İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 109. BİRLEŞİM · SALI

Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)

Feridun Fikret Baloğlu

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 109. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Temmuz 2003 · 1.580 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 22 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.125)); konuşma 1.580 kelime.

Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2003-07-22-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak için, söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuza saygılar sunuyorum.

Önümüzdeki bu değişiklik tasarısıyla, yasanın 13, 21, 23, 32, 33, 34 ve 36 ncı maddeleri değiştirilmekte; yani, toplam 7 maddesi değiştirilmekte; ayrıca, yasaya bir ek madde konularak, yasanın 36 ncı maddesindeki cezaların hangi organlar tarafından verileceği belirlenmektedir.

Düzenlemelerin bir zorunluluktan kaynaklandığı ifade ediliyor. Gerçekten de, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununa aykırı eylemlerin izlenmesi, suç işleyenlerin yakalanması ve cezalandırılmaları önem taşımaktadır. Bu konuda görev, 2692 sayılı Yasayla, Sahil Güvenlik Komutanlığına verilmiştir.

Su Ürünleri Yasasının 36 ncı maddesi, ceza hükümlerini düzenlemektedir. Yasanın yürürlük tarihi 1971'dir. Aradan oldukça uzun bir süre geçmiştir. Son otuz yılda enflasyonun Türk parasında yarattığı tahribatı düşünürsek, para cezalarının çok düşük bir düzeyde kaldığı anlaşılmaktadır; caydırıcı etkisi de kalmamıştır. Bu düzenlemelerle bu giderilmektedir.

Aslında, yasanın hâkim özelliği, sadece bu düzenlemelerdir. Bir tarif var; bir de, cezalara ilişkin yeni düzenlemeler var. Ayrıca, yasak yöntemlerle avcılığa ve yabancılara ilişkin hükümlerde yer alan cezalar da korunmuştur; ancak, bunların dışında yer alan cezalarda, idarî para cezasına dönüştürme yolu seçilerek, ceza siyaseti açısından yeni bir tercih öne çıkarılmış gibi görünmektedir.

Tüm bu düzenlemelerin amacı, su alanlarımızı korumaktır, bu alanların, tüm halkımızın ortak değeri olduğunu belirtmektir. Ancak, bu amaca ulaşılması konusunda, yasa tasarısının yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bu şekliyle destekliyoruz; ama, yeterli görmüyoruz. Bu nedenle, arkadaşlarımız, yasa tasarısına temelde katılmakla birlikte, belirli maddelerde değişiklik önergeleri vereceklerdir. O önergelere, iktidar partisi grubu da yeterli desteği verirse, ilgi gösterirse, yasanın daha iyi bir biçimde çıkması imkânının doğacağını düşünüyorum.

Su alanları, su, insan, su ürünleri gibi kavramları bir arada düşünmek gerektiğini unutmamalıyız. Su alanlarını korumaya gösterdiğimiz çabanın yanında, insanlarımızı da unutmamalıyız. Balıkçılar ve özellikle küçük balıkçıların içinde bulunduğu çok zor koşulları, burada, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Hepimiz siyasetle ilgileniyoruz ve balıkçılar, bu halkın bir parçası olarak, emekçi halkın bir parçası olarak her zaman ilgimizi çekmiştir, çok sayıda şiire konu olmuşlardır; ama, yeterli ilgiye muhatap olamamışlardır.

Balıkçılığı sadece bir hobi olarak yapanlar, balıkçıların çektiği acıları yeterince anlayamayabilirler; çünkü, bir tarafta, emeğini ortaya koyarak yakalayacağı balığı satmak, onun karşılığında yaşamak kaygısı vardır, öte tarafta, bir hobi vardır, bir zevk vardır. O yüzden, ıstırap haline dönüşen bu uğraşın, daha yeni koşullar içinde değerlendirilmesi, balıkçıların sorunlarının çözümlenmesi gerekir diye düşünüyorum.

Türkiye'de, balıkçıların büyük bir bölümü, kazanabilecekleri parayla, yaşama şartlarını olumlu yönde geliştiremiyorlar. Nedeni açıktır. Bugün, mazot girdilerinde çok önemli bir yükseliş vardır. Ayrıca, balıkçıların, balık avlamak için kullanacakları malzeme fiyatları da, diğer fiyatlara göre, enflasyonun çok üzerinde artış göstermektedir. Bir bölümü ise gerçek balıkçılardır. Bunlar, gemi sahibi de değildir; gemilerde, teknelerde çalışırlar; çok zor bir hayatın parçası olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar.

Önümüzdeki bu yasa tasarısıyla, bunlara ilişkin bir düzenleme yapmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu, genel emeğe bakış siyasetinin, emeğe bakışın bir ürünü olarak geliştirilebilir; ama, bu fırsattan yararlanarak, balıkçıların sorunlarını da birkaç cümleyle olsun, burada belirtmeye çaba gösterdim.

Yasak avlananlara ceza verilmesi konusunda, kimsenin bir itirazı olamaz. Balıkların hızla azalması, önce, balıkçıların ve bizim beslenme geleceğimizin tehdit altına alınması demektir; ama, bunun yanında, balıkçılarımızın, yukarıda belirttiğim gibi, yaşam düzeylerini yükseltmemiz de, bizim başkaca bir görevimizdir.

Sayın milletvekilleri, balık üretiminin ve su ürünlerinin teşviki de çok önemli bir konu. Bu yasa tasarısında, buna ilişkin ciddî bir düzenlemenin olmadığını görüyoruz. Ben, pazar günü, Antalya'nın Korkuteli İlçesinde, Büyükköy-Kırkpınar'da, bir yayla etkinliğine katıldım. Daha sonra, oradaki bir çiftçi ailesinin ısrarıyla, yaklaşık 3,5 kilometrelik bir yolu aştık, bir yere vardık. Böyle, bir dağın yamacında, küçük bir aile yaşıyor, dokuz on kişi. İşte, bir hayvan sürüleri var; güleryüzlü insanlar. Onlarla konuşurken, ileride, yan yana 3 tane havuz gördüm. Bunların, balık üretimi için hazırlandığı belli; ama, su yoktu içinde, balık da yoktu tabiî. Niye böyle olduğunu sordum; şunu anlattılar: "3,5 kilometrelik bu yolu, biz, kendi imkânlarımızla açtık; bir dozer bulduk, bunu açtık; yani, ulaşımı sağladık -hiçbir devlet katkısı yok- bu havuzları da yaptık. Amacımız şuydu: Yukarıda, çok güzel bir pınar var, çok güzel bir suyu var. O su boşa akıyor. Nihayet, bir alanı suluyor. İşte, orada biraz ürün var. Bunun, su ürünleri açısından kullanılması çok mümkün, çok güzel bir yer; ama, biz kredi bulamadık." Bunu, öyle, suçlamak için falan söylemiyorum. Nihayet, AK Parti, sekiz aylık bir iktidardır; ama, üzerinde düşünülmesi gereken bir örnektir; böyle, onbinlerce insan var. Böyle, bölük pörçük, bir köşede, emeklerini üretime katmak istiyorlar, çoğaltmak istiyorlar, ülkeye katkıda bulunmak istiyorlar. Bu tasarı vesilesiyle, şunu söylemek istiyorum: Yani, su ürünlerini, sadece mevcut kaynakları zorlayarak değil, yeni kaynaklar da geliştirerek, o kaynaklara devletin olanaklarını sağlayarak yaparsak, sanıyorum, yeni alanlar açmak mümkün olur. Orası, sadece tablodaki bir yeşillik olarak kalmaz; o aile de, sevimliliğinin yanında, üretime katkıda bulunmanın mutluluğunu taşır.

Sayın milletvekilleri, çevre-insan-balık ilişkisinden söz ederken sadece yüksek kâr düşüncesini öne çıkarırsak, o zaman, ileride, giderilmesi mümkün olmayan zararlar da gündeme gelebilir. Benim bölgemde, Antalya'da, buna ilişkin bir örnek var. Aslında, bu örneği buraya getirmeyi düşünmüştüm, mevzi bir tartışma gibi olabilirdi; ama, AK Parti sözcüsü, sayın arkadaşım, orkinos çiftliklerine ve bunların yüksek kâr getirdiğine ilişkin bir konuşma yaptı -konuşmasında bir bölüm var- Türkiye ekonomisine 30 000 000 dolar kazandırdıklarını söyledi. Benim seçim bölgem de, Türkiye ekonomisine 5 000 000 000 dolar kazandırıyor. Türkiye bütçesinin çok önemli kaynaklarından birisi Antalya turizmidir; ama, o sevimli ve bizi beslemeye yönelik orkinoslar, benim bölgemde, şu anda, turizmin canına okuyorlar. Gazipaşa'da, Alanya'da kurulan orkinos çiftliklerinin bir bölümü ruhsatsızdır, fiilî durum yaratılarak gerçekleşmişlerdir.

Demin, Gazipaşa Belediye Başkanıyla konuştum; bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşacağımı duyduğu için beni aradı, birtakım belgeleri faksladı; birtakım belgeler de zaten benim elimdeydi.

Bakın, bugün, Alanya'da, Gazipaşa'da, halk ayaktadır. Orkinosların yetiştirilmesine ve Türkiye ekonomisine katkıda bulunmasına kimse itiraz etmiyor. Onları büyütelim, birazını yeriz, birazını satarız; ama, mesele o değil. Gazipaşa'da, kıyıda, orkinos ölüleri görülüyor ve kıyı kirleniyor. Her ne kadar, orkinos çiftliklerinin yöneticileri böyle bir kirlilik olmadığını söylüyorlarsa da, insanın çıplak gözle bile o kirliliği görmesi mümkündür. Burada, iki Antalya milletvekili arkadaşım var; Osman Kaptan ve Osman Özcan. Bu konuda, Sayın Osman Kaptan bir konuşma yapmıştı. Sayın Osman Özcan da, bu konuda bir mitingde konuşma yaptı; ama, bu uyarıların hiçbir sonuç vermediğini görüyoruz. Yine, o kıyıda kirlilik var ve Türkiye turizminin belkemiğini oluşturan Antalya'da, önemli bir sahil şeridi, o sevimli orkinosların tehdidi altındadır. İşte, o yüzden, yüksek kâr düşüncesinin tek belirleyici olmaması gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Üretebilirler balıklarını, uygun yerde üretsinler, Türkiye ekonomisine katkıda bulunsunlar; ama, Gazipaşa'nın ve Alanya'nın kıyılarını kirletmesinler. Yani, bu konuda, Antalya'nın yakasını bıraksınlar.

Bu konuda, iki tarafı da dinledik. Taraflı olmamaya çalışarak söylüyorum; ama, bazı konular vardır, o konuda açık taraf olmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir Antalya milletvekili olarak, bunları söylemek ve bu konuda hükümeti, özellikle 13 üncü maddede yapılan düzenlemeyle bu tür çiftliklerin kurulmasında sorumlu duruma getirilen Tarım Bakanını uyarmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, su ürünleri sektörümüzle ilgili sorunlara çok kısaca değinmek istiyorum. Birincisi, denizdeki ve tatlı sulardaki işletmelerin büyükçe bir bölümü yılda 30 tonluk kapasitenin altındadır ve aile tipi işletmelerdir. Özellikle alabalık işletmeleridir bunlar, denizin dışındaki yerlerde gerçekleşir ve bunlarda, yoğun bir işgücüne karşılık,verim çok sınırlıdır; insan emeğiyle bu üretim gerçekleşir, bilgi ve donanım da son derece sınırlıdır. Bu da, Bakanlığın bu konuda özel bir plan, program ve hedeflerinin olması gerektiğini gösteriyor.

İşletmelerde hastalıklar büyük boyutta maddî kayıplara neden olmaktadır. Geçenlerde, bu tür bir balık çiftliğinde bütün balıkların ölmüş olduğunu müşahede ettim. Demek ki, bu konuda yeterli uzmanımız bulunmuyor ve yeterli araştırma gerçekleşmiyor. Hastalıkları kontrol edecek ve mücadeleyi sürdürecek kadrolar şu anda yeterli düzeyde değildir gibi görünüyor.

Yumurta ve yavru alım satımı, merkezî bir denetim altında değildir. Yani, Türkiye'de herkes balık yumurtasını satabiliyor, çok rahat yavru pazarlanıyor; ama, bu konuda da ciddî bir denetlemenin olduğunu sanmıyorum.

İlaç kullanımı, kimyasal kullanımı ve bunların çevreyi etkilemesi de üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri olarak görülüyor.

Bence, en önemli sorun, balık üreticilerinin ciddî biçimde örgütlenmemiş olmasıdır. Türkiye'de sadece büyük işletmeler ciddî bir reklam bütçeleri olduğu için, kendilerini tanıtabiliyorlar. Biliyorsunuz, Türkiye'de birkaç firma var; oysaki, binlerce küçük üretici var. Bunlar, çok düşük düzeyde örgütlenmiştir Türkiye'de. Ben, bir örnek vermek istiyorum. Örneğin, İspanya'da ürün çeşitleri bile örgütlenmiştir. Bu sabah, bunu bir kitaptan aldım. Örneğin, İspanya'da Midye Üreticileri Derneği var ve Midye Üreticileri Derneğinin 20'ye yakın şubesi ve 6 000 üyesi var. Yani, böyle bir örgütlenme... Bırakın, midye üreticilerini, bizde, genel balık üreticilerinin ciddî biçimde örgütlendiği bile tartışma konusu.

Sanıyorum, biraz sonra bir maddeyle ilgili değişiklik önergesi sunacak arkadaşlarım. Orada, merkezî av kurulları ve il av kurullarında balık üreticilerinin temsilen görev almalarını önereceğiz. Dilerim, o komisyonlarda görev alacak kadar da üretici bulmamız mümkün olur.

Fransa'da da, çift kabuklu su ürünleri yetiştiricileri var. Yani, bunu, demokratik bir kitle örgütü gibi geliştirmişler; sorunlarını onlar aracılığıyla çözüyorlar. Biz, burada, temel balıkçı örgütlenmesinin daha ilk adımlarını atmanın acısını yaşıyoruz. Zaten, örgütsüz bir toplum olmanın genel acısını her yerde yaşıyoruz; balık üreticileri açısından da onun bir parçasını yaşıyoruz.

Sonuç olarak, balıklarımızı da, balıkçılarımızı da, su alanlarımızı da, aynı anda, aynı özenle, aynı kararlılıkla, birlikte korumak zorundayız. Ümit ediyorum ki, bu yasayla, bu alanda atılan bu ilk, ama bence yetersiz, ama iyi niyetli adımlar, yeni ve ileri adımlarla tamamlanır; su alanlarımız tüketilmez, daha sağlıklı kullanılır; balıkların ve su ürünlerinin üretimi artar ve böylece, halkımızın beslenme sorunlarının çözümlenmesinde balıkçılarımızın da bir miktar katkısı olur; üreticilerimiz, balıkçılarımız emeklerinin karşılığını alırlar, daha örgütlü, daha mutlu olurlar. Tabiî, bunları sağlamak iktidarın görevidir, biz sadece öneriyoruz. İktidar olarak başarırsanız, AK Parti için iyi olur; bundan mutluluk duyarız ve bizler, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, bu konuda ki her olumlu gelişimi destekleriz, alınacak sonuç açısından, ülke açısından sevinç duyarız, ülkeye katılan her yeni değere saygıyla bakarız. Bunları yaparsanız, iyi olur; yapamazsanız, siz gidersiniz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz geliriz, biz yaparız, daha iyisini yaparız.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

37 konuşma daha · 22 Temmuz 2003

37 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook