İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Genel Kurul konuşması

Cânân Aritman

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Temmuz 2004 · 996 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cânân Aritman (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 996 kelime.

Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-07-07 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Belediyeler Kanunu Tasarısının 44 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi, bu madde, belediye başkanlığının sona ermesiyle, bunun nedenlerine ilişkin hususlar ve bu durumda uygulanacak usulü düzenleyen klasik bir maddedir. Böylesine klasik bir maddede, 10 dakikada ne konuşulabilir diyebilirsiniz; ama, ben, bununla ilgili düşüncelerimizi ifade edebilmek için bu sürenin yetmeyebileceği endişesini taşıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili görüşlerimizi açıklamadan önce, çok yakın bir süreçte zamansız kaybettiğimiz, aynı zamanda 20 nci Dönem İzmir Milletvekilliği görevini de yapmış olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Piriştina'yı Yüce Meclisimizin huzurunda rahmet ve saygıyla bir kez daha anmak istiyorum. Çok büyük bir oy oranıyla ikinci kez İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen Sayın Piriştina'yı, seçildikten sadece ikibuçuk ay sonra, genç yaşta, ani vefatıyla kaybettik. O, çağdaş Türkiye'nin, en çağdaş, en demokrat, en laik kentinin, çağdaş, laik ve sosyaldemokrat belediye başkanıydı, Türkiye'nin aydınlık yüzüydü. 1994 yerel seçimlerinde, İzmir Büyükşehir Belediyesine birlikte belediye meclisi üyesi seçilmiştik. İzmir'i zamanın sağ iktidarının sığ düzenleme anlayışından birlikte korumaya, kollamaya çalıştık. İkimiz de muhalefet belediye meclisi üyesi olmamıza rağmen, bunu da büyük ölçüde başardık. Daha sonraki yıllarda, Sayın Piriştina, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilerek, mükemmel bir sosyaldemokrat belediyecilik anlayışı sergileyerek İzmir'in kaybettiği yılları geri kazandırdı.

Değerli milletvekilleri, İzmir, Amazonların kurduğu beşbin yıllık bir kent ve kurucuları gibi hep dişi kent olma özelliğini korumuş. Bir şekilde esir edilmiş Amazon kadınları Foça civarındaki bir korsan gemisinde tutsakken, bu okçu ve savaşçı kadınlar, korsan gemisini ele geçirip, korsanları denize dökerek, Foça sahillerinden ayrılıp İzmir Limanına sığınmışlar ve bilahara buraya yerleşerek Simirna, yani İzmir kentini kurmuşlar.

Bu kent, tarih boyunca bir liman ve ticaret kenti olmuş, Herodot'tan başlayarak tarihin her devrinde aydınlar yetiştirmiş, aydınlanmanın öncüsü olmuş; her zaman, demokrasinin ve özgürlüğün kalesi olmuş, esareti asla kabul etmemiş, Kurtuluş Savaşında ilk kurşunu atmış, 9 Eylülle taçlanarak, tarihimize adını altın harflerle yazdırmıştır.

Ne yazık ki, sağ iktidarların elinde, İzmir'in liman ve ticaret kenti kimliği kaybettirildi ve bilinçli bir şekilde büyük bir köye dönüştürüldü. Kent, rahmetli Piriştina'nın belediye başkanlığı döneminde, sosyaldemokrat belediyecilik anlayışıyla eski çağdaş görünümüne kavuşmuştur. Yakın zamanda İzmir'i görmeyenleriniz varsa, görmelerini tavsiye ederim; bir Avrupa kenti görmüş olursunuz. Gelecekteki, kaçınılmaz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, İzmir, yine, tarihten gelen liman, ticaret ve kültür kenti kimliğini kazanacak ve Türkiye'nin aydınlanmasında öncülük rolüne devam edecektir.

Rahmetli Piriştina, her zaman hukuka saygılı olmuş, kent rantçılarının önünde aslanlar gibi durmuş, İzmir'i kimseye peşkeş çektirmemiş; okullara yardım etmiş, her türlü bakım ve onarımlarını yaparak, bir anlamda, devletin yapamadığını yapmıştır; fakir öğrencilere burs vermiş, onları hiç rencide etmeyecek, hiç gocundurmayacak yöntemlerle karınlarını doyurmalarını, giyinmelerini, barınmalarını sağlayarak tarikatların elinden kurtarmıştır; İzmir'deki rektörlerle işbirliği içinde, hiçbir fakir öğrencinin aç yatmamasını sağlamıştır. Yaptıklarının ancak çok küçük bir kısmını dile getirebildiğim rahmetli Piriştina'yı, İzmirimizin tarihine altın harflerle yazdık. Vefatından sonra, yasanın amir hükmü gereğince, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi içerisinden bir üyeyi, İzmir Bornova İlçemizin Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu'nu İzmir Belediye Başkanı olarak seçtik. Değerli arkadaşımız, tüm Cumhuriyet Halk Partililerin katkısıyla, bayrağı taşıyacak, sosyaldemokrat belediyeciliğin en güzel örneklerini vererek, tüm engellemelere, kısıtlamalara karşın, İzmir'i, çağdaşlıkta, çağdaş belediyecilikte ileriye götürecektir.

Değerli milletvekilleri, belediye başkanlığı görevi, işte, ölümle boşalıyor, istifayla boşalıyor, seçilme yeterliliğinin yitirilmesiyle boşalıyor, görevi yapamayacak durumdaki sağlık nedenleriyle boşalıyor. Bu gerekçeler oluyor da, bu maddenin (d) fıkrası olmuyor; yani, meclisin feshine neden olan eylemlere katılım, kısaca, siyasî görüşme yapma gerekçesiyle meclisin feshi olmuyor; vicdana da, demokrasiye de sığmıyor. Bu madde, ülkede, düşünce özgürlüğünün önünde hâlâ büyük engellerin olduğunu gösteriyor ve AKP Hükümeti olarak siz, buna, hâlâ "reform" diyebiliyorsunuz. Zaten, bu yasa tasarısı, 1930 tarihli yasanın da gerisinde; içerisinde reform da yok, demokratikleşme, katılımcılık da, ilerleme de yok, denetim ise hiç yok. Ne var; borçlanma var, hem de denetimsiz, sınırsız borçlanma. Merkezî idarenin görevlerini belediyelere devrediyorsunuz; ama, malî kaynak yok.

Bu tasarıda, kaynak aktarımıyla ilgili hiçbir şey yok; kaynak, sadece borçlanma. Belediyelere "hizmet yapmak istiyorsan, git, borçlan" diyorsunuz; hem de nasıl; o kentin geleceğini, ülkenin geleceğini ipotek altına aldırtacak borçlanmalar. Borcunu ödemedin mi, vergi gelirlerine kadar her şey haczedilecek; yerel kaynaklar, yerel varlıklarımız küreselleşme adı altında, uluslararası sermayeye peşkeş çekilecek. Korkarım ki, ileride, her belediyede bir düyunu umumiye kurulacak, bu yolla ülke sömürülecek, sömürgelileştirilecek. Uluslararası sermaye tarafından sipariş edilmiş bu tasarının amacı bu. Denetimsizlik, borçlanma, federatif sistemin altyapısını hazırlama; siparişe göre yapılacak değişiklikler bunlar. Geri kalanı, yetmişdört yıllık yasanın aynısı. "Şeffaflık, katılımcılık, demokrasi" lafları da, tasarının, dokununca dökülecek cilası, yıldızları.

Eğer, gerçekten, demokrasiyi, halkın katılımını ilerletecek reform niteliğinde bir belediye yasası çıkarmak istiyorsanız, belediye başkanlarının tepesinde siyasî iktidarın kılıcı gibi duran (d) bendini kaldırmanız gerekir. Belediye meclisinde siyasî konuların görüşülmesi, bu konularda karar alınması, düşünce özgürlüğünü zedeleyerek, siyasî olmayan konuların siyasî konuymuş gibi değerlendirilmesi yoluyla haksız politik fesihlere yol açacaktır. Reformist bir yasada böyle bir düzenleme, madde, bent olmamalıdır.

Belediye başkanlığının sona ermesi gerekçelerine geriye çağırma şıkkını da ilave etmemiz gerekirdi. Eğer, AKP'nin sayın milletvekilleri dinlemiş olsalardı "bu da ne demek" diye sorarlardı diye düşünüyorum; ben, yine de, izah edeyim: Geriye çağırma yöntemi, pek çok çağdaş Batılı demokrasilerde vardır ve Cumhuriyet Halk Partisinin programında vardır, bizim, halkımıza vaatlerimizdendir. Eğer, halkımız, belediye başkanını başarısız görüyorsa, görevden almak için beş yıllık görev süresinin bitimini; yani, yeni bir seçimi beklemek mecburiyetinde kalmayacak ve başarısız bir belediye başkanıyla kentine beş yıl kaybettirmeyecek; başarısız bulduğu belediye başkanını belli oranda seçmen imzası toplanılması koşulu ile referandum yoluyla görevden alacak. İşte, demokrasi, katılımcılık, çağdaşlaşma, reform budur. Bu değerleri, gerçekten önemsiyorsanız, gelin, başkanları geri çağırma yöntemini bu tasarıya koyalım.

Değerli milletvekilleri, yerel yönetimleri önemsiyoruz "katılımcılık demokrasinin en güzel örneğidir" diyoruz, koruyup, kollayıp, geliştirmek istiyoruz; ama, buradaki çok acı bir gerçeği, ciddî bir olumsuzluğu görmüyoruz, görmek istemiyoruz. Gerçek şu: Yerel yönetimlerde kadın yok, giderek de kadınsızlaşıyor. Nüfusun yarısı kadın; yerel yönetimlerde de kadınlar orantılı bir şekilde temsil edilmeli; bu, demokrasinin olmazsa olmaz şartı; ama, bizdeki durum, tek kelimeyle, fecaat. 1999 yerel seçimlerine göre, belediye meclislerinde kadın oranı yüzde 1,6; il genel meclislerinde yüzde 1,4; belediye başkanlıklarında ise binde 5. Bu rakamlarla demokrasiden bahsedemeyiz. Bizim demokrasimiz, gerçekte kadınsız demokrasi; yani, eksik demokrasidir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

60 konuşma daha · 7 Temmuz 2004

60 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook