İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 64. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Medeni kanunun kabulü hakkında

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 64. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Şubat 2006 · 866 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 16 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEDENİ KANUNUN KABULÜ HAKKINDA); konuşma 866 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Medeni kanunun kabulü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2006-02-16-medeni-kanunun-kabulu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 17 Şubat tarihi, bizim hukuk tarihimiz açısından fevkalade önemli bir gündür. Türk Medenî Kanunu 17 Şubat 1926 yılında kabul edilmiştir ve kabulün üzerinden de seksen yıl geçmiş bulunmaktadır. Böylesine bir önemli günde, Türk Medenî Kanununun

Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşme konusu yapılmış olması ve buna vesile olduğu için de Sayın Erbatur'a teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

Gerçekten, medenî kanunlar, bütün toplumlarda, herkesi ilgilendiren en temel yasadır, en temel yasaların başında gelmektedir; hatta, yürüklükte bulunan Medenî Kanunun 28 inci maddesine baktığımızda, çocuk, sağ doğmak kaydıyla, ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetini kazanmaktadır, hak ve hukukunun korunması gerekmektedir. Dolayısıyla, medenî kanunlar, kişinin doğumundan ölümüne kadar, hatta, ölümünden sonraki bütün hayatını ve gelişmeleri düzenleyen en temel yasadır. Bundan dolayıdır ki, dünyadaki emsal medenî kanunlara benzer şekilde, bizim Medenî Kanunumuz da, şahsiyet haklarından tutun, nişanlanmaya, evlenmeye, boşanmaya, velayete, eşyaya, miras hukukuna kadar kişi hayatının bütün yönlerini kapsayan önemli düzenlemeleri gerçekleştirmektedir.

Kabul ettiğimiz, 17 Şubat 1926 tarihinde yürürlüğe koyarak ülkemize kazandırdığımız bu kanunun iki tane temel özelliği var; bunun gözardı edilmemesi gerekmektedir. Bir defa, bu kanun, her şeyden evvel, Tanzimatla beraber Türkiye'de sürdürülmeye çalışılan sosyolojik anlamdaki modernleşme çabasının bir devamıdır. Buna paralel olarak, bu kanunun en önemli özelliği, laik bir temele dayanmış olması; ikincisi de, bu kanunun, olabildiğince, kadın erkek eşitliğini tesis etme noktasında önemli adımları atması, belli ilkeleri kanunda madde hükmü haline getirmiş olmasıdır. Bu kanun, kabulünden bugüne gelinceye kadar, bu temel özelliklerine uygun olarak, Türkiye'de önemli adımlar atılmış, toplumda önemli değişiklikler meydana gelmiş ve önemli kazanımlar da elde edilmiştir.

Hiç şüphesiz, bütün temel yasalarda olduğu gibi, bu yasa da, değişen dünya şartları, toplumun ihtiyaçları ve beklentilerine paralel olarak, aradan geçen süre içerisinde müteaddit defalar değişikliğe uğramıştır; bundan daha tabiî bir şey de yoktur. Sadece bizim ülkemiz açısından değil, zaman zaman başkaca temel yasalar gündeme geldiğinde de bu konu konuşuluyor. Almanya gibi, İsviçre gibi oturmuş, istikrarı sağlamış, toplumsal istikrarı sağlamış ülkelerde bile, en başta, medenî kanun olmak üzere, bu kanunlar yeni baştan gözden geçirilmekte, çağdaş anlayışa uygun olarak, eskiden kabul edilmiş olan hükümler değiştirilmektedir.

Bunun tabiî sonucu olarak, aradan geçen seksen yıla yakın süre içerisinde, ihtiyaçların tabiî sonucu olarak değişikliğe maruz kalan Türk Kanunu Medenisi, en son, 1 Ocak 2002 tarihinde yayımlanıp, yürürlüğe giren Türk Medenî Kanunu şekline çevrilmiş ve böylece, günün ihtiyaçlarına uygun önemli düzenlemeler, bu kanunla, tekrar, toplumumuza kazandırılmıştır.

Şimdi, tabiatıyla, kanun daha yeni yürürlüğe girmiş olmasına ve aradan -uygulamaları açısından- kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, bazı konularda yeni ihtiyaçların zuhur ettiğini de bilmekteyiz.

Türkiye, aradan geçen süre içerisinde, birçok hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelere imza atmış, taraf olmuş, bunu da iç hukukunun bir parçası haline getirmiştir. Bunun tabiî sonucu olarak da, Medenî Kanun hükümlerinde de, önümüzdeki günlerde, bazı değişiklik ihtiyaçlarını görüşmemiz ve bunları karşılamamız gerekmektedir. Bunlardan bir tanesi, biraz evvel Sayın Erbatur'un gündeme getirdiği soyadı konusudur. Bilindiği gibi, bu konuyla ilgili olarak, eski hükme nazaran, kısa bir süre evvel bir değişiklik yapılmış olmakla birlikte, hem İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu karar hem de bir iç talebin sonucu olarak, mevcut düzenlemenin ihtiyacı karşılamadığı düşünülmektedir. Eskiden, evlenen kadın kocasının soyadını almak mecburiyetindeydi. Daha sonra yapılan değişiklikle, kocasının soyadının önüne kendi soyadını da koyabilme imkânı vardır. İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen karar gereğince ise, bu iki seçenek yetmiyor, üçüncü bir seçeneğin daha verilmesi gerekmektedir. Evlenen kadın, kendi kızlık soyadını da taşıyabilmektedir, taşıyabilmesi arzu edilmektedir. Bununla ilgili, mevzuatımızda bir boşluğun olduğu ortadadır.

Biz, prensip itibariyle bu karara olumlu bakıyoruz. Esas itibariyle, kararın, zaten, Türkiye bakımından da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili bir çalışmayı başlattık; hem Devlet Bakanı Sayın Çubukçu tarafından hem Bakanlığımız hem de ilgili üniversitelerimiz, baroların bu konuda çalışan bayan hukukçuları da dahil olmak üzere, İnsan Hakları Mahkemesi kararının gereğini yerine getirebilmek, üçüncü bir seçeneği de kadınlarımıza sunabilmek adına böyle bir düzenlemeyi yapıyoruz. İnşallah, kısa süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine gelir; böylece, bu alandaki bir eksikliği de giderme imkânını bulabiliriz.

Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Tabiatıyla, dünyadaki teknolojik gelişmeye, insan ilişkilerindeki yoğunlaşmaya paralel olarak yasalar çok kısa süre içerisinde eskimekte ve birkısım ihtiyaçları bu düzenlemeler çerçevesinde karşılayamıyoruz. O nedenle, bizim Medenî Kanunumuzun bir özelliği olarak işimizi kolaylaştıran husus budur. Bizim Medenî Kanunumuz kazuistik bir anlayışla konuları düzenleyen bir nitelik taşımıyor, tamamıyla genel hükümler içermektedir; yani, kişinin özel hayatıyla ilgili, saydığım konu başlıklarıyla ilgili olarak genel düzenlemeleri içermektedir. Bunun anlamı şudur: Bu genel düzenlemeler çerçevesi içerisinde, hayatın akışına uygun olarak, hâkimlerimize büyük bir takdir yetkisi vermekte, gelişen dünya şartları, uygulandığı toplumun örf ve âdetleri, bu da karşılamıyorsa, kendisi kanun koyucu olsaydı bu konuda nasıl bir düzenleme yapacak ise böyle bir yorumla bu ihtiyaçları karşılama noktasında hâkimlerimize hem bir güven ifade etmekte hem de önemli bir sorumluluk yüklemektedir.

Doğrusunu isterseniz, aradan geçen seksen sene içerisinde, Türk yargısı, bu konuda önemli başarıları ortaya koymuş, önemli kazanımları ve tecrübeleri elde etmiştir. İnanıyoruz ki, son değişikliklerle birlikte, Türk Medenî Kanunu, toplumumuzun daha çağdaş bir seviyeye ulaşması, kişisel hak ve özgürlükler açısından arz etmeye çalıştığım temel başlıkları itibariyle kişilerin hukukunu koruma noktasında yeni bir anlayışla uygulama imkânını bulacaktır.

Ben de, bu vesileyle, bu yasanın Türkiye'ye kazandırılmasında emeği geçen herkesi şükranla burada anmak istiyorum. Cumhuriyetin en önemli kazanımı olarak Türk Medenî Kanununun, böyle kabul edilmesi gerektiğini, böyle anlaşılması gerektiğini ifade ediyor, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 16 Şubat 2006

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook