İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler

Engin Altay

Sinop Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 40. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Aralık 2004 · 1.234 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Engin Altay (CHP), 25 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) ADALET BAK.,YARGITAY,MİLLİ EĞİTİM BAK.,YÜKSEK ÖĞR.KUR.,ÜNİVERSİTELER); konuşma 1.234 kelime.

Engin Altay (CHP, Sinop). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(10 uncu tur görüşmelerinde ) adalet bak.,yargıtay,milli eğitim bak.,yüksek öğr.kur.,üniversiteler”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2004-12-25-2005-mali-yili-butce-kan-tas-10-uncu-tur-gorusmelerinde-adalet-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir sosyal niteliği vardır. Anayasamızın 42 nci maddesi de, ilköğretimi, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız diye tanımlamıştır.

59 uncu hükümet işbaşına geldikten sonra, Anayasanın bu 42 nci maddesini şöyle anlamış: Biz, bütün öğrencilere kitap dağıtalım.

Arkadaşlar, artık, kitap, eğitimde en son kullanılan araçlardan biri oldu.

SONER AKSOY (Kütahya)CD mi dağıtalım!

ENGİN ALTAY (Devamla)Kaldı ki, siz, örneğin Ertan Boyacı isimli bir tüccarın çocuğuna da bedava kitap veriyorsunuz; bunu vermeye de hakkınız yok.

Şimdi, yapılan bir yüksek lisans tezi, Türkiye'de çocuğu devlet okulunda okuyan velilerin 26 kalem altında okullara para verdiğini ispatlamıştır. Bu 26 kalemden sonra bir de "diğerleri" var. Yani, gerek bu hükümet gerek bundan önceki hükümetler -ben, hep söylerim, Türkiye ellidört yıldır kötü yönetiliyor diye- Anayasanın bu 42 nci maddesini görmemişler, görmezden gelmişler.

Bu kitapların içerisinde Cumhurbaşkanının resminin olmasını çok doğal karşılayabiliriz; devletin ve milletin birliğini ve bütünlüğün temsil eder; ama, bu kitapların içerisinde siyasî bir organın başı olan Başbakanın resminin olmasını da bir promosyon gibi düşünürüz, çok ahlakî bulmayız.

İşte, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kurduğu 59 uncu Cumhuriyet Hükümetinin, 18 Mart 2003 tarihli Hükümet Programı. Değerli arkadaşlar, lütfedin, 36 ve 37 nci sayfalara bir bakın: "Eğitim alanında oluşacak zaaflar, hiçbir alandaki üstünlükle giderilemez." İmza, Recep Tayyip Erdoğan. "Eğitim sisteminin ideolojik kavgaların arenası olmaktan çıkarılması son derece önemlidir, zarurîdir." Başbakan. Sizin programınız, 59 uncu hükümetin programı.

İktidarın eğitime ayırdığı pay, sekiz yıllık eğitime geçişe itiraz, taşımalı eğitimin bir garabete dönüşmesi, yabancı dil eğitimindeki başarısızlık, Türkçe öğretiminin 11 yılda ilköğretim ve liselerde öğretilemediği için tekrar üniversitelerde Türkçe dersi okutulmak zorunda kalınması, ÖSS'deki başarısızlık, Talim ve Terbiyedeki kadrolaşma, öğretmenlerin sefalet ücretine mahkûm edilmesi; norm kadro uygulamasında, vali, kaymakam, hâkim ve subay eşlerinin muaf tutularak, hükümetin gücünün gariban öğretmene yetmesi, eğitime yetersiz pay ayrılması, iktidarın "siz veriyorsunuz da elinizi tutuyorlar mı" mantığı, iktidarların "cek, cak"lı ifadeleri kullanmaya haklarının olmadığı ve Meclis başkanlarının, bakanlara daha toleranslı davranarak, Nasreddin Hocaya benzetilmesi... Bunlar benim söylediklerim değil -zamanı iyi kullanmak için çok hızlı okudum- Prof. Dr. Sayın Hüseyin Çelik'in 2000 yılı bütçesinde...

AHMET IŞIK (Konya)Sayın Çelik profesör mü oldu?!

ENGİN ALTAY (Devamla)İşte, bak, bir şey var.

... ve 2001 yılı bütçesinde, Hüseyin Çelik olarak, iktidarın söylediği şeylerdir.

Bugün, Sayın Bakanın iki yıl önce, üç yıl önce isyan ve itiraz ettiği her şey, burada madde madde açıkladığım her şey daha vahim bir şekilde devam etmektedir.

Seçimle gelen bir kişinin -belediye reisi, il genel meclisi üyesi, muhtar istisna, bakan- çare yok, imkân yok deme hakkı yoktur. Vali çare yok diyebilir, kaymakam çare yok diyebilir. Seçimle gelinen yerler çözüm müesseseleridir; ya çözeceksiniz ya emaneti sahibine geri vereceksiniz.

Okullaşma oranından bahsettiler. Sayın Avni Doğan, burada mısınız?.. Devlet Planlama Teşkilatının 2005 yılı programı; Türkiye'de, 2002'de yüzde 99,9 olan ilköğretimde okullaşma oranı, döneminizde yüzde 96,1'e düştü Sayın Doğan; devletin kitabıyla, rakamıyla konuşuyorum. Okulöncesi eğitimde yüzde 20'lere ulaştığınızı beyan ettiniz.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden milletvekillerine yanlış beyanda bulunmayın. Okulöncesi eğitimdeki okullaşma oranımız yüzde 12'lerdedir ve çok düşüktür, çok komiktir. Bunlara lütfen dikkat edelim. Bir sürü proje ortaya atılır; ama, sonuç olumsuz...

Sayın Bakanım, sayın milletvekilleri; okullarımız, fizikî kapasite, ekipman ve donatım bakımından perişan bir haldedir; tam bir rezalettir. Bugün, 4 170 865 öğrenci, öğrenci sayıları 45'ten başlayan ve 89'lara kadar ulaşan dersliklerde eğitim öğretim görmek durumunda ve Türkiye'nin 78 750 adet yeni dersliğe ihtiyacı var. Okulların diğer fizikî sorunlarını saymıyorum; zamanım yok.

Bugün, ülkemizde, 5 508 öğrenciye 1 spor salonu, 29 571 öğrenciye 1 dil laboratuvarı, 6 226 öğrenciye 1 müzik odası düşüyor. Biz böyle mi Avrupa Birliğine gireceğiz?! Mümkün değildir; bizi Avrupa Birliğine filan almazlar! Pankobirlik'e bile almazlar bizi!

Bakanlığınızın, ortaöğretimi 4 yıla çıkarmak gibi bir iddiası var. Siz inanıyor musunuz?!. Bu iş için 7,5 katrilyon lazım; bütçeden 1,5 katrilyon ayırmışsınız.

Muhalefetteyken Sayın Bostancıoğlu'nu eleştiriyordunuz "yapamayacağınız şeyleri vaat etmeyin" diyordunuz -konuşmalarınız burada- siz de, yapamayacağınız şeyleri, lütfen, Yüce Meclise ve Yüce Milletimize vaat etmeyiniz.

Çok şiddetle karşı olduğunuz birleştirilmiş sınıflı ilköğretim uygulamaları, seçim bölgeniz Van İlinde bile çok yüksek boyutta. Van İlimizde, halen, 435 okulda, birleştirilmiş sınıflı ilköğretim uygulaması yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, eğitim çalışanlarımız mutsuz. Belki toplumun bütün kesimleri mutsuz; ama, eğitim çalışanları mutsuz olursa, bu, toplumun selameti, istikbali açısından son derece büyük sıkıntılar ortaya çıkarır. Artık, maaşları filan söylememe gerek yok; ancak, bir realite var; bugün, Türkiye'de, öğretmenler, bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırının altında maaş alıyorlar. Öğretmenini mutlu edemeyen bir devletin, milletini mutlu etmesi düşünülemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANToparlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla)Hemen toparlıyorum Sayın Başkan.

Öğretmen sinemaya gidemez, tiyatroya gidemez, tatil yapamaz, bilimsel yayın takip edemez, sürgün kaygısıyla örgütlenemez, hatta hatta fiyatının pahalılığından dolayı Başkent Öğretmenevinde konaklayamaz hale gelmişse, bu öğretmenlerden daha ne bekleyeceğiz?!..

Bu şartlarda ezilen meslektaşlarımı Avrupa Birliği ülkelerindeki meslektaşlarına oranladığımızda, bir de, onlardan daha fazla çalıştırıyoruz. Bir öğretmen, Almanya'da yılda 1 708 saat çalışıyor, Yunanistan'da yılda 1 762 saat çalışıyor ve 24 000 dolar para alıyor; Türkiye'de yılda 1 816 saat çalışan bir öğretmen ise, 5 700 dolar para alıyor. Bu meselenin de çok acil çözülmesi lazım.

Bir bürokratınız tuttu "emekli ikramiyelerini hisse senediyle ödeyeceğiz" diye bir şey çıkardı. Bakın, 2004 yılında 18 000 öğretmen emekli olmuş, 20 Aralık tarihine kadar da binlerce emekli dilekçesi verilmiş. Bir bürokratın, siyasî iradenin üzerinde, basına böyle bir açıklama yapmaya hakkı var mı?! Masadan su düşse borsanın dalgalandığı bir ülkede, böyle bir açıklama yapmaya bir bürokratın hakkı yoktur.

İLYAS ARSLAN (Yozgat)Öyle bir şey yok.

ENGİN ALTAY (Devamla)Geçenlerde, burada "öğretmene rütbe" adı altında, kariyer basamakları diye bir şey çıkardık. Şimdi, kariyer basamaklarının malî hükümleri 1 Ocak tarihinde yürürlüğe girecek; ama, daha yönetmeliği yok.

Değerli arkadaşlarım, Türk millî eğitim sistemimizin adsız kahramanları var. Çocuklarımızın okulda kullandığı bahçeyi, tuvaleti, kantini, antreyi, salonları temizleyen, sıraları düzelten "destek personeli" diye benim adlandırdığım, kamuoyunda "hizmetliler" diye bilinen bu adsız kahramanların, ne bütçede adı var ne Millî Eğitim Bakanlığında adı var. Bugün, Türkiye'de, 465 öğrenciye 1 destek personeli düşüyor ve ne oluyor biliyor musunuz; okullarımızda hijyen hak getire, okullarımız mikrop üretim merkezi haline maalesef dönüşmeye başlıyor.

Okul müdürlerinin durumu daha da vahim. Okulun ihtiyaçlarını gidermek için, fotokopi toneri bulmak için, tıkanmış fosseptiği açmak için, okul müdürü, eğitim-öğretimi bir kenara bıraktı, taşeronluk yapıyor, çıkıyor dam onarıyor. Toplam kalite yönetimi, IFQM, bunlar hak getire, hepsi gitti. Okullarda eğitim kalitesi çok doğal olarak düşüyor, düşecektir. Artık sokakta insanlar okul müdürünü gördüğü zaman "müdür benden okulun bir ihtiyacı için para isteyecek" diye kaçıyor. Okullarımıza harcanan paranın -daha önce de beyan ettim- beşte 1'ini ancak devlet veriyor; biz, beşte 4'ünü bir şekilde velilere sarıyoruz, sardırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, kadrolaşma konusuna arkadaşlar değindi. Benim zamanım da bitti. Sadece şu kadarını söylemek istiyorum: Toplumun bütün kesimleri ciddî bir endişeyle bu durumu izlemektedir. Biz, müsteşara, genel müdüre, il müdürüne itiraz etmiyoruz. Ben, doğal da buluyorum. Ama, şube memuruyla, yani, şubedeki bayan bilgisayar memuruyla da oynamaya başlarsak bu işin tadı kaçmış olur.

Avrupa Birliği normlarına göre eğitime ayırdığımız pay 20-30 kat daha azdır, 1 öğrenciye harcadığımız para 10 kat daha azdır.

Bakanlığınız şeffaflıktan da uzaktır. Yiğidi öldür, hakkını ver. Bir konuda takdir ettiğimi de beyan ediyorum. İlk atamalarda çok şeffaf, çok düzenli bir uygulama var; ama, bunun dışında, eğitime katkı payı gelirleri aylık raporlar halinde açıklansa, eğitime yüzde yüz destek kampanyası ne aşamada bilsek, yapılan ihaleler daha şeffaf yapılsa, taşradan merkez teşkilatına görevlendirilen öğretmenler, personel, yöneticiler kimdir, nedir, bunları bilsek daha güzel olur diye düşünüyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

27 konuşma daha · 25 Aralık 2004

27 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook