8 mart kadınlar günü nedeniyle
Bursa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 42. Birleşim · 1. yasama yılı · 6 Mart 2003 · 1.017 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti), 6 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 8 MART KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE); konuşma 1.017 kelime.
Ertuğrul Yalçınbayır (AK Parti, Bursa). “8 mart kadınlar günü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 6 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ertugrul-yalcinbayir-22-2003-03-06-8-mart-kadinlar-gunu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ERTUĞRUL YALÇINBAYIR (Bursa)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle gündemdışı söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Güldal Okuducu ile Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir Milletvekili Sayın Serpil Yıldız'ın konuşmaları üzerine söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyor, tüm kadınlarımızın ve dünya kadınlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, geçen yüzyılın başından beri dünyanın pek çok ülkesinde, eşitlik ve hak konusundaki talepleriyle uzun bir mücadeleye girişen kadınların birlik ve dayanışmalarının simgesi olarak kutlanmaktadır. 1857'de, New York'ta, 129 kadın emekçinin ve 1908'de, yine New York'ta, hak arama mücadelesi yapan kadınların, 1910'da İkinci Sosyalist Enternasyonalde bunu kutlama günü kabul edenlerin ve 1977'de Birleşmiş Milletlerde, bugünü Dünya Kadın Hakları Günü ilan edenlerin mücadeleleri, katkıları, başarıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Kadınların daha eşit ve daha yaşanılır bir dünya için başlattığı mücadele, toplumların her kesiminde yankısını bulmuş ve destek görmüştür. Toplumlar, demokratikleştikçe, cinsiyete dayalı ayırımcı düzenlemelerin ve her türlü ayırımcılığın, bu arada, kadınların, insan olarak sahip oldukları temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını, olanaklarını geliştirebilmelerini engelleyip engellemediğini sorgulamaya başlamışlardır ve demokratikleşme, demokrasi, her türlü ayırımcılığı reddeder.
Günümüzde insan haklarının vazgeçilmez bir hak olarak algılandığı ülkelerde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmaları, artık insan haklarının bir gereği olarak değerlendirilmekte; kadınların siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik hayata katılımını sağlayacak tüm haklardan, erkeklerle eşit şekilde yararlanmaları gerektiği kabul edilmektedir. Bunun için, olumlu ayırımcılığa ihtiyaç vardır. Bu anlayış, uluslararası düzenlemelerde de yansımasını bulmaktadır.
Bu çerçevede, son yirmibeş yılda, Birleşmiş Milletler tarafından gerçekleştirilen dört Dünya Kadın Konferansı, kadın-erkek eşitliği konusunun küresel gündeme yerleştirilmesinde başarılı olmuştur.
Bu kapsamda, 20 nci Yüzyılda, Sayın Oya Araslı ve arkadaşlarının verdiği önerge üzerine kurulan komisyon, son derece değerli bir araştırma raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisine takdim etmiştir. Bu rapordan, Meclis üyelerinin, diğer araştırma raporlarından olduğu gibi yararlanmalarında, ben, şahsen, fayda ümit ediyorum, fayda görüyorum.
Değerli milletvekilleri, konferanslar, uluslararası toplumu eşitlik, kalkınma ve barış ortak hedefleri etrafında birleştirmiştir. Bu hedefleri gerçekleştirmek üzere, mekanizmalara ihtiyaç vardır ve birçok ülkede bu mekanizmalar kurulmuştur. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk ve arkadaşları, kadının insan hakların kavramını gündeme taşımışlar ve ülkemizin, az gelişmişlikten kurtulma ya da çağdaşlaşma süreci içerisinde ilerleme adımlarının, her iki cins tarafından birlikte atılarak, başarıya ulaşabileceğini vurgulamışlardır.
Ülkemiz, bu kapsamda, Tevhit-i Tedrisat Kanunu, kılık kıyafetle ilgili kanun, Medenî Kanun ve kadınlara seçme ve seçilme haklarını tanıyan kanunla birlikte, kısa sürede, kadın hakları, kadın erkek eşitliği açısından, dünyada oldukça ilerleme kaydeden ülkeler arasına girmiştir.
Kadınların kamusal alana girmelerinin önündeki engelleri kaldıran reform niteliğindeki bu kazanımlara rağmen, toplumsal yapı içerisindeki cinsiyetçi değer ve yargılar, kadınların sosyal yaşam alanında, gündelik yaşam pratikleri içerisinde, bu haklardan yararlanmalarının önünde ciddî engeller oluşturmaktadır.
Kadınların yaşama alanı olarak tanımlanan özel alan demokratikleşmedikçe, kamusal alan ve özel alan arasındaki bağlar görünür kılınmadıkça, kadınların güçlenmeleri ve eşitlikten söz etmeleri zorlaşmaktadır.
Nitekim, ülkemizde kadının durumunu anlatan göstergeler, bunu, bize göstermektedir, söylemektedir. 3 Kasım 2002'de yapılan son seçimlerde, kadın milletvekili oranı, ancak yüzde 4,6 olabilmiştir. Siyasal yaşama katılımda ilk basamak olarak değerlendirilen yerel yönetimlerde ise, kadınların oranı fevkalade düşüktür. 1999 yerel seçim sonuçlarına göre, il genel meclisi üyelerinin yüzde 1,4'ü, belediye meclis üyelerinin yüzde 1,6'sı ve belediye başkanlarının ise binde 5'i kadındır; yani, 3 216 belediye başkanının sadece 20'si kadındır. Seçmeninin yüzde 50'si kadın olan bir ülkede, bu tablo üzerinde, tüm partilerin ve siyasetçilerin düşünmesi gerekir.
Önümüzde 2004 seçimleri var. Kadınların, denetici rolünü yerel yönetimlerde en üst seviyede gösterebileceklerini yönetici kabiliyetlerini en üst seviyede gösterebileceklerini dikkate alarak, herhalde, olumlu ayrımcılığa gitmekte, kadınlara bazı inisiyatifler, kontenjanlar tanınmasında yarar vardır.
Kadınlarımızın siyasal haklarını gerektiği gibi kullanmalarını engelleyen önemli bir faktör de, eğitim konusudur; ancak, bu, onların seçilmelerinde belki onların da aleyhinedir. Çünkü, kadın adaylarda, erkek adaylardan çok çok fazla nitelikleri aradığımızı biliyorum; oysa, onların da, erkekler gibi niteliklerinin aranması halinde, sayının daha da çoğalacağını düşünüyorum.
Eğitim, her Türk vatandaşı için sunulan zorunlu yasal bir hak ve imkân olmakla birlikte, halen 100 kadından 20'si okuma yazma bilmemekte, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ise, bu oran yüzde 46'ya ulaşmaktadır. Ayrıca, ilkokuldan sonra, eğitimin her kademesinde, kız çocuklarının okullaşma oranının erkeklerden çok daha düşük olduğu bilinen gerçektir.
Eğitim, sosyal yaşamın en önemli alanı olup, hayatın tüm alanlarını etkilemektedir ve doğal olarak istihdama da katkıda bulunmaktadır. Bugün, kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 28,7'dir; ancak, bu olumsuz göstergelerin varlığına rağmen, hemen her sektörde kadınlarımız varlıklarını giderek hissettirmektedirler. Özellikle eğitim olanaklarından yararlanmış kadınlarımız, uluslararası platformları da kapsayacak şekilde önemli başarılara imza atmaktadır.
Son yıllarda, ülkemizde, kadın haklarının geliştirilmesi, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamlarının standartlarının yükseltilmesi konusunda çok ciddî adımlar atılmakta ve çalışmalar yapılmaktadır. Yasalarımızın, kadın erkek eşitliği ilkesi doğrultusunda gözden geçirilmesi yolunda, son yıllarda önemli adımlar atılmıştır. 2001 yılının ekim ayında yapılan anayasa değişikliğiyle, Anayasanın 41 ve 66 ncı maddelerinde değişiklik yapılmış ve 1 Ocak 2002 tarihinde, yeni Türk Medenî Kanunu yürürlüğe konulmuştur. 4320 sayılı Ailenin Korunması Yasasının 1998'de yürürlüğe girdiğini biliyoruz. Yine, bu dönem Parlamentosu, Aile Mahkemelerinin Kurulmasına Dair Kanunu kabul etmiş ve yürürlüğe konulmuştur.
Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında, cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılmasında, yasal düzenlemeler elbette önemli; ancak, yeterli değil. Türkiye'nin zafiyeti de, bunları kayden tanımak değil, aksine, fiilen uygulamamaktır. Türkiye, haklar itibariyle kayden birçok mesafe katetmiş; ancak, fiilen bunları uygulama konusunda, maalesef, aynı performansı gösterememiştir. Bu eksikliği gidermek, şüphesiz ki, biz hükümetin ve tüm kurumların görevidir. Toplumsal anlayış ve davranış biçimlerimizi gözden geçirmemiz, sorgulamamız, değiştirmemiz ve bu konudaki eğitim çalışmalarına her zamandan daha fazla önem vermemiz gereği ortadadır.
Eşitlik, kalkınmanın en temel unsurlarından biridir. Kadınlarımızın işgücüne katılımını artırıcı, geleneksel çalışma alanları dışında farklı sektörlerde istihdama katılım düzeylerini yükseltici, eğitim olanaklarından daha fazla yararlanmalarını sağlayıcı, sosyal güvenliklerini iyileştirici ve özellikle sağlık sorunlarını azaltmayı hedefleyen, aile içi şiddetin önlenmesi konularında çalışmalarımız sürmektedir. Şiddetin, cebir ve baskının kalktığı ve barışın egemen olduğu bir toplum... Evet; bu konuda daha yapılacak çok iş olduğunun da bilincindeyiz. Kadınlarımızın statüsünü yükseltme konusunda hepimiz, toplumun tüm kesimleri, üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.
Değerli milletvekilleri, 58 inci hükümet programında, kadın, özel olarak yer almıştır. Diğer hükümet programlarında da, parti programlarında da hükümler vardır. Biz, bunları acil eylem planımıza, hükümet programımıza koymakla yetinmedik. Ümit ediyorum ki, elbirliğiyle bunları gerçekleştireceğiz ve biz biliyoruz ki, kadınlar, artık, haklar kadar görev ve sorumlulukları da paylaşacaklardır; bunlara hazırdır; yeter ki, onun önünde biz engel olmayalım.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
16 konuşma daha · 6 Mart 2003