Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)
Burdur Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 109. Birleşim · 1. yasama yılı · 22 Temmuz 2003 · 1.332 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ramazan Kerim Özkan (CHP), 22 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.125)); konuşma 1.332 kelime.
Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2003-07-22-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyeti saygıyla selamlarım.
21 inci Yüzyılda, dünyamızı bekleyen en önemli sorunların başında açlık ve dengesiz beslenmenin geldiği bilinmektedir. Son elli yıldan beri, başta Japonya olmak üzere, gelişmiş ülkeler tarafından yapılan araştırmalar sonucu, bu soruna çözüm getirecek tek doğal kaynağın denizler ve denizlerde su ürünleri yetiştiriciliği olduğu ortaya konulmuştur; çünkü, tarım alanlarının bu asrın sonlarına doğru kullanımı azalacaktır. Böylece, tarım ve tarımsal ürünler bu alanlarda üretilmeyecektir. Bunun sonucunda, hayvansal ve bitkisel protein açığı had safhaya ulaşacak, açlık sınırına dayanacaktır. İşte bu nedenle denizlerin önemi artacaktır. Hayvansal orijinli proteinler büyük oranda denizlerden, göllerden, barajlardan ve akarsulardan karşılanacaktır.
Dünyamızdaki su yüzölçümlerine bakıldığında denizler daha da önem kazanmaktadır. Bilindiği üzere, su ürünleri, bünyelerinde var olan besin maddeleri, aminoasitler, vitaminler ve mineral maddeler itibariyle biz insanlar için en önemli gıdaların başında gelmektedir.
FAO kaynaklarına göre, dünya denizlerinden avlanan su ürünleri miktarı 100 000 000 ton civarındadır. Bu rakamın yüzde 15'i, yani 15 milyon tonu, denizlerde su ürünleri yetiştiriciliği yoluyla elde edilmektedir. Aynı kaynaklara göre, dünyamızda son onbeş yılda gelişen sektörlerin başında aquakültür, yani su ürünleri yetiştiriciliği gelmektedir. Ülkemiz, gerek iklimsel ve gerek ekolojik olarak, su ürünleri yetiştiriciliğine uygun, dünyanın sayılı yörelerinin başında gelmektedir. Üçte 1'imiz kadar kıyıya sahip olan ve çoğu kıyıları Pasifik Denizi gibi okyanuslara açık olan, ancak buna karşılık 450 000 ton/yıl deniz ürünleri üreterek dünya sıralamasında birinci sırada olan Japonya'nın, etrafını çevreleyen denizlerde ekonomik öneme sahip 5 balık türüne rastlamak mümkünken, bu sayı ülkemiz denizleri için 42 ekonomik balık türüdür. Bu açıdan ülkemiz Japonya'dan 8 kat daha fazla şansa sahip iken, dünya balık üretiminde ilk 5 sırada olmamamız düşündürücüdür.
Denizlerimizden avlanmalar yoluyla elde edilen balık üretimi, 1995 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve TOBB tarafından yayımlanan raporlara göre 500 000 ton civarındadır. Bu ürünün yüzde 90'a varan bölümü hamsi ve istavrittir. 500 000 ton balığı, 8 301 balıkçı teknesiyle çalışan 46 758 balıkçı yakalayabilmiştir. Avlanmalar yoluyla elde edilen bu balığın ekonomimize katkısı 500 000 000 Amerikan Dolarıdır.
Muğla İlinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan mevcut 180 işletme, 1996 yılında 10 000 ton balık üreterek, ülkemize 100 000 000 dolar kadar katkı sağlamıştır; ancak, Türkiye gibi son derece verimli deniz sahalarına sahip bir ülkenin, dünyada üretilen toplam su ürünlerinin ancak binde 1'ini üretmesi ve halkımızın, yılda fert başına 6-7 kilogram su ürünü tüketmesi çok acıdır.
İngiliz Stirling Üniversitesinin 1984 yılında yapmış olduğu bir araştırmaya göre, yalnızca Güllük Körfezinde yılda 100 000 ton balık üretilebileceği ortaya konulmuştur.
Balıkçıya ve turizmciye ucuz mazot bir an önce devreye girmeli ki, komşumuz Yunanistan'la ve diğer Akdeniz ülkeleriyle turizmde ve balıkçılıkta rekabet edebilme şansını yakalayabilelim. Bunun millî gelirimize yapacağı katkı payı 7,5 milyar dolardır.
Ülkemizde, Güllük gibi onlarca körfez ve lagün vardır. Ülkemizin, balık yetiştiriciliği açısından, bir Japonya, bir Norveç ve hatta, bizden beş yıl sonra başlayıp bizim üretimimizi geçen yıllarda ikiye, üçe katlayan bir Yunanistan olmaması için hiçbir neden yoktur. Yeter ki, bürokratik aksaklıklar giderilsin.
Şu anda sektörün, yatırım, üretim ve pazarlama aşamasında birçok problemi vardır. Bunları, sırasıyla, sayın milletvekillerime anlatmak isterim:
1- Yatırım aşamasında: Su ürünleri yatırımı yapacak olan müteşebbisler her şeyden önce bürokratik engellerle karşılaşmaktadırlar ki, bu da, bakanlıklararası koordinasyonun hâlâ sağlanamamış olmasından kaynaklanmaktadır.
1380 sayılı Kanunla buna bağlı tadil getiren 3288 sayılı Su Ürünleri Kanununun 5 inci ve 6 ncı maddeleri uyarınca, Tarım Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Tapu ve Kadastro, Liman Başkanlığı ve Sulh Hukuk Hâkimliğinin belirlediği 3 bilirkişiden oluşan 7 kişilik bir komisyon marifetiyle istihsal sahaları belirlenir ve kroki, Resmî Gazetede yayımlanır.
Su ürünleri üretimi için Resmî Gazetede ilanı yapılan bu istihsal sahalarında, aynı kanunun 13 üncü maddesine uygun olarak yapılan projelerin, bakanlıkça onaylanmasıyla kiralama hakkı doğar. Kiralama işlemleri ise, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu çerçevesinde Maliye Bakanlığının 160 sıra no'lu genelgesi doğrultusunda yapılmaktadır. Yasal prosedürler ne ise, yerine getirilmektedir. 28.5.1986 tarihli ve 3288 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde "üretme havuzu kurulacak istihsal yerleri, istisnaî olarak, otuz seneye kadar kiraya verilebilir" hükmü mevcuttur. 8.9.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 65 inci maddesinde ise, avlak yerlerinin beş yıla, üretim tesislerinin ise onbeş yıla kadar kiraya verilebileceği belirtilmektedir. Uygulamada ise, projeli üretim tesislerinin kiraya verilme süresi, otuz yıl değil, onbeş yıl da değil, beş yıla düşürülmüştür, hatta tamamen durdurulmuştur. Oysaki, Tarım Bakanlığı projeyi onaylarken, proje süresini onbeş veya otuz yıla göre fizibl bularak onaylamış ve yatırımcı, yasaya güvenerek bu işe girişmiştir. Yoksa, hiçbir yatırımcı, üç beş yıllık bir müddet için bu riske asla girmez.
Su ürünleri teşkilat kanununun çıkarılması gerekmektedir. Maliye Bakanlığının kendi hazırladığı kira sözleşmesinin 23 üncü maddesinde "fesihten önce Tarım Bakanlığının görüşü alınır" denilmesine rağmen, uygulamada buna da uyulmamaktadır.
Deniz balıkları yetiştiriciliğinde yaşanan bir başka sorun da, 3621 sayılı Kıyı Kanununun uygulamasında çekilen sıkıntılardır. Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinde, kıyıda su ürünleri, üretim ve yetiştirme tesislerinin yapılmasına izin verilirken ve su ürünleri yetiştirme projelerinin incelenmesi ve onaylanmasında, yasal olarak Tarım Bakanlığı yetkili olmasına rağmen, tarım il müdürlükleri kıyıdaki icraat komisyonlarına dahi alınmayarak devredışı bırakılmaktadır. Oysaki, imarın yetki alanı kıyıyı bağlar, denizi asla bağlamaz.
2872 sayılı Çevre Kanunu çıkarılıncaya kadar, çevre korumadaki en büyük dayanak, Su Ürünleri Kanunu idi. Bu çerçevede, günümüzde Su Ürünleri Yönetmeliğine göre, kirliliğin yasal kriterleri belirlenmiştir. Dolayısıyla, bir su ortamının kirliliğe muhatap olup olmadığı, bu yasal çerçevede değerlendirilmelidir.
Kültür balıkçılığının yoğun olarak yapıldığı Muğla İlinde 1996 yılında Muğla Sağlık Müdürlüğü ve Tarım il Müdürlüğünün 187 adet numune alarak ayrı ayrı yaptıkları ölçüm ve analizlerde, kafes balık yetiştiriciliğinin kirliliğe sebep olmadığı görülmüştür. Oysaki otel ve site önlerindeki organik birikimin, balık çiftliklerinden 4 kat daha fazla olduğu, katı madde yönüyle yaklaşık 53 kat fazla olduğu anlaşılmıştır.
İçsularımızdaki durum da pek farklı değildir. Şöyle ki: İçsularda üretim yapacak olan bir müteşebbis, daire daire dolaştırılarak işten bezdirilmekte, tek bir birimde çözümlenecek sorunlara, bakanlıkların daireleri arasında dolaştırılarak zaman israfına dayalı çözüm bulunmaya çalışılmaktadır. Aynı zamanda yapılan müracaatlar kısa sürede değerlendirilmeyip yatırımcı bezdirilmektedir.
İçsu kaynaklarının sahibi, yasal olarak, hâlâ belirsizlik içindedir. Devlet Su İşleri "su kaynaklarının sahibiyim" derken, Orman Genel Müdürlüğü "ben sahibiyim" demekte, Hazine ise kaynak alanlarının bulunduğu yerleri kiralama hakkına sahip olduğunu açık seçik yaptırımlarla ortaya koymaktadır. Bu çokbaşlılık içinde olan, yatırımcı ve işletmeciye olmaktadır. Su kaynaklarının gerçek sahibinin kim olduğunu belirtir yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerekmektedir.
Alabalık üretimi projelerini tasdik ederek onaylayan bakanlık, bu tür su kaynaklarının sahibi olarak hareket etmelidir.
2- Üretim aşamasında; işletmeler arasında yumurta ve yavru alışverişin, balık hastalıklarının önlenmesi için, kesenkes kontrole tabi tutulmalı, bakanlıkça yurtiçi veteriner hekim sağlık raporuna önem verilmelidir. Şu anda doğadan yavru balık toplama sorunu büyük ölçüde aşılmış; modern tesislerde yavru yapılmaktadır.
Bilimsel açıdan ele alırsak, bir levrek veya çipura anacı yılda yaklaşık 600 000 adet yumurta bırakır ve bu yavrulardan ancak 1 adedi soframıza ulaşır. Diğer yavrular ise, doğal besin zinciri içinde tabiattaki diğer canlılar tarafından ve doğal seleksiyon nedeniyle yok olurlar. Üreticilerin yavru yakalama iznine sahip olmaları halinde, yavruların bir kısmı pazara ulaşmış olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun, sözlerinizi tamamlayın.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)Bu da, ülke ekonomisi açısından kazanç demektir. Zamansız yasaklama, serbest bırakmalardan bir an önce vazgeçilmeli, bununla ilgili yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Su ürünleri sektörünün rahat nefes alabilmesi için, su ürünleri teşkilat kanunu bir an önce çıkarılmalı, kira yönetmeliği Tarım Bakanlığı bünyesinde oluşturulmalı ve her şeyden önce, su ürünleri genel müdürlüğü zaman geçirilmeden kurulmalıdır.
Yine en önemli konulardan biri de, referans laboratuvarları modern ve ihtiyaçlara yanıt verebilecek konuma getirilmeli, kalifiye personel yetiştirilmesine önem verilmelidir. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine gerekli teknik destek sağlanarak balık ihraç eder duruma gelmesi sağlanmalıdır.
Pazarlama aşamasında balık tüketiminin yaygınlaştırılmasının sağlıklı bir nesil yaratmak için gerekli olduğu tüm bilimsel örgütlerce kabul edilmektedir. Ülkemizde balık tüketiminin artması için balık tüketimini teşvik eğitimleri verilmelidir. Unutmayalım, Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür, kültürün temeli de beslenmedir. İhracatçılarımız da eğitilmeli, haksız rekabet etmeleri engellenmeli, kooperatif ortaklarının, ürün pazarlamasında, ferdî davranışlarının önüne geçilmelidir.
Belli günlerde, balık ihracatına özel kargo uçakları tahsis edilmelidir. Çalışmalarımız, ülkemiz ve üreten insandan yanadır.
Sektörün başarısı ülke için bir kazanç olacağı umuduyla Yüce Heyete teşekkür eder, saygılar sunarım.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak maddeyi destekliyor, olumlu oy kullanacağımızı beyan ediyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 22 Temmuz 2003