İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 42. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tüketicinin korunması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hk (s.s. 61)

Birgen Keleş

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 42. Birleşim · 1. yasama yılı · 6 Mart 2003 · 859 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Birgen Keleş (CHP), 6 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HK (S.S. 61)); konuşma 859 kelime.

Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Tüketicinin korunması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hk (s.s. 61)”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 6 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2003-03-06-tuketicinin-korunmasi-hakkinda-kanunda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, incelemekte olduğumuz tasarının 16 ncı maddesine ilişkin olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.

Tüketicinin korunması kavramı, 1970'li yıllarda, uluslararası formlarda çok yoğun bir şekilde gündeme geldi ve 1983 yılında temel ilkeleri hazırlandı ve hazırlandıktan sonra Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinde görüşüldü; 1988 yılında da bu temel ilkeler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda oybirliğiyle kabul edildi. Türkiye de bu genel kuruldaydı ve kabul etmiş oldu.

Aslında, bu ilkelerin hazırlanması, tüketicinin sağlığının, can güvenliğinin, ekonomik yararların korunmasını, ihtiyaçlarının karşılanmasını ve bilinçli seçim yapmasının desteklenmesini, aldatılmasının önlenmesini, hükümetlerin bu konularda görevlendirilmesini ve gene bu konularda uluslararası işbirliğinin ve sivil toplum örgütlerinin girişimlerinin desteklenmesini benimseyen bir anlayışla hazırlanmıştır.

Türkiye, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu 1995 yılında kabul etmiştir. Aslında, Anayasamızda da bu konuda bir madde vardır; 172 nci madde; tüketicilerin korunması ve bilgilendirilmesi konusunda ve de sivil girişimlerin desteklenmesi konusunda hükümetleri görevlendiren bir maddedir; ama, ne var ki, bu Anayasa hükmüne rağmen ve 4077 sayılı Yasaya rağmen, Türkiye'de, tüketiciler, günümüze kadar büyük ölçüde istismar edilmişlerdir. Bunun nedeni de yasalardaki boşluklardır ve yasa maddeleri arasındaki çelişkilerdir. Aslında, incelemekte olduğumuz yasa tasarısının maddelerine bakmak bile bu istismarın ne boyutta olduğu hakkında bir fikir vermektedir. Örneğin, yasanın birçok yerinde, sözleşmelerin, tüketicilerin okuyabileceği bir büyüklükte yazılması öngörülmektedir. Bu ne demektir; en basit önlemlerin bile alınmadığının bir göstergesidir.

Türk Ticaret Kanununun 8 inci maddesi, ticarî işlerde faizlerin serbestçe belirlenebileceğini hüküm altına almıştır. İşte, bundan yararlanan bankalar, hem mudilere verdikleri faizle kıyaslanmayacak kadar büyük faiz talep etmişlerdir hem kredi kartları nakit avans hizmet bedeli altında ekfaiz almışlardır; Borçlar Kanununun 84 üncü maddesinden yararlanarak faizden faiz almışlardır ve 3095 sayılı Yasaya rağmen mürekkep faiz yürütmüşlerdir.

3095 sayılı Yasa, kanunî faiz ve temerrüt faizine ilişkindir ve kanunî faiz ile temerrüt faizi belirlenirken mürekkep faiz yürütülmeyeceğini öngörmektedir; ama, ne var ki, aynı yasa, bir maddesinde Türk Ticaret Kanununun 8 inci maddesine atıfta bulunmaktadır, bir diğer maddesinde de daha önceki yasa hükümlerinin geçerli olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, bir karmaşa söz konusudur. Atıfta bulunulan Türk Ticaret Kanunu da, hem faizlerin serbestçe belirlenmesini öngörmektedir hem de faizin anaparaya eklenmesine imkân tanımaktadır.

Sonuç tam bir karmaşadır ve bu karmaşadan da büyük bir istismar ortaya çıkmıştır. Tabiî, kim sorumludur bu karmaşadan; yasaları gerektiği gibi incelemeyen, hangi maddeyi hangi yasayı etkileyeceğini düşünmeden yasama işlemine katılan siyasiler sorumludur, bundan hiç kuşku yoktur; ama, sayın milletvekilleri, aynı şekilde, kredi kartları ve diğer krediler nedeniyle çekilen acılara seyirci kalan, aile çöküşlerini izleyen ve de dramları, kıllarını kıpırdatmadan seyirci sıfatıyla izlemekle yetinen hükümetler ve ilgili kurumlar da -Türkiye Bankalar Birliği gibi- sorumludur.

Hükümetin, daha önceki hükümet tarafından hazırlanmış olan bu yasa tasarısını Meclise getirmesi iyi olmuştur. Aslında, tabiî, bu, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin de bir gereğidir ve Avrupa Birliği yasalarına uyum çerçevesinde yapılan çalışmaların da bir parçasıdır.

Ayrıca, incelemekte olduğumuz madde açısından getirilen hükümler de oldukça iyi ve aşama sayılacak hükümlerdir. Örneğin, kredi kartlarındaki asgarî ödemeleri zamanında yapan kişilerin, 15 inci maddede yer alan gecikme faizinden daha yüksek bir faizle karşı karşıya kalmamaları -biliyorsunuz, bu, akdî faizin yüzde 30 artmış şeklidir- iyi bir hükümdür. Daha iyisi olabilirdi, tabiî, biraz önceki arkadaşımızın kullanabildiği gibi; ama, mevcut duruma nazaran bir aşamadır.

Faiz artırımlarının, tüketiciye ve kredi kartı sahibine bir ay önceden bildirilmesi iyidir; geriye doğru işletilmemesi ve faiz artırımından sonraki iki ay içerisinde borcunu ödeyen kişilerin yüksek faizden etkilenmemesi; bunlar, hep olumlu adımlardır; ama, değerli arkadaşlarım, bunların hiçbirisi, kredi kartları nedeniyle yaşanan acıları telafi edecek nitelikte değildir. Biliyorsunuz, bu uğurda canlarını ve sağlıklarını kaybeden çok sayıda insan vardır. Canlarını ve sağlıklarını kaybedenlerin sıkıntıları ve kayıpları telafi edilemese de, kredi kartı borcunu onur meselesi yapıp aileden kalma evini satan insanlar da vardır ve insanlar bunun sıkıntısını çekmektedirler. Çünkü, evini sattıktan sonra sınırlı bir maaşla kirada oturmak zorundadırlar ve Türkiye koşulları dikkate alındığında görülecektir ki, bu sıkıntı ömür boyu devam edecek bir sıkıntıdır. Çünkü, bugünkü koşullarda bir memurun aldığı çok sınırlı bir maaşla atadan kalan evinin benzerini alması veya kiraya çıkabilecek yeterlikte bir evi edinmesi fevkalade güçtür.

Bankalar, kendi mudilerine verdikleriyle kıyaslanmayacak derecede yüksek faiz talep etmişlerdir; normalde, bu, mudilere verilen faizler 1-2 puan farkla birbirine yakın oranlardadır; ama, bunlar, keyfî bir şekilde büyük oranlı faizler talep etmişlerdir ve genelde sözleşmelerin içeriğini de çok açık şekilde borçlulara bildirmemişlerdir. Bunun sonucunda, borçlular, faizlerini ödeseler de, yani, kredi kartları borçlarının asgarî miktarını ödeseler de, kendilerini sadece faiz öder durumda bulmuşlardır ve yıllarca anapara bir kenarda durmuş, ama, borçlular, faiz ödemekle yıllarını geçirmişlerdir.

Peki, bu durumda hükümetlerin ve de ilgili kurumların bankaları uyarması gerekmez miydi?! Bizatihi incelemekte olduğumuz yasa tasarısı, kredi kartı sahiplerinin keyfî olarak ve çok da ahlakî olmayan bir biçimde istismar edildiğinin bir itirafı değil midir?! Keyfîdir değerli arkadaşlarım; çünkü, bankaların aldıkları, talep ettikleri faizler birbirinden çok farklıdır; çok ahlakî değildir; çünkü, yasalardaki boşluklardan ve yasalardaki çelişkilerden yararlanarak bu yüksek faizleri talep etmektedirler ve açık olarak görünen şudur: Bankalar, yıllarca, kredi kartı sahiplerinden haksız kazanç sağlamışlardır ve hükümetlerle ilgili kurumlar da bunu seyretmekle yetinmişlerdir. Hiç suçu olmayan, asgarî ödemelerini yapan, temerrüde bile düşmeyen insanlar, büyük bir felaketle karşılaşmışlardır. Bu haksızlık telafi edilmelidir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bankaların soyulmasına karşı hep direndik ve bankaları soyanların bunları ödemesi gerektiğini söyleyegeldik; ama, benzer şekilde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

16 konuşma daha · 6 Mart 2003

16 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook