İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 64. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

Mehmet Küçükaşık

Bursa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 64. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Şubat 2006 · 1.929 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Küçükaşık (CHP), 16 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 1.929 kelime.

Mehmet Küçükaşık (CHP, Bursa). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 64. Birleşim tutanağı, 16 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-kucukasik-22-2006-02-16-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1066 sıra sayılı tasarının 11 inci maddesi hakkında Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, bu yasa, çok geç konuştuğumuz bir yasa. Hatırlarsanız, 2003 yılında, çiftçinin Ziraat Bankasına veya tarım kredilere olan borçlarının yeniden yapılandırılması hakkındaki yasada gerçekten de tam bir af yapmıştık biz. Arkasından vergi barışı yaptık. Vergi barışı adı altında sadece borcu öteledik. Yine aynı şekilde o yıl, 2003 yılında yaptığımız değişiklikle ise hem Bağ-Kur hem de SSK borçlarını yine öteledik. O zaman da biz demiştik: Arkadaşlar, siz sadece borçları ödüyorsunuz, taksitlendiriyorsunuz. Bu gerçek bir af değil. Yarın öbür gün tekrar bir af yapmak zorunda kalacaksınız denilmişti. 2006'nın ocağı geldi; ikibuçuk yıl sonra biz yeniden bu borçları ötelemek için af yapıyoruz. Bu affı niçin yapıyoruz? Gerçekten de af mı yapıyoruz? Bir de bunu konuşmak lazım.

Bilindiği gibi, sosyal güvenlik yasası gelecek. Bundan sonra hem Emekli Sandığı hem Bağ-Kur hem de Sosyal Sigortalar Kurumu tek bir çatı altında birleşecek ve artık üç kurum arasındaki eşitsizlikler giderilmeye çalışılacak. Elbette ki, hem SSK'nın hem de Bağ-Kurun -çünkü, Emekli Sandığının borçları olmaması nedeniyle- borçlarının tasfiye edilmesi gerekiyor. Bu yasa da bunun için hazırlandı. Borçlar tasfiye edilecek. İşte 11 inci madde de, bu tasfiyede kullanılacak olan -yani, vatandaşa, esnafa kolaylık getirme değil de- Bağ-Kur prim alacaklarının nasıl tahsil edileceği hükmünü içeriyor, yeni bir düzenleme getiriyor. Ama, yine hata yaptık arkadaşlar. Bakınız, biz sekiz ay önce, yani haziran ayında SSK ve Bağ-Kur affının çıkacağını bütün Türkiye'ye ilan ettik. Dedik ki: Arkadaşlar, hiç merak etmeyin, SSK ve Bağ-Kur affı çıkacak. Eylülde de ilk iş olarak hemen bu affı çıkartacağız ve bunu özellikle AKP'nin sözcüleri arkadaşlar yaptılar. Niye bunu yaptılar; yapmalarının nedeni şuydu: Çünkü, 1 Ekim tarihi itibariyle esnaf odaları seçimleri başlayacaktı. Esnafa bir mesaj vermek gerekiyordu, yeşil bir ışık yakmak gerekiyordu. "Hiç merak etmeyin, Meclis açılır açılmaz biz bu yasayı çıkartacağız" diye söz verildi. Bizim Bursa'da katıldığımız bütün toplantılarda arkadaşlar hep bu sözü verdiler. Eylül, ekim, kasım, aralık, ocak, şubat… Altı ay geçti. altı ay sonra bu yasayı getirmeye çalışıyoruz. Ödeyebilecek durumda olan veya ödeyemeyecek durumda olan insanlar da, nasılsa af çıkacak diye, gerçekten de Bağ-Kur prim borçlarını ödemediler. Ama, şimdi, Bağ-Kur prim borçları için 31 Mart 2005 tarihini getiriyorsunuz. Bu insanlar hangi durumda kalacak arkadaşlar?! Yani, bizim iktidarın sözcülerinin söylediği "ödemeyin, biz nasılsa af çıkartacağız, size kolaylıklar getiriyoruz" diye söz verdiği insanlar, iktidara güvendiler, borçlarını ödemediler, ödeyebilecek durumda olanlar da ödemediler ve birikmiş taksitlerini, nasılsa af çıkacak, ben beraber öderim diye ödemediler ve şu anda biz bu insanların sırtına çok daha büyük bir yük getirmeye çalışıyoruz. Bu reva mıdır allahaşkına?! Ve bunun adına politika mı diyorsunuz?! Gecikmiş bir tasarı dedim başlangıçta, üç yıl önce bunu yapmanız gerekiyordu. O zaman ötelediniz. Şimdi diyorsunuz, af getiriyorsunuz, altmış ay vadeye yayıyorsunuz, bakıyorsunuz yine af getirmiyorsunuz, yine borcu öteliyorsunuz, faiz koyarak. O zaman, birileriyle dalga mı geçiyoruz biz allahaşkına?! Bakın, -Bağ-Kur kapatılacak sosyal güvenlik yasasıyla beraber- 11 inci maddeyle ne yapılıyor; Bağ-Kur Yasasının 54 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, üç ay Bağ-Kur prim borcunu ödememiş, tahakkuk etmiş borçların tahsili için yeni kolaylıklar getiriyorsunuz. Artık beklemeye gerek yok diyorsunuz. Vatandaş üç ay Bağ-Kur prim borcu ödemediği zaman, bir ay içerisinde ödeme… Mektup yazıyorsunuz, "borcunuz bu kadardır; dört ay içerisinde parasını getirmezse hemen icraya koyacağım" diye bildirimde bulunuyorsunuz ve icra emri niteliğindeki, ilam niteliğindeki hükmüyle icraya koymak için yeni yasal kolaylıklar getiriyorsunuz. 11 inci maddeyle siz vatandaşa bir iyilik falan getirmiyorsunuz. Kapatılacak olan Bağ-Kurun -demek ki Bağ-Kur, bu birleşmelerde süre yine uzayacak demektir sosyal güvenlik yasasında- kapatılacak olan Bağ-Kurun, Sosyal Sigortalar Kurumunun tahsil ettiği biçimde yeni kolaylıklar getirerek vatandaştan parayı tahsil etmenin kolaylıklarını aramaya çalışıyorsunuz. Bakın, bu çelişki… Bu çelişki…

Şimdi, eğer kapatacaksak, sosyal güvenlik yasası meydana gelecekse, bu borçları biz tasfiye etmek zorundayız. Bu borçlar, SSK'nın da Bağ-Kurun da gerçekten de birikmiş olan borçları tasfiye edilmek zorundadır. Eğer tasfiye edilmeyecekse, tekrar uzatılacak ise, yeni çıkarılacak sosyal güvenlik yasası içerisindeki ve diğer yasalarda biz yine çelişkilere düşeriz. İleride tekrar bazıları gelip, sizden sonra gelecek iktidarlar da yeniden affederek, gerçekten de hem Bağ-Kurun hem SSK'nın tasfiyesini de yaparak yeni bir yönteme geçmeye çalışırlar.

Şimdi, biraz önce konuşmalarda, Sayın Ünal Kacır bir laf söylüyordu: "Biz, çiftçinin elektrik parasını ödedik." Dün bana, Bursa Yenişehir Ziraat Odası Başkanından bir faks geldi, aynen okuyorum: "İlçemizde kullanılmakta olan tarımsal sulama elektrik abonelerinin ödenemeyen borçlarından dolayı oturmuş oldukları evlerinin elektrikleri kesilmektedir." Bakınız, arkadaşlar, artık, nereye geldik tahsilat yapabilmek için. Şimdi, tarım Bağ-Kuruna da af getiriyoruz, değil mi. Türkiye'de 900 000 tarım Bağ-Kurlusu var, 700 000 tanesinin borcu var; 900 000 kişinin 700 000'i borçlu. Şu anda, Bursa gibi, tarımda en ileri gitmiş bir ilin Yenişehir Ziraat Odası Başkanı yazıyor, diyor ki: "Artık, elektrik borcu yüzünden, tarla sulamak için kullandığımız borç yüzünden evimizdeki elektrikler dahi kesiliyor." Tarih 14.2.2006, Ziraat Odası Başkanı Mustafa Özdemir. İlgilenen arkadaşların dikkatine sunarım.

Şimdi, ikincisi, bir hafta önce ilginç bir şey daha oldu. Bursa Mustafa Kemalpaşa'ya da Bursa Defterdarlığından yetkililer gelmişler. Esnaf temsilcileri oturuyorlar ve diyorlar ki: "Ey esnaf, bizim hayat standardını kaldırdığımıza bakmayın, aslında hayat standardı devam ediyor." Bakınız, liste aynen şöyle idi: 2005 yılı basit usul matrahlarını okuyorum; şimdi, bunlar uygulanmıyor, 2000'lere indi, yarıya indi:

Bakkal ve benzerleri: İkinci derecede 5 000 000 000, üçüncü derecede 3 800 000 000.

Tost, sandviç büfeleri: Üçüncü derece 2 500 000 000.

Berberler: 3 000 000 000, ikinci derece; üçüncü derece 2 000 000 000.

Kahveciler: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Terziler: İkinci derece 3 000 000 000, üçüncü derece 2 000 000 000.

Lokantalar: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Madenî eşya ve ağaç işleri: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derece 3 000 000 000.

Ayakkabıcılar: Tamirciler bunlar... İkinci derecede matrah 3 000 000 000, üçüncü derecede matrah 2 000 000 000.

Pazarcılar: İkinci derece 4 000 000 000, üçüncü derecede matrah 3 000 000 000.

Nakliyeciler, (S) plaka sahipleri 5 000 000 000, otobüsler 5 000 000 000, köy otobüsleri ve diğerlerine 3 000 000 000 lira matrah bildireceksiniz dediler. Müdahale ettik. Bursa Esnaf Odaları Birlikleri devreye girdi, bu kaldırıldı "sorma, ver" parası.

Şimdi, hayat standardı yok diyorsunuz ve ondan sonra da diyorsunuz ki, arkadaş, siz, bu paraları beyan etmek zorundasınız!.. Ya, Allahaşkına, böyle uygulama olur mu arkadaşlar?!

Yine, aralık ayında ilginç bir uygulama geldi; vergi borçları nedeniyle, bizim Mustafa Kemal Paşa Vergi Dairesi Müdürü, bütün bankalara yazı yazarak, ne kadar vergi dairesi borçlusu var ise, kaç lira olursa olsun, hepsinin bankalardaki hesaplarına haciz konduruldu. Şimdi, yapılan uygulamalara bakıyorsunuz, herkesten "sorma, ver" parası, "kazansan da kazanmasan da bu parayı vereceksiniz" diyorsunuz.

Bakın, arkadaşlar, belki, siz farkında değilsiniz, belki, kırsal kesimlerde, köylerde dolaşmıyorsunuz; ama, köylü bitti.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Dolaşıyoruz.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Bizim orada hâlâ domates, biber paraları, 80 000 liraları bile ödenmedi. Kasımda ödenmesi gereken domates paraları ödenmedi daha. Bakın, şubat geldi, 90 000'ler ocakta ödenecekti, aralıkta onlar ödenmedi, şubat bitiyor şimdi, 80 000 lirayı bekliyoruz hâlâ, bunlar ödenmedi. Esnaf, tamamen çok berbat bir şekilde duruyor.

Yine, aynı şekilde, başka bir şey daha söyleyeceğim. Bursa'da, biliyorsunuz, artık, İzmirli ve Denizlili tekstilcilerimiz Ankara'ya yürümekten bahsettiler. Salı günü de Sayın Başbakanla TOBB'da bir görüşme oldu. Bizim, Bursa'daki tekstilciler de aynı şeyi söylediler: "Eğer, onlar yürürlerse biz de yürürüz." Ya, allahaşkına, söyler misiniz, siz, sanayicileri dahi yürütecek kadar, üç yıl içerisinde ne yaptınız böyle, sanayici bile yürümekten bahsediyor?! İşçilerin SSK primlerinin ödenmesinden bahsediyorsunuz, sanayici, prim ödemekten bahsediyorsunuz.

Bakın, Petrol-İş Bursa Şube Başkanının elimde bir mektubu var: "Sayın Milletvekilim Mehmet Küçükaşık'ın dikkatine: Reno fabrikasına plastik tampon üreten BPO Plastik Omnium adlı fabrikada üç yıl önce örgütlenme çalışmalarına başladığımızda, işverenin, işyerini, metal üretim yapıyor göstererek, işkolunu metal olarak gösterdiğini öğrendik. Çalışma Bakanlığından işkolu tespiti istedik. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin verdiği rapor 3 no'lu plastik kimya işkolu olduğu yönündeydi; fakat, işveren itiraz etti ve plastik üretim yaptığını kanıtlamak için üç yıl uğraştık. Sonunda mahkeme kararını verdi. Biz de arkadaşlarımızı sendikaya üye yapmaya başladık. Sendikaya üye olduğundan şüphelendiği 5 işçiyi işten çıkardı. Bir gün sonra, 24 Ocak 2006 günü, işyerinde çalışan işçiler, fabrika müdürüyle yapılan normal günlük toplantıda 5 arkadaşının neden işten çıkarıldığını ve sendikalı olmak yasal hakları olduğunu söylediklerinde, fabrika müdürü tarafından jandarma çağrılarak 110 işçi zorla fabrika dışına çıkarılmıştır. 24 Ocak 2006 tarihinden bugüne dek 110 işçi yirmidört saat fabrikalarında bekliyor."

Pazartesi günü ben de bu insanların yanındaydım. Evet, o karda kışta insanlar ekmeğini almaya çalışıyor. Çıkartmış olduğunuz İş Yasasıyla, İş Güvencesi Yasasıyla ve uygulamakta olduğunuz işkolları nedeniyle, şu anda insanlar, herhangi bir şekilde, bırakınız sigortalı olmayı, emekli olmayı, artık, iş güvencesi de kalmadı, sokaklarda gidiyorlar.

Şimdi, bakınız, böyle bir Türkiye içerisinde yaşıyoruz. Gerçekten de, esnafın hali içler acısı, köylünün hali içler acısı. Bir Karayolları Taşıma Yönetmeliği nedeniyle… Biliyorsunuz, 24 Ocak tarihinde bütün kamyon şoförleri, kamyoncular ve kooperatifçiler Türkiye'de eylem yapacaktı. 18 Ocakta çıkarttığınız yönetmelikle bunları engellediniz. Pazartesi günü, bu sefer bütün komisyoncular ve nakliyeciler Türkiye'de eylem yaptılar, iş bırakma eylemi yaptılar.

Bakınız, artık, herkes yürümeye başladı ve sizler hiçbir şeyin farkında değilsiniz sanki.

YILMAZ KAYA (İzmir)Haberleri yoktur onların!

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Yani, gerçekten de, ben, merak ediyorum, insanlarla konuşmuyor musunuz; yoksa, insanlar, siz iktidarsınız diye "evet arkadaşlar, siz haklısınız, çok güzel, her şey güzel gidiyor, maşallah, turp gibiyiz" mi diyorlar? Yoksa, bize söyledikleri gibi, biz soruyoruz, niye cevap vermiyorsunuz onlara, dediğimizde, Mersin'deki gibi bazı kanallar bazı olayları verip de bazıları vermiyor mu acaba? Çünkü, Mersin'de cumartesi günü yapılan eylemde köylülerin protestosunu kanallar vermedi. Sadece bir kişininkini verdi. Orada da insanlar, narenciyeciler "açız" diye bağırıyorlardı. Oturma eylemi yaptılar, onları vermediler. Her yerde bunlar mı yapılıyor yoksa?

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Bir tane miting! Bir kapalı spor salonu toplantısı yapıldı. Olur mu öyle bir şey ya!

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Ben CD'sini gösterebilirim o zaman; bende var CD'si.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Bir kapalı spor salonu toplantısı!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Bende CD'si var o zaman yapılanların; ben, size göstereyim.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Bir tane miting!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)Bende CD'si var, ben gösteririm.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Olur mu öyle şey!..

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla)O zaman, bende CD'si var; ben göstereyim size.

Şimdi, bakınız, Türkiye'nin her yerinde bu hareketler yapılmaya başlıyor. Bizim bir köylümüzün dediği gibi; şunu söylemişti: Ee, gelenler misafir, yola çıktılar, köyümüze kadar geldiler. Ya, onları, gelen misafiri de geri çekecek halimiz yok ya, nasılsınız diye soruyorsa, Allah'a şükür, iyiyiz, idare edip gidiyoruz diyorlar diyor. Şimdi, buna mı geldik?..

Ben, Sayın Bakanımız hazır buradayken, başka bir şey daha söylemek istiyorum. Bursa, bildiğiniz gibi, Türkiye'deki göçmenlerin en yoğun olduğu illerden bir tanesi. 1991 yılından sonra Türkiye'ye gelen göçmenler, Sayın Bakanım, bildiğiniz gibi, 3201 sayılı Yasa gereğince -pardon, Bakanımız da ayrılmış, oradaydı, ayrılmış- bu insanlar mahkemelerde dava açarak, daha önce Yunanistan veya Bulgaristan vatandaşı olan, Balkan ülkeleri vatandaşı olan ve yurt dışından gelen soydaşlarımız, o ülkelerdeki çalışma sürelerini tespit ettirerek, Türkiye'de, SSK'dan emekli olabiliyorlardı; ancak, Yargıtayın vermiş olduğu bir karar neticesinde, artık, onların borçlanma hakkı ortadan kalktı, yani, günde 2 dolar ödeyerek borçlanma hakkı ortadan kalktı ve bu yüzden, şu anda, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Yargıtay, bu konudaki bütün davaları bozmaya başladı ve şu anda, bu insanlar, sosyal güvenlik haklarından tamamen mahrum kalmaya başladılar. En acı taraflarından bir tanesi de şu: Mahkemece tespit yaptırarak, Sosyal Sigortalar Kurumuna başvuran ve borçlanarak emekli olma hakkını kazanan insanların da, artık, emeklilik işlemleri iptal edilmeye başlandı. Eğer, yasal bir düzenleme yapılmazsa, o düzenleme yapılmadıktan sonra, bu insanlara ödenen primlerin de haksız ödendiği iddiasıyla, istirdat davası açılması tehlikede… O nedenle, bu af ve sosyal güvenlik yasası düşünülürken, düzenlenmeye çalışılırken, soydaşlarımızı da ve Türkiye'de sosyal güvenlik şemsiyesi altına aldığımız bu insanlarımızı da tekrar bu şemsiyenin dışında mahrum etmeyelim diye düşünüyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

41 konuşma daha · 16 Şubat 2006

41 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook