, Güldünya'nın anası. Töre gereği, sarılamadı kızının bedenine son bir kez, dokunamadı tabutuna bile, yanına bile yaklaştırmadılar. Öldürdükleri gibi, kendileri gömdüler.
Arkada, gerçekten canı yanan bir anne, hiçbir şey yapamadığı için içi içini kemiren bizim gibi birsürü kadın ve erkek bıraktılar. Bir de soru kaldı geride, ne yapabiliriz acaba diye. Biz, Meclis araştırması önergemizi, Güldünya olayından hemen sonra verdik. Biliyoruz ki, milletvekillerinin birinci derece görevi yasama; ama, Anayasanın ve İçtüzüğün bize verdiği başka bir sorumluluk daha var; toplumsal olarak sıkıntı yaşanan ve toplumun rahatlatılması adına Mecliste önerge verilmesinin milletvekili sorumluluğumuza düştüğünü düşünerek, arkadaşlarımızla konuştuk ve bir Meclis araştırması önergesini vermeye karar verdik.
Değerli arkadaşlar, ismi ne olursa olsun, ismi Güldünya olsun ismi Şemse Allak, Güldeniz olsun, hikâye hep aynı. Sistem hep aynı çalışıyor; önce, aile meclisi kuruluyor ve genç kızımıza, kendi kendinin namusunu temizleme görevi veriliyor. Eğer, kız bunu yerine getirmezse, aile meclisi yeniden toplanıyor, bu görevi yerine getirmek için aileden birisi seçiliyor; genelde de, bu, 11-17 yaş arası erkek çocuklar oluyor.
Görevi yerine getirme psikolojisini bir düşünelim, o ailenin nasıl bir toplumsal baskıyla buna karar verdiğini, o görevi yerine getirmek isteyen gencin nasıl bir psikolojiyle hareket ettiğini bir düşünelim istiyoruz ve görev yerine getirildikten sonra, başsağlığı bile dilenmiyor, bunun için gözyaşı bile dökülmüyor, görevi yerine getirenlere "geçmiş olsun" deniliyor. Böyle de bir toplumsal direnç, toplumsal bir baskıyla karşı karşıyayız.
Bizim, ne yapmamız gerekiyor bu noktada? Dönüp baktığımız zaman, töre dediğimiz şey ne? Biz, öyle bir medeniyetin torunlarıyız ki, bizim medeniyetimizde, bizi biz yapan değerlerde, kadın anadır, candır, canandır, gardaştır. Kadının "töre" diye, bu şekilde yargısız infaz yoluna gidilmesini, töreye de bir haksızlık ve saygısızlıktır diye düşünüyorum ve bu araştırma komisyonunun kurulmasının, bizi biz yapan değerlere bir saygı olması noktasında da, onlara olan görevimiz noktasında da önemsediğimi sizlere belirtmek istiyorum.
Kol kırılır yen içinde kalır diyemeyiz. Bu konu, her platformda, yurt içinde ve yurt dışında, bizim karşımıza konulmaktadır ve bu noktada, bir numune bile, Türkiye'nin üçüncü dünya ülkesi pozisyonuna düşmesine neden olmaktadır.
Şimdi, biz, uluslararası sözleşmelere imza atmış bir ülkeyiz. Hepimiz hatırlayalım; Kadına Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine, yani kısacası CEDAW'a imza atmış bir ülkeyiz. Burada "eğer, kadının temel yaşam hakkına üçüncü kişiler bir baskı yapıyorsa, devlet burada görevlidir" deniliyor. Biz, Pekin+5'e de imza atmış bir ülkeyiz. Burada da, Pekin+5'te, namus cinayetinin, kadına yapılan şiddetlerin içinde yer alması sağlanıyor. Yani, uluslararası boyuta baktığımız zaman, kendi iç dünyamıza, geleneklerimize baktığımız zaman, bu sorunun bir an önce çözülmesi gerekiyor.
Biz, hükümet olarak, ikibuçuk sene boyunca bu noktada ne yaptık diye dönüp baktığımızda, birincisi, yedinci uyum paketinde değerli arkadaşlar, eski Türk Ceza Kanununun 463 üncü maddesinde bunun hafifletici neden olduğu söyleniyordu, bu cümle kaldırılarak hafifletici neden olması kanundan çıkarılmıştır. İkincisi, Türk Ceza Kanununda yaptığımız bir değişiklikle, töre cinayetini işleyenlerin nitelikli adam öldürme suçuna maruz kalması yerini korumuştur.
Tabiî ki hukuk çok önemli, tabiî ki cezaların artırılması çok önemli; ama, bizim istediğimiz, bu, bu aşamaya gelmeden, neden bu töre cinayetleri işleniyor, neden genç kızlarımız yargısız infaza mahkûm ediliyor, bunların nedenini araştırmak istiyoruz. Bunun için, hepimize çok büyük görev ve sorumluluk düştüğüne inanıyorum. İnşallah bu araştırma komisyonunu kurduğumuz zaman, bütün sivil toplum örgütleriyle, bilimsel anlamda üniversitelerle, gerekirse Diyanetle gerekirse kanaat önderleriyle gidip, bunun nedenini bire bir araştırmamız gerekiyor; çünkü, değerli arkadaşlar, matematikte bize öğretilen birinci kural şudur: Problemi anlamak, yarı yarıya çözmek demektir. Biz bu töre cinayetlerinin nedenlerini anlarsak ve masaya yatırırsak çözüm için ciddî bir yol haritası elimize geçecektir diye düşünüyorum.
Sizlerin desteğiyle araştırma komisyonumuzu kurmak, iyi bir şekilde işletmek ve elde ettiğimiz sonuçları da hayata geçirmek istiyoruz, kâğıtta da kalsın istemiyoruz; çünkü, bizim amacımız, töre cinayetine maruz kalan canları kurtarmaktan çok daha öte. Bizim amacımız, kadınımızı, insanca yaşayacağı hayat seviyesine ulaştırmak; kadınımızı, istediği yaşam şeklini seçebileceği bir hayat tarzına kavuşturmak. Bunun için Meclis olarak ne yapmamız gerekiyorsa bunu yapmak zorundayız. Bu görev ve sorumluluk hepimizin üzerindedir diye düşünüyorum.
Sizlerin desteğiyle bu komisyonu kurduğumuz zaman bu yol haritasının çıkacağına inanıyorum. Şimdiden destekleriniz için teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
18 konuşma daha · 18 Mayıs 2005