Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)
Iğdır Milletvekili ·
Genel Kurul, 93. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mayıs 2005 · 442 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Dursun Akdemir, 3 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 442 kelime.
Dursun Akdemir (Iğdır). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/dursun-akdemir-22-2005-05-03-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
DURSUN AKDEMİR (Iğdır)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 877 sıra sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 5 inci maddesi üzerinde kişisel görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; sözlerime başlamadan önce Yüce Heyetinizi şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, TÜBİTAK, yeni YÖK Yasası kadar üzerinde en çok tartışılan, suların durulmadığı kurumlardan bir tanesi olmuştur. Teklifle, TÜBİTAK'ın, Başbakanlığın ilgili kuruluşu olması ve bilimsel özerkliğin sürmesi öngörülmesine karşın, daha önce üyelerin büyük çoğunluğunun Bilim Kurulunca belirlenecek adaylardan seçilmesi ilkesinin yerine, üyelerinin başbakan tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak belirlenmesi getirilmektedir. Siyasî bir otorite olan başbakana kurulun çoğunluğunu belirleme ve tam kontrol etme imkânı verilmesi, bilimsel düşünceye ve bilimin özerkliğine açıkça zincir vuracaktır. AKP Hükümeti, neden, ısrarla TÜBİTAK yönetimini ele geçirmeye çalışıyor? TÜBİTAK'ın özerk yapısını neden değiştirmek istiyor? Hükümet, TÜBİTAK Yasasında değişiklik yaparak, bilimsel araştırma amaçlı bir kurumun yönünü mü değiştirmeye çalışıyor? Bilimsel verilerin kendi siyasî isteklerine göre sonuçlanmasını mı istiyor? Bu telaş niçin? Sanırım, bu soruların cevaplarını TÜBİTAK'ın ar-geye ayırdığı ödeneklerde de aramak gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; TÜBİTAK'ın yeni Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu kararları uyarınca, önümüzdeki yıllarda TÜBİTAK tarafından dağıtılacak ekonomik ve sanayi teşviklerinin boyutları oldukça artacaktır; 4 milyar euro, 2010 yılında olacaktır. Bu kadar büyük ar-ge fonunun ulusal kalkınma hedefleri doğrultusunda doğru bir biçimde dağıtılmasını sağlayacak kurumun yönetim yapısının siyasî otoritenin kontrolü ya da güdümünde olmaması gerekmektedir; aksi takdirde, bu fon dağıtımı günlük siyasetin gereklerinden oldukça önemli ölçüde etkilenecektir.
Değerli arkadaşlarım, şu konu iyice bilinmelidir ki, bilimsel araştırmanın ortaya koyduğu veriler, siyasetin ya da siyasetçinin istediği şekilde ortaya konulacak veriler olamazlar, öyle olması da zaten mümkün kılınamaz; ancak, bilimsel kuralların uygulanmasıyla doğru sonuca ulaşmak mümkün olabilecektir.
Ayrıca, bilimsel araştırma sonuçları kişilerin milliyetine, siyasî görüşüne, inancına, fakirliğine ya da zenginliğine ya da başbakanlığına göre de şekil alamaz. Dahası, şu da bilinen bir gerçektir ki, bilimsel araştırma sonuçları, demokrasi kurallarıyla da uyuşmak zorunda değildir.
Değerli Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; kanun teklifiyle öngörülen yapılanma düzeni, TÜBİTAK'ın özerkliğini kaldırmakla kalmamakta, üniversite özerkliğine de büyük ölçüde dolaylı bir tehdit oluşturmaktadır. Şöyle ki: Hükümet, çok büyük bir ar-ge bütçesini TÜBİTAK'ın elinde toplayarak, ar-ge fonlarının dağıtımındaki çeşitliliği bir anlamda kaldırmış ve merkezî bir yapıya dönüştürmüştür. Yeni yapılanmayla başbakanın tam kontrolü altına giren bağımlı bir TÜBİTAK bu fonları dağıtmada bağımsız davranamayacağına göre, üniversitelerin araştırmaları için gerekli kaynağa ulaşmasında salt bilimsel nitelikler belirleyici olamayacaktır. Bu iş, bir anlamda tamamen başbakanın insafına kaldığı için, üniversitelerin bu bağlamdaki özerkliği ortadan kalkmış olacaktır. Zaten, TÜBİTAK'ın 2003 yılı içinde düştüğü yıkımı hiçbir hukuk kabul edemez durumdadır. Hukuk, uygar toplumların omurgasıdır, hakça düzenin temel öğesidir; önce hukuka saygı erdemi olmalıdır; eninde sonunda bir gün herkesin ona ihtiyacı olacaktır diye düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
45 konuşma daha · 3 Mayıs 2005