Türkiye büyük millet meclisini içtüzüğündedeğişiklik yapılması hk.(s.sayısı 116)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 65. Birleşim · 1. yasama yılı · 10 Nisan 2003 · 2.795 kelime · yaklaşık 14 dakikalık okuma
Kaynak göster
Burhan Kuzu (AK Parti), 10 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİ İÇTÜZÜĞÜNDEDEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.SAYISI 116)); konuşma 2.795 kelime.
Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Türkiye büyük millet meclisini içtüzüğündedeğişiklik yapılması hk.(s.sayısı 116)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 10 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2003-04-10-turkiye-buyuk-millet-meclisini-ictuzugundedegisiklik-yapilmasi-hk-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzde, bir içtüzük değişikliği var. Daha önce de, İçtüzükle alakalı olarak benzer değişiklikler bu Parlamentodan geçti. Bunun, aslında, 9 maddesi uyumla alakalıdır. O açıdan, buna katılıp katılmama diye bir şey yok zaten. Yani, muhalefet partimizin "katılıyoruz, katılmıyoruz" şeklindeki sözlerinin, bence, bu anlamda bir şeyi yok zaten. Sonuç itibariyle, buna herkes katılmak zorunda, Anayasanın değişikliğini buraya yansıtıyoruz; bu bir.
Getirdiğimiz bir tek önemli madde, 91 inci maddeyi değiştiren 4 nolu maddedir. Bu 4 nolu madde -91 inci madde- daha önceki dönemlerde, yani, 1996 yılındaki değişiklikle de gelmişti; Anayasa Mahkemesinde o zaman dava açılmadığı için, iptal edilmedi. Daha sonraki dönemde yapılan değişiklikle, biraz farklı bir düzenleme getirildi, oradaki "oybirliği" sözü "3/5" şeklinde değiştirildi, konu Anayasa Mahkemesine intikal etti ve Anayasa Mahkemesi de bunu inceledi, iptal etti; sadece bu maddeyi değil, başka maddeler de vardı, onları da iptal etti. Geçenlerde, biliyorsunuz, ilk değişiklik paketinde, biz bunu gündeme aldık, Anayasa Mahkemesinin değişiklik gerekçesi doğrultusunda bu maddeleri tekrar düzelttik. Muhalefet partimiz de buna katkıda bulundu. Benim bildiğim kadarıyla, o zaman, oybirliğiyle geçti zaten. O zaman, 91 inci madde üzerinde anlaşma sağlanamadı ve bugün, tekrar, bu madde gündemimize gelmiş durumda.
Şimdi, 57 nci hükümet döneminde böyle bir değişiklik neden doğdu? Biliyorsunuz, IMF'yle ilgili anlaşmalar vardı, çok sayıda yasanın süratle çıkması gerekiyordu. Yine, AB'yle uyum paketi çerçevesinde, uyum yasalarımız vardı. Bu açıdan da, yine, böyle bir süratli usule gerek duyulmaktaydı. Muhalefet partileri, o dönemde de -belki, bu, iktidar partisinin bir kısmıdır "sesimiz kesiliyor, kısılıyor" demiştir; kayıtlarda bunlar vardır. Bu, doğrudur. Bugünkü muhalefet partimizin demesi gibi oluyor bu da bir anlamda. Anayasa Mahkemesi, bunun sonunda iptal ettiği zaman da "iktidara demokrasi dersi" şeklinde basına bu intikal etti.
Değerli arkadaşlar, bu yöntemin aslı, birazdan vereceğim dünya uygulamalarında bol miktarda olan, çok daha beteri bulunan bir düzenleme aslında. Bunu unutmamak için söylüyorum -birazdan, verdiğim zaman göreceksiniz- samimî olarak ve bilim adamı vasfımla söylüyorum; karşı itirazlara da her zaman açığım, bekliyorum. Dünyadaki uygulamalara baktığımız zaman, en demokratik düzenlemenin bu olduğunu gördüm, bizim bu getirmekte olduğumuz paket olduğunu gördüm.
Şimdi, buna "özel yasama yöntemi" diyorlar. Peki, bu nereden kaynaklanıyor; neden böyle bir yönteme ihtiyaç var? Malumunuz, Parlamentoda, zaman darlığı sebebiyle, çoğu kez, uzun yasaların, kapsamlı çalışmaların çıkmasında güçlük çekiliyor. Muhalefet partileri -sadece mevcut partimizi kastetmiyorum, her zaman böyle olmuştur- engellemek için elinden geleni geri koymaz. Türk Parlamento hayatı bunun birçok örneğiyle doludur. Bir madde hakkında yedi önerge verilir, arkasından gizli oturum istenir, bir saat de öyle geçer. Sonra, hükümetten biri konuştuğu zaman "son söz vekilindir" diye bir de onun için söz alınır. Hâsılı, bir madde üzerinde, yerine göre, 12 kişinin konuştuğu veya konuşma durumunda kaldığı durumlar olmuştur. Buna karşılık, iktidar partisi -burada yaşadık, gördük- grubuyla farklı olacak bir şekilde, hükümet "katılıyorum" der, komisyon "katılıyorum" der, kendi grubunun katılmadığını görürsünüz; bu da, karşı bir taktiktir. Dolayısıyla, böylece, İçtüzüğe göre hoş olmayan ve kabul edilmeyen yöntemlere, maalesef, başvuruluyor. İşte, bu tür yöntemlerin, daha sağlıklı, daha açık, hiç olmazsa ne yapılacağı bilinen, İçtüzüğe uygun şekilde çalışma bakımından gerekli olduğunu düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlar, 1996'da getirilen düzenlemede "yeniden yapılanma yasaları, ülkenin ekonomik ve teknolojik gelişmesiyle doğrudan ilgili yasalar" şeklinde ifadeler vardı. Anayasa Mahkemesi, burada geçen temel kanun kavramına, yeniden yapılanma kanunlarının ne olduğu kavramına dikkat çekerek, bunlar üzerinde yaptığı incelemenin sonunda, getirilen düzenlemenin -demin de burada belirtildi muhalefet partimiz tarafından- belirlilik, genellik, soyutluk, öngörülebilirlilik bakımından yerinde olmadığını söyledi.
ÖNDER SAV (Ankara)Bu, tutanaklara yanlış geçmiştir Sayın Başkan; 1996'da değil 2001'de olmuştur.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla)Hayır, hayır; 1996'daki değişiklikten sonra yapılan değişiklik üzerine... Tabiî ki, yeni karar verildi Sayın Başkan. 1996'daki değişikliği yapan yasayı iptal etti dedim. Ben, Anayasa Mahkemesi kararının tarihini vermedim; öyle zannediyorum yani. O, zaten, demin verildi. O kadarını biliyoruz Sayın Başkan. En sonunda beni de alıştırdınız bu yönteme. Pek sevdiğim bir yöntem değil; ama, bundan sonra ben de böyle mi gideceğim, bilmiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Anayasa Mahkemesi ne diyor: "Yasama işlevinin tam olarak yerine getirilmiş olması bakımından yasa tasarı ve teklifleri hakkında milletvekillerinin tatminkâr bir şekilde bilgilenmesi" güzel; "yasa tasarı ve tekliflerinin tümünde tartışma olanağı sağlanması" bu da doğru; "yasa tasarı ve teklifleri hakkında tatminkâr olacak şekilde önerge verilmesi." Bunlar, ideal planda, hakikaten, benim de katıldığım çok doğru tespitler; ama, gelin, bunu uygulayın... Önümüze -zaten gelecek- 400 küsur maddelik bir ceza yasasının, bir o kadar da usul yasalarının geldiğini düşünelim -veya daha az; madde sayısı fazla demek istiyorum- ve bundan önceki iktidar-muhalefet şeklindeki o çalışma yöntemiyle, bunu buradan çıkarmaya çalışalım. Açık söylüyorum, o yasalar çıkmaz, o yasalar buradan geçmez.
Dolayısıyla, dünya ülkeleri, bu gibi durumlar için özel çalışma yöntemleri belirlemişler. Gerçekten, zaman sorunu önemli bir engel olarak gözüküyor ve meclisler, büyük kurullar halinde, fakat, sınırlı sayıda çalışma gününde, birtakım önemli ve karışık konuları görüşmek ve karara bağlamak zorunda kalıyorlar. Yani, bir taraftan, muhalefetin, gerçekten ayakta durması -doğrudur, muhalefetin görevini yapmasını saygıyla karşılıyorum, bunu inkâr etmemiz elbette ki mümkün değildir; ama- bir taraftan da, iktidar partisinin, vatandaşa sunduğu programı icra etmesi meselesi; bunun dengesini kurmamız lazım, birlikte düşünmemiz lazım.
Size, dünya ülkelerindeki uygulamalardan bazı örnekler vereyim; diğer ülkelerin parlamentoları nasıl çalışıyor. Mesela, İngiltere'ye, İrlanda'ya baktığımız zaman, 20 çalışma gününü muhalefete, 170 çalışma gününü de iktidara ayırmışlar; yani, muhalefet, bir anlamda, 20 günlük sürede parlamento çalışmalarını belirleme hakkına sahip, 170 günlük süreye de iktidar sahip olacak. Bu, bir yöntem. Buyurun, bunu kabul edelim. Bilemiyorum; yani, bir örnek olarak sizlere sunuyorum.
Fransa ve Yunanistan parlamentolarının başkanlık divanlarında komisyon başkanlarının oy hakları var, bulunuyorlar. İktidar partisinin 16 komisyonu bulunduğunu düşünün; gündemleri o belirleyecek. Hakikaten, bundan ne çıkacağını, nasıl çıkacağını siz de düşünün. Portekiz'de de böyledir. Bunlar doğrudur demiyorum; bunları sizlere örnek olarak söylüyorum.
Değerli arkadaşlar, aciliyet gösteren durumlarla ilgili olarak başka ülkelere baktığımız zaman şu uygulamaları görüyoruz: Bugünkü konuyla alakalı olarak, özel görüşme yöntemi uygulayan, üç kategoride ülkeler var. Bunlardan bir grup, aralarında Fransa, Yunanistan, İrlanda ve İngiltere'nin bulunduğu bir grup, meclisin basit çoğunluğuyla -altını çiziyorum, basit çoğunlukla; bakın, salt çoğunluk değil, yarıdan bir fazla değil, basit çoğunlukla- karar veriyor, bir yasayı temel yasa sayıyor ve görüşmeye devam ediyor. Bunların bütün belgeleri elimde; isteyenlere takdim edebilirim.
İkinci bir husus: 1958 Fransız Anayasasının ilgili maddesinde "muhalefet hükümeti düşürmek için bir gensoru verdiğinde, eğer, ret olunursa, bunun cezası olarak, hükümet, istediği bir tasarıyı görüşmeksizin geçirme hakkına sahiptir" deniliyor; yani, otomatikman geçiriyor. Şimdi, bunlar iyi demiyorum; söylediğim şeyleri, hep, bir örnek olarak veriyorum; bunları katıldığım anlamında düşünmeyin.
Yine, 1958 Fransız Anayasasının 44/3 maddesinde, paket oylama usulü var. Burada, hükümet, maddeleri ve değişiklik önergelerini istediği gibi gruplandırıyor, karşı çıktığı önergeleri ayıklıyor; böyle bir uygulama var. Buna, giyotin sistemi diyorlar. Aman, yani, kayda bile geçmesin bunlar; orada böyle söylüyorlar.
İngiltere'de bunun bir benzeri uygulama şöyle: Genel kurul çoğunluğu, bir tasarının her bir bölümü için önceden süre sınırı koyuyor; söz konusu bu süreler kullanılıyor; bu durumda, süre dolar dolmaz -biter bitmez- Meclis Başkanı, derhal oylamaya geçiyor. Yani, belli sürelerle konuşma imkânı getiriliyor. Bakın, 1997-1998 yıllarında, İngiltere'de, bu bahsettiğim yöntem bir sene içerisinde 18 kere uygulanmış; uygulaması olan bir model.
İngiltere'de şu anda uygulanan başka bir sistem şöyle: Diyelim ki, komisyonda ya da genel kurul aşamasında, bir milletvekili, isterse bir önerge veriyor. Bu önergeyi 100 milletvekili benimserse, işte, o zaman, doğrudan doğruya oylamaya geçiliyor. Diyelim ki, görüşmeler sırasında bir milletvekili "efendim, görüşmeleri bırakalım, oylamaya geçelim" der ve bunu 100 milletvekili kabul ederse -neticede, tabiî, oylama, kendi tüzüğüne göre, kendi içerisinde yapılacaktır- görüşmeler o anda kesiliyor, doğrudan doğruya oylamaya geçiliyor.
Şimdi, İngiltere'de 1986'ya kadar uygulanan bir başka yöntem de şu: Komisyon başkanı ya da hükümetten bir üye veya meclis başkanı "bu kanunun sadece şu bölümleri genel kurulda tartışılsın, diğerleri olduğu gibi geçsin" diye not düşüyor. Komisyon başkanı, ben, bu notu düştüğüm zaman, burada, sırf o bölümler görüşülüyor, başkası görüşülemiyor. Böyle bir yetki filan istemiyorum; yanlış anlaşılmasın.
Netice itibariyle, burada gördüğümüz tablo... Görüyorsunuz ki arkadaşlar, çok farklı olarak uygulanıyor ve şu anda uygulanan İngiltere'deki bu yöntem, mesela, İskoçya Parlamentosunda böyle kabul edilmiş; parlamentonun kuruluş yasası, çok önemli bir yasa. Bu, birinci grup; yani, bu birinci grupta -neymiş, tekrar ediyorum- basit çoğunluk yöntemiyle Genel Kurul bir karara varıyor, temel yasa sayıyor, devam ediyor.
İkinci gruba geliyorum. Burada, biraz daha nitelikli çoğunluk dediğimiz, bizim sistemi benimseyen veya yaklaşık, ona benzeyen bir model; nitelikli çoğunlukla kabul edildiğinde bir yasanın özel görüşme yöntemiyle yapılması meselesi. Bu gibi durumlarda, bizdeki gibi bir Danışma Kurulunda -orada isimleri farklı- bir araya gelmek suretiyle karara varıyorlar, belli bir tasarının kaç oturumda görüşüleceğini gün olarak belirliyorlar; işte "elimizdeki bu ceza -ya da iş- yasası beş günde bitsin" veya "on günde bitsin" diyorlar. Her bir gruba -hükümet de tabiî kendi içinde- ve komisyonlara, grubun büyüklüğüne göre süreler veriliyor. O grup, o komisyon ve hükümet, kendisine verilen bu süreleri, o zaman dilimi içinde bir yerde kullanıyor -nerede istiyorsa, belli bir zamanda- ancak o zaman kullanabiliyor, onun dışında konuşma hakkı yok. Bu ülkeleri sayıyorum: Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, İspanya, İsviçre.
Şimdi, bakın, dünyanın genel uygulaması bizim sistemin bir farklı türünü öngörmüş, belki daha ağır bir türünü öngörmüş.
Neticede, en son, üçüncü kategori ise, ideal olan, doğru olan, benim de gönlümden geçen... Gerçekten, bir anayasa hocası olarak bundan rahatsızlık duymadığımı söylemem mümkün değil elbette ki; ama, bir naçardan bahsediyorum, bir zorunluluktan söz etmeye çalışıyorum; yoksa, bunlar, bu kürsüye çıkıp çok ballandıra ballandıra söylenecek şeyler değil; ama, ne yapacaksınız, yasanın kapsamı, zorluğu, birtakım şeyler, parlamentonun kısa sürede sonuç alması bakımından, maalesef zorunlu oluyor.
