2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 34. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Aralık 2005 · 2.579 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Beşir Atalay (AK Parti), 17 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(HAZİNE MÜST.,AB GEN.SEKR.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜD.,SOS.YARD.VE DAY.GEN.MÜD.,TÜRK İŞB.VE KALK.İDA.BŞK.,TÜRKİYE İSTATİSTİK KUR.BŞK.) 6 NCI TUR); konuşma 2.579 kelime.
Beşir Atalay (AK Parti, Ankara). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/besir-atalay-22-2005-12-17-2006-merkezi-butce-kan-tas-hazine-must-ab-gen-sekr-basin-yayin-ve-e (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye İstatistik Kurumu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ile Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçe görüşmeleri üzerinde değerli üyelerin, partileri adına ve şahısları adına konuşmalarını dinledik; değindikleri bazı hususlara ancak açıklık getireceğim.
Önce, tabiî, bütün konuşmacılara çok teşekkür ediyoruz. Bütçe görüşmeleri, aynı zamanda kurumlarımızın bir değerlendirmesidir; Meclisin denetleme yollarından birisidir, denetleme vasıtalarından birisidir; hem muhalefetin hem iktidarın kurumlarımızla ilgili daha geniş bilgilenmesidir aynı zamanda. Onun için, biz, olumlu-olumsuz bütün konuşmalar için teşekkür ediyoruz; bunları not alıyoruz ve bunlarla ilgili değerlendirmeler yapıyoruz.
Ben, bu dört önemli kurumumuzla ilgili geniş bir tanıtma veya faaliyetleriyle ilgili bilgi verme konuşması yapmayacağım; zaten, özellikle Partimiz milletvekillerinden sözcülerimiz, burada, kurumlarımızla ilgili çalışmalardan, olumlu çalışmalardan bahsettiler; kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. Ancak, burada ele alınan bazı konulara da kısa kısa açıklık getireceğim; zaten cumartesi akşamının da biraz geç vakti...
Türkiye İstatistik Kurumu, bildiğiniz gibi, bir değişim geçiriyor; daha yakın zamanda Yüce Mecliste yasası kabul edildi ve hem ismi hem de konumu, görevleri, yapısı ciddî şekilde değişti. Yani, Türkiye'nin daha özerk, daha ciddî, daha uluslararası mukayeselere elverir bilgiler üretecek bir kurumu haline geldi ve burada sözü edildiği gibi, önümüzdeki günlerde 244 yeni uzman yardımcısı alınacak kurumumuza; yani, uzmanlık yapısını biraz daha güçlendiriyoruz. Tamamen, merkezî sınavdaki aldıkları puanlara göre, buraya, uzman yardımcıları alınacak; 44’ü merkeze, 200'ü taşraya, bölgelere. Puanlar da başvurularda çok yüksek; yani, 80 ve üstü çağrılmıştı -burada gündeme getirildiği için, sadece onlara değiniyorum- şu anda başvuranların en alt puanı 91,557'dir -merkezî sınavdan aldığı- bu, merkez için; bölgeler için ise 85,053'tür. Tabiî, her uzmanlık kuruluşunun, aynı zamanda, kendi kurumuna gireceği elemanları bir görme ve mülakat hakkı vardır; onun için, biraz fazla çağrılıyor ve bunlar içinden, mülakatla, uzman yardımcıları alınacaktır. Normal kamu personeli, normal memur alınsa, biliyorsunuz, böyle bir mülakat falan söz konusu olmuyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun -biraz önce değerli milletvekilimizin ifade ettiği gibi- şu anda en yoğun çalıştığı konulardan birisi, ikamete dayalı nüfus kayıt sisteminin kurulmasıdır. Bildiğiniz gibi, bir süredir dillendiriyoruz; bu, her on yılda bir yapılan ve bütün vatandaşlarımızı sokağa çıkma yasağıyla evde tutan nüfus sayımına, önümüzdeki yıl içinde, son vermeyi planlıyoruz. Yakında, kanun tasarısı da, İçişleri Bakanlığımız tarafından sunulacak, huzurunuza gelecek. Şu anda, MERNİS Projesi, bildiğiniz gibi, aslında, nüfus kayıt sistemimizi belli oranda oluşturdu; bütün vatandaşlarımızın vatandaşlık numarası var. Şimdi, yeni çalışmayla, biz, bunu, ikamete dayalı hale getireceğiz; yani, adresle bu irtibatlı olacak. Maalesef, 2000 sayımında bu yapılmamış. Biliyorsunuz, nüfus sayımı, sonu 0'la biten on yıllarda yapılıyor; yani, son, 2000 yılında yapıldı. O zaman bu irtibat sağlanabilirdi. Bu sağlanmadığı için, biz, 2010 yılındaki nüfus sayımını da beklemek istemiyoruz ve 2006 yılının sonuna kadar, inşallah, ikamete dayalı nüfus kayıt sistemini oluşturacağız. Bundan sonra artık nüfus sayımı diye bir şey de söz konusu olmayacak. Zaten, bu, devamlı izlenecek, bunun mekanizmaları kuruluyor ve her an nüfusumuzu bilir durumda olacağız. Belki, nüfus sayımı benzeri araştırmalar, artık nüfusun diğer özelliklerini öğrenmek için yapılacak.
Devlet İstatistik Enstitüsüyle ilgili, tabiî, burada, sürekli, konuşmacılar, özellikle de işgücü araştırmalarına ve benzerlerine atıfta bulunarak, sanki, Devlet İstatistik Enstitüsünün -eski- şimdi Türkiye İstatistik Kurumunun verilerini, biraz endişeli, şüpheli karşılıyorlar. Değerli milletvekilleri, tabiî, bu çok önemli. Türkiye İstatistik Kurumu, Türkiye'nin resmî istatistik kurumudur, tek resmî istatistik verisi üreten kurumudur ve uluslararası alanlarda bugün bu veriler çok büyük önem kazanmaktadır. Bu verilere önce kendimiz güveneceğiz. Bunlar çok ciddî, çok karmaşık mekanizmalarla elde edilen verilerdir. Bakın, sadece hane halkı işgücü araştırmasıyla ilgili, üç aylık dönem içinde yaklaşık 36 000 ila 40 000 hane ziyaret edilmektedir; yani, Türkiye örneklemi içinde bu çalışmalar yapılmaktadır. Buna benzer, şu anda Devlet İstatistik Enstitüsü (Türkiye İstatistik Kurumu) pek çok araştırmayı bir anda yürütmektedir. Tereddütünüz varsa bu verilerle ilgili, benim istirhamım, Kuruma sorulsun ve bilgi alınsın, nerelerde tereddüt varsa. Kurum daima bunu açıklamaya hazırdır. Bu araştırmalar, bu veriler nasıl üretiliyor, endişeler nelerdir; bunların bütün metodolojik sürecini sizlere açıklayacaktır. Bu şekilde, kendi kurumumuzu, istatistik üreten kurumumuzu da yıpratmamış oluruz.
Şimdi, bu işgücü, işsizlik göstergeleriyle ilgili burada çok değişik veriler söylendi. Özellikle muhalefet partilerimizin değerli sözcüleri "11 000 000 işsiz var" gibi ifadeler kullandılar.
Değerli milletvekilleri, bakın, devletimizin tek veri üreten kurumu Türkiye İstatistik Kurumudur. Bunun dışında da elimizde işsizlikle ilgili herhangi bir veri yoktur.
İstatistik Kurumumuz, tamamen uluslararası standartlara uygun olarak; yani, ILO'nun, Birleşmiş Milletlerin öngördüğü standartlara uygun olarak bu verileri üretmektedir. Şu anda, bizim işsizlik oranımız da bu araştırmalara göre açıklanmaktadır. Daha önce bu üç aylık açıklanıyordu; biz, bu yılın başından itibaren, 2005'in başından itibaren bunu aylık hale getirdik.
Şimdi, bu "11 000 000 işsiz var" derken, arkadaşlarımız bunu nereden aldılar; yani, nasıl bir veriye sahipler, bunu biz merak ediyoruz doğrusu. Buraya soru sormak için gelmedim ama, bu verileri açıklarken, tabiî, birazcık kendi kendimizle tutarlı, bunun objektif verilerine, gerekçelerine sahip olmamız gerekiyor. Ülkemizin, neredeyse, nüfusunun dörtte 1'ini işsiz göstermekle kazanacağımız bir şey de yoktur. Biz, iktidar olarak şunu zaten söylüyoruz: Türkiye'de, şu anda en önemli sorunumuz işsizliktir; ama, bunu bu iktidar oluşturmadı. Bakın, bizim kendi verilerimize göre; yani, devletin İstatistik Kurumunun verilerine göre, 2004 yılından itibaren işgücüne katılan sayıda istihdama da katılmaktadır; yani, iş arar duruma gelen nüfusumuz istihdama da katılmaktadır; yani, o kadar nüfusa iş bulunmaktadır. Fakat, eskiden kalma bir birikim vardır, bu, yaklaşık 3 000 000'dur ve o birikimi absorbe etmeniz, eritmeniz zaman almaktadır. Eğer AK Parti Hükümeti sıfırdan başlasaydı, sıfır işsizle başlasaydı, bugün yine sıfır işsizle devam edecekti. O yılları hepimiz hatırlayalım; bu toplumun işsizlik oranını, yoksullaşma oranını; yani, uzun koalisyon dönemlerinin biriktirdiği… Sanki AK Parti Hükümeti geldi, iki yılda işsiz üretti gibi konuşuluyor. AK Parti Hükümeti, 2004 yılından itibaren bir kişi bile işsizliğe ilave etmedi; ben, bunu burada açıkça ifade ediyorum.
Ayrıca, bu yoksulluk konusunda, şimdi, burada veriler söyleniyor. İşte, 1 000 000 civarında açlık sınırının altında, 20 000 000 civarında yoksulluk sınırının altında, 550 000 000 açlık sınırı olarak ilan ediliyor; bu rakamlar, bu veriler, tabiî, tam, yine gerekçesine sahip olmadan ifade ediliyor.
Değerli milletvekilleri, bakın, bunların hepsinin çok açık açıklamaları vardır. Yani, Türkiye İstatistik Kurumundan istense, açlık sınırı nedir, dünyada bu hangi kriterlere göre belirleniyor, Türkiye'de nasıl belirleniyor; biz, bunların hepsinin açıklamasını takdim ederiz.
Bakın, şunu açıkça söylüyorum. Özellikle -tabiî, bu konuda konuşma yapan milletvekillerimiz aramızda yok, ama- Türkiye'de, bizim hükümetimize kadar, yoksullukla ilgili veya nüfusumuzun ne kadarının hangi konumda olduğuyla ilgili -sosyal, ekonomik standart olarak söylüyorum- elimizde bir tane resmî veri yoktu. Sendikalar üretiyordu, spekülatif rakamlar ortalıkta uçuşuyordu.
Değerli arkadaşlar, biz, işimizi ciddî yapıyoruz; yani, biz, yaptığımız işe değer veriyoruz. Bu konular önümüze geldiğinde -hükümet olduğumuzda, zaten büyük bir işsizlik ve yoksulluğu devraldık- o zaman dedik ki, önce, bizim hedef kitleyi iyi tespit etmemiz lazım. Yoksul dediğimizde, kim, hangi kriter, ne kadar, nüfusumuzun hangi kesimi hangi durumda ve ilk defa, 2003 yılında -hemen hükümet olduğumuz yıl sayılabilir- yoksulluk profili diye bir çalışma yaptırdık ve Türkiye'de ilk veri budur. Şu anda kullanılan, işte, bugün sözcülerin hepsinin kullandığı bu verilerdir; ama, bunu, biz üretmedik.
Bakın, bu yoksulluk oranları 2002 verileri üzerine yapılmıştır, 2003 verileri de değil, 2002 verileri üzerine yapılmıştır, hane halkı tüketim harcamaları araştırması üzerine yapılmıştır ve hamdolsun, Türkiye, birçok ülke gibi insanların açlıktan öldüğü bir ülke değildir. Bakın, bu açlık sınırında, FAO falan uluslararası kuruluşlar, günlük 1 dolar alır; bir kişinin gıdaya ayırabildiği 1 doların altındaysa açlık sınırı kabul eder. Türkiye, öyle bir ülke değil. Biz, Türkiye'deki hane halkı tüketim araştırması sonucundan yararlanarak, bunu 3,5 dolar aldık. Bir kişi, günde, 3,5 doların daha altında gıdaya ayırıyorsa -ki, bu da 2 000 kalori falan hesap edilir- o zaman ancak açlık sınırı dedik ve bu da 1 000 000’un altındadır ve 2003 verilerinde de, belli bir düşme olmuştur.
Ama, göreli yoksulluk her ülkede vardır, bizim ülkemizde de vardır. Göreli yoksulluk şudur arkadaşlar: Nüfusun ortalama hayat standardının altında yaşama; yani, konut olarak, sahip olduğu eşyalar olarak, faydalandığı eğitim, sağlık hizmetleri olarak -buna benzer kriterler vardır- bunu ifade eder. Zaten biz, toplumumuzda böyle bir durumu da kabul ediyoruz.
Bu konuda bir veri daha sunacağım, değerli milletvekillerimiz için önemli olduğuna inanıyorum; yani, bunu, bir başarı başarısızlık olarak değil… İnşallah, tabiî, toplumumuzda hayat standardı yükselir, hepimiz onun için çalışıyoruz. Bildiğiniz gibi, yüzde 20'lik dilimlere düşen gelir payı vardır. Bu, tabiî, çok önemli bir göstergedir; yoksullukla ilgili de kullanılır, gelir dağılımıyla ilgili de önemli bir göstergedir. 2002 ile 2003 mukayesesi var elimde. 2004 henüz çıkmadı; ocak veya en geç şubat ayında çıkacak. Birinci dilim dediğimiz, yani nüfusun en düşük gelirli yüzde 20'lik diliminin, ülkemizde, millî gelirden aldığı pay, 2002'de 5,3'tür, 2003'te 6'ya yükselmiştir. Bu, büyük bir yükseliş değil; ama, bir yön veriyor. Biz bundan çok memnunuz. Yani, en alt gelir grubunun millî gelirden aldığı pay birazcık yükseliyor. En yüksek dilim olan -yani beşinci en yüksek gelirli kesimin- yüzde 20'lik nüfus kesiminin millî gelirden aldığı pay 2002'de 50,1'dir, bu 2003'te 48,3'e düşmüştür. Biliyorsunuz bu dilimler -ortada üç dilim daha var- birbirine ne kadar yaklaşırsa, bu gelir dağılımının biraz daha sağlıklı geliştiğini gösterir. Yani, burada gini katsayısı vardır; bu biraz düştükçe, burada daha olumlu bir gösterge var sayılır.
Şimdi, vaktim az kaldı; ama, diğer kurumlarımızla ilgili de ifade edilen birkaç hususu burada dillendirmek istiyorum, cevaplamak istiyorum.
Bir defa, tabiî, TİKA ile ilgili, arkadaşlarımız "hiçbir şey yapmıyor" gibi ifadeler kullandılar. Keşke, böyle muhalefet yapmasak. Yani, siyasette gerçekçilik, tutarlılıktır. Söylediğimiz hususlarda biraz abartı olabilir; ama, hani, muhalefet olunca belki; ama, biraz da insaflı olmak lazım, biraz da ciddî olmak lazım. Şimdi, TİKA hiçbir şey yapmamış derken, ben, değerli milletvekillerime, kendi mektubumla özellikle, TİKA'nın 2004 yılı çalışmalarını, projelerini gönderdim; bir bakılabilseydi o sözler söylenmezdi.
TİKA, bizim, tabiî, dış politikamızın çok önemli bir enstrümanıdır. Türkiye'ye teknik yardım veren bir kuruluştur, teknik yardım alan bir kuruluş değildir ve bizim hedef kitlemiz de, önce, kendi kültür coğrafyamızdır. Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar, başta gelen ülkelerdir. Kendi dönemimizde, biraz alanını genişlettik; Afganistan, Filistin, Addis Ababa, Kosova temsilciliklerimizi açtık; inşallah, ocak ayı içinde de Makedonya temsilciliğimizi açacağız; böylece, 18'e ulaşacak TİKA koordinatörlükleri ve biz, çok önemsiyoruz. Özellikle Türk dünyasıyla, Orta Asya'yla ilgili, yıllarca, bağımsızlık yıllarından beri hep laf üretildi, duygusallık üretildi, hiçbir şey yapılmadı ve şimdi biz, ilk defa, Hükümet olarak, proje bazında, orada çalışmalar yapıyoruz. Kimi şehirlerin su altyapısını, kimi yerlerde ortak kültür eserlerimizi hayata geçiriyoruz, kimi yerlerde konut projeleri; işte, diyelim ki, Azerbaycan'ın, Bakû civarındaki daha yeni yaptıkları tek organize sanayi bölgesinin projesini, Buna benzer ciddî işler yapıyoruz. O çalışmalara, gönderdiğim çalışmalara bir bakılırsa, bu görülür ve şuna gayret ediyoruz: Bu ülkeler desinler ki, Türkiye Cumhuriyeti geldi ve buraya şunu yaptı. Böyle de görünür eserler olsun istiyoruz.
TİKA, tabiî, dışta faaliyet yaptığı için, belki yeterince duyulmuyor. Bütçesini bu yıl yüzde 100'e yakın artırdık. Hükümetimiz, TİKA'nın öneminin farkında ve ayrıca, hibelerinde, Hükümetimizin donörler toplantısında söz verdiği değişik ülkelere hibelerinde proje bazında kullanımı artık TİKA'ya veriliyor ve giderek bütçesi daha da artmış oluyor. Böylece, TİKA, giderek, Türkiye'nin, gerçekten dış politikasının çok önemli bir olumlu enstrümanı haline geliyor.
Bir de, tabiî, burada, konu, daha çok sosyal yardımlaşmayla ilgili. Orada tek şuna değineceğim: Orada mekanizmayı biliyorsunuz değerli milletvekilleri; bir genel müdürlük kurduk 2004 yılının sonunda; sebebi şu: Türkiye'nin sosyal yardım politikası daha uzmanlaşmış bir kuruluş tarafından yürütülsün; çünkü, sosyal yardım çok ciddî bir uzmanlık istiyor ve şu günlerde oraya da 20 kadar uzman yardımcısı alıyoruz. İnşallah, bunları çok iyi yetiştireceğiz; yani, sosyal yardımın psikolojisi de dahil, hedef kitleye ulaştırılmasının yöntemleri de dahil, bunları iyi bilen uzmanlarımız olacak. Çok verimli yürüyoruz. Her ilde, ilçede vakıflarımız var; bunları biliyorsunuz. Sadece şunu söyleyeceğim bu konuda: Sanki, sosyal yardımlar, işte, İktidar Partisinin elinde kullanılıyor, siyasî amaçlı kullanılıyor gibi burada ifadeler oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Sayın Başkan, birkaç dakikanızı rica ediyorum.
BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Çok teşekkür ediyorum.
Biz, bunu, çok açıkça söylüyoruz; somut şeyler olursa, somut… Burada şu olmuş, bu siyasî amaçlı kullanılmış deniliyorsa, biz, onun üzerine gideriz; hangi ilimizde, hangi ilçemizde, onu araştırırız, gereğini de yaparız; ama, valilerimizin, kaymakamlarımızın başkanlığında, muhtarların içinde olduğu, belediye başkanlarının içinde olduğu bir heyetle yürütülen bu yardımları bu şekilde nitelemek yanlış.
Biz, şuna inanıyoruz: Bu, çok vicdanî de bir boyuttur. Sosyal yardımın, yoksula, yoksul insana, ihtiyacı olan insana ulaştırılacak sosyal yardımın ne siyasî partisi ne dini ne ideolojisi olmaz. Biz, bu şekilde yürütüyoruz büyük bir hassasiyetle; ama, bu yönde bir şey varsa -hepimizin seçim bölgesi bunlar; illerimiz, ilçelerimiz- istirham ediyorum, duyulmuş somut bir şey varsa, bunları bize ulaştırsınlar, biz gereğini yapalım. O konudaki hassasiyetimizi tekrar ifade etmek istiyorum.
Burada hiç gündemde yokken Anadolu Ajansıyla ilgili bir şey söylendi; onunla ilgili cevaplamak istiyorum. Değerli milletvekilleri, tabiî, basın özgürlüğü alanında, önce, bizim AK Parti Hükümeti olarak ve bu Yüce Meclisin, sizlerin oluşturduğu 22 nci Dönem Meclisin nasıl bir Basın Kanunu çıkardığını hepimiz biliyoruz. Biz, ona gayret ettik. Basının alanını rahatlatmak için o kanunda gerçekten çok çaba sarf ettik ve özellikle de burada ifade edilen yerel medyayla ilgili, yerel basınla ilgili, yine, bu Meclisimiz çok ileri adımlar attı. Şöyle ifadeler kullanıldı; yerel medyayla ilgili hiçbir şey yapılmıyor diye.
Biliyorsunuz, bir iki örnek vereyim ben. Yerel basının tek önemli gelir kaynağı ilanlardır, resmî ilanlar. Bildiğiniz gibi, bu Meclisten önce, yani, 2002'nin ortalarında çıkarılan kanunla, İhale Kanunuyla, yerel basının ihale limiti çok düşürülmüştü. O ilde 25 milyar liralık tutarı olan ihalelerin üstündeki ilanları alamıyordu, ancak 25 milyarlık ihalelerin altındakilerin ilanını vermek söz konusuydu. Biliyorsunuz, Hükümetimiz, o konuda çalışma yaptı ve Meclis kabul etti. Bu 13 trilyon Türk Lirasına çıkarıldı ve yerel medyayı yaşatan budur; bu rahatlatmıştır.
İkincisi, bu Basın Kanununda ilk defa yerel, bölgesel ve ulusal basın ayırımı yapılmıştır.
HALUK KOÇ (Samsun)Genel basın…
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Genel, evet, genel diyoruz.
HALUK KOÇ (Samsun)Ulusal demeyelim efendim.
DEVLET BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla)Genel diyoruz zaten, evet, haklısınız. Zaten kanunda da "genel" ifadesi… Düzeltiyorum, yerel, bölgesel, genel; yani, Türkiye çapında dağıtımı olan ve müeyyideler de buna göre belirlenmiştir. Daha önceleri bu ayırım yoktu, yerel basının yükü biraz ağır oluyordu. Şimdi, uygulanacak müeyyidelerde, cezalarda, yerel basın için en düşük limitler uygulanıyor. Bu da büyük bir rahatlatmadır. Bunun dışında, tabiî, kurumlarımızın yerel basına dönük çalışmaları epeyce fazla.
Bir de, tabiî, bizim Basın Kanununda, bir istisna dışında, para cezalarının hapis cezasına çevrilmesi kaldırılmıştır, hapis cezası kaldırılmıştır. Bunu, bu Meclis yaptı. Sadece bir istisna, cevap ve düzeltme hakkı. Bunu yerine getirmeyen basın kuruluşlarına para cezası veriliyor ve ödemezse de, hapis cezasına çevriliyor. O niye önemli; o da vatandaşın hakkı, sizin, bizim, hepimizin hakkı; yani, olur olmaz, yalan yanlış haber çıkarsa, onu gazete düzeltmek durumundadır; düzeltmiyorsa da, bunun cezasına razı olacaktır; yani, vatandaşı, bireyi korumak için; onun dışında hapis cezası yoktur.
Anadolu Ajansıyla ilgili son benim ifadem; bakın, "Anadolu Ajansı iktidarın sesi" gibi bir cümle kullanıldı burada. Buna çok üzüldüm. Aynen İstatistik Kurumumuz için söylediğim gibi değerli milletvekilleri, Anadolu Ajansı, Türkiye Cumhuriyetinin, Türkiye'nin âdeta gözbebeği bir haber ajansıdır ve biliyorsunuz, Meclisle yaşıttır, Meclisle yaşıttır, bu kadar eskidir. Millî Mücadelede görev yapmıştır ve daima şu kanaat geçerlidir: Anadolu Ajansının geçtiği habere güvenilir. Yurt dışında da bu böyledir. Hatta bir söz vardır bizde -eskiden, biliyorsunuz, haberlerin adı ajanstı, zaten o buradan gelir- "Anadolu Ajansı geçiyorsa doğrudur" sözü vardır.
Anadolu Ajansı benim ilgili kuruluşum, bir anonim şirkettir, kendi yönetim kurulu vardır; fakat, bizim Hükümet olarak bütün çabamız, Anadolu Ajansını aynı güven içinde sürdürmek. Hatta, Tanıtma Fonundan kaynak ayırarak,destek vererek görüntülü yayına geçmesini sağladık bu dönemde ve titizliğimiz, Anadolu Ajansı o güveni sarsmasın, doğru haber versin. Ne iktidarın sesi, ne muhalefetin, ne şunun ne bunun… Haber, doğru haberdir. Makbul olan, işe yarayan haber doğru haberdir. Bu titizliği arkadaşlarımız koruyorlar; biz de buna destek veriyoruz bundan emin olunsun. Burada, işte, efendim, temsilcileri, muhabirleri değiştirilmiş Meclisteki falan… Tabiî değişti; bunda bir şey yok. Anadolu Ajansının muhabirleri, görev yerleri değiştirilebilir; biz onda herhangi bir problem görmüyoruz.
Ben, bu kadarla yetiniyorum, Sayın Başkanın da müsamahasını istismar etmeyeyim. Çok da geç oldu. Hepinize çok teşekkür ediyorum, tekrar saygıyla selamlıyorum. İyi akşamlar diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 17 Aralık 2005