23 nisan ulusal egemenlik haftası hk.
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Nisan 2005 · 1.667 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Deniz Baykal (CHP), 23 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK HAFTASI HK.); konuşma 1.667 kelime.
Deniz Baykal (CHP, Antalya). “23 nisan ulusal egemenlik haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-baykal-22-2005-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-haftasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI VE MECLİS GRUBU BAŞKANI DENİZ BAYKAL (Antalya)Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanımız, sayın milletvekilleri, saygıdeğer konuklar, 23 Nisanın ve gençliğimizin, geleceğimizin gerçek sahibi sevgili çocuklarımız, sevgili yurttaşlarım; hepinizi, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.
Bütün halkımızın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum. Ülkemizin barış, mutluluk, refah ve bağımsızlık içinde daha nice bayramlar geçirmesini diliyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışını gerçekleştiren Gazi Mustafa Kemal'i ve Birinci Meclisten başlayarak, bugüne kadar bu kutsal çatı altında görev yapmış tüm millet temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, yeni bir siyasal oluşumun ilk ve çarpıcı adımıdır. Açılan Meclis, ne bir meşrutiyet meclisidir ne de bir danışma meclisidir; saltanata, hanedana, hilafete dayalı egemenlik anlayışlarının tümünü reddeden, meşru egemenlik temeli olarak millî iradeyi esas alan bir Millet Meclisidir. Bu yönüyle de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, yepyeni bir siyaset felsefesinin ve köklü bir zihniyet değişiminin yansımasıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, hem bir sonuçtur hem de bir başlangıç. Hanedana, saltanata ve hilafete dayalı bir egemenlik anlayışı ve o egemenlik sisteminin içerisinde oluşan Birinci ve İkinci Meşrutiyet Meclisleri, sorumlusu oldukları mutlak bir yenilgi ve teslimiyet karşısında, fiilen, hukuken ve siyaseten tükenmişlerdir. O nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Birinci ve İkinci Meşrutiyet Meclislerinin devamı saymak, büyük bir yanlışlık olur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bir sonuçtur; ama, hanedana ve saltanata dayalı Birinci ve İkinci Meşrutiyet Meclislerinin değil, Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak başlattığı millî iradeyi amil ve hâkim kılmak amacına yönelik Anadolu hareketinin, Müdafaai Hukukun, Kuvayi Milliyenin, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin, Heyeti Temsiliyenin sonucudur.
19 Mayıs 1919'da ve onun hemen arkasından yayımlanan Amasya Tamimiyle birlikte, Türkiye'de, yepyeni bir siyaset dönemi açılmıştır. Eskiden siyaset, hükümet darbeleri, suikastlar, Babıali baskınları ile kapalı ortamlardaki tehdit ve zorlamalarla yapılırdı. 19 Mayıs 1919'dan itibaren saltanata karşı millî iradeyi esas alan yeni bir siyaset projesi ortaya konulmuş, bu proje, bildirilerle halka ulaştırılmış, halkın bu projeye inanması ve örgütlenmesi için kongreler, toplantılar gerçekleştirilmiş, temsilciler seçilmiş ve Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Kırşehir, Hacıbektaş, Ankara güzergâhında halkla bir arada çalışmalar yapılmıştır. Bu, Türkiye'nin ilk çağdaş siyaset projesidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin egemenliğini öngören ve millî iradeyi fiilen harekete geçirerek, hanedanın, saltanatın ve hilafetin dışında yeni bir egemenlik zemini yaratan bu tarihî sürecin sonunda açılmıştır. O nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisini Birinci ve İkinci Meşrutiyet Meclislerinin devamı saymak, bu büyük dönüşümü anlamamak ve bu büyük dönüşümün isimsiz kahramanlarına en büyük haksızlığı yapmak demektir.
Bugün çok daha iyi görüyoruz ki, 23 Nisan 1920'de yaşanan, bir başlangıç olmuştur. Tebaalıktan yurttaşlığa, cemaatten topluma, teokratik zihniyetten laik anlayışa, dogmatizmden özgür düşünceye, zorbalıktan hukuka, din sömürücülüğünden dine saygı anlayışına geçiçi sağlamadan, 23 Nisan 1920 başlangıcını amacına ulaştırmanın ne kadar güç olacağı seksenbeş yıllık deneyimimizle ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet bu güçlükleri yenme mücadelesinin adıdır.
23 Nisanın temeli millî iradedir. Millî irade bütün yurttaşların eşitliğini gerektirir. Kadın erkekle, zengin yoksulla, diplomalı diplomasızla, sivil askerle, doğulu batılıyla, köylü kentliyle eşit olacaktır. Ancak o zaman devlet bir ırk devleti, bir kan, bir kafatası devleti olmayacaktır; bir din devleti, bir mezhep, bir tarikat devleti olmayacaktır, (CHP sıralarından alkışlar) bir aşiret devleti olmayacaktır; yurttaşlık bilincine dayalı bir ulusal devlet olacaktır.
23 Nisan 1920, millî iradeye dayalı egemenlik anlayışının ilk adımıdır. Millî irade, yurttaşların hukuk eşitliğini zorunlu kılar. Millî iradeyi bir kez benimseyince, milleti oluşturan vatandaşların, dinine, mezhebine, eğitimine, servetine, ırkına, aşiretine, tarikatına göre ayırım yapamazsınız. Bu durum, sizi, cumhuriyete götürür; bu, sizi kadın-erkek eşitliğine götürür; bu, sizi laikliğe götürür.
Millî irade cumhuriyetin altyapısını hazırlamış ve onu kaçınılmaz kılmıştır. Cumhuriyet, laikliğin altyapısını hazırlamış ve onu kaçınılmaz kılmıştır. Millî irade, cumhuriyet ve laiklik de demokrasinin yolunu açmıştır. 23 Nisan 1920'de başlayan devrim, Türkiye'yi demokrasiye taşımıştır. Demokrasi, ancak, böyle bir temel üzerinde yükselebilir. Cumhuriyet, demokrasinin, işte, bu altyapısıdır. O nedenle, cumhuriyet ile demokrasi arasında bir çelişki değil, bir bütünleşme söz konusudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin temelinde yatan millî irade anlayışı, bizi, cumhuriyete, cumhuriyeti de demokrasiye taşımıştır.
Cumhuriyeti tahrip ederek demokrasiyi güçlendirmek mümkün değildir. Cumhuriyeti eksilterek demokrasiyi çoğaltamazsınız. Demokrasinin sağladığı olanakları kullanarak da bunu gerçekleştirseniz, sonuç değişmez. Cumhuriyete karşı programlanmış bir demokrasi, sadece cumhuriyeti değil, kendi kendisini de tahrip eder.
Din ve siyaset ayırımı, demokrasinin temelidir. Din ve siyasetin kuralları birbirinden farklıdır. Dinde iman ve teslimiyet esastır, demokratik siyasette ikna olma ve sorgulama; dinde gerçek tektir ve değişmez, demokratik siyasette gerçek çoktur ve değişir; dinde muhalefete yer yoktur, demokratik siyaset muhalefetsiz olamaz. Demokrasinin olanaklarını kullanarak dini siyasete açmaya kalkışanlar olabilir; ama, din ve siyaset ayırımını esas almayan hiçbir rejim demokratik kalamaz. (CHP sıralarından alkışlar) Batı, yüzlerce yıl kardeş kanı akıtarak bu gerçeği öğrenmiştir; biz, 23 Nisanda, yöneldiğimiz rejim içinde kimsenin burnunu kanatmadan bu gerçeği yaşıyoruz. Laiklik anlayışı, devletin, bütün inançlara, dinlere, mezheplere saygı göstermesini ve eşit davranmasını gerektirir; bu, doğrudur; ama, laiklik anlayışı, aynı zamanda, hiçbir inancın, mezhebin, dinin, devletin hukukunu, eğitimini ve yönetimini oluşturmasına izin verilmemesini de öngörür. (CHP sıralarından alkışlar) Siyasetin referansı demokrasi olmaktan çıkar, din olursa. Bunun sonucu önce oluk oluk kardeş kanı, sonra da koyu ve karanlık bir otoriter rejimdir. Türkiye'de, İslamiyet, laiklik ve demokrasi arasında eşsiz bir uyum vardır; bu, Türkiye'nin altın üçgeni, altın sentezi, içbarışın ve kalkınmanın altın anahtarıdır. Bunu gözümüz gibi koruyup sürdürmeli, bozmak isteyenlere meydanı boş bırakmamalıyız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, dünyanın en eski ve köklü on parlamentosundan birisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman imparatorluklar çağı henüz kapanmamıştı, büyük ideoloji çatışmaları henüz yaşanmamıştı. Dünyanın siyasî haritası, ülkelerin rejimleri defalarca altüst oldu; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seksenbeş yıldır dünyanın en istikrarlı kurumlarından birisi olarak görev başındadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir askerî zaferin eseri değildir; tam tersine, askerî zafer, Türkiye Büyük Millet Meclisinin eseridir. Bu niteliğiyle de Türkiye Büyük Millet Meclisi, belki dünyanın tek gazi Parlamentosudur. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye Büyük Millet Meclisinden önce ne bir devlet ne bir cumhuriyet ne de bir ordu vardır; devleti de, cumhuriyeti de, orduyu da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurmuştur. Millet Meclisi ve onun dayandığı millî irade, bütün siyasî varlığımızın çıkış noktası, yaşam kaynağı olmuştur. Hiç kuşkusuz, 23 Nisan 1920'de gerçekleşen olay, tarihin yeniden yazılmasıdır. Altıyüz yıllık hukuk, siyaset, egemenlik kavramları ve kurumları, bir damla kan akıtılmadan, bir silah patlamadan, yerlerini, bir yeni anlayışın kavramlarına, kurumlarına terk etmişlerdir.
23 Nisan 1920, İstanbul Meclisinin Ankara'ya taşındığı tarih değildir, siyasî egemenlik anlayışının köklü bir biçimde değiştirildiği bir tarihtir. Daha sonraki bütün siyasî oluşumların temelinde "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesi vardır. Askerî zaferler de, cumhuriyetin ilanı da, demokrasinin benimsenmesi de, kalkınmanın gerçekleştirilmesi de, hep, bu ilkenin sonucudur. O nedenle, Kurtuluş Savaşımızı, yalnızca işgal kuvvetlerine karşı bir bağımsızlık mücadelesi, Mustafa Kemal'i de bu mücadelenin başarılı bir askerî komutanı olarak algılamak, yaşanan büyük dönüşümün siyasî ve felsefî temellerini kavrayamamak demektir. 23 Nisanda, egemenlik gökten yere inmiş, hanedandan millete geçmiştir. Egemenliğin kaynağı ilahî olmaktan çıkmış, insanî olmuştur. Teokratik otorite dönemi kapanmış, demokratik otoritenin önü açılmıştır. 23 Nisan, dine dayalı egemenlik anlayışını da, ırka, kana, kafatasına dayalı egemenlik anlayışını da reddeder. O nedenledir ki, son seksenbeş yılın çalkantıları içinde, rejimler, sistemler, devletler altüst olurken, millî egemenlik düşüncesi, Türkiye'nin önünü aydınlatmaya devam ediyor.
23 Nisan, geçmişe özlemin değil, geleceğe yönelişin adıdır. Onun içindir ki, Mustafa Kemal, bir büyük devrimcidir. 23 Nisan olmasaydı, Sakarya Meydan Savaşının tarihimizdeki askerî zaferlerin herhangi birisinden hiçbir farkı olmazdı. 23 Nisan, millî mücadeleyi, hilafetin, saltanatın, kurulu düzenin korunmasına yönelik olmaktan çıkarmış, yeni bir rejim arayışının, düzen değişikliğinin temeli haline getirmiştir.
Dünyada, sömürgesi olmayan tek imparatorluğu Anadolu oluşturmuştur. Trablusgarp'tan Balkanlara, Suriye çöllerinden Kafkas Dağlarına uzanan bir büyük coğrafyada, Anadolu'nun çocukları, toprağın altında yatmaktadırlar. Yenilen ve çözülen bir imparatorluğun bütün coğrafyalarından, anayurtları Anadolu'ya gelen insanlar, yeni Türkiye'nin temelini oluşturmuşlardır. Bu insanlar, farklı etnik kimliklerden, ırk kökenlerinden, mezheplerden, kültürlerden kopup gelmişlerdir. Anadolu'ya gelirken, kimse onların kafatasını, ırkını, kanını sormamıştır. Onlar, Anadolu'ya, kendi anavatanlarına, kendi bayrakları altında, birlikte yaşamak için gelmişlerdir. Hâlâ, son dönemlerde milyonlarca insan, İran'dan, Kuzey Irak'tan, Balkanlardan, Kafkaslardan, Afganistan'dan, güvenlik ve refah arayışı içinde Türkiye'ye geliyor. Ne işsizliğimiz ne yoksulluğumuz, çorbamızı ve dostluğumuzu onlarla paylaşmamıza engel olmuyor; çünkü, biz, göç etmenin ne demek olduğunu bilen bir toplumuz. Yunan isyanını, 93 Harbini, Balkan Savaşlarını, Birinci Dünya Savaşını, Millî Mücadelenin, güneydoğudaki onbeş yıllık çatışmanın acısını yaşamış, bedelini ödemiş insanlar olarak, kendi vatanımızda, kendi milletimizi oluşturarak, kendi bayrağımız altında yaşamak istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Türkiye Cumhuriyetini, hiçbir etnik projenin, ırk ayırımcılığının tehdit etmesine izin vermeyeceğiz. Bizim milliyetçilik anlayışımız, bir ırk, kan ve kafatası milliyetçiliği değildir; bir siyasal bilinç, bir siyasal dayanışma milliyetçiliğidir. Bu topraklarda el ele vererek, tam bir eşitlik içinde, kardeşçe yaşamayı içine sindiren insanlar olarak bir millet oluşturuyoruz. Yüzelli yıllık acılarla dolu bir tarihin içinde şekillenmiş bir ulusal kimliği, hiçbir etnik hevesin, hiçbir ırkçı yönelişin dağıtmasına izin veremeyiz. (CHP sıralarından alkışlar)
Çevremizde yaşanan etnik dağılmanın nelere yol açtığını görüyoruz. Bizim milliyetçiliğimiz, herhangi bir husumetten, düşmanlıktan beslenen bir milliyetçilik değildir. Hiçbir başka millete, ırka ya da etnik kimliğe karşı bir duruşumuz yoktur. Bizim milliyetçiliğimiz, kimseye karşı değil, kendimiz için bir milliyetçiliktir. Bizim milliyetçiliğimiz, şiddete, teröre yönelik bir milliyetçilik değildir; ama, şiddete, teröre boyun eğecek bir milliyetçilik de değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Aşiretlere, kavimlere, etnik kimliklere, mezheplere, ırk ayırımlarına dayanan, dağınık, parçalanmış bir toplumsal yapıdan, ulusal düzeyde bir bütünlük çıkarmaya yönelen, bütünleştirici, yükseltici, çağdaş bir milliyetçiliktir; ayrılıktan bütünlüğe, yerellikten ulusallığa yöneliktir.
Herkesin etnik kimliği, kendi özel dünyasının bir parçasıdır, ona hep beraber saygı duyarız; ama, kimsenin kendi etnik kimliğini devlete bir damga gibi vurmasına, devleti belli etnik kimliklerin lehine ya da aleyhine kullanmasına göz yumamayız. Etnik kimliğimiz ne olursa olsun, eşitlik ve kardeşlik içinde hep beraber yaşayacağız. Ülkemize hep birlikte sahip çıkacağız, bayrağımıza hep birlikte saygı duyacağız. Ayrı bayrak arayışlarına girenler, onları insan hakları, demokrasi adına kanatları altına alanlar, sanmasınlar ki, Türkiye buna göz yumar. Herkes aklına çok iyi yerleştirsin; Türkiye'nin ulusal bütünlüğünü parçalama gücü ne içeride ne de dışarıda, kimsede yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü, biz, ulusal bütünlüğümüzü kimsenin lütfuyla sağlamadık. Türkiye'yi bize kimse atıfet diye vermedi. Türkiye'yi tarihin içinden, büyük acılar çekerek, fedakârlıklar yaparak alnımızın teriyle, canımızla, tenimizle hep birlikte çekip çıkardık; Çanakkale şahidimizdir, Sakarya şahidimizdir, Lozan şahidimizdir, 23 Nisan şahidimizdir. Ne zora ne de korku ve yönlendirmeye teslim olmayız. Herkesin aklını başına almasını istiyoruz. Burası Türkiye Cumhuriyetidir ve Türkiye Cumhuriyeti olarak kalacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)
Bütün çocukların ve milletimizin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, AK Parti ve Bağımsızlar sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
5 konuşma daha · 23 Nisan 2005