Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 115. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Haziran 2006 · 1.668 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Bülent Baratalı (CHP), 14 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU TASARISI (S.S 1206)); konuşma 1.668 kelime.
Bülent Baratalı (CHP, İzmir). “Kamu denetçiliği kurumu kanunu tasarısı (s.s 1206)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/bulent-baratali-22-2006-06-14-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-tasarisi-s-s-1206 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1206 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktaracağım. O nedenle, Grubum ve şahsım adıma sizleri saygıyla selamlıyorum..
Kamu Denetçiliği Kurumu, Yedinci ve Sekizinci Kalkınma Planlarında, Kamu Hizmetlerinde Etkinliğin Artırılması Projesi çerçevesinde düşünülmüş bulunmaktadır. Ayrıca, bu Yedinci ve Sekizinci Kalkınma Planlarının amir hükümleri doğrultusunda, 57 nci Hükümetin Adalet Bakanlığı, bu tasarıyı hazırlamış; ama, bugüne kadar bu tasarı yasalaşamamıştır. Hazırlıklar tamamlanmıştır; ama, tasarı, şimdi önümüze gelmiş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Batı'da, genellikle "ombudsman" diye adlandırılan, ama, bizim dilimizde genel bir kabul üzerine Kamu Denetçiliği Kurumu olarak şimdi idarî hukuk sistemimize girmekte olan bu kurum, ilk defa 1809 yılında, İsveç'te, anayasal bir kurum olarak düşünülmüş ve uygulanmaya başlanmıştır. Kurumun temeli de, ilk başlangıcı da, daha çok, Osmanlıda ve Müslüman ülkelerde başlamıştır.
1709 yılında Ruslara yenilerek Osmanlıya sığınan 12. Charles, diğer adıyla Demirbaş Charles, burada sürgünde bulunması nedeniyle, geride bıraktığı ülkesindeki yurttaş ile idare arasındaki ilişkileri uzaktan gözleyebilmek için, orada, bir kurum kurmuş ve oradaki yönetimi, Osmanlı toprakları üzerinde izlemiştir. Ancak, her ne kadar 1809 yılında İsveç'te uygulanmaya başlanmış ise de, kurumun başlangıcı, daha çok Müslüman ülkelerdedir; Emevî, Abbasî, Memlûk ve Selçuklu gibi İslam devletlerinde uygulanmıştır. Osmanlı Devletinde ise Divanı Mezalim (Haksızlıklar Divanı) adı altında uygulanmış, yine, Darüladl (Adalet Evi) ismi altında uygulanmış, Divanı Hümayunda uygulanmış ve Şeyhülislamlık kurumunun da içinde uygulanmış ve bu kurumdan da etkilenmiştir. Daha çok, bir yeniçeri sınıfı olan kazasker veya başkadı uygulaması içinde de, bu kurum, Osmanlıda uygulanmıştır.
Avrupa Birliğinin bize dikte etmeye çalıştığı bu kurum, aslında, bizim kurumumuzdur. O nedenle, genel bir kabul olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da, bazı çekincelerle ombudsmanlık veya Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununa karşı çıkmıyoruz.
İsveç'ten sonra Finlandiya'da 1919 yılında uygulanmış. Ancak, her şeyden de önemlisi, 1971 yılında Viyana'da toplanan İnsan Hakları Üzerinde Avrupa Parlamentosu Konferansında bu kurum özendirilmiştir. O zaman sayıları 25 olan, ülkede, bu kurum uygulanmaya başlanmıştır. Şimdiki Avrupa Birliğini teşkil eden bütün ülkelerde bu kurum uygulanmaktadır.
Ayrıca, 185 ülkeden 100 ülkede de bu kurum uygulanmıştır. Yeni Zelanda, Avustralya ve Hindistan da bu ülkelerin içinde yer almış bulunmaktadır.
Kurum, ülke genelinde, bölge genelinde, kent genelinde ve sektör genelinde uygulanmaktadır.
Ayrıca, ülkelerde olduğu gibi, Avrupa Birliğini teşkil eden ülkelerde, Avrupa Birliği bürokrasisi tarafından yapılacak yanlış uygulamalara karşı üye ülke vatandaşlarının haklarını korumak üzere kamu denetçiliği veya oradaki adıyla ombudsman kurumu oluşturulmuştur.
Ombudsman kurumunun İsveç dilindeki karşılığı "vekil, delege, avukat" karşılığını içermektedir. Daha doğrusu, bizim deyişimizle ombudsman "kimsesizlerin kimsesi" olarak, yönetilenlerin yanında yer almış bir kurumdur.
Türkçe'de ise değişik isimler tartışılmış; halk denetçisi, kamu denetçisi, kamu hakemi, arabulucu, halk avukatı, yurttaş sözcüsü gibi isimler denenmiş; ama, bizim, komisyonda yaptığımız genel bir anlayış doğrultusunda da, bu kuruma "Kamu Denetçiliği Kurumu" adı verilmesi uygun görülmüş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki, şöyle bir soru sorulabilir: Anayasanın 125 inci maddesinin amir hükmü karşısında, bu kuruma ne gereksinme vardır denebilir; ancak, buradaki nüans şudur: Anayasamızın 125 inci maddesinde, idarenin her tür eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olduğunu, yargı yetkisinin, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluk denetimi şeklinde kısıtlı veya sınırlı olduğunu görmekteyiz; yani, idarenin her türlü eylem ve işlemleri, Anayasanın 125 inci maddesi gereğince idarî yargıya tabidir; ama, idarî yargı, bu tür eylem ve işlemlerde, ancak hukuka uygunluk denetimi yapabilir. Örneğin, idarî yargı, takdir hakkının denetiminde çok fazla bulunamaz. O nedenle, Anayasanın 9 uncu maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığını da burada belirlersek, bu görüşü ileri sürersek, hukuka uygunluk denetimi dışında, idarenin eylem ve davranışlarının da hukuka uygunluk denetimi yanında denetlenmesi gerekir diye çağdaş bir görüş vardır. Bu da, çağdaş bir kurumdur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim idarî mevzuatımıza göre, idarî yargı, idarî eylem ve işlemlerde hukuka uygunluk denetimi yapmaktadır az önce söylediğim gibi. Oysa kamu denetçisi, Anayasada belirtilen nitelikler çerçevesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerini, tutum ve davranışlarını, insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk ile yerindelik yönlerinden incelemek, araştırmak, önerilerde bulunmak suretiyle, yönetimin kalitesinin yükseltilmesine de katkı sağlayan bir kurumdur. Bu anlamda, kamu denetçiliği, kamusal alanın denetiminde kullanılan çağdaş denetim sistemi araçlarından birisidir. Görev alanı, kamu gücü ile bireyler arasındaki ilişkilerdir. Görevi, kişi hak ve özgürlüklerini savunmak, yurttaşları yönetime karşı korumak, kötü yönetimden doğan haksızlıkları önlemek amacıyla yönetimin iyileştirilmesini sağlamaktır.
Hepimizin bildiği gibi, çeşitli nedenlerle, adalet örgütü, mekanizması, düzeneği, Türkiye'de tam istediğimiz gibi çalışmamaktadır; davalar geç bitmektedir, yargıya müracaat çok pahalıdır değerli arkadaşlar. İşte, yargıya müracaat ile kamu denetçisinin görevi arasındaki en büyük, ayrılan, mümeyyiz vasıf da, kamu denetçisine yapılan her türlü başvurunun, her türlü harçtan ve ücretten âri kılınmasıdır. Yine, ikisi arasında, idarî yargı kararları ile kamu denetçisinin kararları arasındaki, sonucu itibariyle en büyük fark da, idarî yargı kararlarının, yani, Türkiye'de kesinleşmiş yargı kararlarının muhakkak uygulaması zorunludur; uygulamayanlar hakkında, muhakkak, Anayasa gereğince işlem yapılır ve gerekli cezalar verilir; ama, kamu denetçisinin verdiği kararlar, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ihtiyarî kararlardır. Yani, yargı kararlarının aksine, kamu denetçisinin verdiği kararlara uymak diye bir kural yoktur; işine gelen uyar, işine gelmeyen ya idarî yargıya başvurur veya kamu denetçisine başvurduğu yerde kesilen zamanaşımı süresinden yararlanarak tekrar bu karar aleyhine idarî yargıya müracaat edebilir. Ancak, tabiî, tartışılması gereken temel bir kural vardır; acaba, her sene dönem biterken, bazı yasaların, hiç alakası olmadığı halde, neden temel yasa olarak bizim önümüze geldiği düşüncesidir.
Değerli arkadaşlar, İçtüzüğün 91 inci maddesine göre, bir yasanın temel yasa olarak düzenlenebilmesi özel olarak bazı kurallara ve koşullara bağlanmıştır. Şimdi, Kamu Denetçiliği Kanununa baktığımız zaman, neden bunun temel yasa olarak getirildiğini anlamak, bu düşünceyi burada serdetmek veya savunmak, son derece savunması zor bir tez olarak ortaya çıkacaktır. Bazı arkadaşlarımız, Anayasa Mahkemesinin usulden verdiği bir karara dayanarak "bizim yaptığımız doğrudur" diyebilir; ancak, İçtüzüğün 91 inci maddesi bu tezleri çürütmektedir.
Bakınız, İçtüzüğün 91 inci maddesi şöyle diyor: "Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi gerekmektedir." O nedenle, başta bunu temel yasa olarak buraya getirmek veya savunmak, İçtüzüğün 91 inci maddesine aykırıdır. Nedense, uzun kış geceleri, bu Meclis tarafından, İktidar Partisi tarafından harcanmaktadır. Tam tatile gireceğimiz zamanlarda, 20'den fazla yasa, tatile gireceğimizden altı gün önce bu Meclise getirilmektedir, Meclisin önü tıkanmaktadır. Bu şu demektir: "Ben iktidarım, benim parmak sayım çok; ben bu sayıyla istediğim kanunu istediğim zamanda ve istediğim sürede ve şekilde geçiririm."
Değerli arkadaşlar, bu anlayış, 1950 yılından itibaren çağcıl demokrasilerde, Batı demokrasilerinde, uygar demokrasilerde vazgeçilmiş olan bir anlayıştır. Artık, günümüzün yükselen trendi, anayasal üstünlüktür; Meclis çoğunluğu sisteminden vazgeçilmiştir. Öykündüğümüz Batı demokrasilerinde, şimdi, oralarda kullanılan sistem, anayasal üstünlüktür. Yani, siz, çoğunluğunuza dayanarak istediğiniz gibi, istediğiniz şekilde, sürede ve zamanda yasa çıkaramazsınız; çıkarırsınız, bu yasa önce Cumhurbaşkanından -şekilde görüldüğü gibi- sonra da Anayasa Mahkemesinden döner gelir, tekrar biz bunları düzeltmek ve yeniden tanzim etmek için büyük bir zaman harcarız, Türk Milletinin zamanından harcarız değerli arkadaşlar.
Burada bir iki önemli ilkenin açıklamasını da uygun buluyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Yasada geçen yerindelik ilkesi, bizim idarî tasarruflarda anladığımız yerindelik ilkesi demek değildir. İdarî tasarruflardaki yerindelik ilkesi, bir üst organın alt organ yerine geçerek, onun adına karar verme yetkisidir. Bu yerindelik ilkesi, buradaki yerindelik ilkesi bu demek değildir. Buradaki yerindelik ilkesi, yönetsel işlemde yerindelik, herkesin durumuna uygun bir sonuç elde etmenin sağlanmasıdır.
Buradaki etkenlik ilkesi, kararın gereksinme duyulduğu zamanda alınmasıdır.
Buradaki hakkaniyete uygunluk, hukuk sistemlerinin doğuşundan beri hukukun ortak temeli gibi görünmektedir, adalet ile hemen hemen aynı anlamı taşımaktadır.
Özellikle yerindelik ilkesinin, bildiğimiz anlamdaki, idarî tasarruflardaki yerindelik ilkesiyle karıştırılmaması gerekmektedir diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, şu ana kadar yaptığım konuşma içinde, yasanın katıldığımız noktalarını burada ifade etmeye çalıştım; ama, şimdi, ayrışık oyumuzda da görüleceği gibi, yasanın önemli bölümlerine katılmıyoruz.
Bir defa, bu kurum siyasetten arınacaksa, tarafsız bir kurum olacaksa, daha doğmadan ölmeyecekse, cenin halinde kalmayacaksa, bu kurumun anayasal kurum olması gerekmektedir. Koşul mudur; değildir. Ama, Anayasanın 6 ncı maddesine, 6/3'e bakarsak "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz" kesin ve amir hükmü karşısında, bu kurumun öncelikle anayasal kurum olması gerekmektedir. Dilekçe Komisyonu Başkanımızın da görüşü bu noktadadır; ayrıca, ilk üniversitemiz olan İstanbul Üniversitesinin görüşü bu noktadadır; yine, Danıştayımızın görüşü de bu noktadadır. Anayasaya aykırı bir kurum değildir; ama, az önce söylediğim gibi, bu kurum sağlıklı doğacaksa, bir defa, anayasal kurum olmalıdır. Anayasanın 100 üncü, 101 inci maddesinden sonraki bir yere yerleştirilebilir. Eğer bunu yapmazsanız kamu denetçisi kendini rahat hissedemeyecektir, siyasetin baskısını devamlı üzerinde hissedecektir.
Değerli arkadaşlar, BDDK'yı düşünün… Burada 1 dakikada bir kanun çıkarıldı, BDDK'nın yönetimi altüst edildi ve yeni yönetim seçildi. O nedenle, bu kurumu, bir defa, anayasal kurum haline getirmeliyiz.
Diğeri, diğer çağdaş örneklerinde olduğu gibi, başdenetçiye Anayasaya aykırılık iddiasında bulunma olanağını muhakkak vermeliyiz. Yani, belirli şekillerde kullanılan Anayasaya aykırılık iddiası, yani Meclisin, siyasî partilerin kullandığı veya defi suretiyle kullanılan, yerel mahkemelerin kullandığı anayasaya aykırılık iddiasının yanında, kamu denetçilerine de belirli kanunların anayasaya aykırılığı konusunda düşüncelerini ifade etme ve Anayasa Mahkemesine gitme olanağını tanımalıyız.
Ama her şeyden önemlisi, değerli arkadaşlar, başdenetçilerin ve denetçinin seçim yöntemleridir. Şimdi elimizdeki tasarıya göre başdenetçi ve denetçiler iki şekilde seçilmektedir. Bir tanesi, Dilekçe ve İnsan Hakları Komisyonundan oluşan karma komisyonda seçilme şeklidir; diğeri de, Meclisimizi oluşturan milletvekili sayısının onda 1'i kadar milletvekili arkadaşımızın burada verdiği tekliflerle başdenetçi ve denetçinin seçilme yöntemidir. Bu iki yöntemi muhakkak tek yönteme indirmek durumundayız. Ayrıca, bunu yapmazsak şöyle bir mahzuru da vardır: İki yöntemle seçilen denetçiler arasında bir statü farkı doğacak ve de bunların çalışmalarını engelleyecektir. Yani, ben milletvekilleri tarafından seçildim, ben karma komisyondan seçildim ikiliğini burada hiçbir şekilde yapmamamız gerekmekte ve onda 1 milletvekilinin teklifiyle seçilme koşulunu muhakkak kaldırmalıyız. Bu konuda da bizim önergelerimiz olacaktır.
Diğeri, değerli arkadaşlarım, karma komisyonda ve Genel Kurulda, muhakkak, başdenetçi ve denetçinin seçilme yetersayısını 2/3 çoğunlukla yapmalıyız ve bunu ilk turda aradığımız gibi, son turda da aramalıyız. Eğer bu kurum sağlıklı doğacaksa, Meclisin tümünün katıldığı bir seçmenin ardından bu kurum doğmalıdır. Yoksa, daha doğmadan bu kurum ölü doğar, siyasetin tesiri altında kalır ve Mecliste çoğunluğu elinde tutan bir partinin kurumu, bir partinin adamı ve adamları durumuna, bu kurumdaki yer alan arkadaşlarımızı ve kurumu ve kurulu bu noktaya sokarız diye düşünüyorum.
Başdenetçinin, daha doğrusu kamu denetçisinin bakmaması gereken bazı tasarruflar kanun metninde yazılı bulunmaktadır. Bunlar, kanun metni okunduğu zaman görülecektir; Sayın Cumhurbaşkanının yaptığı bazı tasarruflar, yasama yetkisinin yaptığı tasarruflar, yargının yaptığı tasarruflar. Ancak, buna, değerli arkadaşlar, hâkim ve savcılar…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 14 Haziran 2006