Genel Kurul konuşması
İzmir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 2. yasama yılı · 7 Temmuz 2004 · 1.074 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cânân Aritman (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.074 kelime.
Cânân Aritman (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/canan-aritman-22-2004-07-07-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 45 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi partim ve şahsım adına saygıyla selamlarım.
Evet, demin dinlediğiniz gibi, bu madde, belediye başkanlığının herhangi bir sebeple boşalması hallerinde meclisin, başkan veya başkanvekili seçmesi işlemlerini ve bu usulünü düzenlemekte.
Belediye başkanlığı herhangi bir nedenle boşaldığında, vali tarafından on gün içerisinde toplantıya çağrılıyor, meclis, birinci başkanvekilinin, onun bulunmadığı durumda ikinci başkanvekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanıyor.
Buraya kadar iyi ve doğru; ama, devam edelim: "Belediye başkanı veya başkanvekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkanvekili, bulunmaması durumunda ikinci başkanvekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür."
İşte bu olmadı. Valinin seçilmişlerin meclisine dışarıdan bir kamu görevlisi ataması demokratikleşme midir; hayır. Biz, seçilmişlerin, halkın oyuyla gelmişlerin yerine, atanmış vali tarafından birini atayıp, belediye başkanlığı görevini atanmışa yaptırırız diyorsanız, o zaman, demokratikleşmeden bahsedemezsiniz.
Bu düzenlemeyle, belediye meclislerinin vesayet altında olma durumunu da devam ettiriyorsunuz. Ayrıca, bu durum, taraf olduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına da aykırıdır.
Buradaki düzenleme "birinci başkanvekili, bulunmaması durumunda ikinci başkanvekili, onun da bulunmaması durumunda valinin atayacağı bir kamu görevlisi" yerine "meclisin en yaşlı üyesi tarafından bu görev yürütülür" şeklinde olmalıdır.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak meclislerimize, halkın seçtiklerine güveniyoruz; sizler güvenmiyor musunuz? Yerel siyaset genel siyasetin rakibi değildir. Yerel siyasetten, halktan korkmamak gerekir. Halkın varlığı, halkın katılımı daima demokrasiyi güçlendirir.
Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, İzmir'de, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Piriştina'nın vefatından sonra, Belediye Yasasının amir hükümlerine göre Belediye Meclisi içinden bir üyenin, meclisin yapacağı bir seçimle seçilmesi sürecini yaşadık. Büyük bir şok içerisindeyken, acımız çok büyükken, yasalar gereği, valinin, meclisi, belediye başkanını seçmek üzere toplantıya çağırmasıyla, Cumhuriyet Halk Partisi olarak görevimizi yerine getirdik. Büyükşehir belediye meclisi üyelerimizden Cumhuriyet Halk Partisinin Bornova Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu, siz değerli AKP'lilerin de oy destekleriyle, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Bu vesileyle, bu desteklerinden dolayı Adalet ve Kalkınma Partisine teşekkür ediyoruz.
Sayın Kocaoğlu, eğitimiyle, birikimiyle, insan sevgisiyle, İzmir sevgisiyle, bu görevi layıkıyla yerine getirebilecek bir isimdir. Cumhuriyet Halk Partisinin gençlik kollarından yetişmiş, sosyaldemokrasiyi özümsemiş, rahmetli babası da Cumhuriyet Halk Partisinden iki dönem belediye başkanlığı yapmış; yani, belediyeciliği daha çocukluğunda öğrenmiş, çağdaş İzmir'e yakışan, çağdaş bir insandır. Sayın Başkanımıza, bu çok zor görevinde başarılar diliyoruz.
İzmirliler, Sayın Kocaoğlu'nun seçilmesinden memnun kalmış, onu benimseyip bağrına basmıştır; ama, İzmirliler, seçim sisteminden memnun kalmamıştır. Halk, çoğunlukla "daha dört yıl dokuz ay görev yapacak belediye başkanını biz seçmeliydik, seçim hakkı bizim olmalıydı, belediye meclisinin değil" dedi ve sanırım haklıydı.
Değerli milletvekilleri, demokratik ülkelerde, belediye başkanlığı seçimi için iki sistem vardır. Biri, bizim kullandığımız tek dereceli seçim sistemidir. Bu sistemde, halk, belediye başkanı için ayrı, belediye meclisi üyeleri için ayrı oy kullanır, sandıklar da ayrıdır. Halk, belediye başkanını seçerken farklı, belediye meclisi üyelerini seçerken farklı kriterlere göre oy kullanmaktadır.
İkinci sistem ise, iki dereceli seçim sistemidir. Türkiye'de de bu sistem bir süre uygulanmıştır. Bu sistemde, önce, belediye meclisi üyeleri seçilir, sonra, meclis, kendi içinden birisini belediye başkanı seçer; ama, halk bilir ki, bu belediye meclisi üyeleri içerisinden birisi belediye başkanı olacaktır; buna göre oy kullanır. Bu sistemde, belediye başkanlığı boşalırsa, meclis içerisinden bir meclis üyesinin belediye başkanlığına seçilmesi doğaldır ve sistem, içerisinde tutarlıdır. Ancak, belediye başkanlığı için ayrı sandıkta, ayrı oy kullanılan birinci sistemde, belediye başkanlığı boşalınca, meclis içerisinden bir meclis üyesinin belediye başkanı seçilmesi, sistemlerin tutarlılığı açısından doğru olmamaktadır. Halkın, belediye başkanı olarak oy vermediği birisinin bu göreve gelmesi içine sinmemekte, halk, bunu demokratik bulmamakta, kendini dışlanmış hissetmektedir.
Bu sistem, 1963 yılında, 1961 Anayasasının getirdiği daha demokratik bir sistem kurma anlayışının etkisi altında, 307 sayılı Kanunla değiştirilmiş, belediye başkanlarının, o zamana kadar olduğu gibi, belediye meclislerince ve üyeleri arasından değil de, tek dereceli bir seçimle, doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi esası benimsenmiştir ve bu uygulama, 1963'ten 1997'ye kadar da devam etmiştir. Bugüne değin, belediye başkanlığı seçimi bu şekilde yenilenirken, bu durum sonraları iktidarların işine gelmemiş, sık sık belediye seçimleriyle halkın karşısında sınava girmekten hoşlanmamışlar, buna makul görülebilecek mazeretler bularak, boşalan belediye başkanlıklarına meclis üyelerinden birini seçtirtmişler ve şu anda ülkemizde uygulanan ve bu tasarıya göre de uygulanmasına devam edilecek olan sisteme geçilmiştir.
1997 Martında 4231 sayılı Yasayla yapılan bu tutarsız ve antidemokratik uygulamayı devam ettirme isteğinizi onaylamamız mümkün değildir. Aslında, sistem içerisinde tutarlılığı sağlamak, seçmenin iradesine saygı göstermek, daha demokratik, daha katılımcı yerel yönetimler için, boşalan belediye başkanlıklarına yeniden belediye başkanlığı seçimi yapılmalıdır. Yerel yönetimleri bir demokrasi odağı olarak görmek ve katılımcılığı her durumda desteklemek gerekir.
Demokratikleşme, numaralı uyum paketleriyle olmuyor; demokratikleşme, reformist yasalar, tüm zorluklara rağmen anlatmaya çalıştığımız hususlarda gerekli yasal değişiklikleri yaparak oluyor; ama, ne yazık ki, bu tasarıda, böylesi değişiklikleri de görmüyoruz.
Değerli milletvekilleri, on yıl belediye meclisi üyeliği, belediye başkanvekilliği, grup başkanvekilliği, sağlık komisyonu başkanlığı gibi yerel yönetim görevleri yapmış bir arkadaşınız olarak, siyasal yaşamımın en keyifli, demokrasiyi en iyi duyumsadığım süreçlerinin yerel yönetim görevleri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yerel yönetimlerde görev yaparken en keyif aldığım demokratik hak, belediye meclislerinde elimizi kaldırdığımız anda söz hakkı alabilmek, görüş ve katkılarımızı iletebilmek, anında halkın temsilciliği görevini yapabilmekti. Keşke, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de söz hakkı alabilmek belediye meclislerindeki kadar kolay olabilseydi, biryığın prosedüre bağlı olmasaydı; o zaman milletvekilliği görevinin hakkını da daha iyi verebilirdik diye düşünüyorum. Haftalardır 5 dakikalık gündemdışı bir konuşma için Meclis Başkanlığından söz hakkı alamıyorum. İktidar, herhalde, konuşmamın içeriğinden hoşnut olmuyor.
Sayın milletvekilleri, tüm görevler, makamlar, koltuklar gelip geçicidir. Önemli olan, bir gün geriye baktığımızda, evet, ülkem için, halkım için, iyi, doğru ve güzel bir şeyler yaptım diyebilmektir; bir gönül huzuru duyabilmektir, bir hoş sada bırakabilmektir. Eğer bu duygu ve düşünceleri bizimle paylaşıyorsanız, gelin, eskinin tekrarı olan, demokratikleşme, halkın katılımı konusunda ilerici düzenlemeler getirmeyen bu yasa tasarısını geri çekin. Gelin, daha demokratik, daha katılımcı, daha çağdaş bir belediye yasası yapalım. İçinde, gerçekten, halkın olduğu bir yasa yapalım. Bu yasa tasarısı, ne yazık ki, 1580 sayılı yasadan da daha geride; çünkü, 1580 sayılı Yasa çıktığı zaman, çağının ilerisinde idi, çağına göre demokratikleşme, katılımcılık getiriyordu; hükümleri arasında tutarlılık, sağlamlık vardı ve bu nedenlerle de zamana karşı direndi. Tabiî ki, yetmişdört yıl sonra çağının gerisinde kaldı ve yeni bir belediye yasası gerekli oldu. Yeni yasanın, çağımızın demokrasi ve katılımcılık anlayışına ve taraf olduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olması gerekir. Bu yasa da, hiç olmazsa, bir insan ömrü süresince, insanımızın ihtiyaçlarına cevap verebilmelidir.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bizim kamu yönetimi ve yerel yönetim reformu anlayışımızdan çok uzak, çok farklı olan; böyle çıkarsa; ancak militan kadrolaşma getirecek, denetim kanallarını köreltecek, teftiş kurullarını etkisizleştirecek...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
60 konuşma daha · 7 Temmuz 2004