Uğur mumcu suikastı konusunda
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 26. Birleşim · 1. yasama yılı · 23 Ocak 2003 · 646 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 23 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: UĞUR MUMCU SUİKASTI KONUSUNDA); konuşma 646 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Uğur mumcu suikastı konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 23 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2003-01-23-ugur-mumcu-suikasti-konusunda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum, katkılarınız için hepinize teşekkür ediyorum.
12 Aralıktan sonra, Türkiye, sanki Avrupa Birliği süreci durmuş, bu konuda her şey olup bitmiş gibi bir atmosfere girdi, çevremizde olup biten yakın gelişmeler sebebiyle. Aslında, Avrupa Birliği süreci devamlı bir süreçtir ve Avrupa Birliği müktesebatı dediğimiz bu müktesebat, aşağı yukarı 100 000 sayfayı bulan bir müktesabattır. Türkiye, Avrupa Birliği konusundaki bu kararını sürdürdüğü sürece de, zaman zaman, bu nevi tasarılarla, tekliflerle karşınıza gelmiş olacağız. O sebeple, Avrupa Birliği meselesiyle ilgili olarak, özellikle bu çıkarılan yasayla ilgili olarak, bir iki hususu bilgilerinize arz etmek istiyoruz.
Bugün kabul ettiğiniz bu yasayla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararlarla ilgili olarak, olağanüstü bir kanun yolu olan, yargılamanın iadesi yoluna gidilebilecektir. Esasen, Avrupa Birliğine üye olup da, bu yolu bir iadei muhakeme sebebi, yargılamanın iadesi sebebi kabul etmeyen hiçbir ülke yoktur. Her ülke, kendi şartlarına göre bu yolu kabul etmekte, kendine uygun da bir formül bulmaktadır. Bizim bulduğumuz formül ise, aynen iç hukukumuzda olduğu gibi, onlara bir madde ilavesi suretiyle, İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararların, yargılamanın iadesi sebebi olarak kabulünden ibarettir.
Tabiatıyla, Türkiye, kendi iradesiyle, özgür iradesiyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kabul etmiş ve bunun gereğini yapmayı da taahhüt etmiştir. Gereğini yapmadığı takdirde, hem bu sözleşmede hem de taraf olduğumuz başkaca sözleşmelerde bunun müeyyideleri vardır. Bunun anlamı açıktır ki Türkiye, kendi iç hukukunu düzenlerken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilmiş olan kararların gereğini de yerine getirmeyi taahhüt etmiş oluyor. Bunu özellikle burada ifade etmek istiyorum; çünkü, bundan sonra, bu ve benzeri tasarılar geldiği takdirde, zaman zaman, millî mahkemelerimizin yetkisi ne oluyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunların üzerinde bir mahkeme midir tarzındaki tartışmalara, itirazlara muhatap olacağız. O sebeple, Türkiye, kendi iradesiyle bu mahkemenin yetkisini kabul ettiğine göre, bu kararların gereğini de yerine getirmek mecburiyetindedir. Arzu edileni, Türkiye'de, yargılamanın adil yapılması, iç hukukumuzdaki düzenlemelerin süratle yapılması ve kendi vatandaşlarımızın da mümkün olduğu kadar millî mahkemelerimizde verilen kararlarla iktifa etmesi ve İnsan Hakları Mahkemesine müracaat etmemesidir. Bu noktada, bazı eksikliklerimizin olduğunu da kabul etmiş olmamız lazım gelir.
Bir bilgi olarak Yüce Heyetinize arz etmek isterim ki, şu ana kadar Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuruların sayısı 4 820'dir. Türkiye'nin aleyhinde açılmış 5 000'e yakın dava vardır; bunun 2 250'si Güney Kıbrıs tarafından açılmış davalardır. Bu davalardan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aleyhimize verdiği karar sayısı 286'dır, lehimize verdiği karar sayısı 12'dir. Delegeler Komitesinin Türkiye aleyhine verdiği karar sayısı 12'dir, dostane çözümle sonuçlanan başvuru sayısı 513'tür, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kabul edilemez bulduğu başvuruların sayısı 107'dir ve diğer nedenlerle kayıttan silinen başvuruların sayısı da 16'dır.
Şimdi, aleyhimize verilen bu kararlar sonucu Türkiye'nin maruz kaldığı maddî kayıpları burada ifade etmek istiyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde Türkiye'nin ödeyeceği ve ödemiş olduğu tazminat miktarları şudur: Türk Lirası karşılığı ödenen tazminat miktarı 2 917 550 000 000'dur. Küsuratları var, onları geçiyorum. Döviz olarak ödenen tazminat miktarı ise, 768 658 İngiliz Sterlini, 420 516 Amerikan Doları, 4 424 252 de Fransız Frangıdır. Dolayısıyla, döviz olarak ödenecek tazminat miktarı ise 3 574 814 İngiliz Sterlini, 14 139 043 Fransız Frangı, 15 022 228 ABD Doları ve 6 241 217 de euro olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin dostane çözüme icabet etmesi sonucu ödediği maddî tazminat tutarı 4 624 110 Fransız Frangı, manevî tazminat olarak 30 000 frank, yargılama gideri olarak da 45 000 frank olmak üzere toplam 4 699 110 Fransız Frangıdır.
Dolayısıyla, Türkiye, bundan sonra yasalarını yaparken, bir taraftan Anayasaya uyumu dikkate alacak, öbür taraftan da altına imza koyduğu uluslararası sözleşmeleri dikkate almak mecburiyetindedir. Kaldı ki, uluslararası sözleşmelerin, Anayasanın 90 ıncı maddesine göre iç hukukumuzun bir parçası olduğu, kanun mesabesinde olduğu ve bunlar aleyhine Anayasa Mahkemesine gidilemeyeceği de çok açıktır.
Dolayısıyla, belki, bu kanun vesilesiyle bu bilgileri sizlere sunmak ve bundan sonraki düzenlemelerde bu hususları da dikkate alarak bir düzenleme yapmamız lazım geldiği hususunu tekrar bilginize sunmak istedim.
Bu vesileyle, katkılarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 23 Ocak 2003