Şimdi, üçüncü grup dediğim, ideal olan grup. İşte, onu da veriyorum: Finlandiya, Hollanda, İsveç. Bu ülkelere baktığımız zaman, buralarda, bugünkü model, şu anki model -bizde de uygulanıyor; işte- muhalefet iktidar konuşuyor, madde madde devam ediyor. Doğrusu budur, bunun ideali budur, hakikaten olması gereken budur; ama, bu yöntemle, biz, 400 maddeyi nasıl geçiririz, onu bilemiyorum; onu beraber konuşuruz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sonuç itibariyle, özet olarak, şunu görüyorum: Yasama yöntemlerinin, özel yasama yöntemlerinin varlığı, demokratik ülkelerde kuraldır -altını çiziyorum bunun- istisna değildir. Demek ki, biz, kuralı uygulamaya çalışıyoruz. Zorunlu bir kural. Mesela, kanun gücünde kararnameler hoş bir şey değil; ama, birçok ülkede var. Yerine göre, devirdir, yetki devridir filan gibi... Üzerinde çok çalıştığım bir konu. Efendim, olağanüstü haller hoş bir dönem değildir; ama, işte var; Türkiye'nin siyasî hayatının yüzde 60'ı olağanüstü halle geçmiş. Dolayısıyla, bunlar, biraz zorunluluktan kaynaklanan hususlardır.
Pekâlâ, gelelim şimdi, temel yasa kavramına. Değerli arkadaşlar, temel yasanın ne olduğu konusunda, bir bilim adamı yapmış olduğu bir çalışmada konuya şöyle bir tanımla girmiş... Eğer, sayın muhalefet partimizin yetkilileri, gerçekten, bu tanıma taraftar olurlarsa, birlikte bunu görüşürüz Komisyon olarak. Ben, zaten, birazdan değineceğim; komisyon çalışması sırasında buna benzer birtakım sözler söylemiştim. Şimdi "devletin sosyal, siyasal, ekonomi ve hukuk alanındaki siyasetine uygun olarak düzenlenen ve genel ilkeleri belirleyen, içerdiği temel hükümler nedeniyle kendi alanındaki mevzuatta uyulması gereken usul ve esasları gösteren temel kanunlar" diye devam ediyor. Şimdi, siz bunu yazdığınızda, hangi yasa yoktur ki, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuk, kültürel yanı olmasın. Bu mümkün değil; ama, bilemiyorum, buna taraftar isek, hakikaten, bunu maddenin başına koyalım. Bunu, çok net olarak söylüyorum. Ben, temel yasa tanımının yapılmasının güçlüğünü düşünüyorum, doğru olmadığını da düşünüyorum. Temel yasa tanımını vermek muhalefeti daha sıkıntıya sokar. 3/5 çoğunluğu, muhalefet için bir garantidir; samimi söylüyorum garantidir. Aksi halde, daha farkı görüşmelerde çok daha farklı sonuçlar çıkabilir. Kaldı ki, biliyorsunuz, Danışma Kurulu var. Danışma Kurulunun kararı Genel Kurulu bağlamaz. Bu yönde Anayasa Mahkemesinin kararı var; ama, biz, Genel Kurulda "efendim, Danışma Kurulunda bu konuda usulen iki taraf anlaşmıştır. Mademki prensipte bu şekilde bir anlaşma var, biz de buna uyalım ve olduğu gibi gitsin" diyoruz. Buna uymama gibi bir yetkimiz de var; ama, mümkün olduğu kadar, elbette ki, Danışma Kurulunun çalıştırılmasını, orada sonuç alınmasını, gerçekten, öneriyoruz; doğrusunun da bu olduğunu düşünüyoruz; yani, uzlaşma şeklinde yapılmasının doğru olacağını düşünüyoruz.
Şimdi, temel yasanın ne olduğu "hangi yasa temel yasadır" sorusuna cevap bulmak, gerçekten, çok zordur; ama, bu konuda benim kanaatim şu: Temel yasa demek, önemli olan yasa demek değildir. Temel yasa demek, buradaki zaruretten dolayı, uzun yasa demektir; hangi yasa olursa olsun, görüşmede zorluk çıkaran yasalar demektir bence. Buna madde sayısı veremiyoruz; yani, 20 maddeyi geçerse mi, 40 maddeyi geçerse mi, 60 maddeyi geçerse mi temel yasa olacağını söyleyemiyoruz. Bunu söylersek göreceli olur; bu, biraz sıkıntı çıkarabilir; ama, bunun ne olduğu konusunda, belki, Danışma Kurulu, aşağı yukarı, karara varacaktır; eğer varamazsa, Genel Kurul 3/5'le karar verecektir.
Arkadaşlar, AK Parti Grubunun bugün bu çoğunluğu vardır; ama, bakın, başka zaman bu çoğunluğun bulunacağını kimse söyleyemez; yani, 3/5 az bir rakam değil. Af konusunu böyle çıkarıyoruz, anayasa değişikliğini böyle çıkarıyoruz. Dolayısıyla, 3/5 bayağı bir çoğunluktur; 330'u küçümsemeyelim. Yani, bugün bu çoğunluğun bizim elimizde olduğuna bakmayın; gerçekten, ağır bir çoğunluktur ve başka ülkelerde de böyle bir çoğunluk bu anlamda yoktur; çoğunda salt çoğunluk ya da basit çoğunluk vardır. Demin bunları anlatmaya çalıştım.
Arkadaşlar, netice itibariyle, söylediğim gibi, bu, ideal bir usul değildir, bu kürsüye çıkıp, böyle çok iyi usuldür denilecek, arkasında durulacak bir mesele değildir, zaruretten kaynaklanan bir yoldur. Bir anlamda, ilaca benzer. Hastaya nasıl ilaç kullandırıyorsunuz, bir nevi, azıcık, öyledir. Tabiî, bunun dozunu iyi ayarlamak lazım diye düşünüyorum.
Netice itibariyle, arkadaşlar, şunu gördüm: Parlamento hayatındaki Genel Kurullar gittikçe fonksiyonlarını, maalesef, biraz kaybediyorlar. Tabiî, bunda hızlı yasalaştırmanın etkisi var. Dünya ülkeleri, bunu ya hükümetlere hızlı yasa çıkarma şeklinde veriyor -demin bir kısmının örneklerini verdim; Fransız, İngiliz örnekleri buna benziyor, hükümet ağırlıklı kanun gücünde kararname veya başka yollarla çıkarıyor- ya da onun dışında, komisyonlara ağırlık veriyor. Ben, esas, konuyu buraya getirmek istedim.
Şimdi, bakın, İtalya'da mesela komisyondan gelen kimi teklif ya da tasarılar -komisyondan geçtikten sonra- Genel Kurulda bazen doğrudan doğruya, görüşmeksizin -tatilde olduğu zaman oluyor, başka bir zaman olabiliyor- geçip gidiyor. Amerika'da da mesela komiteler çok etkindir bu açıdan baktığımız zaman. Komisyonlara ağırlık verip, uzmanları buraya çağırarak görüştürmek ve onların görüşünü alarak komisyon çalışmasını uzun tutmak, tartışmayı oraya taşımak, zannediyorum, buradaki, Genel Kuruldaki tartışmaları aza indirir.
Bir şeyi daha belirtmek istiyorum, burada biz özel yasa yöntemini getiriyoruz; ama, buna iktidar ille de başvuracak diye bir kaide yok; yani, uzun bir yasayı isterse başka türlü görüşebilir, buna bir engel yok. Yani, ben, öyle okuyorum meseleyi; ille de buraya getirilecek özel yasadır veya özel yönteme uyulması lazım gibi bir zorunluluk görmüyorum. Belki çok darda kalınırsa bu yola gidilecektir, çok darda kalınmazsa gitmemenin doğru olacağını düşünüyorum ben de.
Değerli arkadaşlar, geçenlerde biz bu yolla Medenî Yasayı geçirdik. O yasa da uzun bir yasa biliyorsunuz, burada tartışmalar yapıldı -biz dışarıdan takip ettik onu- Genel Kuruldan çabuk geçti.
Bir de şunu söyleyeyim, demin burada yanlış bir bilgi verildi, burada yasanın tümü birden oylanıp geçmiyor; bölüm bölüm... O bölümler, hangi maddeler kaç bölüm olacak, ne olacak ve bölüm üzerinde konuşmalar yapılacak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Kuzu.
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Bu, bölüm bölüm oylanırken veya konuşulurken, iktidar partisi ya da muhalefet partisi o bölümün birkaç maddesi üzerinde durabilir, bölümün tamamı üzerinde durabilir; yani, daha çok, mümkün olduğu kadar birlikte olan maddeleri bir araya getirip, birlikte oylamak suretiyle geçmesini sağlamak. Medenî Yasayı biz böyle geçirdik, demin onu söylemiştim.
O yasanın geçmesine bakın, çıkan yasanın, çok da kötü bir yasa olduğu söylenemez. Tabiî ki bazı noktalarını eleştirebiliriz. Nereden geldi o; Genel Kurulda falan pişmedi, komisyonda bir sene konuşuldu o yasa. Dolayısıyla, neticede, bu gibi büyük yasalar Genel Kurula geldiğinde, daha hazmedilmiş olarak geldi; çok da sorun çıkmadan geçtiğini düşünüyorum.
Sayın Başkanım, son olarak da şunu belirteyim... Demin, Anayasa Komisyonuyla alakalı Oya Hocam ve Atilla Kart birkaç kelam ettiler; iki kelam da bene edeyim. Bir defa, bugüne kadar aşağı yukarı on kez bu komisyonu topladım ve İçtüzüğün 26 ncı maddesinde "zorunluluk olmadıkça komisyon toplantısı için çağrı, en az iki gün önceden yapılır" deniliyor. Kendileri de buradadır. Ben, bir kez, o da bununla alakalı olarak, bundan dolayı, hakikaten, yanlış yapıldığını orada kendilerine söyledim. Yani, bu böyle oldu; ama, bir kez olmuş şeyi, sürekli olmuş gibi burada hocam nakletmeye çalıştı; bunun doğru olmadığını belirtmek istiyorum. Bir kez olmuştur ve hepsinde 48 saat geçmiştir. Benim gönlüm ister ki, 10 gün geçsin keşke. Yani, onu yapabilirsek... Ona çalışacağım; onu da söyledim.
Kaldı ki, komisyonda söylediğim bir şeyi daha söylüyorum: Evet "alt komisyon" denildi; Türkiye'de, alt komisyon -tenzih ederim arkadaşlarımı- biraz savsaklamak için bulunan bir formüldür; ama, bu amaçla yaptıklarını söylemek istemiyorum. Şunu söyledim: Bakın, ben, temel yasa konusunda kaç gündür çalışıyorum; ama, bir tanım bulamadım. Değerli hocam, siz, konuşun, bulun, grupla da görüşelim, bunu maddeye koyalım; bunu hâlâ söylüyorum. Temel yasa tanımını getiren varsa, bu komisyon buna hazırdır, maddenin başına koyarız. Böyle bir tanımın zorluğu var; onu anlatmaya çalışıyorum ve o yüzden de, muhalefet partimizden buna destek bekliyoruz. Yani, bu, söylediğim gibi, belki çok hoş bir madde değildir, çok iyi bir madde değildir; ama, dünya uygulamasına baktığımız zaman, örnekler içerisinde en demokratik olanıdır diye bunu bir daha söylüyorum ve bunun, belki, en az hafif, en az zararlı olduğunun altını bir kez daha çizerek vurgulamak istiyorum.
Bir de, Sayın Atilla Kart'ın demin söylediği, bunun teklif şeklinde gelmesi... Sayın Kart, biliyorsunuz, anayasa değişiklikleri anayasa gereği, içtüzük değişiklikleri de niteliği gereği teklif şeklinde geliyor zaten; başka türlü gelemezdi, tasarı biçiminde gelemezdi; bunu da düzeltmek istiyorum.
Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 10 Nisan 2003