Türkiye büyük millet meclisini içtüzüğündedeğişiklik yapılması hk.(s.sayısı 116)
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 65. Birleşim · 1. yasama yılı · 10 Nisan 2003 · 1.519 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oya Araslı (CHP), 10 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİ İÇTÜZÜĞÜNDEDEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.SAYISI 116)); konuşma 1.519 kelime.
Oya Araslı (CHP, Ankara). “Türkiye büyük millet meclisini içtüzüğündedeğişiklik yapılması hk.(s.sayısı 116)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 10 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2003-04-10-turkiye-buyuk-millet-meclisini-ictuzugundedegisiklik-yapilmasi-hk-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; içtüzükler, yasama organlarının yasama erkini kullanırken uyacakları çalışma yöntemlerini belirleyerek, yasama işlevini etkin, verimli ve sağlıklı bir biçimde yerine getirmelerini sağlayan kurallardır. Yasama organının anayasası olarak nitelendirilebilen içtüzükler, bu nedenle, parlamento hukukunun en önemli kaynakları ve temsilî demokratik yaşamın önde gelen hukukî dayanaklarıdır.
Bir yasama organının denetim ve yasama kalitesi, ürettiği hizmetlerin yanı sıra, bağlı bulunduğu ve uyguladığı içtüzük hükümleriyle de ölçülebilir. İçtüzükler, bir ülkedeki demokrasinin niteliği bakımından da önemli göstergelerdir. Demokratik bir rejimde, içtüzük hükümleri, yasama organının süratli, verimli ve etkin bir biçimde çalışmasını sağlamanın yanı sıra, yasama organındaki çoğunluğun karşısında, muhalefetin yasama işlemine katkısını güven altına almak ve iktidar-muhalefet uzlaşmasını sağlamak gibi işlevleri de yerine getirmek durumundadır.
Demokratik ve hukuk devleti anlayışına bağlı bir rejimin varlığından söz edebilmek için, içtüzük hükümlerinin yalnız içeriğinin anayasaya, hukukun ve demokrasinin temel ilkelerine uyması da yetmez, bu hükümlerin vazedilişinde de demokratik yöntem ve usullere uyulması gerekir. Kuşkusuz, yasama organında, çoğunluğun oyuyla, muhalefetin katkısına ve uzlaşmaya önem verilmeden, çoğunluğun uygun gördüğü doğrultuda dayatmacı yöntemlerle içtüzükler çıkartılabilir. Ancak, böylesi yöntemlerin çağdaş, katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışıyla, asla ve kata bağdaşmayacağını bilmeliyiz; çünkü, çağdaş katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışı, içtüzüğün, bir başka deyişle, Parlamentonun çalışma yöntemlerinin, Parlamentodaki çoğunluk ile azınlığın uzlaşmasının bir ortak ürünü olarak çıkarılmasını uygun görür.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sözcüsü olarak, üzerinde daha fazla çalışma yapılarak gerçekleştirilmesinde ve olgunlaştırılmasında yarar gördüğümüz, teklifin 4 üncü maddesiyle ilgili alt komisyon kurulması yolundaki önerimizin Anayasa Komisyonunda reddedilmesini, biraz önce değindiğimiz bu hususlar bakımından çağdaş, katılımcı ve aynı zamanda çoğulcu demokrasinin gereklerine aykırı gördüğümüzü, burada ifade etmek isterim.
Sayın milletvekilleri, Türkiye'de, parlamentolu rejimle birlikte siyasal yaşantımıza giren içtüzük kavramı doğrultusunda pek çok düzenleme yapıldığını biliyoruz. Bu düzenlemelerden bir kısmı, yeni bir anayasanın veya anayasa değişikliğinin ardından yasama çalışmalarının yönteminin anayasaya paralel bir biçimde belirlenmesi amacıyla, bir kısmı da uygulamada karşılaşılan birtakım sorunları çözmek için yapılmıştır. Bugün de, değindiğimiz bu iki amacı birlikte taşıyan yeni bir içtüzük düzenlemesi üzerinde çalışmalara başlamış bulunuyoruz.
Görüşmekte olduğumuz teklif, bir yandan, 2.10.2001 tarihli ve 4700 sayılı Kanunla Anayasamızda yapılan ve doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esaslarıyla ilgili değişikliklere koşut düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğüne yansıtılmasını amaçlamaktadır, diğer yandan da, İçtüzüğün 91 inci maddesiyle ilgili daha önce yapılmış bir düzenleme hakkında Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararının yarattığı boşluğu doldurmak amacına yönelmiş bulunmaktadır.
Önümüzdeki teklifin getirdiği bu düzenlemede, 1, 2, 3, 5, 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerde getirilmiş olan hükümleri, yerinde, gerekli ve zorunlu buluyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bunlar hakkında olumlu görüşler taşıyoruz; ama, teklifin 4 üncü maddesi için aynı sözleri söylemek, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu için mümkün değil. Bu maddede getirilen düzenleme, Anayasaya, çağdaş, katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışına aykırı olduğu gibi, konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen hususların gereğini de karşılayamamaktadır.
Kuşkusuz, tüm parlamentolu rejimlerde, kapsamlı yasa tasarı ve tekliflerinin görüşülmesinde, bütünlüğü korumak ve sürati sağlamak için birtakım özel görüşme yöntemlerine ihtiyaç duyulmaktadır; ancak, çağdaş bir demokratik rejimde bütünlüğü korumanın ve sürati sağlamanın yolunun, keyfiliğe ve belirsizliğe kapıyı açmak, muhalefeti çoğunluğa ezdirmek, yasamayı etkisizleştirmek ve muhalefetin görüşme imkânlarını kısıtlamaktan geçmediğini herkes bilmektedir. Önümüzdeki teklifin 4 üncü maddesinde yer alan düzenleme, üzülerek belirtelim ki, bu, yapılmaması gerekenleri yapmak doğrultusundadır. Yani, öngörülen özel yasama usulü, sınırsız bir biçimde genişletilmeye imkân tanınarak düzenlenmiştir, bir keyfilik alanı yaratılmıştır ve inisiyatif, partilerin uzlaşma erdeminden, iktidar çoğunluğunun oylarına terk edilmiştir; çünkü, söz konusu 4 üncü maddede, temel kanun kavramının kapsamına hangi kanunların gireceğine ilişkin bir belirleme yapılmamıştır. Ne bir ölçüt tanımı getirilmiştir ne de tüketici bir biçimde ad saymak suretiyle, temel kanun kavramının kapsamında hangi kanunların yer alacağı belirtilmiştir. Bu madde hükmü yürürlüğe girerse, artık, bundan önce yapıldığı üzere Danışma Kurulunun oybirliği değil, iktidarın muhalefete kulak tıkayan parmakları, hangi kanunun temel kanun sayılarak özel yöntemle görüşüleceğini belirleyecektir. Bu durumun, iktidarın her uygun gördüğü yasayı temel kanun kabul ederek özel görüşme yöntemine tabi tutmasına yol açacağı ve olağan görüşme esaslarının, giderek, yerini olağanüstü yöntemlerin kullanılmasına terk etmesine yol açacağı açıktır. Bugün de, aslında, bu noktaya gelmemiş midir Parlamentomuz?! Yasama döneminin başladığı günden bu yana yaptığımız uygulamalara bakacak olursak, İçtüzüğümüzde yer alan olağan görüşme yöntemlerine ne kadar uyduk; bir temel yasa, bir aciliyet, bir bütünlük koruması amacımız söz konusu olmamasına rağmen, komisyonlara havale edilen işleri bastırdıktan kırksekiz saat sonra mı görüştük?! Ben, Anayasa Komisyonu üyesiyim, böyle bir şey olmadı. Kimi toplantıdan sabahın 9'unda haberdar edildik ve aynı günün saat 10.00'unda görüşmelere başladık. Bu, olağan görüşme yöntemlerinin, yerini, sürekli bir biçimde olağanüstü görüşme yöntemlerine bırakması demek değil mi?! Genel Kurulda, hangi tasarıyı, hangi teklifi komisyondan geldikten ve bastırılıp üyelere dağıtıldıktan kırksekiz saat sonra görüştük; kaç tane sayabiliyorsunuz?! O kadar az ki!.. Burada, bir öneri geliyor; Danışma Kurulunda uyuşma sağlanamıyor, uzlaşma sağlanamıyor, çoğunluk partisi grubunun önerisiyle ve parmak hesabıyla, bu kırksekiz saat bekleme süresi gözardı ediliyor ve hemen görüşmelere başlanıyor; milletvekillerinin, teklifler, tasarılar üzerinde, yeterince bilgilenmesine imkân tanınmıyor. Eğer, önümüzdeki teklifin 4 üncü maddesi yürürlüğe girecek olursa, aynı durum, burada da söz konusu olacaktır ve olağanüstü görüşme yöntemi, olağan görüşme yöntemlerinin yerini alacaktır. Bu, parlamenter rejimimizin sağlıklı çalışması bakımından, hiç iç açıcı bir gelişme olmayacaktır.
Sayın milletvekilleri, Anayasa Mahkememiz de, temel kanun kavramının kapsamındaki belirsizliğin doğuracağı sakıncalara, konuyla ilgili iptal kararında dikkati çekmiş ve bu belirsizliğin, söz konusu kuralın, belirlilik, genellik, soyutluk, öngörülebilirlik ve yasama yetkisinin amacına uygun biçimde kullanılmasını sağlama özelliklerini yitirmesine yol açacağını belirtmiştir; bunun da hukuk devleti ilkesiyle bağdaşamayacağını açıklamıştır. Halbuki, metinde, Anayasa Mahkemesinin bu kararında belirtilen hususlar gözardı edilerek, temel kanun kavramının kullanılmasında ısrar edilmektedir ve böylece, Anayasa Mahkemesinin dikkat çekmiş olduğu Anayasaya aykırılık unsuru, tekrar, önümüze getirilmektedir. Eğer, bu noktada ısrar edecek olursak, hem Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine saygısız bir duruma girmiş olacağız, hem Anayasanın bu kararlar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisine yüklemiş olduğu yükümlülüğün ve görevin gereklerini yerine getirmeyeceğiz hem de yeni iptal kararlarına karşı, kapıyı ardına kadar açmış olacağız.
Değerli milletvekilleri, önümüzdeki teklifte öngörülen özel yasama yöntemi, maddeler üzerinde görüş bildirme imkânını ortadan kaldırması bakımından da, muhalefetin yasama sürecine katkısını son derece sınırlandıracak ve suskun bir muhalefet yaratacak niteliktedir. Böyle bir durumun ise "demokrasinin katli" anlamına geleceği açıktır. "Demokrasinin katli" anlamına geleceğini yalnız ben söylemiyorum, bunu, konuyla ilgili Anayasa Mahkemesine açılan iptal davasında, şu anda Adalet Bakanımız olan Sayın Cemil Çiçek ve şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı görevini taşımakta olan Sayın Bülent Arınç da söylemiş bulunuyor. Bu sözlerin kimisi Türkiye Büyük Millet Meclisi zabıtlarında yer alıyor, kimisi Anayasa Mahkemesine sunulmuş olan dava dilekçesinin satırları arasında yer alıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bu değerli arkadaşlarımın, önümüze konulan bu teklif karşısında ne düşündüklerini doğrusu çok merak ediyorum; gerçekten merak ediyorum Sayın Bakanım, Sayın Meclis Başkanım.
Değerli milletvekilleri, teklifin 4 üncü maddesiyle öngörülmüş olan yöntem, yasama sürecinde, yasamanın giderek etkisizleştirilmesini ve hükümetin yasama üzerinde egemenlik kurmasını sağlayabilecek niteliktedir. Hükümet, yasama organındaki iktidar partisi grubundan oluşan tabanından ve onun sağladığı oy çoğunluğundan yararlanarak, her önemli gördüğü ve hızla yasalaştırılmasını istediği kanun tasarısını veya teklifini, özel görüşme usulüne tabi tutabilmek imkânını bulacak, böylece görüşlerini yeterince açıklamak olanağını bulamayan muhalefet, giderek etkisiz ve suskun bir hale girecek, yasama, hükümetin uygun gördüğü doğrultuda gerçekleştirilecektir. Böyle bir durumun demokratik rejimin geleceği bakımından taşıdığı tehlikeler, söz konusu ettiğim dava dilekçesinde, başta Sayın Cemil Çiçek olmak üzere, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda yer alan pek çok milletvekili tarafından da ifade edilmiştir. Öyle zannediyorum ki, bu dilekçenin altında imzası bulunan değerli milletvekilleri, o dilekçede ne yazdıklarını, bu anımsatmadan sonra hatırlayacaklardır.
Sayın milletvekilleri, 4 üncü maddeyle getirilmiş olan beşte 3 çoğunluğundaki karar yetersayısının, Anayasanın 96 ncı maddesiyle uyumu da çok tartışma götürecek olan bir husustur. Düzenlemeyle ilgili değerlendirmeyi yaparken, bu hususa da dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, 4 üncü maddede kabul edilen, bölüm esasına dayalı oylamaların, kimi yasaların yapımında birtakım usul sorunlarına yol açabileceği de görülmektedir; çünkü, bizim Anayasa sistemimiz, madde oylaması esası üzerine oturtulmuş bir sistemdir.
Değerli milletvekilleri, İçtüzük değişikliği teklifinin 4 üncü maddesindeki maddelerin okunmaması doğrultusundaki hüküm, bu maddelerin tutanağa geçmesini de olanaksızlaştıracaktır ve bu da, çok doğal olarak, beraberinde bir dizi sorunu getirecektir.
Kısaca, önümüze konulmuş olan bu düzenleme, bu görünümüyle, sorun çözücü değildir, sorun yaratıcıdır; üzerinde durmuş olduğumuz, dile getirmiş olduğumuz bu açılardan, Anayasaya aykırıdır; muhalefetsiz parlamento, dikensiz gül bahçesi yaratma arayışının bir ürünüdür; cumhuriyetin temel niteliği olan demokratik hukuk devletinin içinin boşaltılmasıdır. Millî iradeyi, millî iradenin temerküz ettiği yer olan Meclis salonunda can çekişmeye terk etmektir ve bütün bu sözler gibi, Anayasa Mahkemesine açılan dava dilekçesinde yer alan ifadesiyle, Sayın Çiçek'in söylediği gibi, sivil darbenin ta kendisidir. (CHP sıralarından alkışlar)
"Muhalefetin mutlak olarak dışlandığı böyle bir yönetimin, çoğulcu demokratik yasamada bir saat dahi yaşamaya hakkı yoktur." Öyle değil mi Sayın Çiçek? Bunlar sizin nitelemeleriniz, bunlar sizin...
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)Sayın Çiçek gelmedi efendim.
OYA ARASLI (Devamla)Çok affedersiniz, gördüm zannettim.
MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Sayın Şahin'in de imzası var.
OYA ARASLI (Devamla)Evet, arkadaşlarımız kendilerini tanıyacaklardır; her seferinde başımı çevirerek, var mı yok mu diye bakıyorum, göremiyorum. Onun için, sizlerde, Sayın Çiçek'i Sayın Şahin'le karıştırmış olmak gibi bir izlenim uyandırmak istemem, bakışlarım aramak nedeniyledir.
Bu açıklamalardan sonra, teklifin 4 üncü maddesine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, katılmak imkânımızın bulunmadığını, böyle bir demokrasi ve hukuk cinayeti işlenmesine asla ve kata katkı veremeyeceğimizi bilgilerinize sunuyorum. Kendim ve Grubum adına, sizleri bir kez daha saygıyla selamlayarak huzurlarınızdan ayrılıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 10 Nisan 2003