İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KOMİSYON · SALI

Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma

Ayyüce Türkeş Taş

Adana Milletvekili · İYİ Parti

Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 27 Ekim 2026 · 1.101 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ayyüce Türkeş Taş (İYİ Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.101 kelime.

Ayyüce Türkeş Taş (İYİ Parti, Adana). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ayyuce-turkes-tas-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90860

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, kıymetli bürokratlar ve basın mensupları; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

"Dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesi" adıyla sunduğunuz 2027 bütçesinin Türk milletine hayırlı olması ve tabii ki saydığınız bu üç önemli başlığın Türk milleti için gerçekleşecek olması en büyük arzumuz diyorum ama sizin bütçenizde biz bu ışığı göremiyoruz. Hatta, sizin de göremediğinizin işaretlerini aldığımızı buradan belirtmek istiyorum. Neden böyle söyledim? Şu sebepten söyledim: Bu bütçeye böyle, dayanıklılık, refah ve dönüşümü vurgulayan bir isim koymanız zaten bunun bizatihi ispatı çünkü Türk ekonomisinin dayanıklı olmaya ihtiyacı olduğunu, Türk milletinin refaha susadığını ve Türk sanayisinin de acilen dönüşüme ihtiyacı olduğunu siz de en az bizim kadar görüyorsunuz ki bunu bu bütçeye verdiğiniz isimle vurgulamaya çalışıyorsunuz. Ama bütçeye detaylı baktığımızda, sizin bu bütçeye niyetlerinizin sadece adlarını verdiğinizi görebiliyoruz ama biliyorsunuz ki bütçeler siyasi iktidarların niyetlerini değil tercihlerini ortaya koymaktadır. Şu, iki kere iki dört kadar basit bir gerçektir: Bir hükûmetin neyi önemsediğini anlamak istiyorsak ne söylediğine değil milletin parasını nereye harcadığına bakmamız yeterlidir. Biz de baktık ve gördük ki bu bütçede, maalesef, "fondora"nın kutusu açıldı ve bu açık dikiş tutmaz diyoruz.

Şimdi, ilk başta mali disiplini vurguluyorsunuz ama hemen dikkat çekiyor, dikkatimizi çekiyor, sizin bütçenizin bütçe açığı büyüyor. Bütçe açığının büyüdüğü bir yerde mali disiplinden nasıl bahsedebiliyoruz, bunu anlayamıyoruz. Yine "mali disiplin" diyorsunuz ama geleceğin gelirlerini bugünden kullanmayı gündeme getiriyorsunuz. Kamu varlıklarının otuz yıllık işletme haklarının devriyle bütçeye peşin gelir sağlamak istiyorsunuz. Peki, bütçe açığını mı kapatıyorsunuz yoksa geleceğin gelirlerini bugünden mi tüketiyorsunuz? Bugünün açığını kapatmak için yarının gelirlerinden vazgeçmek bir mali disiplin değildir maalesef; bu, bugünün mali sorunlarının faturasını gelecek nesillere devretmenin riskidir. Peşin gelir bir defalıktır, devredilen varlıkların gelecekte sağlayacağı gelirler ise yıllarca kamu bütçesine girmeyebilir.

Yine "refah" diyorsunuz, "hizmette öncelik" diyorsunuz ama bir bakıyoruz, bütçede karşımıza kocaman bir faiz yükü çıkıyor, faiz yükünün büyüdüğü gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Yaklaşık 4 trilyon liralık faiz gideri öngörüyorsunuz. Faize eğitimden daha fazla kaynak ayrılıyor, faiz yükünün sosyal yardımların yaklaşık 3 katı olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Böyle bir bütçede nasıl refah ve hizmet söylemleriyle karşımıza çıkıyorsunuz, onun da anlamak da mümkün değil. Emeklinin geçim sıkıntısı, asgari ücretlinin alım gücü ve dar gelirlinin barınma sorunu apaçık ortada. Sosyal yardım elbette gerekli ancak sosyal devletin başarısı yalnızca kaç kişiye yardım ettiğiyle değil kaç kişiyi yardıma muhtaç olmaktan kurtardığıyla ölçülmektedir. İhtiyacımız, yoksulluğu yönetmek değil yoksulluğu azaltan bir ekonomik düzen kurmaktır.

Yine "vergide adalet" diyorsunuz ama vergi sistemi tüketim vergilerine dayanıyor. KDV ve ÖTV'nin toplam vergi geliri içindeki payı yaklaşık yüzde 45 düzeyinde. Dolaylı vergiler ödeme gücü farklı olan vatandaşları aynı tüketim üzerinden vergilendiriyor, adalet bunun neresinde? Üstelik, 2027 sonu enflasyon hedefiniz yüzde 21 iken vergi gelirlerinde yüzde 36,5'luk bir artış öngörüyorsunuz, ÖTV gelirlerindeki artış da yüzde 56. Enflasyon yüzde 21'i olacaksa vergi gelirleri nasıl yüzde 36,5 artacak? Bu artışın ne kadarı ekonomik büyümeden, ne kadarı kayıt dışılıkla mücadeleden, ne kadarı vatandaşın üzerindeki vergi yükünden kaynaklanacak? Vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 60'ının dolaylı vergilerden sağlanacağı bir bütçe, maalesef, bize göre adaletli bir vergi sisteminden söz edemez ve enflasyonla mücadele hedefiniz yüzde 21, vergi tahsilatındaki artış hedefiniz de yüzde 36,5 iken vatandaşın alım gücünü artırma hedefiniz nerede diye sormak istiyorum.

Yine, enflasyonla mücadeleyi vurguluyorsunuz ama kur politikanızın sürdürülebilirliğini hiçbir şekilde açıklamıyorsunuz. Kur piyasa koşullarında mı oluşuyor yoksa belirli bir patikada tutulması için yönetilen bir politika mı uygulanıyor? Kur üzerindeki baskı enflasyonla mücadelenin temel araçlarından biriyse bunun maliyetini ve sürdürülebilirliğini açıklamalısınız çünkü kurun yükselişini bir süre sınırlamak ekonomik dengesizlikleri ortadan kaldırmıyor. İthal girdiye bağımlılık devam ederken, verimlilik artmazken ve üretim maliyetleri kalıcı biçimde düşmüyorken bugün ertelenen riskler yarın daha yüksek maliyetle karşımıza çıkabilir, bunu da buradan belirtmek istiyorum. Döviz rezervleri, dış finansman ihtiyacı ve cari denge bakımından hangi varsayımlara dayanıyorsunuz? Türkiye'yi kalıcı bir ekonomik dengelemeye mi taşıyorsunuz, yoksa daha sonra yaşanabilecek bir düzeltmeyi şimdiden ertelemeye mi çalışıyorsunuz?

"Üretim ve dönüşüm" diyorsunuz ama yapısal reformları yeterince ortaya koymuyorsunuz. 2027 yılı için yaklaşık 2 trilyon 852 milyar liralık yatırım ödeneği açıkladınız; bu, bütçenin yaklaşık yüzde 10,5'ine tekabül ediyor. Faiz gideri ise yaklaşık 4 trilyon lira. Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca yatırım yapmak değil; verimliliği, teknoloji kapasitesini ve rekabet gücünü artırmak bizim için çok önemli.

Buradan sormak istiyorum: Üretimi, verimliliği ve rekabet gücünü artıracak yapısal reformları erteleyip siyasi takvime kadar günü kurtarmayı mı tercih ediyorsunuz?

Tarımı stratejik sektör ilan ediyorsunuz ama doğrudan tarımsal destek için yaklaşık 235 milyar lira ayırıyorsunuz, bu tutarın gayri safi yurt içi hasılaya oranı sadece yüzde 0,21 düzeyinde. Hâlbuki biliyorsunuz ki kanunen bunun yüzde 1'den az olmaması gerekiyor ama siz inatla bu oranın altında rakamlar açıklıyorsunuz. Diyorsunuz ki: "Tarım için toplam 1 trilyon 305 milyar liralık kaynak ayırdık." Ama bunun içinde krediler, yatırımlar ve vergi istisnaları da bulunuyor; bunların tamamını çiftçiye verilen doğrudan destek gibi sunmanın doğru olmadığını buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum. Çiftçinin ihtiyacı yalnızca açıklanan toplamlar değil üretimini sürdürebileceği, maliyetlerini karşılayabileceği ve emeğinin karşılığını alabileceği bir sistemdir.

Yine, "finansal istikrar" diyorsunuz ama sermaye piyasalarındaki fon krizinin olası mali etkileri ne; bütçe yakınından bile geçmemiş, ağzına bile almamış. 100 binlerce yatırımcının mağduriyetinden ve milyonlarca yatırımcının güven kaybından söz ediyoruz. Peki, bu krizin kamu maliyesini olası etkileri nerede? Mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin mali çerçeve nerede? Merkez Bankasının likidite politikalarının ve kamu sermayeli finans kuruluşlarının üstlenebileceği risklerin kamu bilançosuna etkisi değerlendirildi mi acaba? Bu krizi bütçede görmezden gelmek onun ekonomik maliyetini ortadan kaldırmıyor. Ayrıca bunu bütçede görmezden geliyorsunuz ama hiç utanmadan, sıkılmadan "terörsüz Türkiye" diye sunduğunuz programın... Efendim, neymiş? Terörün Türkiye'ye maliyetinin 2,3 trilyon dolar olduğu gibi bir rakamı telaffuz ediyorsunuz bütçe sunumunuzda. Bu 2,3 trilyon doları neye göre hesaplıyorsunuz, kim hesaplıyor? Neyi baz alıyorsunuz, bunu anlamakta biz zorluk çekiyoruz. Bu topraklar üzerinde Türk Bayrağı'nın dalgalanma maliyeti midir bu Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da verilen şehitlerin kelle başına maliyetini mi hesaplıyorsunuz ya da Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmez bütünlüğünün korunmasının maliyeti midir bu? Bu ne biçim bir... Yani bütçe sunuşlarına böyle bir başlığı eklemenizi ben burada kınadığımı söylemek istiyorum ve bu konuda da dikkatlerinizi çekmek istiyorum; biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz.

"Dayanıklılık" diyorsunuz ama ekonomik riskleri ortadan kaldırmak yerine erteleme ihtimalini göz ardı ediyor gibi geliyorsunuz. Eğer bugünün siyasi ihtiyaçları uğruna yarının mali imkânları daraltılıyorsa bunun adı maalesef, ekonomik dayanıklılık değildir. Bir bütçenin seçim bütçesi olup olmadığı üzerinde yazan isimle değil kaynakların nereye ayrıldığı, hangi yükümlülüklerin ertelendiği ve hangi ekonomik sonuçların hedeflendiği tarafından anlaşılır.

Biz bugün yalnızca bütçe kalemlerini değil bu bütçenin dayandığı ekonomik varsayımları da sorguluyoruz. Gerçek dayanıklılık riskleri görmezden gelmek değil, gerçek refah geçici rahatlamalar sağlamak değil, gerçek dönüşüm ise sorunları geleceğe ertelemek hiç değildir; onları ortaya çıkaran yapıyı değiştirmek ve bunun için atılan adımları gözler önüne sermektir. Türkiye'nin ihtiyacı vergide adaleti sağlayan, üretimi ve verimliliği artıran, çiftçiyi destekleyen, yoksulluğu kalıcı biçimde azaltan ve kamu varlıklarının değerini gelecek nesiller için koruyan bütçedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI TOPLANTIDA

Aynı gün bu komisyonda konuşanlar

36 konuşma daha · 27 Ekim 2026

Tümü →
36 konuşmanın tamamı →