Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 109. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Temmuz 2003 · 927 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Cengiz Kaptanoğlu (AK Parti), 22 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.125)); konuşma 927 kelime.
Cengiz Kaptanoğlu (AK Parti, İstanbul). “Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cengiz-kaptanoglu-22-2003-07-22-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CENGİZ KAPTANOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Balıkçılık konuşuluyor, su ürürleri konuşuluyor. Müsaade ederseniz, bir de denizci gözüyle bakalım su ürünlerine, balıkçılığa. İki arkadaşım konuştu. Sürtüşme, esasında, konuya denizci olarak bakmamaktan geliyor. Sevgili iki bakanım orada oturuyor. Bir de, denizcilikten sorumlu bakanımız veya Denizcilik Müsteşarlığımızdan bir yetkili orada otursaydı, zannediyorum, işler çok daha iyi yoluna girerdi. Buradan ne demek istiyorum; denizcilik, örgütlenme açısından, tepede bu kadar karmaşa içinde. Ben, ara sıra "yedi başlı" derdim; işte, Türkiye'de balıkçılığın veya su ürünlerinin gelişmemesi veya sektörlerarası sürtüşmenin sebebi bu. Bakın, size rakamlar vereyim: Su ürünlerinin yüzde 90'ı denizlerden elde ediliyor. Denizlerde su ürünleri avcılığı yapan 22 475 balıkçı teknemiz var. Balıkçı teknelerimiz derken, sizin gördüğünüz, o amatör çapta, 6 metre veya 12 metrelik sandallarla yapılan balıkçılıktan bahsetmiyorum. Babalarımın, ecdadımın yaptığı 500-700 tonluk yük gemilerinden daha büyük balıkçı tekneleri var; yani, ne demek istiyorum; uluslararası gidecek güçte balıkçı teknelerimiz var.
Bir şey daha iddia ediyorum: Türkiye, balıkçılık altyapısı bakımından Avrupa'da en büyük ülkeden daha büyük; yani, ağıyla, balık tutma cihazlarıyla ve gemilerin donanımları itibariyle, altyapımız fevkalade hazır. O zaman, şimdi, niçin çiftlik balıkçılığı, niçin turizm engelleniyor, niçin o orada?.. Eğer, bunlar sağlıklı olsaydı, bugün bunları burada konuşmazdık; ikisinden de vazgeçmemiz mümkün değil.
Sevgili Bakanıma biraz tavsiyelerde bulunacağım. Şimdi, onu düşünüyorum, demin arkadaşıma da sordum, esasında, Türkiye'de yanlış avlanmalar balık ürünlerinin sonunu getirmiştir. Tabiî, denizlerin temizliği de önemlidir; ama, daha çok avlanma yasağıyla ilgilidir, avlanmanın şekliyle ilgilidir. Bunu da, artık, cezalarla mı yapacağız veya denetimleri mi artıracağız... Mesela, bu denetimlerde çok önemli bir kolluk kuvvetimiz olan Sahil Güvenlik Komutanlığımız vardır; ama, herhalde bu da ya yine yetişemiyor ya yine yeterli olamamıştır. Bu yanlış avlanmaları muhakkak önlememiz lazım. Örneğin, trol avlanmaları da ruhsata tabidir; ama, avcıların kıyılarda avlanma yapmamaları lazımdır.
Bakın, ben de Dışişleri Bakanlığından bahsedeceğim. Esasında, Türkiye, ikili anlaşmalar yaparak, bu altyapısıyla, dış ülkelerde, bizim altyapı filomuzu kullanarak balık avlatabilir ve o balıkları orada değerlendirebilir. Oralarda bunu yapan filolar var, mesela, adamların, balık avlanma gemisi ve balık fabrikası var; gidiyor, Tunus'ta, Mısır'da balığı tutuyor, o ülkeyle yaptığı ikili anlaşma sonucu bir kısmını konserve yapıyor, bir kısmını da orada satıyor veya anlaşma gereği bir kısmını orada bırakıyor ve ülkesine döviz kazandırıyor. Onun için, Türkiye olarak, hükümet olarak, bizim, mutlaka ve mutlaka ikili anlaşmalar yapmamız lazım.
Bakın, deniz kafes balıkçılığı hakkında size bir örnek vereyim: Mesela; biz, Türkiye'de, Denizcilik Müsteşarlığı veya denizcilikten sorumlu devlet bakanlığı veya Ulaştırma Bakanlığımız bünyesinde, benzer bir meseleyi hallettik. O nedir; gemi inşa sanayiidir. Bakın, gemi inşa sanayiine ayrılan yerlerden hiçbir başka sektör rahatsız olmaz. Yani, bugün, Tuzla'da gemi inşa sanayiine bir koy tahsis edilmiştir, orada gemi inşa edilir, turizmci şikâyetçi olmaz veya denizle ilgili diğer bir birim oradan şikâyetçi olmaz; ama, gelin görün ki, Türkiye'de Bodrum'da Marverde Otelinin önünde deniz kafesçiliğini yaparsak, bu olmaz. Bakın, deniz kafesçiliğini yaparken, kaç tane, şaka maka, 1 133 tane... Deniz kafesçiliğini hiç yapmayalım, vazgeçelim demiyorum; Türkiye için büyük bir gelir kaynağı, bir potansiyeldir ve bunu, bizim insanımız desteksiz yapmaktadır. Dolayısıyla, o zaman, Sevgili Bakanım, kafes balıkçılığı yapan arkadaşlarımızı belirli bölgelere alacağız; yani, Denizcilik Müsteşarlığıyla birlikte çalıştırılacak, onlara kafes balıkçılığını yapacakları bir yer tespit edilecek; Bodrum'dakiler bir yere gidecek, diğer turizmciler şikâyet etmeyecek; Antalya'dakiler aynı şekilde bir yere gidecek, diğer turizmciler onlardan şikâyet etmeyecek; Marmaris, vesair diğerleri, hep böyle olması gerektiğine inanıyorum.
İkincisi; balıkçı barınakları. Bence, Türkiye'de balıkçı barınakları israf kaynağı olmuştur; bunu, ben, cesaretle de söylüyorum. Daha dün, Marmaris'teydim, oradakiler de benden balıkçı barınağı istedi. Ama, Bodrum'da 8 tane varsa eğer, Marmaris'te 1 tane yoksa, bu, yanlış bir düzenleme olmuştur. Türkiye'de, bana sorarsanız, bütün balıkçı barınaklarının envanteri çıkarılmalıdır; hatta fazladan yapıldıysa, hatır için yapıldıysa, siyasetçilerimizin hatırı için yapıldıysa, fazla olanı da olduğu gibi bırakmak lazım. Ülkenin, bundan sonra, bir gram yere fazla kaynak israfı yapmasına bence hiç mi hiç lüzum yok, buradaki hiçbir arkadaşım da yapalım demez.
Benim en önemli gördüğüm meseleler bunlar. Yalnız, Antalya milletvelimiz "örgüt" dedi. Balıkçıların fevkalade örgütü var; deniz ticaret odaları... Bakın, ben, size bir şey diyeyim: Deniz ticaret odalarının meclislerinde balıkçılarının temsil edildiği meslek komiteleri var ve bizim Deniz Ticaret Odamızın, Türkiye'de 8 şubesi, bütün kıyalarda acenteleri var ve balıkçılarımızla fevkalade ilişkilerimiz var ve şu kanun da buradan geçerken, zannediyorum ki, komisyonlarda bizim görüşlerimizi bendeniz de takip ettim ve Deniz Ticaret Odamızın görüşleri de geldi. Esasında burada balıkçılara da bir sesleneyim, iyi hatırlattınız. Esasında, balıkçıların kendi aralarında sayısız örgütleri var. İstanbul'da en aşağı 50'ye varan kooperatifleri var; hepsi ayrı ayrı, parçalanmışlar. Esasında, onların da bir araya gelmeleri lazım ve dolayısıyla, köklü, daha kuvvetli meslek teşekküllerini kurmaları lazım; ama, Deniz Ticaret Odası, balıkçılarımızın sahibidir.
Ben, tabiî, gelecek günlerde ve gelecek senelerde denizcilik için çok iyi şeyler konuşacağımıza inanıyorum ve burada üzerime düşen görevi yapayım. 1 Temmuzda Sayın Başbakanımızın açıkladığı husus, bence, Türkiye'de reformdur ve bundan evvelki iktidarların hepsi "yapacağım" demesine rağmen, bir türlü onu işletememiştir, kararını alamamıştır, o da, kabotajımızın canlanmasıdır; yani, esas, kruvazör gemimiz yoksa, bizlerin kruvazör gemi alıp işletemeyeceğimizden değildir veya yat alıp da yatları işletemeyeceğimizden değildir veya trafiğin denize indirilmesi için, deniz otobüsleri, kızaklı, tekrar, deniz otobüslerini almak, işletmek hiçbir şey değil; ama, Türkiye'de kabotajda mazotu eğer dünya fiyatlarına indirmezseniz, senin komşun Yunanistan'ın ihracatta kullandığı mazot da 280 dolarsa, içeride de 280 dolarsa, Rusya'da böyleyse, senin içeride taşıdığın 1 000 dolarsa, dışarıda verdiğin 400 dolarsa, sizin kabotajınızdan veya balıkçılığının gelişmesinden söz edilemez.
Onun için Bakanlar Kurulu kararı da çıktı; zannediyorum ki, 31.12'den sonra, Türkiyemizin kıyılarında, hem balıkçılığımız hem yatçılığımız hem kruvazör gemilerimiz hem trafiğin denize inmesi anlamındaki deniz otobüslerimiz ve çeşitli deniz araçlarımız konusunda inşallah bizim dediğimiz olacak, kabotajımız canlanacak.
Liman masraflarının indirilmesi kararı için ve petroldeki ÖTV'nin indirilmesi kararı için Sayın Başbakanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 22 Temmuz 2003