Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Yozgat Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 88. Birleşim · 4. yasama yılı · 19 Nisan 2010 · 2.046 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bekir Bozdağ (AK Parti), 19 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 2.046 kelime.
Bekir Bozdağ (AK Parti, Yozgat). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 19 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bekir-bozdag-23-2010-04-19-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde, AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, anayasa, yasama, yürütme, yargı gibi devletin temel organlarının kuruluşunu, işleyişini, birbiriyle ilişkilerini düzenleyen, ayrıca insanların temel hak ve hürriyetlerini tanzim edip teminat altına alan ve devleti bu noktada sınırlayan, siyasal iktidarları sınırlayan toplumsal bir sözleşmedir. Bizim tarihimize baktığınız zaman, 1876 tarihli Kanuni Esasi, 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu ve 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu, 1961 Anayasası ve 1982 Anayasası olmak üzere, anayasa tarihimizde dört tane anayasanın bulunduğunu görüyoruz. Ama, bir tespiti yapmakta fayda görüyorum, o da şu: Bu dört anayasanın dördü de olağan dönemde, olağan şartlar altında yapılmış değildir. Maalesef, hepsi, olağanüstü koşullar altında yapılmış anayasalardır.
Bakıyorsunuz, 1921 Anayasası Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği dönemde yapılıyor. 1924 Anayasası, savaşın bittiği, cumhuriyetin ilan edildiği, monarşiden cumhuriyete geçildiği ve o dönemin koşullarını düşündüğünüzde, yine olağanüstü şartlar altında hazırlandığını, yürürlüğe konulduğunu görüyoruz. Öte yandan, 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın da darbe ürünü anayasalar olarak yürürlüğe konulduğunu görüyoruz ve bu hazırlanış itibarıyla Türkiye'nin ihtiyacı olan bir şey var, o da şu: Türkiye, olağan koşullar altında, herkesin kendisini hür hissettiği bir ortamda ve milletin temsilcileriyle yeni bir anayasayı hayata geçirmek zorundadır ama maalesef böylesi bir anayasayı bugüne kadar milletimiz hayata geçirme imkânını bulamamıştır. Şu anda Türkiye'nin yönetildiği anayasa, 1982 Anayasası.
Bakın, bir metin okumak istiyorum: “1982 Anayasası, gerek hazırlanışı gerek özü ve içeriğiyle demokratik olmayan bir anayasadır. Böyle bir anayasa demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işleyişini önleyici niteliktedir. Bu nedenle Anayasa değişikliği, TBMM’nin aşması gereken temel sorunlardan biridir. 1982 Anayasası’nın sınırlı düzeltme ve iyileştirmelerle demokrasiye ve hukukun temel ilkelerine uygun duruma getirilmesi hemen hemen imkânsızdır. Anayasa değişikliğinin savsaklanması, çözüme bağlanmaması, ağırlığı artan ortak sorunlara yol açmaktadır, giderek bir rejim bunalımına dönüşme tehlikesi göstermektedir.”
Bu sözlere katılıyor musunuz? Bu sözler, Deniz Baykal -Genel Başkan- tarafından CHP adına 3/3/1993’te Meclis Başkanlığına verilmiş bir önerinin ön yazısında yer alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Bir daha okur musun, kaçırdık.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Neden? Doğruyu söylüyor, biz de alkışlıyoruz. Hakikaten 82 Anayasası’nı böyle anlatmak hoş bir şey.
Ama bir bakıyorsunuz hazırlanışına, emir-komuta zinciri içerisinde darbe olmuş.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Aynen bugünkü gibi.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Daha sonra Meclis kalkmış, Meclisin, Senatonun bütün yetkileri Millî Güvenlik Konseyine geçmiş. Daha sonra Kurucu Meclis kurulmuş ve Kurucu Mecliste de yasama yetkisinin Millî Güvenlik Konseyiyle ve Danışma Meclisiyle beraber yürütülmesi Kurucu Meclis Hakkında Kanun’la hüküm altına alınmış ve Meclisin hem Anayasa Komisyonunun hem de Genel Kurulun kabul ettiği değişiklikler bir de Millî Güvenlik Konseyinin süzgecinden geçmiş.
Bakıyorsunuz, 177 maddelik Anayasa’nın 125 maddesini Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu, daha doğru bir ifadeyle Millî Güvenlik Konseyi revize etmiş, değiştirmiş. “Genel Kurul burada.” Olmaz. “Anayasa Komisyonu orada.” O da olmaz. Bir de oraya gidecek, orası da 125 tanesini değiştiriyor. Geçici 16 tane madde var, bu 16’nın 12’sini de Millî Güvenlik Konseyi değiştiriyor ve halk oylaması sonucu bu Anayasa yürürlüğe giriyor. Baktığınız zaman, Türkiye’de toplumsal sözleşme anlamında bir anayasa olmadığı çok açık. Ne var? Darbe sözleşmesi anlamında bir anayasa var, darbe sözleşmesi anlamında… Gerçi, bu Anayasa’ya danışmanlık yapan birtakım darbe bilginleri var ama darbe bilginlerinin olması bu Anayasa’yı toplumsal bir sözleşme hâline dönüştüremez.
Değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar tartışma konusu olmuş. Herkes tartışmış, herkes eleştirmiş ve pek çok aksayan yönleri dile getirilmiş. Bakıyorsunuz, Anayasa’ya göre, devlet üstün ve kutsaldır, hikmeti hükûmet esastır ve layüsel olan yapılar vardır. YAŞ’ın kararları layüseldir, HSYK’nın kararları layüseldir, uyarma, kınama cezası veren amirlerin kararları layüseldir. Yani, layüsel olan dukalıklar oluşturmuş ve bakıyorsunuz, hikmeti hükûmet her yerde hazır ve nazır, her şeyin altında bir sır, her şeyin altında bir esrar var. Devletin resmî bir ideolojisi de var bu Anayasa’da. Eğitim buna göre, bilim, sanat, kültür bile buna göre. Yani, özgürce bilim yapma, özgürce sanat yapma imkânı maalesef vermiyor bu Anayasa. Bakıyorsunuz, egemenlik kayıtsız milletin ama kullanması kayıtlı ve şartlı hâle getirilmiş ve milletin egemenliğini doğrudan kullanmaya imkân vermeyen bir anayasa. İnsan haklarına dayalı değil, insan haklarına sadece saygı duyan bir anayasa. Hâlbuki, biz diyoruz ki: “İnsan haklarına dayanan bir anayasaya Türkiye'nin ihtiyacı var.” Bizimki sadece saygı duyuyor. 61 ne diyordu? “İnsan haklarına dayanan bir anayasa.” diyordu. Biz 82’de, maalesef, 61’in de gerisine gittik.
Herkes eşittir, sınıf zümre yoktur, kimseye imtiyaz, ayrıcalık tanınmaz ama hem devletin yapısı içerisinde hem de toplum içerisinde imtiyazlı yapılar, ayrıcalıklı durumlar, kurumlar ortaya çıkaran hem de temel eşitlik ilkesine rağmen bir anayasa. Herkesin kişiliğine bağlı, devredilmez, vazgeçilmez, dokunulmaz haklar var derken öte yandan bu hakların dokunulması için her türlü yolu açan, vazgeçilmesi için her türlü imkânı tanıyan ve kullanılması için her türlü yolu kapayan bir anayasa. Herkesin hürriyetini tanıyor. Her şey… Örnek olsun diye söylüyorum: Düşünce ve kanaat hürriyeti serbest, istediğiniz kadar düşünebilirsiniz ama ifade etmek istediğiniz zaman o biraz yiğitlik ister, bin defa düşünüp sonra kısık sesle bir defa söylemeye imkân veren bir anayasa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için çok eleştiri almış ve yine bu Anayasa temel hak ve hürriyetleri hak ekseninde almayan, insanlara sadece hakla yetinmeyip bunu bir de ödev olarak yükleyen, hak ekseninde bu konuyu değerlendirmeyen bir anayasa. Bakıyorsunuz, bir yandan “Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.” diyen bir anayasa ama öte yandan en kolay vazgeçilen unsuru olsun diye her türlü hukuki altyapıyı ortaya koyan bir anayasa. Demokrasi tarihimizi siyasi partiler mezarlığına hem de dünyanın en birinci siyasi partiler mezarlığına dönüşmesine ve dönüştürülmesine imkân ve zemin veren bir anayasa. Yine bakıyorsunuz, iktisadi hürriyetleri, kamu yararı ve benzeri birtakım keyfî değerlendirmelere tabi tutulacak birtakım ilkeler, kavramlar çerçevesinde her türlü müdahaleye, kontrole açık tutan bir anayasa. Kısaca, baktığınız zaman herkesten korkan bir anayasa görüyorsunuz. Milletten korkuyor, yasamadan korkuyor, yürütmeden korkuyor, yargıdan korkuyor, hiç kimseye güvenmiyor. Dolayısıyla herkesi potansiyel bir tehlike gibi gören ve bu tehlikelere karşı sürekli teyakkuz anlayışı içerisinde inşa edilmiş bir anayasa. O nedenledir ki bu Anayasa, yürürlüğe girdiği günden beri tartışılıyor. Demin söyledim, Sayın Baykal’ın “Türkiye eğer bu sorunu aşmazsa rejim bunalımına gider.” dediği laf 1993 yılında ama Türkiye'nin yeni anayasa arayışı bu Anayasa’nın yürürlüğe girdiği günden beri var. Bakıyorsunuz, 1992’de TÜSİAD yepyeni bir anayasa hazırlıyor, “Türkiye'nin ihtiyacı var.” diyor. 1993’te -demin okuduğum ifadeler dâhil- Mecliste olan olmayan bütün siyasi partiler, Meclis Başkanının daveti üzerine anayasa önerilerini Meclis Başkanına sunuyorlar. 2000’de TOBB yepyeni bir anayasa önerisi kamuoyuna açıklıyor. 2001’de Barolar Birliği aynı şeyi yapıyor. 2007’de AK PARTİ seçime giderken yeni anayasa vaadinde bulunuyor ve bilim kurulu bir taslak metin hazırlıyor ve bu taslak metin kamuoyuyla paylaşıldı. Aynı biçimde, 2007 yılında Türkiye Barolar Birliği, 2001 Anayasa önerisini revize ederek yeni bir anayasa projesiyle ortaya çıktı. Öte yandan sendikalar, siyasi partiler, başkaca sivil toplum örgütlerinin tamamı yeni anayasa talebini dile getirdi. Demin söylediğim gibi, sadece dile getirmekle de kalmadı, bunları somut metinlere de döktüler, somut bir biçimde ortaya da koydular ama maalesef Türkiye, bu somut talepleri hayata geçirme imkânını, konsensüs zeminini bir türlü yakalayamadı, onun yerine, parçalı değişikliklerle 1982 Anayasası’nı değiştirmenin yollarını seçti.
Bugüne kadar, 1982 Anayasası 15 defa değiştirilmiş, 15 defa ve bu değişikliklerin bugün 16’ncısını görüşüyoruz. 1876 Kanuni Esasi -tatilde olduğu dönemleri bir yana koyarsak- toplamda, kırk beş yılda 7 defa değişmiş. 1921 Anayasası 1 defa değişmiş, üç yıl içerisinde. 1924 Anayasası, yaklaşık otuz sene içerisinde 4 defa değişmiş. 1961 Anayasası, yaklaşık yirmi yıl içinde 7 defa değişmiş, ama 82 Anayasası’na geldiğiniz zaman, yirmi sekiz sene içerisinde 15 defa değişmiş ve hâlâ da değiştirilmesi için herkesin mücadele ettiği, talep ettiği, arayış içinde olduğu bir Anayasa. Şimdi değiştire değiştire bu Anayasa’yı özgürleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire bu Anayasa’yı demokratikleştirebilir miyiz? Değiştire değiştire bu anayasayı insan haklarına gerçek anlamda dayalı bir anayasa hâline getirebilir miyiz? Bence getiremeyiz. Neden getiremeyiz? Çünkü 1982 Anayasası’nın hem ruhu hem de sözü, özgürleşmeye, demokratikleşmeye, insan haklarına dayanmaya, demokrasinin standartlarını yükseltmeye imkân vermez. Bu ruhtan kurtulmadığı sürece Türkiye’nin demokratik bir anayasayı yapma imkânı maalesef yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Olma imkânı da gözükmüyor. Onun için, biz, bu ruhun peşinden gitmektense, artık 21’inci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin insanları, evlatları ve Türk milleti olarak yepyeni bir ruhla, 21’inci yüzyılın düşüncelerine uygun bir anlayışla standardı yüksek yeni bir anayasayı hayata geçirmek zorundayız. Umarım, bu tartışmalar, önümüzdeki seçimde bütün siyasi partilerin milletin huzuruna giderken, bu değişikliklerle bu iş düzelmez, Türkiye rahata ermez, yeni anayasaya ihtiyaç var, milletten yeni anayasa talebiyle herkes oy ister, seçimi bir nevi yeni anayasa için oluşacak Mecliste daha fazla söz sahibi olayım diye bir seçim havası içerisinde geçirir ve Meclis yeni anayasayı yapma imkânını daha geniş bir biçimde ortaya koyma gayreti içerisinde olur.
Değerli dostlar, biz yeni anayasayı hayata geçirmeye söz verdik; hatırlarsanız, seçim beyannamemize de koyduk, ama bir bilim komisyonu oluşturuldu, eleştirildi. Dendi ki: “Mutfakta hazırlanıyor, partinin anayasası, böyle sipariş üzerine olmaz.” Daha sonra bu kaldı.
Sivil toplum örgütleri dediler ki: “Meclis Başkanı inisiyatif alsın, o inisiyatif çerçevesinde yeni bir anayasa arayışı olsun.” dendi ve Meclis Başkanı Sayın Köksal Toptan da 2008 yılının Eylül ayında Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin sayın genel başkanlarına Anayasa ile ilgili uzlaşma komisyonu kurmak üzere bir yazı gönderdi. Hem MHP hem DTP anayasa komisyonu için üye verirken Cumhuriyet Halk Partisi bu komisyona üye vermedi. Dolayısıyla komisyon oluşamadı; uzlaşmak üzere oluşamadı, uzlaşma üzerine bir anayasa yapmak üzere oluşamadı. Uzlaşma komisyonları oy birliği ile karar alır, herkes bir araya gelirse çalışır, çoğunlukla karar alma özelliği yoktur ama maalesef böylesi bir komisyon oluşamadı, bu kaldı.
Daha sonra demokratik açılım sürecinde bir paket olmadan kamuoyunun huzuruna çıktık, dedik ki: Bu sorun ortak sorun, çözümü de ortak olmalı, ortak aklı beraber hayata geçirmeliyiz. Bu sefer de dendi ki: “Bunlar ne yaptığını bilmiyor, eli boş bize gelmişler. Önce bir Hükûmet ne yapacağına karar versin de sonra görüşelim.”
Bu sefer yeni Anayasa değişiklik teklifi kamuoyuyla paylaşılırken dendi ki bir taslak ortaya koyalım, üzerinde müzakere olsun, sonucunda bu müzakerelere göre bunu şekillendirelim dedik ama bir kısmı çay içirerek bizi gönderdi, diğer bir kısmı kapağını bile açmaya değer görmedi ve sonuçta bununla ilgili bir uzlaşı zeminini, bir müzakere zeminini bir türlü maalesef yakalayamadık. Ama hazırlanan teklife baktığınız zaman, Türkiye'nin bugüne kadar teorideki bütün anayasa bilgilerini; Anayasa Mahkememizin içtihatlarını; Meclisimizin pratiklerini, yaptıklarını; sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin ortaya koydukları her şey geniş kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve teklife dönüştürülen metin kamuoyunun takdirini toplamıştır. Hemen hemen herkes 27 maddelik bu teklifin 24’ünde olduğunu söyleyen, 3 tanesini eleştiri konusu yapan bir noktaya gelmiş. Bu da şunu gösteriyor: Bu teklif büyük bir konsensüs zemini üzerinde inşa edilmiştir, ortak bir akıl arayışı içerisinde inşa edilmiş ve bir noktaya getirilmiştir.
Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; şimdi, Türkiye'nin bir sürü sorunu var, doğru mu? İşsizlik sorunu var, ulaşım sorunu var, eğitim sorunu var, binlerce sorunu var çiftçimizin, esnafımızın, doğru mu? Doğru. O zaman, bu kadar sorun varken, Türkiye, Anayasa değişikliğini konuşabilir mi? Bakarsanız, konuşamaz. “Zamanı mı şimdi bunun, seçime şurada kalmış işte bir seneden biraz fazla bir zaman var, şimdi sırası mı?” denebilir ve deniyor. Baktığınız zaman, bizim 1921 Anayasa’mız savaş zamanında hazırlanmış.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)O zaman hiç anayasa yoktu.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Yani, düşmanla savaş var ve Meclis toplanmış yeni bir anayasaya hazırlıyor ve hiç kimse çıkıp da o zaman “Kardeşim, ne yapıyorsunuz siz, yeni anayasa zamanı mı?” dememiş ama o Anayasa’yı hayata geçirmiş.
1924 Anayasası hazırlanırken, bakın, cumhuriyet yeni kurulmuş, ülke savaştan çıkmış, savaşın acıları, yaraları, sıkıntıları ortada, açlık, yoksulluk had safhada. O ortamda da bu Meclis oturmuş ve “Türkiye'nin önünü bu Anayasa’yla açarız.” demiş ve yeni bir anayasa yapmış, kimse bunu tartışmamış.
Şimdi, 1961 Anayasası -darbeciler geldi- yapılırken eğitim sorunları tatile mi çıktı, sağlıkla ilgili sorunlar bitti mi, darbe oldu diye işsizlik bitti mi? 1982 darbesi olduğunda da aynı şeyler mi oldu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O zaman, hiç ama hiç kimse şunu demedi: “Yani, şimdi sırası mı bunun?” Gerçi, o zaman demek de biraz zordu, deme imkânları da yoktu ama ben bir tespitte bulunmak için diyorum.
Peki, 1982 Anayasası değişti mi? Değişti. 1987 değişikliğine bakıyoruz, ilk değişikliğe, seçimin biraz öncesine geliyor. 1995’te 16 maddenin değiştirildiği değişikliğe bakıyoruz; o zaman da, tam da seçimin arifesinde, yani 1995 seçimlerinin hemen öncesinde, Meclis, 16 maddelik bir değişiklik yapıyor.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul)Uzlaşma vardı o zaman, genel uzlaşma vardı, genel bir konsensüs vardı.
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)En son, bakın, 2001 yılında, Mecliste, parlamento tarihimizin, 1982 Anayasası’nda en kapsamlı değişikliği yapılıyor hem de 35 maddelik bir kanun burada görüşülüyor.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul)Uzlaşmadan, anlaşmadan…
BEKİR BOZDAĞ (Devamla)Ne zaman? 10 Ekim 2001’de, 4709 sayılı Kanun görüşülüyor. Ortama bakın, 21 Şubat…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
89 konuşma daha · 19 Nisan 2010