Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 70. Birleşim · 3. yasama yılı · 15 Mart 2005 · 1.283 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ S.S.833) (BANKALAR KANUNU, TMSF VE RTÜK KANUNU)); konuşma 1.283 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2005-03-15-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-s-s-833-ba (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 833 sıra sayılı yasa teklifinin 2 nci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kendi adıma söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
Çok önemli, ama, o ölçüde keyfî ve sakıncalı hükümler içeren bir yasa maddesini görüşüyoruz. Bazı AKP'li milletvekillerinin tabiriyle, bu, arkasında hükümet desteği olan bir tekliftir. Hükümet destekli kanun teklifi, sanıyorum, bu hükümetin, hukuk literatürüne yaptığı bir katkıdır ve özellikle tartışma yaratacak konularda gündeme gelmektedir.
Bu hükümet döneminde, tartışma yaratacak konular, zaman zaman, teklif olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmektedir. Daha önce birkaç kez sorduğumda yanıt alamadığım için, neden tasarı olarak getirmediniz diye sormuyorum; ama, tasarı olarak getirilmesi gereken, o önemde bir düzenlemenin teklif olarak getirilmesini doğru bulmuyorum, şık bulmuyorum ve şimdilik bunu söylemekle yetiniyorum.
Sayın milletvekilleri, tasarının 2 nci maddesiyle ilgili görüşlerimi açıklamadan önce, yasa teklifinin Anayasanın 8 inci, 36 ncı ve 138 inci maddelerine aykırı olduğunu vurgulamak istiyorum. Anayasanın 8 inci maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasanın 8 inci maddesi, Cumhurbaşkanının ve Bakanlar Kurulunun yürütme yetkilerini, Anayasaya ve yasalara uygun olarak sürdürmelerini öngörmektedir. Oysa, 1 inci maddeyle, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bu teklif çerçevesinde satış yaparken 6183 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınmayacağı belirtilmektedir. Ayrıca, Fonun, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 324 üncü maddesiyle de bağlı olmadığı belirtilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, belli maddelerin, Anayasa maddesinin, yasa maddesinin değiştirilmesi başka bir şeydir, o maddeler orada varlıklarını sürdürürken bunların gözardı edilmesi, yok farz edilmesi ve onların dikkate alınmaması apayrı bir olaydır ve doğru değildir, Anayasaya aykırıdır.
Anayasanın 36 ncı maddesine aykırıdır; çünkü, Anayasanın 36 ncı maddesi hak arama hürriyetiyle ilgilidir. Oysa, bu teklifin 1 inci maddesinde hak ve özgürlükler kısıtlanmaktadır. Alıcıların sahip olması gereken koşullar ve satışın kural ve koşulları belli değildir. Birden fazla alacaklının haciz hakkı olması durumunda bile Fona satış yetkisi tanınmaktadır. Alacaklıların haklarının ne ölçüde karşılanacağı belirsizdir; bir diğer deyişle, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun haczinin bulunduğu durumlarda, üçüncü kişilerin hukuk düzeniyle korunan haklarının ikinci planda kalması, sınırlandırılması ve bazılarının da hiç kullanılmaması peşinen kabul edilmiştir.
Yasa teklifi, Anayasanın 138 inci maddesine aykırıdır değerli arkadaşlarım; çünkü, satışın Fon Kurulu tarafından iptal edilmesi durumu hariç olmak üzere, ihalenin feshi halinde alıcısına teslim edilmiş olan mal, hak ve varlıkların geri istenemeyeceği öngörülmektedir. Diğer bir deyişle, yargı kararlarının dikkate alınmayacağı ve düşük faizli bir tazminatla durumun geçiştirileceği kabul edilmiştir. Oysa, Anayasanın 138 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre, yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; mahkeme kararlarını hiçbir şekilde değiştiremez ve bunların uygulanmasını erteleyemez.
Sayın milletvekilleri, incelemekte olduğumuz teklifin 2 nci maddesi, 13 Nisan 1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanunun 29 uncu maddesinin (h) bendini değiştirmektedir. Söz konusu yasanın 29 uncu maddesinin (h) bendi, bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda yabancı sermayenin payı, ödenmiş sermayenin yüzde 25'ini geçemez demektedir. Getirilen değişiklikle, bir ulusal radyo ve televizyon yayın kuruluşunda yabancı sermaye payı, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaktan çıkarılmaktadır. Sadece, yüzde 50'den fazla yabancı sermaye payı bulunan toplam radyo ve televizyon yayın kuruluşu sayısının -dikkatinizi çekiyorum- ulusal yayın yapan kuruluş sayısının dörtte 1'inden fazla olamayacağı belirtilmektedir. Ayrıca, bölgesel ve yerel radyo ve televizyon yayın kuruluşlarında yabancı sermayenin hisse sahibi olmayacağı açıklanmaktadır. Bu, tıpkı, dün, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yabancıya toprak satışı gibi, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü tehlikeye atacak olan bir girişimdir.
Sayın milletvekilleri, yapılan sadece Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun elindeki bir televizyon kanalının satışı değildir. Yapılan, tüm ulusal radyo televizyon yayın kuruluşlarının yabancılara açılmasıdır. Getirilen sınırlamalar göstermeliktir ve toplumu ikna etmeye yöneliktir.
Sayın Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri, sizlere sesleniyorum. Lütfen, getirilen değişikliğin ne demek olduğunu düşününüz. Bakın ne diyor: "Yüzde 50'den fazla yabancı sermaye payı bulunan toplam radyo ve televizyon yayın kuruluşu sayısı ulusal yayın yapan kuruluş sayısının dörtte 1'inden fazla olamaz." Bu hesaba göre, bütün büyük ve etkili yayın organları yüzde 100 yabancıların elinde olabilir.
Bir tane şirket belki bir tane yayın kuruluşundan başkasını alamaz öbür yasaya göre; ama, birkaç tane yabancı şirket gelip, hepsi birlikte bütün önemli yayın organlarını ele geçirebilirler. Bu neden mümkündür değerli arkadaşlarım; çünkü, radyo ve televizyon yayın organı sayısı o kadar çoktur ki, önemlileri yabancıların eline geçtiği takdirde bile, yüzde 100 veyahut da yüzde 50'den fazla sahip oldukları yayın organları sayısı, toplamın dörtte 1'ini geçmeyecektir. Kaldı ki, radyo ve televizyon yayın organlarının sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır. Dijital sisteme geçişte bu artış inanılmaz boyutlara erişecektir.
2 nci maddede getirilen düzenleme, başka ülkelerde görülmemektedir ve hiçbir neden, haklı neden olamaz böyle bir değişikliği yapmak için. Bu nasıl bir anlayıştır değerli arkadaşlarım?! Bağışlayın, ama, bu nasıl bir aymazlıktır?!
Teklifi hazırlayan ve katkıda bulunan milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Siz bu ülkede yaşamıyor musunuz; yoksa olup biteni izlemiyor musunuz sayın milletvekilleri?! Yabancıların Türkiye'ye gelir gelmez belli yörelere koştuklarını, o yöredeki vatandaşlarımızı koşullandırmak için büyük bir çaba harcadıklarını, etnik ve dinî azınlık yaratmak için gayret gösterdiklerini görmüyor musunuz, okumuyor musunuz?! Yabancıların ve onların Türkiye'deki destekçilerinin hiçbir şeyi saklamadan televizyonlarda yaptıkları konuşmaları dinlemiyor musunuz; hazırladıkları raporların farkında değil misiniz?!
Sayın milletvekilleri, karadaki vericilerle yapılan yayınlarda, devletin egemenlik alanı olan hava sahası kullanılmaktadır. Olağanüstü durumlarda, haberleşme sistemi açısından ulusal yerel frekanslar sorun yaratabilir. Yabancı sermayenin yüzde 100 veyahut da yüzde 50'nin üzerinde bir hisseye sahip olduğu yayın organlarına yapılacak olan frekans tahsislerinin, devletin hava sahasındaki egemenlik hakkını bir ölçüde sınırlayacağı açıktır. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun 3 üncü maddesiyle getirilen ve idareyle olan uyuşmazlıkların çözümünde de uluslararası tahkim ya da çözüm yollarına başvurulacağını öngören hükmü anımsarsanız, ne kadar güç durumda kalabileceğimizi açıkça görebilirsiniz. Böyle bir durumda, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda öngörülen yaptırımların da uygulanabilirliği olmayacaktır. Oysa, söz konusu kanun -yani bugün halen mevcut olan kanun- öyle bir anlayışla hazırlanmıştır ki, değerli arkadaşlarım, (d) ve (e) bentlerinde, değil yabancı sermayenin, yurt içindeki gerçek veya tüzelkişilerin veya sermaye gruplarının hisse oranları bile sınırlandırılmıştır. Yeni getirilen düzenlemenin, 29 uncu maddenin (d) ve (e) bentleriyle de bağdaşmadığı kanısındayım.
Sayın milletvekilleri, Anayasanın 16 ncı maddesinde "temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuk kurallarına uygun olarak kanunla sınırlanabilir" denilmektedir. Anayasa Mahkemesi, 7 Temmuz 1994 tarihli ve 1994/49 esas sayılı ve 1994/45-2 karar sayılı kararında "telekomünikasyon, elektrik üretimi, iletim ve dağıtım gibi stratejik önemi olan alanlara yabancıların girmesi ötesinde egemen olması, güvenlik, bağımsızlık ve ekonomik yönlerden çok sakıncalıdır" demektedir "çünkü, bu tür kamu hizmetleri, ülke güvenliğiyle çok ilgilidir, yakından ilgilidir" ifadesine yer vermektedir.
Kuşkusuz, özel radyo ve televizyon yayınları da, yayın kuruluşları da stratejik öneme sahiptir. Söz konusu kuruluşların kamuoyu oluşturmadaki etkileri gözönüne alınırsa, bunların belli bir orana ulaşmaları, yani karar alma oranına ulaşmaları -bulundukları yayın organlarında- ekonomik, sosyal ve siyasal konularda, bugünden görülmeyecek sakıncalara yol açabilir. Özellikle Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimiz ve onlar tarafından hazırlanan raporlarda yer alan iddialar, ileri sürülen talepler dikkate alınırsa, içinde bulunduğumuz koşullarda, bu konularda duyarlı olmamızın ne kadar gerekli olduğu açıkça görülecektir.
Sayın milletvekilleri, 2 nci maddenin gerekçesinde, Avrupa Birliği uyum sürecinin gözetilmesinden ve rekabetin artırılmasından söz edilmektedir. Lütfen, yapmak istediğiniz her şeyi, Avrupa Birliğine uyum ve tam üyeliğin gereği diye tanıtmaktan vazgeçiniz. Yok böyle bir şey! Böyle bir talep yok! Böyle bir gerek yok! Avrupa Birliğinde böyle bir uygulama yok! Kaldı ki, biz, yabancı sermayeye, her alanda, özelleştirmede, ihalelerde, yerli girişimcilerle eşit koşullar tanıdığımız halde, Avrupa Birliği ülkeleri, birbirlerine bile aynı serbestliği tanımamaktadırlar; kendi girişimcilerini ve kendi tesislerini korumak için, gizli veyahut da açık çeşitli yöntemlere başvurmaktadırlar.
Rekabet artırmaktan ne kastedildiğini de anlayamadım değerli arkadaşlarım. Teknoloji mi getirecek; hayır. Üretimi mi artıracak; hayır. İstihdamı mı artıracak; hayır. İhracatı mı artıracak bu değişiklik; hayır. Eğlence programı, haber ve bilgilendirme programı yapılacak yabancılar tarafından, böylece yabancı ürünlerin içpazarı ele geçirmesi de tabiî kolaylaştırılacak ve kârlarını dışarıya transfer ettiği için de Türkiye'nin yurtdışına döviz çıkışı artacak.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye dünyada esen küreselleşme rüzgârlarına kendisini kaptıran ve 1980'den sonra her alanda serbestleşmeyi kontrolsüzlüğe varan bir ölçüde yerine getiren bir ülkedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
54 konuşma daha · 15 Mart 2005