Bazı kamu alacaklarının tahsil ve terkinine ilişkin (s.s.904)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 13. Birleşim · 4. yasama yılı · 27 Ekim 2005 · 1.261 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cemil Çiçek (AK Parti), 27 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU ALACAKLARININ TAHSİL VE TERKİNİNE İLİŞKİN (S.S.904)); konuşma 1.261 kelime.
Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Bazı kamu alacaklarının tahsil ve terkinine ilişkin (s.s.904)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 27 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-10-27-bazi-kamu-alacaklarinin-tahsil-ve-terkinine-iliskin-s-s-904 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Çok değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Son günlerde tartışma konusu olan bir olay, yargıya intikal etmiş olan bir konu burada bir şekilde de gündeme tekrar getirilmiş oldu. Aslında her vesileyle söylüyoruz ki, Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti demek, herkesin olabildiğince hukuk kurallarına riayet etmesi gerekir. Hepimiz sık sık vurgu yapıyoruz buna, komisyonda da, burada da, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız da haklı olarak yargı bağımsızlığından sıkça bahsederler, buna temas ederler. Yargı bağımsızlığının birinci ayağı, yargıya intikal etmiş bir konuda kimsenin yargının işine karışmamasıdır. Buna azamî dikkati hep beraber göstermemiz lazım.
Van'da cereyan eden bir olay var. Geçmişe dönük bir soruşturma. Siyasetle bağlantısı vardır diyenler oldu; ama, bunun arkasını doldurmadı. Birisi gelir -ister bu kürsüden ister bir başka yerde- derse ki orada cumhuriyetin savcıları tarafından, cumhuriyetin hâkimleri tarafından soruşturması, mümkünse bilahara kovuşturması yapılacak bir olayla ilgili olarak siyasetin şu kesimi, bilfarz Adalet Bakanı, bilfarz Millî Eğitim Bakanı veya kim kastediliyorsa, şu tarihte savcıya şu talimatı verdi, hâkime bu talimatı verdi, şu şu şu olaylar sebebiyle yargı tarafsız davranmadı filan gibi altını doldurabilecek laflar, beyanlar, deliller ortaya koyabilirse, biz, bunu saygıyla karşılarız. Ama, bu olmadan, en zor şartlar altında vatanseverce görev yapan hâkim ve savcıların işlerine karışma anlamına gelecek, onları kendi vicdanlarıyla ve dosya münderecatına göre, hukuka göre karar vermesini zorlaştıracak beyanlarda, tavırlarda bulunurlarsa, bunu hukuk adına anlayışla karşılamak da mümkün değildir. Bir süreden beri bu, alışkanlık haline geldi, yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Biz, bu olaylar karşısında, mümkün olduğu kadar, siyasetin bu işle alakasının olmadığını, yargının haksız yere suçlanmış olmasını bilerek, bunu görerek, vicdanımız da bu noktada sızlayarak bir şey demek istemedik, işi hukuk çerçevesinde tutmaya çalıştık.
Van Üniversitesi bir cumhuriyet üniversitesidir. Orada meydana gelen her olay hepimizi üzer. Hiçbir insanın tutuklanması, yargıyla ilişkisinin olması, yargılanması hiçbirimizi memnun etmez, bundan hepimiz üzüntü duyarız. Bu, ister rektör olsun ister sade bir vatandaş olsun. Biz, o olayla ilgili burada bir kıymet hükmü veremeyiz.
Rektörler Komitesinin o günkü toplantısındaki bildiriyi hepiniz hatırlıyorsunuz, 6-7 maddelik bir bildiri. O bildirinin bazı maddelerinde, o üniversitede işlerin usulüne uygun gitmediği, ihaleye fesat karıştırma, alımlar, satımlar, birkısım işlemlerde yanlışlıkların olabileceğini bu bildiride zaten kendileri de kabul ediyorlar; ama, diyorlar ki: "Tutuklanan Sayın Aşkın'ın bu işle alakası yok." Bunu anlarım; ama, orada işler yolunda gitmiyorsa, birkısım usulsüzlükler varsa, birkısım yanlışlıklar varsa, kimin suçlu olup olmadığına, ne Rektörler Komitesi ne Adalet Bakanı ne siz ne ben değil, Türkiye Cumhuriyeti yargıçları, savcıları karar verecek. Türk Milleti adına yargılama yetkisi yalnız hâkimlerimize ait. Hâkimlerimizin işine karışırsak, işimize geldiği zaman yargı bağımsızlığı, işimize geldiği zaman yargı bunu niye böyle yapıyor, öbür türlüsünü yapıyor…
Değerli arkadaşlarım, biz, burada çıkardığımız yasaları, genel ve eşit, herkese uygulansın diye çıkarıyoruz. Cezaevinin yönetimiyle ilgili yasayı da beraber çıkardık. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın da bu yasanın çıkarılmasında çok büyük katkıları var. Bunlarla ilgili katkıları da hep teşekkürle burada ifade etmeye çalıştık. Cezaevinin kuralları var. O kurallara herkes uymak mecburiyetinde. Üstelik, bunları, Avrupa Birliği adına yaptık. Şimdi, herkes Avrupa Birliği diyor ama, kendisiyle ilgili bir uygulama söz konusu olduğunda, tutuyor, imtiyaz istiyor; efendim, rektör aranır mı, milletvekili aranır mı, bakan aranır mı, filanca şey aranır mı?.. Peki, o zaman, biz, bu yasaları sadece düz vatandaş için mi, sadece sade vatandaşlar için mi çıkarıyoruz?! Yani, onlar uyar, belli makam sahipleri, belli mevki sahipleri bu kurallara uymaz kanunda yazılı olmasına rağmen... Böyle bir uygulama olamaz, böyle bir anlayış olamaz. Dolayısıyla, orada, yasalara aykırı bir tek uygulama varsa, ki, Sayın YÖK Başkanı -benim de hocamdır, kendisiyle her zaman saygı hudutları içerisinde ilişkimiz olmuştur- bu uygulamadan rahatsız olmadığını, yasalara aykırı bir durum olmadığını kendisi de söylüyor. Şimdi, onun yerine başkaları rahatsız oluyor. O zaman şunu getirirsiniz, bunu yaparız: Cezaevlerine bundan sonra -inşallah, hiç kimse düşmez de- filanca kesimlerden insanlar düşerse, onların ziyaretçileri ayrı bir muameleye tabi tutulur der, bunu yasaya koyarsınız, koyarız; o zaman, oradaki infaz memurları da farklı bir muamele yapar. Yasayı genel ve eşit çıkarıyoruz; sonra, insanların konumlarına göre ayrıcalıklar istiyorsak, bu, demokrasi olmaz arkadaşlar. Bunu hep söylemeye çalıştık. Yazıktır, yargıya da yazıktır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu insanlar, orada, zor şartlar altında görev yapıyor, adalet tevzi etmeye çalışıyor. Önüne gelen tu kaka yaparsa, önüne gelen hırpalamaya çalışırsa, bu memlekette kamu düzenini nasıl tesis edeceksiniz! İşimize geldiği zaman yargı bağımsızlığı, işimize geldiğinde genel ve eşit kural; ama, işimize geldiğinde, belli imkân sahipleri… Türkiye, zaten, bu anlamda, oligarşik adacıklarla dolu, bunları hep beraber temizlememiz lazım, bunları olabildiğince ayıklamaya çalışıyoruz; ama, eski alışkanlıklarımız sebebiyle, farklı uygulamaları bir beklenti içerisine sokuyoruz, bunu gündeme getiriyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu doğru değildir. Yargı, bakın, böylesine suçlamalar karşısında sessiz kaldıysa, bunun bir tek sebebi var; çünkü, yürümekte olan bir dava var, bu davayla ilgili bir fikir açıklamış olsa, ihsası reyde bulunmuş olacak. Bu hassasiyetle, bugüne kadar olup bitenleri ibretle izliyor. Sessiz kalmış olması, bütün bu suçlamaları, bütün bu olumsuzlukları kabul ettiği anlamına gelmiyor, tam tersi, hukuka saygının gereği olarak, şu an, bir sabır imtihanından geçiyor, hiç kimse de bir şey demiyor. Onun için, ne olur, bu kürsüyü, bu anlamda… Ceza Kanununu beraber çıkardık. 288 inci maddeyi açın okuyun. Yargılanmakta olan bir davayla ilgili olarak, Tür Milleti adına yasama yetkisini kullanan Meclislerde bile görüşme yapılamaz diyor. Neden; çünkü, hâkimler, hukuka, kanuna, dosya münderecatına ve vicdanî kanaatlerine göre karar versin diye bütün bu kurallar tespit edilmiştir, belirlenmiştir. Bunu aşan, bunu zorlayan… Siyasetin gündem konusu haline getirmek, bence, çok doğru bir şey değil. Kaldı ki, bu konuyla ilgili birkısım da yanlış bilgiler var. Mesela, ben, 70 kişi, 80 kişi filan demedim, bunları iyi açıp, bakın. Ben, bir gün evvel Sayın YÖK Başkanını aradım, bir hoca-talebe ilişkisi içerisinde aradım, saygıda hiç kusur etmedim, bundan sonra da etmem; çünkü, benin anlayışım bunu gerektirir. Hocam, yarın bir toplantı yapılacak, bir gerginlik olmasa, cumhuriyetin kurumları karşı karşıya gelmese, yargıya müdahale anlamına gelecek bir şey olmasa iyi olur Hocam, siz bunları daha iyi takdir edersiniz diye, edep ölçüleri içerisinde bir şeyi karşılıklı konuştuk. Onun da bana verdiği cevap şudur: "Bizim daha evvelki bildirimizi hatırlıyorsunuz, o bildiride, biz, yargıya kusur anlamına gelecek hiçbir şey ifade etmedik " dedi. Ertesi günkü bildiri, tam tersi bir bildiri olarak çıktı.
Benden ziyaret için randevu istediler, Sayın YÖK Başkanı ve birkaç arkadaşı gelecek denildi; toplantı bitmiş, 15 dakika sonra. Ben, kendisine saygımdan dolayı, derhal randevu verdim. Pekâlâ, o gün -çünkü, benimle bir alakası yok bu işin- meşgulüm derdim, iki gün sonraya randevu verirdim. Tam tersi, kendilerine saygının gereği olarak, hemen 15 dakika sonra randevu verdim. Ben zannettim ki iki kişi gelecek, üç kişi gelecek; makam odalarındaki oturulacak yer belli.
GÖKHAN DURGUN (Hatay)50 kişi olsa ne olacak, ağırlayamıyor musun makam odanda!..
ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)Kendileri gelmezden evvel bütün yayın nakil araçları Bakanlığın önüne doldu. Herkes otobüslerle veya başka türlü, nasıl geldiler bilemiyorum, oturacak gerçekten yer yok. Eğer bir sorun çözmek için geliniyorsa, herhalde geliş tarzının böyle olmaması lazım, üslubun böyle olmaması lazım ya da bana niye gelmiş oluyorlar?! Bana, eğer bir şey için geliyorlarsa, bunun geleceği yer en evvel ben değilim.
Zaten, Yükseköğretim Kurumundan, Van'daki soruşturmalarla ilgili olarak, bakınız, pazar günkü bir televizyon programında da kamuoyuna yanlış bilgi verildiği anlaşılıyor.
Müracaatta bulunmuşlar. Kime; gereği için Van Cumhuriyet Savcılığına, bilgi için Adalet Bakanlığına ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kuruluna. Demek ki, dilekçenin gereğini yapacak Van Cumhuriyet Savcılığı. Tarihi ne; 21 Temmuz 2005.
22 Temmuz, bir gün sonra, Van Cumhuriyet Başsavcılığı YÖK'ün bu müracaatına anında cevap veriyor, bir gün sonra, hiç savsaklamadan; YÖK'e, Yükseköğretim Kurumuna saygının gereği olarak, bir gün sonra, böylesine önemli bir olayla ilgili olarak derhal cevap veriyor.
Yazının bana gelişi 26 Temmuz. Hatta, ben değil, Müsteşarımız ilgili birime havale ediyor. 26 Temmuzda YÖK'ün başvurusu bilgi için bize geldiğinde, zaten Van Cumhuriyet Savcılığı gerekli bilgiyi vermiş, ekine de Danıştayın bir kararını koymuş.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
55 konuşma daha · 27 Ekim 2005