Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)
Mersin Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 84. Birleşim · 5. yasama yılı · 30 Mart 2011 · 773 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Behiç Çelik (MHP), 30 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YARGI HİZMETLERİNİN HIZLANDIRILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.725)); konuşma 773 kelime.
Behiç Çelik (MHP, Mersin). “Yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.725)”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/behic-celik-23-2011-03-30-yargi-hizmetlerinin-hizlandirilmasi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisikli (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 725 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde grubum adına konuşma yapmak için söz aldım. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, yeni bir torba yasayla karşı karşıyayız. Bu tasarının, cumhuriyet savcısının ve mahkemenin yetkisini alması ve idareye devretmesi hükümleri içerdiğini görüyoruz, askerlik suçlarından olan bakaya ve yoklama kaçağı için yeni düzenlemeler getirildiğini görüyoruz, 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nda benzer düzenlemeler yapıldığı görüyoruz, Orman Kanunu kapsamındaki bazı suçları adli boyutundan idari boyutuna dönüştürdüğünü görüyoruz, yine İcra ve İflas Kanunu’na iti-raz düzenlemesiyle ilgili hükümleri görüyoruz, çekişmesiz yargı işlerinin notere verilemesine ilişkin hükümleri görüyoruz, Danıştayca alınan kararlara karşı yeni hükümlerin getirildiğini görüyoruz ve devamı var ama benim bölümümde bunlara işaret etmekle iktifa ediyorum.
Bunu reform olarak halka sunmaya çalışıyor Hükûmet. Bu tabii reform değil, bu mümkün değil. Seçimin oldukça yaklaştığı, iki ayı aşkın bir sürenin kaldığı bu dönemde böyle bir torba yasa tasarısının Genel Kurul gündemine getirilmiş olması gerçekten kınanacak bir durumdur.
Değerli arkadaşlar, önemli olan hızlı ve adil yargılama ise, bunun ciddi bir çalışmayla, sekiz buçuk yılı aşkın sürede yapılmamış olması ayrı bir konudur. Demek ki iktidarın hızlı ve adil yargılama yapma yönünde bugüne kadar en ufak kalem oynatmamış olması, böyle bir konuya ihtiyaç göstermediğini bize ifade ediyor.
Yargıda ihtisaslaşma gerekli diyoruz, buna ilişkin en ufak bir düzenleme söz konusu değil.
Bilirkişilik kurumuyla ilgili bir çalışma yapılması gerekir diyoruz, bununla ilgili herhangi bir konu yok.
Milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi sürekli görüşlerini ifade ediyor “Gelin dokunulmazlığı kaldıralım.” diye, buna ilişkin en ufak düzenleme yok.
Temiz siyaset için siyasi ahlak yasası çıkarılsın diyoruz, temiz yönetimi bu haliyle oluşturalım diyoruz ve dolayısıyla temiz topluma dönük birtakım çalışmalar yapalım, yasal düzenlemeler yapalım diyoruz; bu konuda iktidardan ses yok.
Yolsuzlukla mücadele perspektifini içeren bir yargı düzenini oluşturalım diyoruz, bu da yok.
Milliyetçi Hareket Partisi diyor ki, yolsuzlukla mücadele kurulu kurulsun, buna ilişkin iktidar partisinden en ufak bir faaliyet söz konusu değil.
Tutukluluk, Türkiye’de cezaya dönüştürülüyor, buna ilişkin düzenleme yapılsın diyoruz; bu da yok.
Şimdi, artık yargıyı ele geçirme yerine, yargıda hizmet kapasitesini artıralım diyoruz, bu konuda en ufak bir şey yok ama yargının dengelerinin bozulmasına matuf düzenlemelere geldiği zaman sıra, alabildiğine haşin ve hoyrat bir uygulamayla maalesef yürütme erki yargıyı bütünüyle kontrolüne almayı başarmış oluyor. Burada, yargı, Türk yargısı, gerçekten 73 milyon insanın, büyük Türk milletinin yargısı olmak zorundadır. Yargı, ifrattan tefrite savrulmuştur. Yargıyı ifratta tutmak hataysa tefritte tutmak da hatadır. Onun için Türk milleti yargıda hiçbir zaman partizan bir uygulama beklemiyor, böyle bir sonucu iktidardan da istemiyor. İktidar bu uygulamalarıyla aslında gerek Türk milleti nezdinde gerekse hukukçular nezdinde, yargı erkinin mensupları nezdinde meşruiyetini oldukça yitirmiş durumda.
Bu itibarla, geçen yıl yapılan Anayasa değişikliğinde de görüldüğü gibi, bir toplum sözleşmesi olan Anayasa’yı kendi kötü emellerine siyasal iktidarın nasıl alet ettiğini ve millete yalan dolan ve farklı beyanlarla bunun nasıl kabul ettirildiğini yüce milletimiz 12 Eylül referandumundan sonraki aylar içerisinde çok net bir şekilde anlamış oluyor.
Yargının içerisinde, değerli arkadaşlarım, bir siyasal aktör savcı olduğunu, diğeri avukat olduğunu ifade ederek yargıyı alabildiğine siyasetin, partizanlığın ve yandaşlığın içerisine götürmekte olduğunun aslında en önemli işaretlerini vermiş oluyorlar.
Şimdi, gelinen nokta nedir? Gelinen nokta, komisyonda görüşülen yeni kanun hükmünde kararname talebi. Bu, Genel Kurula indirilmek isteniyor.
Burada, bu kanun hükmünde kararnamenin metnini ben de okumuş bulunuyorum. Gördüğüm tablo şu: Kanun hükmünde kararname yetkisi talebinde bulunan Hükûmet, altı aylık alacağı bu yetkiyle birlikte, devlet mekanizmasının, devlet çarkının yapamadığı, yozlaştıramadığı, bozamadığı bütün unsurlarını, gerek teşkilat gerekse personel anlamında, baştan sona indirgeyerek, bozarak ve tamamen millî devletin karakterini değiştirerek, Türkiye'de daha sonra işin içinden çıkılmaz hâle getirecek ve kaosa sebep olacak, çatışmalara sebep olacak bir ortamı, kargaşayı ve kavgayı kendiliğinden gündeme getirmiş olacak. Onun için, buradan Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz siyasal iktidarı uyarıyoruz. Gelin, bu kanun hükmünde kararname yetki yasası talebinizden vazgeçin.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de cumhuriyet tarihinde bir ilk daha başarılmıştır bu iktidar sayesinde, o da şudur: Polis, savcı ve hâkim aynı tipte ve birbirini tamamlar mahiyete sokulmuştur. Onun için, polisin yapmış olduğu bir sorgulamanın savcı tarafından, savcının yazmış olduğu iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmemesi mümkün değil. Burada hakkın aranması, hakkın korunması böyle bir ortamda mümkün değil. Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti özelliğinin de bu mahiyet itibarıyla yargı erkinde büyük bir darbe yediğini de ifade etmek istiyorum. Demek ki gerek yürütme erkinde gerek yasamada ve gerek yargıda meydana gelen bu tahribatın… Bin yıllık tarihe sahip olan Batı Türklüğünün Anadolu tarihi içerisine bir göz attığımızda şunu görüyoruz bu tahribata uygun olarak: Fetret Devri diye tarihte okuduğumuz bir devri bize AKP İktidarı artık yaşatıyor. Fetret devrinden çıkmak gerekiyor. 12 Haziran 2011 seçimleri bunun için bir fırsattır.
İnşallah, Milliyetçi Hareket iktidarıyla fetret devri son bulacaktır diyor, hepinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
70 konuşma daha · 30 Mart 2011