İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.( dpt,spk,bddk,gap bölge kalkınma idaresi başk.,tütün ve tütün mümullleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu) 5 inci tur

Bihlun Tamaylıgil

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 34. Birleşim · 4. yasama yılı · 17 Aralık 2005 · 1.580 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Bihlun Tamaylıgil (CHP), 17 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS.( DPT,SPK,BDDK,GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞK.,TÜTÜN VE TÜTÜN MÜMULLLERİ VE ALKOLLÜ İÇKİLER PİYASASI DÜZENLEME KURUMU) 5 İNCİ TUR); konuşma 1.580 kelime.

Bihlun Tamaylıgil (CHP, İstanbul). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas.( dpt,spk,bddk,gap bölge kalkınma idaresi başk.,tütün ve tütün mümullleri ve alkollü içkiler piyasası düzenleme kurumu) 5 inci tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bihlun-tamayligil-22-2005-12-17-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-dpt-spk-bddk-gap-bolge-kalkinma-i (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİHLUN TAMAYLIGİL (İstanbul)Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının içeriğinde yer alan BDDK bütçesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, BDDK deyince, tabiî, Türkiye'deki bankacılık krizleri, finansal krizler ve o dönemde ortaya çıkan idarî otoritenin düzenleyici, denetleyici görevlerini dikkate alıyoruz ve bugüne kadar yapılan yasalara da baktığımızda, her kriz ortamında, bir tepki yasası olarak kendini göstermiş olan yasama ve ondan sonra eksikleri tamamlama ve burada da, tabiî, 1999'dan itibaren, el ele, kol kola yürünmüş olan IMF'nin talimatlarıyla bir düzenleme yapma politikasıyla karşı karşıyayız.

Biraz önce AKP Grubu adına BDDK üzerinde görüş bildiren arkadaşımız, değerli milletvekilimiz "çok şükür, bizim zamanımızda bir bankacılık problemi yaşanmadı" dedi. Yalnız, sayın milletvekili, galiba, Türk bankacılık tarihinin en önemli krizini teşkil elden İmar Bankasına el koyma süreci ve sonrasının bu dönemde yaşandığını bir anda unuttu; aynı bu konuda mağdur olan binlerce vatandaşı AKP'nin unuttuğu gibi.

Şimdi, bundan iki sene önce, finansal piyasalarla ilgili, bu çatı altında bir araştırma komisyonu kuruldu ve bu olaydan, İmar Bankası olayından sonra bu komisyon kurulmuştu ve akabinde de bir bankacılık yasası gündeme geldi. Bu komisyon çalıştı, raporunu hazırladı, birbuçuk senedir gelip Mecliste görüşülmedi; ama, ne yapıldı; Türkiye için çok önemli bir başlık olan bankacılık konusunda bir yasa çıkartıldı. Hatta, bu komisyon üyeleri rica edip tasarıyı gördüler ve ortaya çıkan katma- değerle ilgili olarak da yasamada herhangi bir paylaşım, ne yazık ki, kendisi göstermedi. Kim kendini gösterdi; IMF kendini gösterdi. Bankacılık Yasası çalışmaları ortaya çıktığı zaman Değerli BDDK Başkanının, bankaların özellikle tasfiye konusunda ortaya koyduğu bir yaklaşım vardı, dedi ki: "Tasfiye edelim, bankaların yükümlülüklerini üstlenmeyelim..." Ama, IMF "hayır çıkacak olan yasada bütün yükümlülükleri de üzerinize alacaksınız…" Haa, bunun için süre, dokuz ay bir geçiş süresi, olmadı üç ay uzatalım; ama, orada kimleri, neleri güvence altına alıyorsunuz; verilmiş olan dışkaynaklı borçları ve buna imkân yaratıyorsunuz. Bunun karşısında, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ortaya konan tavır gerekse bütün bunları açıklayan bugüne kadar yüklenilmiş olan risklerin şu an Türk Halkının üzerinde ve geleceğinde olduğunu dile getirmemize rağmen, ne yazık ki, Meclisin ve Meclis iradesinin değil, IMF'in talimatı, IMF'nin iradesi geçerli olmuştur ve çıkacak olan yasa, IMF'den çıkacak olan kredi diliminin serbestisinin anaşartı olarak ortaya konmuştur.

Bu mudur yasa yapmak, bu mudur "biz bankacılıkta çok güzel, çok olumlu sonuçlara erdik" demek?! Tabiî ereceksiniz; çünkü, bu ülke, 47 milyar dolar, sadece 47 milyar dolar koyduğu kaynakla bu piyasayı finanse etti ve hâlâ baktığınızda, nakit dışı krediler ve diğer başlıklarda ve kamu bankalarını da dahil ettiğinizde, çok önemli meblağda bir yükle dolaşıyor. Artık bunun üzerine, sermaye yeterliliği rasyolarımız şu noktaya geldi dememek, bence zaten çok büyük bir yanlış olur. Hatta, bu rasyolarda bir de güvenirliği sorgulamak lazım. Geçmiş dönemde, üç ayrı denetimde üç farklı rasyo ortaya çıkmıştı. Acaba bu nasıl olmuştur; bunu, çok dikkatli bir şekilde görmek gerekir diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, gelin, biraz teknik konudan uzaklaşalım, Türkiye'nin gerçeklerine bakalım. Bugün Türkiye'de kredi kartı mağduru olarak ortaya çıkmış binlerce vatandaş var. Sayıları, 2004 yılında, bir anda, 73 000'den, 2005'te 227 000 kişiye çıkmış; parasını ödeyemeyen kredi kartı mağduru bunlar. Bunlarla ilgili yasal düzenleme için, CHP Milletvekilimiz Sayın Aslanoğlu, aylardır, yıllardır, size, burada gündeme getirip zorluyor. Ne yaptınız? Hayır, ille biz yapacağız, BDDK yapacak, gündeme getireceğiz... Haftaya inşallah gelecek bu kanun. Ne oldu bu süreçte; birçok insanımız intihar etti. Daha dünkü gazetelerde, hırsızlıktan yakalanan vatandaşlarımız var. Neyi bekliyorsunuz; ille böyle kötü örnekler çıksın da mı yasa yapalım diye bekliyorsunuz?!

Peki, bundan sonra, gelen yasa… Gelen yasanın içeriğinde ne oluyor; tüketiciyi disipline etme yaklaşımı. Peki, bankayı nasıl disipline ediyorsunuz?! Gecikme faizinin dışında, bankanın uygulayacağı faiz oranlarını nasıl disipline edeceksiniz?! Bazı bankalar, parasını faiziyle ödeyen kredi kartı borçlusunun parasıyla diğerlerini finanse ediyor. Yüzde 70'ten yüzde 130'a giden marjda kredi kartı faiz uygulamaları var.

Şimdi, bunları, lütfen önemli ölçüde dikkate alın. Türkiye'de bir tüketiciyi koruma kanunu var. Bir baz faiz oranını dikkate alarak, inşallah önümüzdeki dönem -ki, bir hafta sonra, zannedersem, Sanayi Komisyonuna gelecek- böyle bir yasa çıkartın. Artan mağdurlar yaratmak yerine, ölen insanların arkasından ağlamak yerine, onları güldürecek onlara devlet olmanın getirdiği, devletin gücünü kullanma yetkisini ortaya koyalım.

Şimdi, bankacılık sektörüyle ilgili diğer bir konuya gelelim. Yüzde 3'lerden gelen yabancı payı yüzde 12'lerin üzerine çıktı Türkiye'de. Nasıl çıktı bu pay; çünkü, sistemde var olan boşlukları tamamlayan yabancı sermaye geldi. Peki, Avrupa Birliğine giriş sürecindeyiz, Avrupa Birliğinin ana temelini oluşturan ülkelerde bu yabancı payı oranı ne kadar; yüzde 11-12'lerde. Biz ne diyoruz; sınırsız gelsin, her şeyi verelim.

