İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 23. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vergi barışı kanun tasarısı

Birgen Keleş

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 23. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Ocak 2003 · 995 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Birgen Keleş (CHP), 16 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 995 kelime.

Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 16 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Vergi Barışı Kanunu Tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Tasarının başlığında bulunan "barış" kelimesi, sanıyorum olumlu bir izlenim yarattığı için seçilmiştir; ama, "barış" kelimesi, aynı zamanda savaşı, karşıtlığı, zıtlığı, birbirinden farklı yararları da akla getirmektedir. Oysa, devlet ile toplum arasında zıtlık, aykırılık ve birbirinden farklı yarar söz konusu olamaz, olmamalıdır; çünkü, devlet, toplum tarafından, toplum adına toplumu yönetmek için kurulan, cumhurbaşkanlığını, parlamentoyu, hükümeti, bakanlıkları, üniversiteleri, sendikaları ve benzer kuruluşları da kapsayan bir kurumlar bütünüdür. Eğer, işlemesinde aksaklıklar varsa, bu, herhangi bir karşıtlıktan, zıtlıktan, aykırılıktan, birbirinden farklı yararlardan değil, gerekli yasaların çıkarılmamasından veya mevcut yasaların gereği gibi uygulanmamasından kaynaklanmaktadır; bunu da düzeltecek olan hükümettir, parlamentodur.

Tasarının başlığındaki "barış" kelimesinin "af" ile değiştirilmesinin doğru olduğunu düşünüyorum; çünkü, burada söz konusu olan, bazı vergi mükelleflerinin görevlerini yerine getirmemeleri ve devletin de onları affetmeleridir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, birbiri ardından geçirilen krizler, üst üste yaşanan depremler, vergi sistemindeki bazı aksaklıklar, yıllardır süren yüksek enflasyon ve son yıllarda ulusal gelirde kaydedilen dramatik düşüşler, kuşkusuz, vergi affı çıkarılmasını gerekli kılabilir. Aslında, tabiî, bu gerekçelerde de benzer şeyler yer almıştır ve tartışılabilir; ben, burada bunları tartışmıyorum; ama, her halükarda, çıkarılan af sınırsız olmamalıdır, gerçekten bu olaylardan olumsuz yönde etkilenen kesimleri rahatlatmalıdır ve sahte fatura kullananları kapsamına almamalıdır; ama, ne yazık ki, sahte fatura kullananlar bu vergi kapsamına alınmıştır. Ayrıca, hiç ama hiç gündeme getirilmemesi gereken hayalî ihracat da gündeme getirilmiştir ve tıpkı hayat standardında olduğu gibi, Plan ve Bütçe Komisyonundaki tartışmaların son zamanlarında bir önergeyle gündeme getirilmiştir, tepki gösterilince de komisyondan çekilmiştir. Kuşkusuz, hatadan dönmek olumlu bir yaklaşımdır; ama, hayalî ihracatın ne olduğunu ve boyutlarının nerelere ulaştığını düşündüğümüzde, bunun gündeme getirilmesi bile -sonradan geri çekilmiş de olsa- bir talihsizliktir.

Değerli arkadaşlarım, 1980'li yıllarda, başta, ihalelerde olmak üzere pek çok alanda yolsuzluklar ve usulsüzlükler oldu; ama, bunlardan 3 tanesi toplum vicdanında en büyük sarsıntıya yol açan türdendi; bankaların içinin boşaltılması, özelleştirme adı altında kamu mallarının talan edilmesi, kişilere ve şirketlere büyük kaynaklar aktarılması ve hayalî ihracat. 1980 sonrasında, yine, bir yandan üretim ve yatırım dışlanırken, sanayileşme gündem dışına çıkarılırken ve insanlar faiz ve rant geliri elde etmeye yönlendirilirken, bir yandan da, dışticarette ihracatı artırmak için bazı önlemler geliştirildi. Bunlardan bir tanesi de, belli bir miktarın üzerinde ihracat yapanların daha yüksek bir vergi iadesi oranından yararlanmasıydı. Amaç, firmaları daha çok ihracat yapmaya teşvik etmekti; ama, hemen bir düzen kuruldu, dışticaret sermaye şirketleri oluşturuldu ve dışticaret sermaye şirketleri, küçük şirketlerin ihracatlarını da kendi üzerlerinden göstererek, daha yüksek oranda bir vergi iadesini aldılar ve bunu, sonra, küçük şirketlerle paylaştılar.

Aslında, tabiî, bu bile, belki yasaldı; ama, etik açıdan doğru değildi. Kaldı ki, iş bununla da bitmedi. Şirketler, bir süre sonra tatlı kâra alışınca, bu kez, malın cinsini, miktarını veyahut da fiyatını daha farklı göstererek, aldıkları vergi iadesi tutarını artırdılar. Bazen de, oturdukları yerde hayalî şirketler kurdular ve hiçbir şey ihraç etmeden, vergi iadelerinden büyük kazançlar sağladılar.

Böyle bir oluşumda, önergedeki iddianızın aksine, masum bir taraf yoktur sayın milletvekilleri. Nitekim, siyasiler de bu işe karışmışlardır. 1987-1991 döneminde çıkan Başbakanlık genelgelerini okuduğunuz zaman, siyasilerin hayalî ihracata yeşil ışık yaktıklarını görüyorsunuz. Müfettişler, ellerindeki vergi iadesi dosyalarını incelememeleri yönünde emir almışlardır; bu dosyaların, yetkili mercilere değil, Devlet Planlama Teşkilatına gönderilmesi kendilerinden istenmiştir ve daha sonra da tehdit edilmişlerdir.

Bütün bunlar olurken ve hayalî ihracatla ilgili yolsuzluklar gazete manşetlerinde yer alırken, bir yandan da hayalî ihracat uygulamaları devam etmiştir. Siz, böyle bir durumda, nasıl oluyor da, büyük şirketin masum olduğunu iddia edebiliyorsunuz. Nasıl oluyor da, hayalî ihracat yapanların, bu vergi affı kapsamına alınmasını önerebiliyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, yapmayınız; çünkü, gelecek kuşaklara yapabileceğimiz en büyük kötülük, yolsuzluk yapanların hesap vermediklerini ve yolsuzlukların yanlarına kâr kaldığını onlara göstermemizdir. Bu nedenle, hayalî ihracat yapanlar cezalarını çekmelidirler. Bankaların içini boşaltanlar, her kuruşu topluma ödemelidirler ve özelleştirmeyi büyük bir yağma haline getirenler, bunun hesabını vermelidirler.

Tasarının 1 inci maddesi, tasarının kapsamını belirlemektedir, daha önce konuşan arkadaşlarımın ifade ettiği gibi. Çeşitli yasalarda yer alan, vergiler, resimler, harçlar, fon katkıları ve bunlardan doğan vergi zammı, gecikme faizi, gecikme zammı, stok değişiklikleri, bu kapsamda ele alınmaktadır. Ayrıca, başka bazı yasalardan kaynaklanan amme alacakları da bunun kapsamı içerisindedir.

Belki, bu kapsama SSK primleri ile Bağ-Kur primlerini de katmak düşünülebilirdi; ama, bunlar ayrı bir şekilde de düzenlenebilir ve mutlaka, kısa bir süre içerisinde de düzenlenmelidir.

Tasarıda, vergi affından yararlanacak olanların vergi borçlarına sınır getirilmemesi, Katma Değer Vergisi gibi, başkalarından toplanılan vergilerin de bu tasarıdan yararlanacak olması, sahte fatura kullananların bu tasarının içerisinde olması ve bundan yararlanması, eşitlik ve adalet ilkelerine aykırıdır.

Önceki vergi aflarına baktığımız zaman, bu afların vergi adaleti duygusunu rencide ettiğini, vergi cezalarının etkinliğini azalttığını, insanları vergi suçu işlemeye yönlendirdiğini ve beklenildiği kadar da gelir artışı sağlamadığını görüyoruz.

Vergi affı beklentisi, hem vergi öncesinde hem vergi affından sonra vergi gelirlerinde azalmaya yol açmaktadır; ama, asıl önemli olanı, vergisini dürüst bir şekilde zamanında ödeyen kişiler üzerinde büyük bir haksızlık duygusu yaratmaktadır ki, bu nedenle, 2002 yılı vergileri için, vergilerini düzgün ödeyenlere matrah üzerinden yüzde 10 vergi indirimi sağlanmasını öneriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİRGEN KELEŞ (Devamla)- Değerli arkadaşlarım, yeni çıkaracak olduğumuz vergi affı, yeni vergi aflarına yol açmamalıdır. Bunun da çaresi, etkin, ciddî, adil bir vergi reformu çıkarmaktan geçmektedir.

Vergi reformu, dolaylı ve dolaysız vergiler altında ezilen kesimleri ferahlatmalıdır, adaleti sağlamalıdır ve de kayıtsız ekonomiyi kayıt altına almanın yollarını yaşama geçirmelidir.

Bu açıdan bakıldığında, bu yasama döneminde ters yönde adımlar attığınızı itiraf etmeliyiz. Mali miladın çıkarılması hataydı, nereden buldun sorusunun sorulamaz hale getirilmesi hataydı, 600 milyarlık faizin vergiden muaf olması hataydı, ekonomiyi kayıt altına almak için kullanılabilecek yöntemlerin kullanılabilir olmaktan çıkarılması hataydı. Sayın milletvekilleri, hataydı diyorum; çünkü, bütçe açıklarının artması, devletin en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmesi, borcu borçla öder durumda bulunması ülkeyi yatırım yapamaz hale getiriyor ve yatırım yapılmaması da, kaynak sorunu olmadığı takdirde, yararlanabilecekleri hizmetlerden toplumu mahrum bırakıyor; birinci dramatik sonucu bu. İkincisi de, esasen vergi yükü altında bulunan kesimleri ve ondan bunalan kesimleri, ileride daha yüksek vergi yüküyle karşılaşma tehlikesiyle burun buruna getiriyor.

Kaldı ki, ciddî, etkin ve adil bir vergi reformu, dışborç yükünden kurtulmak...

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 16 Ocak 2003

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook