Vergi barışı kanun tasarısı
Balıkesir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 23. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Ocak 2003 · 1.069 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Kemal Deveciler (CHP), 16 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 1.069 kelime.
Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 16 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Vergi Barışı Kanunu Tasarısının 7 nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Tasarının 7 nci maddesi ile Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefleri daha önceki yıllara ilişkin olarak vermiş oldukları beyannamelerde, bildirdikleri matrahlarını, yıllar itibariyle, belli oranlarda artırdıklarında, bunlar hakkında vergi incelemesi yapılmayacaktır ve artırım miktarları dışında da bu mükellefler hakkında herhangi bir tarhiyatta bulunulmayacaktır.
Aslında, bu madde, önceki yıllarda vergi kaçırmış bulunan, noksan beyanda bulunmuş ve kendisini inceleme tehdidi altında gören mükelleflerin eksik beyanlarının belli bir kısmını tamamlamak suretiyle ve bu tamamlamadan sonra yine gerçek matrahlarının bildirilmeyen kısmını da affeden bir madde görünümündedir; yani, eski dönemlerle ilgili olarak, kendi üzerinde vergi inceleme tehdidi bulunan mükellefleri de rahatlatıcı bir maddedir. Bunun, hem de, öyle bir rahatlatıcı özelliği var ki, örneğin, 1998 yılı için, o dönemde vermiş olduğunuz beyannamedeki matrahı yüzde 30 artırırsanız siz artık incelenmeyeceksiniz, affedildiniz deniliyor. Şayet, mükellef 1998 yılında beyan etmiş olduğu matrahın üzerinden yüzde 200, yüzde 300 düşük matrah beyan ettiyse, sadece yüzde 30 dolayında bir artırım ilavesiyle, diğer yüzde 270'lik kısmından ve tabiî ki inceleme tehditlerinden de kurtulmuş olacak ve bu mükellefin dosyaları Maliye Bakanlığının raflarına kaldırılacaktır.
Burada şunu belirtmek istiyorum: Bu madde, kendisini inceleme tehdidi altında gören kişileri, şirketleri rahatlatmaya yöneliktir; çünkü, küçük esnafımızın kazancı bellidir. Tüm gelirlerini beyan eden, tüm gelirlerini kayıt içine alan, kazancının tamamını beyannamesinde gösteren ve vergisini ödeyen bir mükellef düşünelim; ama, bu tasarı yasalaştığında, bu dürüst mükellef, acaba matrah artırımı yapayım mı yapmayayım mı diye tereddütte kalacak ve belki de, kazancı olmadığı halde, korkarak, matrah artırımında bulunup ek vergi ödemek zorunda kalacaktır; çünkü, Demokles'in kılıcı gibi, devamlı olarak, bu küçük esnaf, kafasında bunu hissedecek, acaba matrah artırımı yapmazsam vergi incelemesi olur da daha büyük ceza yer miyim düşüncesiyle, olmayan bir kazancın vergisini kat be kat ödemek durumunda bırakılacaktır.
Diğer taraftan ise, matrah artırımıyla kendisini incelemeden kurtaran, yapmış olduğu yüzde 30'luk matrah artışının belki 10 misli, 20 misli gelirini, kazancını kayıtdışı bırakan mükellefler, şirketler, vergi denetiminden kurtarılmış olacaktır. Aslında, burada sistemin kendi kendini inkârı vardır. Yani, açıkça mükelleflere, biz sizi incelemiyoruz, sizden, kazancınıza göre, gerçek matrahınıza göre vergi alamıyoruz, Allah rızası için, şu kadar artırın da sizin yakanızdan düşelim deniliyor. Aslında, bu da, sistemin kendi kendini inkârıdır ve sistemin nasıl karmaşık bir hale geldiğinin açık ve seçik göstergesidir.
Böyle bir ortam da, sistemin işlemediği, olduğu gibi, mükelleflerin vicdanına bırakıldığı bir sistemdir; ama, bunun yanında, memurlar, işçiler, yani, ücretliler gibi emekçi kesimlerin vicdanına bırakılmamaktadır. Onların vergileri, kaynağından, bordrolarından, kendilerine sorulmaksızın, peşin olarak kesilmektedir. Bu sistem, zaman zaman da kendi iç tutarsızlığı yüzünden işlemez hale gelmektedir. Bunun neticesinde, sistem işlemez hale gelince de, biriken bazı dosyaları tasfiye edeceğiz gerekçesiyle, ikide bir af çıkarılmaktadır. O halde, yapılacak şey, adaletli, adil ve de ödeme gücü olanlara yönelik bir vergi sisteminin temel yapısını kurabilmektir ve Meclisimizin de yegâne görevi bu olmalıdır.
Anayasanın 73 üncü maddesi, vergilerin, ödeme gücüne göre tahsil edileceğini ısrarla ifade ettiği halde, özellikle son yıllarda, harcamalar üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı gittikçe artmaktadır. Halbuki, gelişmiş ülkelerdeki gibi, doğrudan tahsil edilen dolaysız vergilerin vergi gelirleri içerisindeki payının daha yüksek olması gerekmektedir. Biz de ise tam tersine bir gelişme vardır. Sürekli olarak, dolaylı vergilerin vergi gelirleri içerisindeki payı artmaktadır. Bu, harcama teamülü yüksek olan düşük gelir grupları üzerindeki vergi yükünün artışı anlamına gelmektedir.
Diğer taraftan, dolaysız vergilere bakıyorsunuz. Dolaysız vergiler içerisinde de ücretlilerin vergi yükü ağır basmaktadır. Sistem, hem kendi vergi kanunlarının işlerliği açısından hem de temel ilkeleri belirlemiş olan Anayasa maddesiyle uyumu açısından tam bir tutarsızlık içerisindedir ve bu af tasarısı da, bu tutarsızlığın ve bu karmaşanın bir sonucu olarak buraya gelmiştir. Ciddî bir vergi reformuyla, vergi kanunlarının ve uygulamalarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine olan inancımı belirtmek istiyorum. Vergi aflarının en rahatsız edici maddelerinden birisinin de bu madde olduğu kanaatindeyim.
Gerçekten bir vergi barışı var ise, gerçekten ekonomide, toplumda yeni bir dönem, yeni bir sayfa açılıyor ise, bir köklü dönüşüme gitmişsek, sistemi değiştirmişsek, matrah artırımı, bence, yapılması gereken bir düzenlemedir.
1992 yılındaki düzenlemeyi, vergi affını incelersek, o vergi affının ne getirdiği irdelenirse, matrah artırımından fazlaca bir gelir elde edilmediği görülmektedir. Yani, sadece ve sadece, sorunları olan mükelleflerin sorunlarını çözmekten ibaret olduğu görülmektedir.
Matrah artırımı nasıl bir felsefenin eseri olmalıydı? Aslında, olması gereken şuydu: Hakikaten, vergi sisteminde bir köklü reform yapılır, ekonomide, enflasyonda tek haneli rakamlara düşülür, Avrupa Birliği sürecinde hakikaten bir yol alınır, ekonomi istikrara kavuşur; bütün bunların içerisinde, gerçekten, o yeni döneme geçerken, artık, eskiyle bağı koparmak açısından böyle bir düzenlemenin yapılması doğru olabilirdi.
Bu matrah artırımı maddesi, vergi denetimini de son derece zayıflatan, vergi idaresini yıpratan bir maddedir. Bunun sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Sayın Bakan, inşallah, ileride, bunların, matrah artırımının sonuçlarını bizlere açıklayacaktır. Bu maddeden yararlanacak mükellef sayısı ve bunun getireceği gelir miktarı son derece düşük olacaktır. En önemlisi, vergi denetimi kavramı çok zarar görecektir. Denetim psikolojisi yok edilmekte, zafiyete uğratılmaktadır.
Esas itibariyle, matrah artırımları, vergi idaresini, vergi denetimini güçsüzleştiren, gelecekte çok daha zor durumda kalmasına yol açan bir düzenleme olacaktır. Bir yandan, bizim otokontrol mekanizması olarak nitelendirdiğimiz, ama, hükümetin katılmadığı "nereden buldun müessesesi" kaldırılırken, bir yandan da, hakikaten, geçmişi sıfırlayacak şekilde yapılacak bu matrah artırımıyla vergi idaresi zora sokulacaktır.
Bu denli sık aralıklarla vergi affının çıkarılması, zaten vergi ödemek istemeyen birkısım mükellefleri cesaretlendirmektedir. Nereden bakılırsa bakılsın, hem ek vergiler konulması hem de vergi aflarının çıkarılması, sadece vergisel yükümlülüklerini yerine getirmeyen kişilerin işine yaramakta; bu kişiler, gelirlerini kayıtdışı tutmanın, başka bir deyişle, kendilerini devletten gizlemenin ödülünü, yine devletten almaktadırlar. Böyle bir durum karşısında, vergisini zamanında ve tam olarak ödeyen mükelleflerin, özelde vergi sistemine, vergi idaresine, vergilendirmedeki adalete, genelde devlete güvenleri sarsılmaktadır. Onun içindir ki, Meclisimizce yapılacak bir düzenlemeyle, yapacağımız bir jestle, beyannamelerini zamanında veren, vergilerini zamanında ödeyen bu dürüst ve bu duyarlı mükelleflerin 2002 yılına ait verecekleri beyannamelerde gösterecekleri Gelir ve Kurumlar Vergilerinde indirim yapılarak ödüllendirilmesinin gerekmekte olduğu kanaatindeyim.
Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz "Vergi Barışı Kanunu Tasarısı" adı altında getirilen bu tasarı, kesinlikle vergi barışı değildir, vergi affı da değildir. Bu tasarı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu çerçevesinde ödemelerini günü gününe yapan namuslu mükelleflerimizi cezalandıran; kamuoyunda yıllarca konuşulan, gazetelerden ve TV'lerden hep beraber izlediğimiz, hâlâ yargıda davaları devam etmekte olan "Balina", "Örümcek Ağı", "Kartal" ve "Paraşüt" gibi birçok isim altında naylon faturalarla hayalî ihracat organizasyonlarıyla ilgili vergi kaçakçılığı yapanları aklayan ve Sayın Bakanın da hakkında -ne yazık ki Sayın Bakanımı burada göremiyorum. İsterdim ki, bu konuşmalarımı yaparken Sayın Maliye Bakanım da burada koltukta oturmakta olsun...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 16 Ocak 2003