Arkadaşlar, bazı şeyleri konuşurken veya hedeflerken Türkiye'nin gerçekleriyle bakmak lazım. Ekonominin yapı taşı olan KOBİ'ler, bugün, Türkiye'nin yüzde 96'sını oluşturuyor ve iki sene sonra, 2008'de uygulanacak Basel-II kriterlerine göre baktığınızda, gelen yabancı banka, bizim mevcut KOBİ'lerimizin yapısıyla nasıl bir kredilendirme mekanizması uygulayacak; biraz onu düşünelim. Yani, biz her şeyi veriyoruz, özelleştirmede her şeyi veriyoruz, hadi şimdi şirketleri de verelim; çünkü, ne, nasıl olacak, bizim bankalar yabancı bankalarla ne ölçüde yarışabilecek, yabancı banka kriz ortamında bizdeki gibi dirayetle mücadele edecek mi veya buradaki tasarrufları alıp nereye gidecek? Hiç bunları görmek, hiç bunları düşünmek istemiyor musunuz?

Diğer taraftan, bakalım; şimdi, BDDK bütçesine bakıyoruz. Bakın, bir dolaylı vergilendirme uygulanıyor. Nasıl uygulanıyor; bugün, BDDK'nın gelirleri nereden oluşur; bankaların yılık kârlarından, bilanço büyüklüklerinden alınan bir harçla oluşur. Bu para, bu piyasanın düzenleyiciliği için kullanılacağına... Bizim Maliye Bakanı alıştı, benzin istasyonları vergi dairesi gibi çalışıyor, şimdi, bankaların gelirlerini de vergi dairesi olarak kullanacak. Bırakın, bu sektörü güçlendirecek, bu yapıyı daha da ilerletecek bir bütçeyle çalışabilsin bu özel kurumlar. Bu, bir tek BDDK için geçerli değil, diğerleri için de geçerli.

Şimdi, bir konuya daha geliyoruz, bir konumuz daha var ki, çok enteresan. Biliyorsunuz, Bankacılık Kanunu görüşülürken, biz bir konuyu gündeme getirdik ve dedik ki, 2001 yılında faaliyeti durdurulan bir finans kurumuyla, İhlas Finans Kurumuyla ilgili olarak tasfiye süreci gidiyor. Bu tasfiye sürecini bu şekilde götürürseniz -ki, buradaki tasfiye kuruluna verilen süre beş yıldır- beş yılı aşıyor, on, onbeş yıllık hedefler ortaya konuyor. Gelin, TMSF, belli ölçüde kanunî yetkilerle donatılmış, bu tasfiye olayını TMSF götürsün. Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul oldu, o hızlandırılmış yasa yaptığınız süreçte; geldi, Mecliste, artık, birileri ne talimat verdiyse, bu yasa içeriğinden bu madde çıkarıldı.

Peki, aynı günlerde… Şimdi, size bir rapor sunacağım. Bu raporu Sanayi ve Ticaret Bakanlığı hazırlamış ve tarihi de 29 Haziran 2005. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı diyor ki, ilgili kurumla ilgili olarak... Mudilere eşit ve adaletli bir ödeme yapılması için, tasfiye kurulu üyelerinin mahkeme tarafından atanmasının en doğru yol olduğu görüşü bildiriliyor bu raporun içinde. Peki, tasfiye kurulu kimlerden oluşmuş; o kurumu milyarlarca dolar, binlerce yatırımcıyı mağdur etmiş kişilerden oluşmuş. Peki, ne yapıldı; siz, burada, hep beraber, bir yerden emir geldi, vazgeçtiniz; o insanlar hâlâ mağdur olarak devam etsin.

Tabiî, bu kurumun -biliyorsunuz- bağlı olduğu holdingle ilgili açılışlarda, başta Başbakanımız olmak üzere, pek çok kişi de yer almıştı.

Şimdi, bir ülkedeki TMSF Başkanının da dile getirdiği hortumcu kimliğiyle baktığınızda, senin hortumcun benim hortumcum mu var; yani, böyle bir şey olabilir mi? Ve bu da yine sizin kendi Sanayi Bakanlığınızın tespit ettiği rapordan ortaya çıkıyor. Ben onların raporunu dile getiriyorum.

Diğer taraftan, tabiî, hazin hikâye İmar Bankası. İmar Bankasıyla ilgili size defalarca söyledik. Geçen hafta, Grup Başkanvekilimiz Sayın Haluk Koç, bir kanun teklifi verdi hazine bonolarıyla ilgili. Gelin, bunları ödeyin; çünkü, burada suçlu halk değil; suçlu başka; suç, BDDK'ya, geçen sene, bir ay boyunca, benden olsun, bizim düşüncemizde olsun diye üye atamayan hükümette; suç, çarşaf çarşaf ilanlar verip "biz hazine bonosu satıyoruz" diye ortaya çıktığında, buna seyirci kalanda.

Sonra ne oldu; yatırımcı, mağdur olan kişi suçlu oldu. "Bana mı sordunuz? Bol paraya faiz alacaksınız" suçlamasıyla, şu an, otuz aydır mağdur, bekliyor.

Ancak, biz, geçen hafta, o konu üzerinde kanun teklifini konuştuğumuz günün ertesi günü, Danıştay bir karar verdi ve dedi ki: "Burada hizmette kusur vardır ve bunların tazmin edilmesi gerekir."

Bakın, Türkiye bir hukuk devleti. Kanunlar, bu konuda, tek tek size bazı dersler veriyor 2003 Aralık ayında çıkardığınız yasaya içerik ve ondan sonraki Bakanlar Kurulu kararına tamamlayıcı olarak ve deniliyor ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, konuşmanızı tamamlayın lütfen.

BİHLUN TAMAYLIGİL (Devamla)Teşekkür ederim.

...ve deniliyor ki, kanunen, off-shore’dan dönenler için Anayasa Mahkemesi, hazine bonosundan dönenler için Danıştay ve yine Danıştay, hazine bonosu diye devletine güvenip buradan yatırım yapmış vatandaşlar için.

Artık, kanunun hükmüne uymak, bir an önce de gereklerini yerine getirmek zamanıdır Sayın Başbakan Yardımcım. Siz, o zamanlar, çok iyi niyetle, çok destekleyerek bu konuya yaklaştınız; ama, son anda yasa mağdur oldu. Artık, bu mağduriyeti siz gidereceksiniz diye bekliyoruz.

Evet, son olarak, şunu da söylemek istiyorum: Türkiye'de bir malî piyasa var; ama, malî piyasanın düzenleyicisi -yetkilerinde olan- kurumlarda yeterlilik konu olarak yok. Bakın, sigortacılık sektörü… On yıldır, bu ülkede, sigortacılık sektörünün kanunu yok. Factoring, leasing dediğiniz zaman, bu sektörlerle ilgili olarak bir denetim mekanizmasının netliği yok ki. Bunlar bağlıdır, BDDK ile beraberdir. Bunların hepsini dikkate almak gerekiyor. Son Katılım Ortaklığı Belgesinde de bunların altı önemle çizilmiş ve bunları dikkate alan çalışmalar içinde olmak gerektiğini düşünüyorum.

Diğer taraftan, yabancı sermayeli bankalarla ilgili bir örnek daha vermek istiyorum ve buna göre düzenlemeyi yapın diyorum. Bugün, Amerika'da, eyaletler arasında, tasarrufların transferi için sınır vardır. Bugün, Almanya'daki Türk bankaları, Türk vatandaşlarından aldıkları tasarrufun tamamını Türkiye'ye getiremezler, kısıtlama vardır. Bugün, Fransa bile, bellibaşlı konularda kendi bankalarındaki hisse satışına engel olurken, biz, yarınımızı oluşturacak reel sektörün geleceğini riske atacak bir yapıyla tercih göstermeyelim.

Zamanım bitiyor, çok az kaldı; ama, şunu da söylüyorum: Ben 1994'te otomobil tarlaları görmüştüm; ama, şimdi, konutta, marj aşılarak giden inanılmaz bir kredilendirme mekanizması var. Krediler arttı diyorsunuz. Lütfen, sektörlere bakın. Tarıma yüzde 3, tekstil konfeksiyona yüzde 7 pay ayrılan bir kredi mekanizmasında, bugün bireysel kredilerin ağırlığı yüzde 20. Bu tehlikeyi dikkatinize sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

45 konuşma daha · 17 Aralık 2005

45 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook